Deve Kuşunun Başını Toprağa Gömdüğünü Zanneden Köşe Yazarları

TDK‘ya göre “deve kuşu gibi başını kuma sokmak (veya gömmek)” deyimi “i. bir tehlike, bir olay karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak; ii. başkalarını aldattığını sanarak kendisini aldatmak” anlamlarına gelmektedir.

“Deve kuşu gibi başını toprağa gömmek” deyimi gerek bizim gerek başka dillere yerleşmiştir. Ancak, bu durum, gerçeği bizatihi yansıtmaktan öte bir söz sanatının icrasıdır.

Sanılanın aksine, gerçekte deve kuşları bir tehlike anında başlarını toprağa gömmezler. Tehlikeden kaçmak için başlarını gömmeyip, tehlikeyi sezmek için başlarını toprağa yaklaştırırlar yani.

Amerika Deve Kuşu Derneği, National Geographic, Wonderopolis ve diğer açık kaynakların konuya ilişkin açıklamaları ve sıraladığı hususlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Kuş familyasının en büyük hayvanı olan deve kuşları, kafalarını bir tehlike anında kendilerini saklamak adına toprağa gömmezler.
  • Yumurtalarını toprağa açtıkları deliklere yerleştirirler. Günde birkaç defa kafalarını deliğe koyup yumurtalarının yönünü çevirirler.
  • Bir tehlike sezdiklerinde başlarını yere yaklaştırıp etrafı kolaçan ederler.
  • Bazen uzak mesafeden bakıldığında, yuvasını kontrol ya da tehlikeyi/avcıyı sezmek için kafasını yere yaklaştırması, bu hayvanların kafasını toprağa gömüyor gibi görünmesine yol açar.
  • Tehlike karşısında araziye uyum sağlamak adına dizlerini kırıp başlarını bacaklarının arasına ya da göğsünün altına alıp dururlar ve bu görünüm ile bir kaya parçası şeklini alırlar.
  • Kafalarını kuma gömüyor olsalardı, nefessiz kalmalarını gerekirdi.
  • Saatte 60 kilometre hızla ya da hiç durmadan yarım saat koşabilen deve kuşlