* Kapak resmi olarak kullanılan, Filistin kontrolündeki toprakların zaman içinde dramatik biçimde küçüldüğünü gösterdiği iddiasıyla paylaşılan harita kolajı bir takım sorunlar ihtiva etmektedir. İşbu sorunlara yazının ilerleyen kısmında değinilmiştir.

 

Bazı Filistinli Arapların Geçmişte Topraklarını Yahudilere Sattığı Doğru; Ancak, Bugün İsrail’in Elinde Bulunan Topraklardan Satın Alınanlar Sanılanın Aksine Filistin’in Tamamını Değil Yaklaşık % 6’sını Teşkil Ediyor

Filistinlilerin topraklarının zaman içinde küçüldüğünü gösterdiği iddiasıyla kullanılan haritalar da Filistinlilerin geçmişte manda yönetimi altında topraklarını kontrol altında bulundurmadığı, toprakların küçük bir bölümünün özel mülkiyet olduğu hususlarını göz ardı ediyor.

 

Bugünkü konumuz, Osmanlı Devleti’nin çatısı altında yaşayan Filistinlilerin Osmanlı’dan ayrıldıkları günden beri süregelen belirsizlik ve karmaşıklık durumu ile

7 Ekim 2023 sabahı Hamas’ın İsrail’e yaptığı saldırıların ardından sosyal medya platformlarında, Filistin’in İsrail’e toprak satışına dair köklü bir hatalı aktarım yeniden zuhur etti.

Kamuyounun yeniden hararetle tartışmaya başladığı Filistinlilerin toprak satışı iddiasını Babala TV kurucusu Oğuzhan Uğur’un aşağıdaki paylaşımı tetikledi.

 

Oğuzhan Uğur (@OguzhanUgur):

Filistinliler, açgözlü dedelerinin sattıkları topraklar üzerine kurulmuş İsrail’e intihar saldırısı yaptı. Bu defa kaybettikleri yalnızca üzerine bombalı yelek giydirdikleri fedaileri de olmayacak. İsrail bu defa bölgesel operasyonun ötesinde, dünyanın desteğini de alarak Filistin halkına diz çöktürene kadar saldıracak. Bir gün içinde kana, zulme, vahşete doydunuz; savaşın gerçek yüzüyle karşılaştınız. Kaçırılan kadınları, kurşuna dizilen yaşlı insanları, doğranan gençleri izlediniz. İçiniz acıya acıya sevdiklerinizi koydunuz onların yerine, korkuyu içinizde hissettiniz. Ancak hazır değilseniz bilmelisiniz, önümüzdeki günlerde bu görüntülerin yenilerini, sıklıkla ve fazlasıyla göreceksiniz. Dünya keskin bir viraja giriyor. Ülkeler kime destek vereceğini açıklarken, satranç tahtası üzerindeki konumunu belirliyor. Meselenin eskisi gibi dönemsel bir konu olduğunu düşünenler de var. Kimileri de Filistin’in tarih boyunca bize attığı kazıkları sıralayarak, kendi çığlığından kendini duyamayanlara laf anlatmaya çalışıyor. Oysa bizim konuşmamız gereken, hangi tarafın daha az suçlu olduğu değil, İsrail’de kırılan fayın devamının tam da altımızdan geçtiğidir. Evet, İsrail, Filistin çatışmalarına çok aşinayız. Önce yazılanla okuduk, sonra siyah beyaz kayıtlarla gördük. Piksel piksel izledik sonrasında. Acılar aynı, çığlıklar aynı, haksızlıklar aynı. Şimdi naklen izliyoruz olanı biteni. Yıllardır değişen tek şey görüntü kalitesiydi… Ancak şimdi… Filistin’in sesi, görüntüsünden önce geliyor İstanbul’a. Sokakta binlerce kişi, Filistin bayrakları ile savaş çağrısı yapıyor. Mehmetçik Filistin’e diye haykıranların sesi, ülkemizde yaşayan ve tam olarak Hamas yaşam tarzıyla yetişmiş, dağlar aşıp ülkemize sığınmış milyonların alkışıyla birleşiyor. Savaş çığlıkları atanlar görmüyor, bizi savaşa göndermenize lüzum yok, savaş bize geliyor. Partiler arası kronik sporumuz olan “haklı mıyız, haksız mıyız?” bölümünü geçelim millet. Tüm partileri kapsayacak asıl soru şu, hazır mıyız? Tarafınız ya da kime sempati beslediğiniz umrumda değil. Mesele vatansa, gerisi teferruattır. Dünya kaynarken elimizde tutmamız gereken tek bayrak, Türk Bayrağıdır. Rabbim bu millete savaş yaşatmasın.”

 

Filistin’in çatısı altında bulunduğu Osmanlı Devleti’nden ayrıldığı günden beri yaşadığı belirsizlik ve karmaşıklık durumu gündeme geldiğinde Filistinli Arapların İsrailli Yahudilere toprak satışı yaptığı iddiası sıklıkla dile getirilmektedir.

Ancak sanılanın aksine Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş faslında Arap İsyanı’na katılan Filistinlilerin İngiliz mandası sürecinde ve akabinde İsraillilere toprak satışı sanıldığı kadar geniş ve yaygın değil. 

 

Evet, bazı Filistinliler 1948 öncesinde İsraillilere toprak sattılar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin toprakları üzerinde yaşanan gerginlikler ve çatışmalar sırasında, bazı Filistinli toprak sahipleri topraklarını (özellikle Yahudi Yerleşim Fonu (Jewish National Fund) gibi Yahudi örgütlerinin toprak satın alma faaliyetleriyle bağlantılı olarak) Yahudi göçmenlere veya yerleşimcilere sattılar. Ancak, bu toprak satışları tüm Filistinli toprak sahipleri veya halkı tarafından yapılmadı ve sadece belirli bölgelerde meydana geldi. Ayrıca, Filistinliler arasında toprak satışlarında ekonomik nedenler ve yerinden edilme korkusu gibi etkenler de rol oynadı.

 

Öncelikle, Orta Doğu’nun en önemli problemlerinden biri olmaya devam eden Filistin sorununun tarihini özetleyelim:

 

20. yüzyılın başlarında, Yahudilerin Filistin’e toplu olarak göç ederek bir Yahudi devleti kurma fikri olan “siyonizm”, Avrupa’da giderek daha popüler hale geldi. Siyonist hareketin lideri Theodor Herzl, 1897’de Basel’de düzenlenen Birinci Siyonist Kongre’de bu fikri resmen ortaya koydu.

Osmanlı Devleti, Filistin topraklarında Yahudi yerleşimini engellemek için 18 Recep 1287 (1871) tarihli İrade-i Seniyye ile Filistin topraklarını mirî araziye çevirdi. Padişah II. Abdülhamid Filistin toprakları da dâhil olmak üzere bütün Osmanlı Devleti topraklarında Yahudilere toprak ve mülk satışını yasakladı. 7 Eylül 1911 tarihinde ise Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Yahudilerin Arazi Kanunu’nun Ölü Toprakların İhyasına ait 78. ve 103. maddelerinden yararlanmalarına dair “Şurayı Devlet Kararı” yayımlandı.

Osmanlı Ordusu’nun İngiliz birliklerine karşı vermiş olduğu savunma mücadelesi 9 Aralık 1917 tarihinde başarısız oldu ve Kudüs İngilizler tarafından işgal edildi. İngiliz General Edmund Allenby şehir halkının karşılamasıyla Yafa Kapısı’ndan törenle Kudüs’e girdi. Böylelikle, 1516 tarihinde Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı hakimiyetine giren Kudüs İngiliz kontrolüne geçti ve işgal edilen Filistin’de İngiliz askerî yönetimi başladı.

Birleşik Krallık’ın Filistin’deki Osmanlı hakimiyetine son vermesiyle Birleşik Krallık Filistin Mandası kuruldu. Filistin Mandası 1922 yılında Milletler Cemiyeti tarafından resmen onaylandı. Böylece İngiltere, Filistin’i 1922 yılında Birleşmiş Milletler’in manda yönetimi altına aldı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Müslüman, Hristiyan ve Yahudi toplulukların bir arada yaşadığı Filistin’de manda yönetimi altında, Yahudi ve Arap toplulukları arasında giderek artan bir gerilim yaşandı.

1917 yılında, Filistin sorununun başlangıç noktası olarak kabul edilen Balfour Deklarasyonu ilân edildi. 2 Kasım 1917’de Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Arthur Balfour tarafından Lord Rothschild’e yazılan mektupta Birleşik Krallık hükümetinin, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasına desteği ifade edildi. Arthur Balfour’un bu girişimi Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması fikrini uluslararası alanda meşru hale getirmeye çalıştı ve Yahudi göçünü teşvik etti.

İngiltere’nin Filistin topraklarında bir Yahudi yerleşim kurulmasını destekleyen Balfour Deklarasyonu’nu yayımlaması Filistin’deki gerilimleri artırdı.

1922 yılında 590.000 Arap’a karşı 84.000 kadar olan Filistin’deki Yahudi nüfusu 1932’de 770.000 Arap’a karşılık 181.000’e yükseldi. 1933-1935 yılları arasında Filistin’e 134.540 Yahudi göç etti.

Yahudi göçünün devam etmesi üzerine Filistinliler 15 Nisan 1936’da 3 yıl süren büyük Arap ayaklanmasını başlattılar.

25 Nisan 1936 tarihinde oluşturulan Yüksek Arap Komitesi, Yahudi göçlerinin durdurulması, Yahudilere toprak satışının durdurulması ve seçilmiş bir halk meclisine karşı sorumlu bir milli hükümetin kurulması talepleri yerine getirilene kadar isyan kararı aldı.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, Yahudi Soykırımı siyonizmin popülaritesini daha da artırdı.

1947 yılında kurulan BM bünyesindeki kurulan Filistin Özel Komisyonu, Filistin’in Yahudi ve Araplar arasında ikiye bölünmesini, Filistin topraklarının %57,7’sinin Yahudilere % 42,3’ünün Araplara verilmesini, Kudüs’ün uluslararası denetim altında tarafsız kalmasını önerdi.

1947’de Birleşmiş Milletler, Filistin’in Yahudi ve Arap devletleri arasında bölünmesini öngören BM Taksim Planı’nı kabul etti.

Birleşmiş Milletler’in, Filistin’i Yahudi ve Arap devletleri arasında bölünmesini öngören 1947 Taksim Planı Arap ülkeleri tarafından reddedildi.

İsrail Devleti’nin kuruluşu Birleşmiş Milletlerce belirlenen paylaşım planı uyarınca 14 Mayıs 1948 tarihinde ilan edildi. Anılan tarihte İsrail Bağımsızlık Bildirgesi yeni İsrail Devleti’nin ilk başbakanı David Ben-Gurion tarafından okundu.

14 Mayıs 1948 günü İsrail Devleti’nin bağımsızlığının ilanıyla İsrail ordusu, Filistin topraklarının büyük bir bölümünü ele geçirdi ve 800.000’den fazla Filistinli, evlerinden ve topraklarından zorla sürüldü (Filistinliler için 14 Mayıs 1948’de İsrail’in bağımsızlık ilanının ardından yaşanan zorunlu göç, katliam ve yıkım sürecini ifade eden Türkçe “talihsizlik günü” anlamına gelen “Nekbe Günü” (Arapça يوم النكبة Yevmü-n-Nakba) her yıl 15 Mayıs günü anılmaktadır).

İsrail’in 14 Mayıs 1948’de kuruluşunu ilan etmesi Arap-İsrail Savaşı’na yol açtı.

1948 Arap-İsrail Savaşı’nın başlangıcı, Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak’ın İsrail’e karşı saldırıya geçmesiyle oldu. İsrail, kısa sürede Arap ordularını yenilgiye uğrattı. 15 Mayıs 1948’de İsrail’in kuruluşunun ilan edilmesinden hemen sonra, Arap Birliği’nin İsrail’e savaş ilanıyla başlayan çatışmalar 10 Mart 1949’da İsrail ve Arap ülkeleri arasında ayrı ayrı ateşkes anlaşmalarının imzalanmasıyla sona erdi.

1948 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra, İsrail, Filistin topraklarının yaklaşık %78’ini ele geçirdi. Bu savaş sonucunda İsrail daha fazla toprak kazandı ve Filistinli nüfusun önemli bir bölümü mülteci durumuna düştü. Filistinliler, İsrail’in işgali altında kalan topraklarda yaşamaya devam etti. Bu dönemde, Filistinliler İsrail’e karşı bir dizi direniş hareketi başlattı.

1914’te 85.000, 1943’te 539.000, 1946’da 608.000, 1947’de 650.000 olan Filistin’deki Yahudi nüfusu, 1949’da 758.000’e ulaştı.

İsrail 1950 yılında “Meçhul Mülk Kanunu” (“Absentee’s Property Law”) çıkararak Yahudilere 1948 yılından sonra yerlerinden edilen Filistinlilerin mülklerine el koyma hakkını tanıdı.

1967 yılında ise İsrail ile Mısır, Ürdün ve Suriye arasında Altı Gün Savaşı yaşandı. 5-10 Haziran 1967 tarihleri arasında gerçekleşen Altı Gün Savaşı İsrail’in kesin bir zaferiyle sonuçlandı. İsrail, Sina Yarımadası, Gazze Şeridi, Doğu Kudüs, Ürdün Vadisi ve Golan Tepeleri’ni ele geçirdi. İsrail, savaşın ardından ele geçirdiği topraklarda Yahudi yerleşimleri kurmaya başladı. Bu durum, Filistinlilerin topraklarından sürülmesi ve Filistin sorununun daha da karmaşıklaşmasına yol açtı.

İsrail’in 1967 Altı Gün Savaşı’nda ele geçirdiği toprakları geri almak isteyen Mısır ve Suriye liderliğindeki Arap devletleri 1973 yılında yeni bir savaş başlattı. Yahudi dinî bayramı Yom Kippur’un kutlandığı günde Mısır’ın sürpriz saldırı hamlesiyle başlaması nedeniyle Yom Kippur Savaşı olarak isimlendirilen 1973 Arap–İsrail Savaşı 6 ila 25 Ekim 1973 tarihleri arasında gerçekleşti. Savaşın başlangıcı, Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı geçerek İsrail topraklarına saldırmasıyla oldu. Suriye de İsrail’in Golan Tepeleri’ne saldırdı. İsrail, bu saldırılara karşı koydu ve kısa sürede Arap ordularını püskürttü. Ancak, İsrail’in, Mısır ve Suriye’nin topraklarına girmesiyle savaş, bir çıkmaza girdi. 22 Ekim’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bir ateşkes kararı almasıyla sona eren savaşın ardından Arap ülkeleri, İsrail’den toprak geri almayı başardı.

1970’li ve 1980’li yıllarda Filistinli gruplar, İsrail’e karşı silahlı mücadeleye yöneldi.

20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılın başlarında, Filistin sorununun çözümü için çeşitli girişimler yapıldı. Ancak, bu girişimler henüz bir sonuç vermedi.

İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasındaki (2 ayrı antlaşmadan oluşan) Oslo Anlaşmaları, Filistin yönetiminin kurulmasını ve İsrail ile Filistin arasında barış sürecinin başlamasını sağladı (Filistin-İsrail çatışmasının barışçıl bir şekilde çözülmesini sağlamayı amaçlayan Oslo I Anlaşması, 13 Eylül 1993’te Oslo’da imzalanan bir deklarasyondur. Taraflar arasında diyalog ve işbirliği sürecinin başlatılmasını öngören antlaşma ile Filistin Ulusal Yönetimi’nin (FUY) kurulması, İsrail’in Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın bazı bölgelerinden çekilmesi ve İsrail ve Filistin arasındaki ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi kararlaştırıldı. 28 Eylül 1995’te ABD’nin başkenti Vaşington’da imzalanan Oslo II Anlaşması ise Oslo I Anlaşması’nın uygulanmasını detaylandırdı. Söz konusu antlaşma ile Filistin Ulusal Yönetimi’nin yetki ve sorumluluklarının genişletilmesi, İsrail’in Gazze Şeridi ve Batı Şeria’dan daha fazla çekilmesi ile İsrail ve Filistin arasındaki güvenlik işbirliğinin geliştirilmesi kararlaştırıldı.).

2000 yılında 2. İntifada’nın başlamasıyla birlikte, Filistin sorunu uluslararası gündemin en önemli konularından biri haline geldi.

1993 ve 1995 Oslo Anlaşmaları uyarınca İsrail, Gazze ve Batı Şeria’nın bazı kısımlarında yetki ve sorumlulukları Filistin Yönetimi’ne devreden İsrail 2005’te Gazze’den tamamen çekilerek kontrolü Filistin Yönetimi’ne devretti.

Ancak, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki işgal devam ediyor.

Ayrıca İsrail, 2 milyon Filistinliyi adeta açık hava hapishanesinde tuttuğu Gazze’ye yoğun bir abluka uyguluyor.

20. yüzyıl boyunca İsrail-Arap çatışması ve toprak anlaşmazlığı nedeniyle sürekli olarak çalkantılı bir bölge olarak kalan Filistin’de insan hakları ihlâlleri hâlâ devam ediyor.

 

Filistinlilerin İsraillilere toprak satışına dönecek olursak…

 

Filistinli Arapların topraklarını Yahudilere sattıkları ve böylelikle İsrail devletinin kurulmasına sebep oldukları iddiası gerçeği tamamen yansıtmıyor. 1897 yılında Siyonist hareketle başlayan ve 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasıyla ivme kazanan Filistin topraklarına Yahudileri yerleştirme süreci Filistinlilerin toprak satışıyla şekillenmedi. Filistinliler (İngilizler aracılığıyla kamulaştırma tehdidiyle) satın almalar, göçler, zorla yerinden etmeler, ekonomik nedenler gibi gerekçelerle çoğunluğu dolaylı yoldan Yahudilere toprak satışı yaptı. Ancak, Filistinlilerin İsrail Yahudilerine toprak satışı ülkenin tamamına kıyasla düşük bir orandadır. Toprak satılması dışında İsrail’in Filistin topraklarındaki genişlemesi temel olarak işgal üzerinden ilerlemiştir. Filistin’de yaşanan işgal sorunu “dedeleri toprak sattı” söyleminin katbekat ötesindedir.

 

14 Mayıs 1948 tarihinde David Ben Gurion’un İsrail Devleti’nin bağımsızlığını ilan etmesi Filistin’de yeni bir çatışma dalgasına yol açtı. İsrail ordusu, Filistin topraklarının büyük bir bölümünü ele geçirdi. 1948’deki işgalle birlikte toplam 1.300 köy, kasaba ve şehirde yaşayan 1,4 milyon Arap’ın 800.000’i evlerinden ve topraklarından zorla sürüldü, yerleşim yerlerinin 531’i tamamen yerle bir edildi. Araplar 1948 yılına kadar bölgede çoğunluğu oluştururken, İsrail’in kuruluşu ile birlikte evlerinden ve topraklarından zorla sürülen Filistinliler azınlık durumuna düştü. Buna Batı Şeria ve Gazze’ye iltica edenler de eklendiğinde Arapların %85’inin topraklarından çıkarılmış olduğu anlaşılmaktadır.

 

İsrail’de geçmişte yürürlüğe sokulan yasal mevzuat incelendiğinde Filistinlilerin elinden zorla toprak teminini mümkün kılındığı anlaşılmaktadır (George Bisharat (1994). “Land, Law, and Legitimacy in Israel and the Occupied Territories“. 43 Am. U. L. Rev. 467). Özellikle 1950 yılında çıkarılan “Meçhul Mülk Kanunu” ile sürgün edilen Filistinlilerin mülklerine çökülmesinin yolu açıldı.

 

Filistinlilerin Yahudilere sattıkları araziler, bugünkü İsrail Devleti’nin işgal ettiği toprakların sadece yaklaşık % 6’sını oluşturuyor.

 

27 Ocak 1919 tarihinde düzenlenen I. Arap Kongresi’ne sunulan raporda Yahudi mülklerinin Filistin’in %2,5’ini, nüfusunun da %9’u geçmediği, bu yüzden azınlığın çoğunluğa hükmetmesinin mümkün olamayacağı kanaati aktarılmıştır (M. Sami Sert (2012). Hitlerin Müslüman Askerleri. Bilge Karınca Yayınları. İstanbul. Sf: 297).

 

İngiliz mandası altında kaydedilen arşivlerdeki 1920-49 yıllarını kapsayan döneme ilişkin Filistin haritaları üzerinden Yahudilerin toprak payı hesaplanabiliyor.

 

1930’lu yıllarda arazilerin çoğu arazi sahiplerinden satın alındı. Yahudilerin satın aldığı toprakların % 52,6’sı Filistinli olmayan toprak sahiplerinden, % 24,6’sı Filistinli toprak sahiplerinden, % 13,4’ü hükümetten, kiliselerden ve yabancı şirketlerden ve yalnızca % 9,4’ü “Fellaheen”den, yani çiftçilerden satın alındı (Stephen P. Hallbrook (1981). “The Alienation of a Homeland: How Palestine Became Israel“. The Journal of Libertarian Studies. V (4)).

 

filistinde-yahudi-toprak-satin-alimlari

 

1945 yılında, yani İsrail’in kuruluşundan üç yıl önce, Yahudiler, Filistin Mandası altındaki toprakların yaklaşık %6’sına sahipti.

 

1946 yılında Yahudilerin Filistin topraklarının yalnızca %5,7’sine sahipken Filistinli Araplar Negev’in dışındaki arazinin yaklaşık %80’i de dahil olmak üzere, toprakların çoğunu elinde tutuyordu (The National Library of Israel. “Village statistics, April, 1945“).

 

 

 

Yahudi nüfusun Filistin’deki toprak sahiplik oranını 1947 yılında % 6,6’ya ulaşmıştı.

 

filistindeki-yahudi-toprak-payi

 

1944 yılı itibarıyla Filistin’deki toprak sahipliğine dair Birleşmiş Milletler tarafından kurulan komite tarafından hazırlatılan harita şu şekildeydi (“Ad Hoc Committee on the Palestine Question: Report of Sub-Committee 2 (11 November 1947)” başlıklı raporda yer almıştır):

 

1944-filistin-toprak-paylasimi

 

İsrail Devleti’nin kuruluşunun öncesinde Filistin’deki Yahudi topraklarının payı incelendiğinde toplam arazinin yaklaşık % 6’sının ele geçirildiği anlaşılıyor.

 

Orta Doğu tarihçisi Rashid Khalidi “Filistinli Kimliği: The Çağdaş Ulusal Bilincin İnşası” (“Palestinian Identity: The Construction of Modern National Consciousness” adlı kitabında toprakların büyük bir kısmının Lübnan ve Suriye asıllı Araplar tarafından satıldığını, Filistin kökenli mülk sahiplerinin Yahudilere satılan topraklar içindeki payının %5 ile %7 arasında olduğunu aktarmıştır.

 

 

filistindeki-yahudi-topraklari-1945
The Institute for Palestine Studies. British Mandate: A Survey of Palestine: Prepared in December, 1945 and January, 1946 for the Information of the Anglo-American Committee of Inquiry

 

Yıllara sari Filistin’deki Yahudilerin sahip olduğu toprakların gelişimi ise şu tabloda aktarılmış:

 

filistinde-yahudilerin-topraklarinin-genislemesi
Kenneth W. Stein. The Land Question In Palestine. Appendix 2. 1917-1939

 

Filistin topraklarının Yahudilere satışının da ağırlıklı olarak Yahudi Ulusal Fonu (Jewish National Fund), Filistin Arazi Geliştirme Şirketi (Palestine Land Development Company) ve Filistin Yahudi Sömürgeleştirme Derneği (Palestine Jewish Colonization Association) gibi kurumlar üzerinden gerçekleştiği biliniyor (Land Registration in Palestine before 1948 (Nakba): Table 2 showing Holdings of Large Jewish Lands Owners as of December 31st, 1945, British Mandate: A Survey of Palestine: Volume I – Page 245. Chapter VIII: Land: Section 3).

1944 yılı sonu itibarıyla Filistin’de büyük Yahudi şirketlerinin ve özel mülk sahiplerinin sahip olduğu 1.732,63 dönüm (428 dönüm) arazinin yaklaşık %44’ü Yahudi Ulusal Fonu’nun elindeydi (Walter Lehn (1974). “The Jewish National Fund“. Journal of Palestine Studies, Vol. 3, No. 4. (Summer, 1974), pp. 74-96) İngiliz mandası döneminin sona erdiği 1948 yılında Yahudilerin Filistin’de sahip olduğu toprakların yarısından fazlası, en büyük iki Yahudi fonu olan Yahudi Ulusal Fonu ve Filistin Yahudi Sömürgeleştirme Derneği’ne aitti (Doğrudan satın almanın yanı sıra Yahudi Ulusal Fonu çiftçilere, toprakların teminat olarak gösterildiği kredilerin geri ödemelerinde çiftçilerin temerrüde düşmesi durumunda toprağın mülkiyetini ele geçirmekteydi).

 

Yahudiler (Siyonistler) tarafından satın alınan toprakların çoğunluğunun Filistinliler tarafından değil, çoğunlukla Lübnan ve Suriye’de yaşayan, Filistin’de yaşamayan büyük toprak sahipleri tarafından satıldığı biliniyor.

 

Moshe Aumann, Filistinli köylülerin güçsüzleştirilerek mülksüzleştirildiğini belirttiği Filistin’deki toprak sahipliğine odaklandığı kitabında Yahudilere toprak satışlarının ağırlıkla büyük ve orta ölçekli toprak sahipleri tarafından tüzel kişilere yapıldığını şu sözlerle aktarmış (1972. Land Ownership in Palestine 1880–1948. Israel Academic Committee on the Middle East):

“A. Granott, Filistin’deki Kara Sistemi’nde (Eyre ve Spottiswoode, Londra, 1952, s. 278) “Haziran 1947’nin sonunda Yahudilerin elindeki toplam toprak alanı 1.850.000 dönümdü” diye yazıyor. bu 181.100 dönüm Filistin Hükümeti’nden verilen imtiyazlar yoluyla elde edilmişti ve yaklaşık 120.000 dönümlük alan Kiliselerden, yabancı şirketlerden, imtiyazlar dışında Hükümetten vb. elde edilmişti. 1.000.000 dönüm ve daha fazlasının, yani 57 dönüm olduğu tahmin ediliyordu. Yüzdesi büyük Arap toprak sahiplerinden alınmıştır ve buna Hükümetten, Kiliselerden ve yabancı şirketlerden alınan toprakları da eklersek yüzde yetmiş üçe ulaşacaktır.

Felaheenlerden yaklaşık 500.000 dönüm, yani toplamın yüzde 27’si satın alınmıştı. Yahudilerin toprak edinimlerinin sonucu, en azından önemli bir kısmı, büyük ve orta ölçekli mülk sahiplerinin elinde olan mülklerin, en azından önemli bir kısmı olmasıydı. küçük köylülerin mülküne dönüştürüldü.”

 

Brahim Bouazi’nin “19. Yüzyılda Filistin’de Arazi Satışları” başlıklı Doktora Tezi (Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. İstanbul. 2011) yer verdiği tespit şu şekildedir:

“Daha önce belirtildiği gibi toprak alabilecek sermaye, çoğunlukla gayrimüslimlerde bulunduğundan dolayı toprak sahipleri de çoğunlukla gayrimüslimler olduğundan, Müslüman satıcılar sayıca daha az idi. Bundan anlaşılmaktadır ki; Filistin’de özel mülk bazında yapılan satışların çoğu Müslüman toprak sahipleri tarafından yapılmamıştır.

Bu tespit, yaygın bir hataya dönüşmüş olan, Filistin halkının toprağını sattığı iddiası hususunda göz önünde bulundurulması gereken bir gerçektir.”

 

“Filistin topraklarının yüzde sekseni mirî arazi, yüzde yirmi kadarı da özel mülk olan arazilerdir. İkinci bölümde incelendiği gibi devlet, yabancı Yahudilere miri arazi satışında bulunmamış ve bu tür satışı da yasaklamıştır. Yabancı Yahudilere yapılan satışlar, miktarı % 20 olan özel mülk arazilerde gerçekleşmiştir. Bunlar da fark edildiği anda devlet tarafından iptal edilmiştir. İptal edilmeyen, usulsüz olarak gerçekleşen ya da gözden kaçan satışlar, Filistin topraklarının genelinin ancak % 1 kadarı bile yoktur.

Şöyle ki; 1900 yılında Yahudilerin kurdukları yerleşim merkezlerinin sayısı 22, tasarruflarında olan arazi miktarı yaklaşık 219 bin dönüm ve kırsal nüfusları ise 5.210 olarak tespit edilmiştir2. Filistin’in toplam yüzölçümünün hemen hemen 30 bin kilometre kare3 yani yaklaşık olarak 30 milyon dönüm olduğu düşünülürse, 19. yüzyılın bitiminde Yahudilerin elindeki 219 bin dönümlük toprak, tüm yüzölçümün ancak % 0.73’üdür.”

 

Arap toprak ağalarının 1920-1928 yılları arasında Yahudilere önemli topraklarını büyük paralar karşılığında sattığı, ilk alış fiyatının 40-80 kat arasına yükselen fiyatların etkisiyle Filistinli Arap lider sınıfının da kamuoyu önünde reddettikleri bu toprak satışına büyük ölçüde karıştığı aktarılmaktadır (David Fromkin (1994). Barışa Son Veren Barış Modern Ortadoğu Nasıl Yaratıldı 1914-1922. Çev: Mehmet Harmancı. Gençlik Yayınları. İstanbul. Sf: 524) (Haftalık Fasl al-Maqal dergisi, 1918-1945 yılları arasında Yahudilere toprak satan 54 önde gelen Filistinlinin listesini yayınlayıp aralarında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün lideri Yaser Arafat’ın büyükbabasının da bulunduğu Filistinli milliyetçi liderlerin, İsrail’in kuruluşundan önceki yıllarda Yahudilere toprak sattığını duyurmuş).

 

Filistin kökenli mülk sahiplerinin de kendilerini mülksüzleştirmeye çalışan yeni bir yabancı sömürge devletinin kurulması için topraklarını sattıklarının farkında olduğunu söylemesi de güç.

 

İsrailliler, Filistinlilerin topraklarını gönüllü olarak sattıklarını ve bu satışların İsrail’in kurulmasında önemli bir rol oynadığını iddia ederken, Filistinliler ise, bu satışların çoğunun baskı ve tehdit altında gerçekleştiğini ve İsrail’in kurulmasında çok az bir rol oynadığını ileri sürmektedir.

 

filistin-israil

 

Filistinlilerin topraklarını Yahudilere kaptırdığı aktarımına sıklıkla eşlik eden haritalar da aslında büyük bir hata içeriyor.

Filistin kontrolündeki toprakların zaman içinde dramatik biçimde küçüldüğünü gösterdiği iddiasıyla kullanılan haritalardan bazı örnekler şöyle sunulabilir (ABD’li TV kanalı MSNBC, 2015 yılındaki bir yayında kullanılan “Filistin’in toprak kaybı 1946’dan günümüze” başlıklı “yanlış izlenim veren ve demografik gerçeği yansıtmayan” haritanın kullanımı nedeniyle özür dilemişti (Gerçi, Al Arabiya English tarafından hazırlanan “Toprak Kaybı – Filistinliler yıllar içinde yavaş yavaş topraklarını nasıl kaybettiler?” (“Loss Of Land – How Palestinians gradually lost their land over the years”) başlıklı harita da Filistin’in Portekiz’deki diplomatik misyonu tarafından kullanılmış.)):

 

israil-filistin-toprak

 

 

Filistin’in zaman içerisindeki toprak kaybını yansıttığı iddiasıyla paylaşılan harita kolajlarında 1916 ve 1946 yıllarına ait haritalarda tüm bölge “Filistin” olarak etiketlenerek, bölgenin büyük çoğunluğunun Filistin kontrolünde olduğu algısı oluşturulmuş. Bu tip haritalar 1916-1946 yılları arasında bölgede kontrolü elinde tutan bağımsız bir Filistin devletinin var olduğu izlenimi veriyor. Halbuki, İngilizlerin işgalinin ardından manda yönetiminin kurulduğu bölgede II. Dünya Savaşı’ndan sonra yürütülen görüşmelerin akabinde BM tarafından Yahudi, Arap ve uluslararası Kudüs Bölgeleri oluşturuldu. Ortada Filistin Devleti’nin ve otoritesinin olmadığı bir dönemde Yahudilerin sahip olmadığı toprakların tamamının Filistinlilere ait gösterilmesi sorunlu bir durum.  Ayrıca, Filistin’deki toprakların yalnızca çok küçük bir yüzdesinin özel mülkiyette olduğu; büyük çoğunluğun devlet arazisi olduğu da göz önünde bulundurulmalı (Filistinlilerin toprak satışıyla İsrail’in kurulmasına neden oldukları iddiası dile getirilirken sıklıkla göz ardı edilen bir husus da Filistin topraklarının tamamının halka ait özel mülk değil manda idaresine / devlete ait olduğu gerçeği). “BM Planı 1947” yazılı haritanın da BM’de oylanan ve Araplar tarafından kabul edilmeyen bir toprak taksimini içerdiğini de not etmek gerek. “1949-1967” ve “günümüz” başlıklı haritalar da İsrail işgalinin boyutunu ortaya koyuyor.

 

İsrail doğumlu akademisyen Shany Mor tarafından hazırlanan, bölgedeki Filistin / Arap siyasî kontrolünün tarihsel gelişimini doğru bir şekilde gösteren harita seti şu şekilde:

 

filistin-arap-siyasi-kontrol-haritasi

 

 

1 Yorum

  1. FİLİSTİNLİLERİN Toprak satmasına gerek kalmıyor ki. Ya ÇEŞİTLİ KATAKULLİ-Vergi vs. gibi işlerle Ordaki Vatandaşları Borçlandırıp Karşılığında EVLERİNE EL KOYUYOR ya da; FİLİSTİNLİLERİN EVLERİNİ BULDOZERLERLE YIKARAAK/ İsrailli YerleşimcilerVATANDAŞLARIN EVLERİNİ ZORLA ALIYORLAR. TÜM BUNLARIN Tv. Ekranlarında görüyoruz Örneklerini Maalesef. Ayrıca KORKUTARAK veya ZORLA KOVDUKLARI İNSANLARIN Topraklarını KİMSESİZ/SAHİPSİZ ARAZİler diyerek Kanunlar Çıkarıp EL KOYMUŞLARDIR.

Yorumunuzu yazınız...