Atatürk’ün “Milletvekili Maaşları Öğretmen Maaşlarını Geçmesin” Dediği İddiası

Atatürk’ün “Milletvekili Maaşları Öğretmen Maaşlarını Geçmesin” Dediği İddiası Doğru Değildir

Paşam vekil maaşlarını düzenleyeceğiz ne kadar verelim?” sorusuna Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Öğretmen maaşlarını geçmesin” şeklinde yanıt verildiği iddiası dayanaktan yoksundur. Atatürk’ün bu sözü söylediğine dair bir kaynak, belge ya da tanıklık da yoktur. 1923 yılında ve sonrasında milletvekillerinin maaşlarına ilişkin kabul edilen düzenlemelerin hiçbirinde öğretmen maaşlarının sınır olarak kabul edildiğine dair bir atıf yer almamaktadır. Bahse konu yasal düzenlemelerde tespit edilen maaş miktarları, ilgili dönemdeki öğretmen maaşlarının kat be kat üstündedir. Milletvekili maaşlarının öğretmen maaşları ile sınırlı tutulması gibi bir durum uygulamada ve yasal mevzuatta yoktu.

Örnek verecek olursak, 1924 yılında yeni bir öğretmen 17 lira maaş almaktaydı. 1926 yılında ilkokul öğretmeninin maaşı 15, orta okul öğretmeninin maaşı 25 lira idi. 1930 yılında orta okul öğretmenlerinin maaşı 144 liraya artırılmıştı. 1931 yılında ise orta okul öğretmenlerinin maaşının 72-144 lira arasında olması kararlaştırılmıştı. Milletvekili maaşı ise 1923’te 208, 1924’te 308, 1926’da 308, 1930’da 510, 1931’de ise 360 liraydı.  

Milli Eğitim başta olmak üzere bürokrasinin neredeyse tamamında çalışan kamu görevlilerinin maaşlarının düşüklüğü şikâyet konusudur. Gelecek nesilleri yetiştiren öğretmenlerin maaşları söz konusu olduğunda bu şikâyetlerin daha da şiddetlendiği herkesin malûmu. Öğretmenlerin maaşlarının yeteri kadar yüksek olmadığı yönündeki eleştirilere genellikle vekil-öğretmen maaş karşılaştırması ve Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği iddia edilen “mebus maaşları muallim maaşlarını geçmesin” talimatı eşlik eder.

Atatürk’ün “vekil maaşlarının öğretmen maaşlarıyla sınırlı olması” yönünde talimat verdiği iddia edilen “menkıbe” şu şekilde aktarılmaktadır:

Maliye nazırı bir gün Ata ya sorar; “Paşam milletvekili maaşlarında düzenleme yapacağız ne kadar verelim.”

Atatürk’ ün cevabı ise “Ödeyeceğimiz para Öğretmen maaşlarını geçmesin” şeklindedir.

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün “milletvekili maaşı öğretmen maaşının üstünde olmamalı” dediği iddiasına yer veren Necati Doğru’ya ait köşe yazısı küpürü

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün milletvekili maaşlarının öğretmen maaşlarından fazla olmamasını istediği iddiası Malumatfuruş’ta incelediğimiz diğer şehir efsaneleriyle aynı özelliklere sahip: Kaynağı belirsiz, doğrulanamıyor, politik güdüyle paylaşılıyor ve özellikle maaş kıyaslaması hakkında yanlış unsurlar içeriyor.

Öncelikle, Atatürk ile Maliye Nazırı (Hasan Fehmi Ataç) arasında 1923 yılında geçtiği iddia edilen bu konuşmanın kaynağı meçhûldür. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri derlemesinde ve diğer kaynaklarda bu sözün ya da bahse konu konuşmanın izine rastlanamamıştır. Atatürk’ün bu sözü söylediğine dair bir tanıklık da yoktur. “Vekil maaşlarının muallim maaşlarını geçmemesi” talimatının “-miş/mış’la tarih yazıcılığı”nın bir diğer ürünü olduğunu düşünüyoruz.

1923 yılında ve sonrasında milletvekillerinin maaşlarına ilişkin kabul edilen düzenlemelerin hiçbirinde öğretmen maaşlarının sınır olarak kabul edildiğine dair bir atıf yer almamaktadır. Bahse konu yasal düzenlemelerde tespit edilen maaş miktarları, ilgili dönemdeki öğretmen maaşlarının kat be kat üstündedir.

Yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan milletin vekillerinin özlük hakları, birçok bileşenden oluşabilmektedir. Milletvekillerin maaş dışındaki özlük hakları kapsam dışı bırakıldığında dahi, TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920 tarihi ile Atatürk’ün vefat ettiği tarih arasında görev yapan milletvekillerine yapılan maaş ödemelerinin hiç de iddia edildiği gibi öğretmen maaşları kadar olmadığı anlaşılmaktadır.

1924 yılında yeni bir öğretmen 17 lira maaş almaktaydı. 1926 yılında ilkokul öğretmeninin maaşı 15, orta okul öğretmeninin maaşı 25 lira idi. 1930 yılında orta okul öğretmenlerinin maaşı 144 liraya artırılmıştı. 1931 yılında ise orta okul öğretmenlerinin maaşının 72-144 lira arasında olması kararlaştırılmıştı. Milletvekili maaşı ise 1923’te 208, 1924’te 308, 1926’da 308, 1930’da 510, 1931’de ise 360 liraydı. Yani, milletvekili maaşlarının öğretmen maaşları ile sınırlı tutulması gibi bir durum uygulamada ve yasal mevzuatta yoktu.

 

Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı Döneminde Milletvekili Maaşlarının Seyri

Öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmadan önce Meclis-i Mebusan’da vekillerin ne kadar maaş aldığını inceleyelim.

Kanun-u Esasi’nin 76. maddesine dayanılarak 9 Mart 1916’da çıkarılan “Kanuni Esasi’nin 5 Şaban 1327 Tarihli 76. Maddei Muaddelesini Muaddili Kanun” başlıklı 25 Şubat 1916 tarihli kanun ile Meclis-i Mebusan üyelerinin aylıkları yeniden düzenlenmişti. Heyet-i Ayan üyelerinin maaşı aylık (720 gram altına denk gelen) (10.000 kuruş) 100 lira, Heyet-i Mebusan üyelerinin maaşı ise yıllık 500 lira (50.000 kuruş) tahsisat ve aylık 4000 kuruş harcirah üzerinden belirlenmişti (Fahri Bakırcı (2006). “Meclis Üyeliklerinin Aylık ve Diğer Ödenekleri“, Yasama Dergisi, Sayı 3, Ekim-Kasım-Aralık 2006, sf. 27-70). Böylelikle, mebuslara aylık toplam (587 gram altın karşılığı) (50000/12+4000=8.160 kuruş) 81,6 lira ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Bahse konu kanunun ilgili maddesi şu şekildeydi:

“Mebusan azasından her birine her sene içtimai için hazineden elli bin kuruş verilecek ve şehri dörtbin kuruş üzerinden azimet ve avdet harcırahı verilir. Müddeti İçtimanın temdidi ve meclisin fevlakade içtimai halinde ayrıca tahsisat verilmez”

TBMM’nin 5 Eylül 1920 tarihinde kabul ettiği 18 sayılı Nisab-ı Müzakere Kanunu’nun 6, 7 ve 8. maddeleri ilk Meclis’te görev alan azaların maaşlarını düzenlemekteydi. Bahse konu kanuna göre göre Büyük Millet Meclisi azaları 100 lira aylık almaktadır. 1920 yılında bahse konu madde kapsamında tahsis edilen 100 liralık maaş ile ayda 17 Reşat Altını alınabiliyordu. Söz konusu Kanun’un ilgili maddeleri şöyledir:

6 – Büyük Millet Meclisi Azasına dört ay için bin iki yüz elli lira tahsisat ve dört ayın hitamından devrei içtimaiye nihayetine kadar Meclise devam edenlere şehri yüzer lira tazminat verilir

7 – Büyük Millet Meclisi azasına senede bir defaya mahsus olmak üzere dört bin kuruş üzerinden azimet ve avdet harcirahı ita olunur.

8 – İstanbul Meclisi Mebusanı’ndan Büyük Millet Meclisi’ne iltiha keden azaya tarihi iltihakından itibaren şehri yüzer lira tazminat verilir.

İlk 4 aylık dönemde 1.250 lira tahsisat, sonraki aylar için aylık 100 lira maaş ve yılda bir defa 40 lira yolluk harcirahı dikkate alındığında, 1920-24 yılları arasında vekillerin maaşının (ilk 4 ay için verilen tahsisat hariç bırakıldığında ve yolluk dahil edildiğinde) 103,33 lira olduğu anlaşılmaktadır.

16 Eylül 1922 tarihinde çıkarılan 272 sayılı “Nisab-ı Müzakere Kanunu’nun 7. maddesini muaddil Kanun” ile milletvekillerine ayrılan yıllık 40 lira yolluk harcirahı 100 liraya çıkarılmıştır.

18 sayılı Nisab-ı Müzakere Kanunu, 1923 ve 1924 yıllarında çıkarılan 315 ve 421 sayılı yasalarla değiştirilerek milletvekili maaşları artırılmıştır.

1923 yılı Mart ayında çıkarılan 315 sayılı Nisab-ı Müzakere Kanunu’nun 6. ve 8. maddelerini muaddil Kanun ile mebusların yıllık ödenekleri 2400 liraya çıkarılmıştır. İlgili maddeler şöyledir:

1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi azasına senevi iki bin dört yüz lira tahsisat ita olunur.

2 – Türkiye Büyük Millet Mecisi azasına dairei intihabiyelerine azimet ve avdetleri için muayyen olan eyyam ayrıca ilave edilmek şartile usulüne tevfikan senede üç ay mezuniyet verilir. İşbu müddeti mezuniyet için maddei sabıkadaki tahsisattan bir şey tenzil olunmaz. Üç aydan fazla mezuniyet alan veya mezuniyetini tecavüz ettirenlerin fazla müddete ait tahsisatları kıstelveyn hesabile katolunur.

1924 yılı Şubat ayında kabul edilen 421 sayılı “Nisab-ı Müzakere Kanunu’nun 6. ve 8. maddelerini muaddil 8 Mart 1339 (1923) tarihli kanunun bazı maddelerinin tadiline dair Kanun”un 1. maddesi (“… azasına senevi üçbin altı yüz lira tahsisat ita olunur“) gereğince ile meclis üyelerine ödenen yıllık tahsisat 3.600 liraya çıkarılmıştır. Böylelikle milletvekillerinin ödenek ve yolluk dahil aylık ortalama maaşı 308 liraya yükselmiştir.

1924 Anayasası’nda milletvekillerinin maaşlarının özel bir kanunla belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Böylece Millet Meclisi üyeleri kendi maaşlarını kendileri tarafından çıkarılacak kanunla belirleme hakkına erişmiştir.

15 Mayıs 1930 tarihinde kabul edilen 1613 sayılı “Büyük Millet Meclis Azasının Tahsisat (Ödenek) ve Harcırahları Hakkındaki Kanun” ile milletvekili maaşı 6000 lira olarak belirlenmiş ve vekillere 125 lira azimet ve avdet harcırahı (gidiş-geliş harcırahı) verilmesi kararlaştırılmıştır. 1930 yılında çıkarılan 1613 sayılı bahse konu Kanunla milletvekili aylıkları 1999 yılından önceki en yüksek düzeyine ulaşmıştır.

Madde 1 — Büyek Millet Meclisi Azasının senelik tahsisatı (6 000) liradır. Bu tahsisat her ay başında beşer yüz lira olarak verilir. İçtima senesi esnasında intihap edilenlerin tahsisatı Meclise iltihak ettikleri aydan itibaren ve meb’usluktan ayrılanların muhassasatı ayrıldıkları ay nihayetine kadar hesap edilir. Vefat eden meb’uslann kanunî mirasçılarına senelik tahsisatın yarısı tazminat olarak verilir.

Madde 2 — 1452 numaralı kanunun üçüncü maddesinin aidat ve vergilere müteallik hükümleri bu tahsisata da şamildir.

Madde 3 — İntihap dairelerine gidip gelen Büyük Millet Meclisi Azasına her içtima senesi ve merkeze getirdikleri ailelerine de her intihap devresi için azimet ve avdet harcırahı verilir. Harcırah ve tekaüt hesaplarında (125) lira esastır.

 

15 Mayıs 1930 tarihli 1613 Sayılı “Büyük Millet Meclis Azasının Tahsisat (Ödenek) ve Harcırahları Hakkında Kanun”

 

1931 yılında ise 5 Mart 1931 tarihli ve 1757 sayılı “Büyük Millet Meclisi Azasının Tahsisat ve Harcirahları Hakkında 1613 Numaralı Kanunun Birinci Maddesini Muaddil Kanun” ile milletvekili aylıkları bizzat Meclis tarafından düşürülmüştür. Milletvekillerinin (yolluk hariç) yıllık maaşları 6000 liradan 4200 liraya, aylık maaşları da 500 liradan 350 liraya inmiştir. Kanun’un ilgili maddesi şöyledir:

Madde 1 — Büyük Millet Meclisi Azasının tahsisat ve harcirahları hakkındaki 19 mayıs 1930 tarih ve 1613 numaralı kanunun 1 inci maddesi aşağıda yazılı şekilde tadil edilmiştir: Büyük Millet Meclisi Azasının senelik tahsisatı 4,200 liradır. Bu tahsisat her ay başında 350 lira olarak tahakkuk ettirilip verilir, içtima senesi esnasında intihap edilenlerin tahsisatı Meclise iltihak ettikleri aydan itibaren ve meb’usluktan ayrılanların muhassasatı ayrıldıkları ay nihayetine kadar hesap edilir. Vefat eden meb’usların kanunî mirasçılarına senelik tahsisatın yarısı tazminat olarak verilir.

1937 yılında kabul edilen 15 Şubat 1937 tarihli ve 3135 sayılı “Büyük Millet Meclisi Azasının Tahsisat ve Harcırahları Hakkındaki 1613 Sayılı Kanunun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesine Dair Kanun“la milletvekillerine ödenen şarta bağlı harcirahlar şartsız hâle getirilerek harcirah dahil toplam maaş 5200 liraya çıkarılmıştır. Kanun’un ilgili maddeleri şu şekildedir:

Madde 1 — Büyük Millet Meclisi azasına, devir ve aile harcırahı da dahil olmak üzere, gerek alelade ve gerek fevkalâde içtimalar münasebetile gelme ve gitme harcırahı olarak her içtima senesi için bir teşrinisanide maktuan ve bir gûna tevkifata tâbi olmamak şartı ile biner lira verilir.

Madde 2 — 1613 sayılı kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrası mülgadır. Muvakkat madde — 1936 içtima senesi harcırahı bu kanunun mer’iyeti tarihinde tahakkuk ve tediye edilir. Ancak 1936 malî yılı bütçesinden alelade içtima için verilmiş olan gitme ve gelme zatî harcırahlar bundan tenzil olunur.

1876-2006 yılları arasındaki 230 yıllık sürede mebusların yalın maaşları ile ödenek ve yolluklarını içeren toplam maaşlarına ilişkin tablo şu şekildedir:

1876-2006 Milletvekili Aylıkları Tablosu (Fahri Bakırcı (2006). “Meclis Üyeliklerinin Aylık ve Diğer Ödenekleri“, Yasama Dergisi, Sayı 3, Ekim-Kasım-Aralık 2006, sf. 27-70)

 

Milletvekillerinin maaşı 1923 yılında yolluk harcirahı dahil 208, yalın halde ise 200 lira idi.

 

Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı Döneminde Öğretmen Maaşlarının Seyri

13 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 439 sayılı “Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu“nda (Resmi Gazete: 07.04.1924) orta okul öğretmenlerinin stajlarında 1500 kuruş alması, stajlarını tamamlayıp öğretmen unvanını almalarıyla maaşlarının 1700’e çıkarılması şu maddeyle kararlaştırılmıştı:

Madde 12 – Sabit muallimler staj müddetinde bin beş yüz kuruş maaş alırlar. Muallimlik unvanını ihraz ettikleri tarihten itibaren maaşları bin yedi yüz kuruşa iblâğ edilir

Bahse konu kanunun ardından daha sonra “Orta Tedrisat sabit muallimerinin staj müddetince 2000 kuruş maaş almaları ve muallim unvanını kazandıktan sonra maaşlarının 2500’e çıkarılması mevkut muallimlerin ise maaşlarının 1300’den başlıyarak staj müddetinde 1700’e çıkarılması, sabit muallimlerin maaşlarına her üç senede bir % 15 zam yapılması” kararlaştırılmıştır (Hasan Ali Yücel. Türkiye’de Orta Öğretim, T.C. Kültür Bakanlığı Millî Kütüphane Basımevi, 1994, sf. 76).

22 Mart 1926 tarihli ve 789 sayılı “Maarif Teşkilâtına Dair Kanun“la öğretmenlerin maaşı yaklaşık olarak % 25 artırılarak ilk okul öğretmenlerinin maaşının en az 15 lira olacağı, orta okul öğretmenlerinin ise stajlarını tamamlamalarının ardından 25 lira maaş alacağı kararlaştırılmıştır. Ayrıca öğretmenlere kira ve giyecek yardımının yapılması hüküm altına alınmıştır (Rukiye Demirel (2009). “Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Atatürk Dönemi Uygulamaları“, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Adana). Bahse konu Kanun’un ilgili maddeleri şu şekildedir:

9. Madde – İlk tedrisat muallimlerinin maaşları en az on beş liradır. İlk tedrisat muallim muavinlerinin maaşları en az sekiz liradır. Orta tedrisat sabit muallimleri staj müddetinde iki bin kuruş maaş alırlar. Muallim ünvanını kazandıkları tarihten itibaren maaşları iki bin beş yüz kuruşa iblağ edilir. Orta tedrisat mevkut muallimlerinin maaşı bin beş yüz kuruştan başlar. Staj müddetinin nihayetinde bin yedi yüz kuruşa çıkarılır. Gerek orta ve gerek ilk tedrisat sabit muallimlerinin maaşlarına her üç senede yüzde on beş ve mevkut muallimlerin maaşlarına yüzde on nisbetinde zam icra edilir.

10. Madde – Devlet hizmetlerinden birinde müstahdem bulunan bir zata, görülecek ihtiyaca binaen, bir muallimlik verildiği takdirde, o derse ait muallimlik mebde maaşı ile tahsisatı nisbetinde ücret verilir.

11. Madde – İlk tedrisat muallim ve muavinlerine ayrıca ayda bin kuruştan çok, beş yüz kuruştan az olmamak üzere ev kirası verilir.

12. Madde – Maarif hizmetinde asıl olan muallimliktir.

13. Madde – İlk mektepler müdür ve baş muallimlerine, kıdemlerine göre alacakları muallimlik maaşından başka, idari hizmetlerine mukabil olmak üzere ücret olarak ilk tedrisat meclislerinin kararı ile, ayda on liradan yirmi liraya kadar tahsisat verilir. İlk tedrisat müfettişleri kıdemlerine göre alacakları maaştan başka ücret olarak,vilayet maarif idarelerinin takdiri ve vekaletin tasdiki ile, on beş liradan otuz liraya kadar tahsisat alırlar.

14. Madde – Orta mektep müdürleri kıdemlerine göre kanunen alacakları maaştan başka ücret olarak, idari vazifelerine mukabil, ayda yirmi liradan otuz liraya kadar ücret alırlar.Lise ve muallim mektepleri müdürleri kıdemlerine göre kanunen alacakları maaştan başka, idari hizmetlerine mukabil, otuz liradan altmış liraya kadar ücret alırlar.

29 Haziran 1930 tarihinde kabul edilen 1702 sayılı “İlk ve Orta Tedrisat Muallimi Erinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun“a göre öğretmenlere haftada girdikleri her saat ders için ayda 8 lira ödeme yapılması kararlaştırılmıştı. Böylelikle haftada 18 saat derse giren bir Orta Okul öğretmeni ayda 144 lira maaş alabilecekti.

Madde 3 — Orta tedrisat mektepleri muallimlerinden lise sınıflarında ders alanlar haftada azamî 15, diğer orta derecedeki sınıf ve mekteplerde ders alanlar haftada azamî 18 saat ders okutmakla mükelleftirler. Lise sınıflarında dersi olan muallimlerin ders saatleri 15 ten eksik olduğu takdirde orta derecedeki sınıf ve mekteplerde verilecek derslerle bu saat miktarı 15 e iblâğ edilebilir. Bunun haricinde ders alan orta tedrisat muallimleri ile – kanunî şartları haiz olmak üzere – orta tedrisat mekteplerinde ders deruhde eden muallim memur ve mütekaitlere haftada her saat ders için ayda maktuan sekiz lira ücret verilebileceği gibi Maarif Vekâleti lüzum gördükçe ecnebi lisan muallimi için kadrosunda ayırdığı maaş mukabilinde bu şekilde ecnebi lisan muallimi dahi kullanabilir. Bu ücretler müktesep hak teşkil etmezler. Uhdelerinde müdürlük, muavinlik bulunan muallimler haftada azamî 12 saat kadar ders okutmakla mükellef tutulurlar.

25 Temmuz 1931 tarihinde kabul edilen 1880 sayılı “İlk ve Orta Tedrisat muallimlerinin terfi ve tecziyeleri hakkındaki kanunun bazı maddelerinin tadiline dair Kanun“a göre Lise öğretmenleri haftada azami 15, Orta Okul öğretmenleri ise azami 18 saat ders vermekle yükümlü tutulmuştu. Orta Okullarda ders veren öğretmenlere haftada okutacağı her ders saati için ayda 4-8 lira arası maaş verilmesi kararlaştırılmıştı. Böylelikle azami ders sayısını yakalayan Orta Okul öğretmenlerinin 1931 yılında maaşı 72-144 lira arasında olabilecekti. Kanunun ilgili maddesi şu şekildeydi:

Madde 1 — 1702 numara ve 10 haziran 1930 tarihli kanunun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde tadil olunmuştur.

Orta tedrisat mektepleri muallimlerinden kıdemlerine göre aldıkları maaşlara mukabil lise sınıflarında ders okutanlar haftada azamî on beş, diğer orta dereceli sınıf ve mekteplerde ders okutanlar haftada azamî 18 saat ders vermekle mükellef tutulurlar. Ancak bu suretle on beş veya on sekiz saat ders deruhde etmiş bir muallim, ihtisası ile alâkadar azamî beş saatlik bir ders gurubu münhal bulunduğu takdirde, bu gurubu da aşağıda gösterilen tarzda ücret mukabilinde okutmakla mükellef tutulabilir. Bu ilâve dersten istinkâf etmek esas vazifeden istifa etmiş sayılmayı mucip olur. Bu suretle orta tedrisat mekteplerinde ders deruhde eden muallimlere ve memurlara haftada okutacağı her ders saati için ayda dört liradan sekiz liraya kadar ücret verilir.

Orta tedrisat muallimliği evsafını haiz olup ta orta tedrisat mekteplerinde muallimlik eden mütekaitlere birinci ve ikinci maddelerde gösterilen mebde maaşı derecesi üzerinden ve maaş tahsisatından ücret verilir. Maarif Vekâleti lüzum gördükçe ecnebi lisanı muallimlikleri için kadrosunda ayırdığı maaş mukabilinde ecnebi lisan muallimi dahi kullanabilir.

John Dewy tarafından 1939 yılında hazırlanan “Türkiye maarifi hakkında rapor“un “Muallimlerin Yetiştirilmesi ve Terfihi” başlıklı bölümünde (sf. 16-18) öğretmenlerin maaşlarının yetersizliği ve maaşların artırılması ihtiyacı hakkında şu ifadeler kullanılmıştır (geçen yıllara rağmen pek bir şeyin değişmediği görülüyor):

1 ) Muallimlerin terfihi. — Bu mesele maaşlarla muallimler hakkında ittihaz olunacak idarî tedbirlere şamildir. Her iki noktai nazardan muallimlerin vaziyetinin sayanı memnuniyet olmadığında ittifak vardir.

I — Muallimlerin maaşları süratle ve pek büyük bir nisbette tezyit olunmalıdır. Maaş meselesi, en münasip şahsiyetleri muallimlik mesleğine eezp için başlıca nokta olmamakla beraber muallimin alacağı ücret, kendisini ve ailesini münasip bir derecede yaşatacak derecede olmadıkça bundan zararlar tevellüt eder. Nasıl ki bu zararlar Türkiyede bugün kendisini göstermiştir. Muallimlik san’atine kafi miktarda zevat bulunamıyor. Meslekten istifa edenlerin miktarı meselenin ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Fazla olarak muallim mektepleri istikbalde açılacak mekteplerin muallim ihtiyacını tatmin edecek derecede talebe bulmak şöyle dursun birçok ahvalde bugünkü mekteplerin en âcil muallim ihtiyacını hile temin edecek derecede talebe bulamıyor. Açıkçası. Türkiye, pek çok muallim, binaenaleyh muallim mektebi ihtiyacında iken bir çok değerli erkeklerle kadınların mekteplere muallim olarak cezbi temin edilmedikçe yeniden mektep açmakta faide yoktur. Muallimleri aç bırakacak maaşlarla da onları mektebe cezbetmek imkânsızdır.

Diğer bir zarar da şudur ki mesleklerine en merbut muallimler bile bugün bütün fikirlerini ve kalplerini kendi tedris vazifelerine seremiyorlar. Kendi ailelerini geçindirmek ve borçlarını ödemekle o kadar meşguldurlar ki terbiye mesailine karşı alâka duymak ve kendi meslekî seviyelerini yükseltmek gibi meseleler bizzarure ikinci derecede kalıyor. Bundan maada bu bal. bir kararsızlık da husule getiriyor. Türkiyenin bir kısmında, bilhassa bayatın pahalı olduğu büyük şehirlerde muallimler, daha çok kazanç temin eden mevkilere ve işlere geçmektedirler. Bunlar, tedris hayatındaki mevkilerini muvakkat ve meşkûk görüyorlar. Hattâ muallimlik bayatında bulundukları sırada hariçle maişetlerine medar olacak bir vasıta arıyor veyahut ele, bayatlarını temin edecek kadar para geçirebilmek için bir mektepten diğer mektebe giderek gayrikabili tahammül derecede ders vermeğe mecbur oluyorlar.

Bu suretle maaşların miktarı meselesi bugün Türkiye maarifinin merkezî meselesidir. Bir taraftan âcil ihtiyaca mukabil derhal bir tedbir ittihazı elzem olmakla beraber diğer taraftan maarif ve malîye vekâletleri mümessilleri ile muallimler cemiyetlerinden ve vilâyetler maarif memurlarından müteşekkil bir komisyonun bu meselenin heyeti umumiyesini hayat pahalılığı, para piyasasının tenezzülü. tedrisat vergisi, varidatın tezyidi noktai nazarından tetkik etmesi ve muallimlere bazı suhuletler temini (muallimler için vesaiti nakliyeden meccanen istifade edilmesi, kendilerine mahrukat itası, mahallî idareler tarafından ya meccanen yahut cüz’î bedel mukabilinde mesken temini gibi) ve muallimlerin iktisadî vaziyetlerini emin, müstakar ve cazip bir hale getirecek diğer vesait ihzarı gibi cihetleri teemmül eylemesi muvafıkttır.

Yine 1939 yılında yayınlanan “Maarif işleri : Amerikan Heyeti raporundan” başlıklı belgede öğretmen maaşlarının azlığına ilişkin şu değerlendirmelerde bulunmuştu:

“Muallim maaşları son derece az olduğu için, mecmua. Vekalet tarafından parasız dağıtılmalıdır.”

Beryl Parker’ın “Türkiye’de ilk tahsil hakkında rapor” başlıklı 1939 yılında hazırladığı çalışmasında öğretmenlerin maaşlarının yetersizliği hakkında şu ifadeleri kullanmıştır:

“Muallimlerin şahsî meseleleri herkesçe malûmdur. Muallimlerin meharetJeri, müfit oluşlarını muhakeme ederken bazan gayrimuntazam olarak verilen az maaşlarını, bilhassa köylerde iyi yaşamak şeraitini haiz mahalli bulmak güçlüğünü nazarı dikkate almak lâzımdır. Muallimlerin çoğunun sıhhati, vazifelerine muntazaman devamlarını temin edecek derecede müstakar değildir, ailevî mesuliyetler vakitlerinin muayyen bir miktarını almaktadır.”

Mustafa Kemal Atatürk ise hurafe tarihçilerin uydurduğu bu menkıbenin aksine öğretmenlerin karşılaştığı zorlu maddi koşulların farkındaydı. Hâkimiyeti Milliye Gazetesi’nde 21 Temmuz 1921 tarihinde yayınlanan 16 Temmuz 1921 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Türkiye Milli Eğitim Kongresi’ni (Maarif Kongresi) açarken yaptığı konuşmada öğretmenlerin karşılaştığı zorlu koşulları şöyle aktarmıştır (Atatürk Araştırma Merkezi (2006). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Divan Yayıncılık Ltd. Şti, 5. Baskı):

“İstikbal için hazırlanan evlâdı vatana, hiçbir müşkül karşısında serfüru etmiyerek kemali sabır ve metanetle çalışmalarını ve tahsildeki çocuklarımızın ebeveynine de yavrularının ikmali tahsil için her fedakârlığı ihtiyardan çekinmemelerini tavsiye ederim. Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin ne kadar sebatkâr oldukları tarihen müsbettir. Silâhiyle olduğu gibi dimağiyle de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin saf seciyesi istidat ile mâlidir. Ancak bu tabiî istidadı inkişaf ettirebilecek usullerle mücehhez vatandaşlar lâzımdır. Bu vazife de sizlere teveccüh ediyor. Hükûmeti milliyemizin kemali ciddiyet ve samimiyetle arzu ettiği derecede, Türkiye muallime ve muallimlerinin hayat ve refahını henüz temin edememekte olduğunu bilirim. Fakat milletimizi yetiştirmek gibi mukaddes bir vazifeyi deruhte eden heyeti mübeccelenizin bugünün vaziyetini nazarı itibara alacağından ve her müşkülü iktiham ile bu yolda gayet metinane yürüyeceğinden şüphem yoktur. Vazifeniz pek mühim ve hayatîdir. Bunda muvaffak olmanızı Cenabı Haktan temenni ederim.”

Yine Hakimiyet-i Milli’de 2 Nisan 1923 tarihinde yayınlanan Atatürk’ün Kütahya’da bir lise binasında verilen çay ikramı esnasında öğretmenlerle yaptığı konuşmada, Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkan ülkenin öğretmenlerine gereken önemi veremediğini belirtmektedir (Atatürk Araştırma Merkezi (2006). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Divan Yayıncılık Ltd. Şti, 5. Baskı):

“Eski idarelerin, eski hükümet gençlerinin en büyük fenalıklarından biri de irfan ordusuna lâyık oldukları büyük ehemmiyeti vermemeleridir. Eğer bu ehemmiyet verilseydi istikbali ellerine tevdi ettiğimiz, sizlere, istikbal kadar emin bir mevki verilmek lâzım gelirdi. Henüz üç buçuk dört senelik bir hayata malik olan millî idaremiz de, vakıa irfan ordusiyle lâyık olduğu kadar iştigal edememiştir. Fakat bundaki zarureti milletin münevverleri olan sizler elbette ki herkesten daha iyi takdir edersiniz. Bütün kuvvetlerimizi yalnız cepheye hasrettiğimiz, bütün metanetimizi cephedeki orduda temerküze mecbur olduğumuz bu kısa müddet içinde, bittabi irfan ordusiyle lâyıkiyle meşgul olamazdık. Lâkin Cenabıhakka binlerce hamdü sena olsun ki, düşman karşısındaki aziz ordular için sarfettiğimiz bütün emekler mes‘ut semeratını verdi. Artık bundan sonra aynı kuvvet, aynı faaliyet, aynı himmetle irfan ordusu için çalışacak ve birincide olduğu gibi bu ikinci ordudan dahi emeklerimizin, faaliyetlerimizin, himmetlerimizin mes‘ut ve muzaffer semerelerini aynı parlaklık ve aynı feyzü bereketle istihsal edeceğiz.”

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından 7 Aralık 1939 tarihinde Başbakanlığa iletilen bir resmi yazıda basında çıkan öğretmenlerin maaşlarının düşüklüğüne ilişkin haberlerden sitem etmekte ve “bugünlerde gazetelerimizden bâzılarında muallimlerimizin maddî vaziyetlerinin bozuk olduğu hakkında neşriyâta tesâdüf edilmekte ve bunlar arasında büyük puntolu harflerle ‘muallimlerin hâli berbat’ başlığı altında muallim kütlesini heyecâna sevk edecek yazılar da görülmekte” ifadelerini kullanmıştır. Bakan Yücel “muallimler kütlesini Cumhuriyet devrinde mağdur mevkiinde göstererek, onları heyecâna ve bedbinliğe sevk edecek, mesleklerine kaşrı bağlılıklarını sarsacak ve aralarında sendikalar teşkiline, grevler yapılmasına yol açacak ve öteden beri memleketimizde tesiri görülmekte olan komünizm propagandasını körükleyecek bir âmil olacağı kanatinde olduğumdan, hakikat ile taban tabana zıd bu gibi muzır fikirlerin muallim kitlesi arasında intişârına meydan verilmemesi için matbuat hakkında esaslı tedbirler alınması esbâbının temini“ni talep ederek bu gibi haberlere ilişkin tedbir alınmasını istemişti (Cemil Koçak (2011). Tek-Parti Döneminde Muhalif Sesler, İletişim Yayınları).

1923 yılında öğretmenlerin maaşlarının bütçe kısıtı nedeniyle ödenemediği de görülmüştür. Örneğin, 21 Mart 1924 tarihinde TBMM’deki görüşmede Malatya Mebusu Reşid Ağa, öğretmen maaşlarının ödenmediği ve öğretmenlerin zaruret ve sefalet içinde yaşadığına dair şu ifadeleri kullanmıştır:

“Öteden beri halkın arzu ve intizar eylediği mekteplerin küşadı ve çocuklarının talim ve terbiye görmesi idi. Binaenayeh vilâyet ve kazalarda müceddeden bir mektep küşadedilmediği gibi eskiden beri küıadedilmiş, halen mevcut bulunan mektep muallim ve muallimelerine ancak altı mahta bir maaş verilmektedir. Bu suretle muallim ve muallimeler zaruret ve sefalet içerisinde yaşamaktadır ve bir de Malatya vilâyetine tabi Behisni kazasına geçen sene bir mektebi idadi küşadedilmiş iken bu sene ilga edildiği istihbar kılınmıştır. Eğer hakikat ise mektebi idadinin ilgasiyle mektep muallimlerinin maaşlarmm verilmediğini ve esbabı taahhurunu Maarf Vekâleti Celilesinden istifsar eylerim.”

Ezcümle, Atatürk’ün böyle bir talimat vermiş olduğu iddiası sonradan uydurulmuştur. Veriler bu yönde bir talimatın varlığını işaret etmektedir. Ahmet Turan Alkan’ın konuya ilişkin değerlendirmesine katılıyoruz:

“Keşke öyle olsaydı ne güzel olurdu” meâlinde bir temennînin desteklenmesi maksadıyla sonradan yakıştırılmış olması ihtimâl dahilindedir; hatta büyük ihtimâldir, hatta bana tamamen öyle geliyor.

2015 yılında CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal tarafından öğretmen maaşlarının milletvekili maaşlarıyla aynı olması için kanun teklifi verilmişti. Tanal kanun teklifiyle ilgili”Biz de Atatürk’ün gösterdiği yoldan yürüyerek öğretmen maaşlarının milletvekili maaşlarıyla aynı olması için kanun teklifini verdik” ifadelerini kullanmıştı.

 

Atatürk’ün “Milletvekili Maaşları Öğretmen Maaşlarını Geçmesin” Dediğini İddia Eden Yazarlar

Cumhuriyet Gazetesi‘ndeki “Ata: Mebus maaşı, öğretmen maaşından yüksek olmasın” başlıklı 6 Ekim 2016 tarihli yazısında Orhan Bursalı, Atatürk’e soru sorulmadan etrafını dinlerken söze müdahil olduğunu iddia etmiş:

"Atatürk, iki bakan arasında, milletvekili maaşlarının nasıl saptanması gerektiği konusunda konuşmaya kulak misafiri olur ve söze karışır: “Ne kadar saptarsınız bilemem ama milletvekili maaşı öğretmen maaşından yüksek olmasın” der."

 

malumatfurus hakkında 1072 makale
Köşe yazarları odaklı yanlışlama girişimi. #Köşeyazarızabıtası

İlk yorum yapan olun

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz