Mehmet Barlas ve Duayenin Etimolojik Kökeni

Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nde yayımlanan 21 Eylül 2015 tarihli ve “Bu ülkede “Ünlü” olmak da “Duayen” olmak da çok kolay” başlıklı köşe yazısında “duayen” sözcüğünün kökenine değinmiş:

"Latince "Decanus"tan kaynaklanan bu kelime, Fransızcada "Doyen", İngilizcede de "Dean" olmuş..."

Duayen, Mehmet Barlas’ın iddia ettiği gibi Latince kökene sahip değil. Fransızca “doyen” Latince decanus sözcüğünden evrilmiştir. Ancak “decanus” da Eski Yunanca dekanós (δεκανός) sözcüğünden alıntıdır. Bu durumda, “duayen” kelimesi Yunanca “dekanós”tan kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar:

 

 

Deniz Gökçe ve Süveyş Kanalı

Deniz Gökçe 24 Eylül 2015 tarihli “Mülteci, Göçmen ve Avrupa” başlıklı yazısında kendini anakronizm rüzgarına kaptırmış:

"Bugün Ortadoğu’da başımıza gelen birçok tür bela aslında 1900-1920 arasındaki geçmiş tarihten kaynaklanan olaylar. Ne olmuştu o günlerde? Fransızlar daha önce Süveyş Kanalı’nı işgal edip, İngilizleri oradan geçirmemeye başlamışlardı. Bunun üzerine İngilizler karadan sömürgeleri Hindistan’a gidebilmek için o zamanlar Osmanlı eyaletlerinden oluşan Ortadoğu’ya saldırmışlardı. Osmanlı’yı yenebilmek için de Hicaz Emiri Hüseyin’i üç çocuğuna birer krallık verme vaadiyle yanlarına almışlar ve Arap desteği sağlamışlardı."

Gökçe, İngilizlerin Ortadoğu’daki Osmanlı topraklarını işgalini Uzak Doğu’daki sömürgelerine ulaşımı güvence altına almak için yaptığını iddia etmekle hata etmiş. Ancak asıl hata, Fransızların 1900-1920 yılları arasında İngilizlerden önce Süveyş Kanalı’nı işgal ettiğini iddia etmesi. Unutulmamalı ki Süveyş Kanalı 1882 yılında İngilizlerce işgal edildi ve bu yılın ardından Fransızların Kanal’a müdahiliyeti kalmadı.

Kaynak:

Süveyş Kanalı

İsmet Berkan ve Nobel Ödülleri

İsmet Berkan, 19 Eylül 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “‘Şaka’ Nobel’den alınacak çok ders var aslında” başlıklı köşe yazısında Nobel Ödüllerine değinmiş.

"İsveç'te Alfred Nobel adına kurulan vakıf her yıl fizik, kimya, tıp ve edebiyat dallarında 'Nobel' ödülü veriyor. Bunlara farklı vakıflardan verilen ama yine de 'Nobel' adını taşıyan barış ve ekonomi ödüllerini de ekleyin"

Ancak biraz yanlış aktarmış. “Nobel Barış Ödülü” de Alfred Nobel’in vasiyetiyle kurulan Nobel vakfınca verilmektedir. Ekonomi alanında verilen ödül ise diğerlerinden farklı olarak 1968 yılından bu yana -adı her ne kadar “Nobel” olarak zikredilse de- Sveriges Riksbank, yani İsveç Merkez Bankasınca verilmektedir. Resmi adı da “The Sveriges Riksbank Prize in Economic Sciences in Memory of Alfred Nobel” şeklindedir.

Nobel_Prize
Kaynaklar:

Can Yücel ile Gazi Yaşargil’in “Burs” Hikayesi ve Köşe Yazarlarımız

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğlu Can Yücel yerine Prof. Dr. Gazi Yaşargil’e burs vererek yurt dışına gönderdiği yönünde bir hikaye yazılı basınımızda ve sosyal medyada bir hayli yer edindi geçmişte.

Ancak Prof. Dr. Gazi Yaşargil, bu hikayeyi yalanlayarak “Ne bana burs verildi ne Can’a. İkimiz de ailemizin imkânlarıyla yurt dışına çıktık” şeklinde düzeltti.

Kimin aklına geldi ve bu hikayenin esin kaynağı oldu, neye göre böyle bir hikaye yazdı bilinmez. Bildiğimiz tek şey, bu oltaya atlayan köşe yazarları.

Bu hikaye, Yılmaz Özdil’in Hürriyet Gazetesi’nde 24 Ağustos 2010 tarihinde yayımlanan “KPSS” başlıklı köşe yazısının odak noktasını oluşturmuş. Bu yazı yetmemiş, Yılmaz Özdil 15 Mart 2012 tarihli “Cura” başlıklı yazısında tekrar aynı asılsız hikayeye değinmiş. Hıncal Uluç vakit kaybetmeksizin bu hikayeyi Sabah Gazetesi’nde 26 Ağustos 2010 tarihinde yayımlanan “Yaşargil!…” başlıklı yazısına taşımış. Vatan Gazetesi ise “Onlar iki muhteşem dosttu biri beynimizin Piri Reis’i diğeri şiirimizin can damarı” başlıklı haber metniyle 29 Mayıs 2005 tarihinde bu hikayeyi konu edinen bir “güzelleme” yayımlamış, ki bu haber söz konusu asılsız hikayenin temelini oluşturuyor gibi duruyor.

Kaynaklar:

Yilmaz Ozdil _ Can Yucel Gazi Yasargil

Yiğit Bulut’la Kopyala-Yapıştıra Devam

Kısa geçelim: Yiğit Bulut’un Star Gazetesi’nde yayımlanan 16 Eylül 2015 tarihli “Yeni bir ‘ekonomi’ için yola çıkıldı-II” başlıklı köşe yazısı, 9 Mart 2015 tarihli “Ekonomide önemli çıpa; liderlik, siyasi istikrar!” başlıklı yazısının büyük çoğunlukla aynısı.

Yiğit Bulut yeni içerikli bir köşe yazısı yazmayalı epey oldu.

Kaynaklar:

Yiğit Bulut’un 16 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı: http://haber.star.com.tr/yazar/yeni-bir-ekonomi-icin-yola-cikildiii/yazi-1056913

Yiğit Bulut’un 9 Mart 2015 tarihli köşe yazısı: http://haber.star.com.tr/yazar/ekonomide-onemli-cipa-3b-liderlik-siyasi-istikrar/yazi-1007677

 

Kerem Alkin ve Fed’in Para Politikası Normalleşmesi Süreci

Kerem Alkin, 16 Eylül 2015 günü Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan “Fed sıkıntısız bir adım atabilir” başlıklı yazısında, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) olası faiz artırımına ilişkin sürece odaklanmış.
"22 Mayıs 2013'den bu yana neredeyse 40. aya gidiyoruz. 40 aydır, neredeyse gün aşırı, zaman zaman her gün uluslararası ekonomi çevreleri ve doğal olarak yurtiçi piyasalar ABD Merkez Bankası'nın (FED) ne yapacağını konuşuyor."

"Bu nedenle, 40 aydır, para politikasında 'normalleşme' dönemine geçmekten söz ediyor."

Kerem Bey’in saymayla bir sıkıntısının olacağını düşünmüyoruz ama bir hesap hatası yapmış. Taper tantrum adı verilen “sıkılaşma krizi”nin gözlemlendiği tarih olan 22 Mayıs 2013 ile 16 Eylül 2015 günü arasında 847 gün bulunmakta. Yani, 2013 yılı Mayıs ayından bu yana 28. aydayız. 40. ayda değil.

Bu basit hesap hatasının yanı sıra Kerem Bey şöyle bir ifade kullanmış:

"1986 yılı aralık ayından bu yana, yani 29 yıldır, FED 0,125 puanlık, eğer piyasa diliyle yazarsak, 12,5 baz puanlık bir faiz artışı yapmamış." 

Kerem Bey’in iddiasının aksine, Fed’in federal fonlama oranını 1989 yılına değin bahsettiği aralıkta artırdığını görüyoruz.

Kaynaklar:

dolar tl kuru

Necati Doğru ve AKP-DP Yakınlaşması

Necati Doğru, 16 Eylül 2015 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında Ak Parti’nin Demokrat Parti’nin ittifak iddialarına değinmiş:

"76 bin oyu olan DP’nin bütün borçları ödeniyor ve “parti satın alınarak” AKP’lileştiriliyor."

Necati Doğru’nun bahsettiği durum gerçekleşmedi. Şu an iddiadan ibaret. Demokrat Parti Başkanı Gültekin Uysal’ın bu yöndeki iddiaları sert bir ifadeyle reddettiğini de not etmek gerek.

Kaynaklar:

Cem Kılıç ve G20 Türkiye

16 Eylül 2015 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında Cem Kılıç, 2015 G20 Türkiye Dönem Başkanlığı’na odaklanmış:

Bu yıl Türkiye başkanlığında gerçekleştirilen G20 zirvesinde cinsiyet eşitliğine dayalı bir ekonomik büyümeyi gerçekleştirebilme hedefine daha da yakınlaşabilmek için Kadın 20 (W20) adı altında yeni bir çalışma grubu kuruldu. 

G20 kapsamındaki bir diğer çalışma grubu, Gençlik 20, (Y20).

1. G20 Zirvesi henüz gerçekleşmedi. G20’nin “Zirve” olarak tanımlanan yıllık bazda düzenlenen “Liderler Zirvesi” Antalya’da 15-16 Kasım 2015 tarihlerinde düzenlenecek. Cem Kılıç, 4-5 Eylül 2015 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen G20 Finans Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nı Zirve olarak addetmiş. Ama yanlış bir tanım. Ki zaten, bahse konu Eylül G20 toplantısında değil, bu toplantının marjında gerçekleşen “W20 Açılış Toplantısı”nda kuruldu.

2. Kadın-20, yani Women-20, kısaca W20 bir çalışma grubundan çok, G20’nin resmi hattının dış paydaşların gündem maddeleri hakkındaki görüşlerini almak için oluşturdukları bir “açılım hattı”dır. G20’nin resmi hattında faaliyet gösteren çalışma gruplarından biri değildir yani. Aynı durum Y20 için de geçerli.

Kaynaklar:

G20 Türkiye

Emrah Serbest ve Abdullah Öcalan

Birgün Gazetesi’nde 13 Eylül 2015 tarihinde yayımlanan “Beştepe Cuntası ve Cizre ablukası” başlıklı yazısında Emrah Serbes, terörle ilgili son dönem gelişmeleri ele almış. Ancak, Abdullah Öcalan’la ilgili bazı hususları saptırmış:

Abdullah Öcalan 16 yıldır bir hücrede, tek başına, tecrit altında yaşıyor, hâlâ bir arada yaşamayı savunuyor.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Öcalan’a “ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası” verilmiştir.

Serbes’in belirttiği gibi bir hücrede yaşamını devam ettirmesi söz konusu değildir. Öcalan bir odada yaşamını sürdürmektedir. Bu odanın fiziksel koşullarına ilişkin kamuoyuna epey bilgi sunulmuş durumdadır.

Tecrit altında yaşamamaktadır, avukatı ve birinci derece yakın akrabalarıyla onaya tabi şekilde görüşebilmektedir (Nisan ayından bu yana bu onay sunulmamıştır).

Tek başına değil, yanında birkaç mahkumla kalmaktadır.

ocalanin hucresi

Kaynaklar:

 

* Katkısı için Zhang‘e teşekkür ederiz.

 

Ergün Diler ve Abdurrahim Boynukalın’ın Hürriyet Baskını

Ergün Diler, Takvim Gazetesi’nde yayımlanan 13 Eylül 2015 tarihli “Cizre’de Bizans” başlıklı köşe yazısında, Cizre’dek gerilimi konu edinmiş ve Abdurrahim Boynukalın’ın Hürriyet Gazetesi’ne yönelik eylemine değinmiş:

Onlar Almanlar'ın yardımlarını esirgemedikleri Cizre'de üst perdeden konuşurken bilerek ya da bilmeyerek birileri Almanlar'ın Türkiye'deki en büyük ortağı Aydın Bey'in medyasının önüne gidiyor ve protesto ediyordu. AK Parti milletvekili Abdurrahim Boynukalın orada olsa da taşlı sopalı eylemler ondan habersiz yapılıyordu.

Ergün Güler’in aklayıcı role girmesi gayet ilginç.

Öncelikle saldırıdaki Abdurrahim Boynukalın’in rolüna ilişkin Hürriyet Gazetesi’nin yayımladığı son videolar ve yayımladığı haber metinleri tam tersini ima ediyor:

***

6 Eylül Pazar gecesi saat 23.15’te, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir televizyon kanalında yayınlanan söyleşisindeki bazı sözlerin www.hurriyet.com.tr’de veriliş şekline tepki gösteren yaklaşık 200 kişilik saldırgan grup, Hürriyet’in önüne geldi.  Grubun baş aktörlerinden olan Abdurrahim Boynukalın’ın yaptığı konuşma ile birlikte Hürriyet’in bahçesinden içeri girerek taş ve sopalarla gazete binasına saldıran gruptakiler,  bazı güvenlik görevlilerini de yaraladı. Saldırganlar polis ekiplerinin gelmesi üzerine bahçe dışına çıkarıldılar ancak gece geç saatlere kadar dağılmayarak tehdit ve hakaret içeren sloganlar attılar.

Boynukalın, Hürriyet Gazetesi’ne düzenlenen saldırının ardından sloganlar atan saldırgan kalabalığa “Hürriyet Gazetesi’ne tehditkâr bir içerikle” seslenmişti. Daha sonrasında “Hürriyet’e dokunuyoruz, Paralel yapı yerinden zıplıyor. Paralel yapıya dokunuyoruz, CHP zıplıyor. Hepsine birden dokunuyoruz, PKK zıplıyor. Ne oluyorsa yani?” ifadesini kullanmıştı. Abdurrahim Boynukalın ayrıca, Hürriyet Gazetesi’nin konu hakkındaki ilgili bir haberi paylaştığı tweet’in altına, “Kırılan camlarla bileklerimi kessem barışır mıyız cnm?” diye yazmıştı.

Anadolu Ajansı’nın (AA) röportaj yaptığı Boynukalın, “Biz AK Parti Gençlik Kolları olarak da kendi içimizdeki bütün insanlarla beraber yine bu medya organlarının önünde eylem yapmaya devam edeceğiz. Buna alışmaya başlasınlar artık” dedi.

Yayımlanan videoda şu ifadeler kullanılıyor: “Şey kısmına takılmışlar herhalde, ‘sonuçlar ne olursa olsun…’ Sonuç ne olursa olsun başkan yapacağız kardeşim. Ahmet Hakan’ın damağı filan düşmüş sinirden. Acayip korkaktır Ahmet Hakan. Ben bugün Nişantaşı’nda evinin önüne gitmeyi düşünüyordum. Gidecektim böyle bekleyecektim gel bakalım buraya filan diye. İkinci şeyde de aynı şekilde. Sedat Ergin terliyor, merliyor. Bunlar dayak yememişler hiç. Bizim hatamız bunlara zamanında dayak atmamak olmuş. Dayak yeselerdi…”

***

Kaynaklar: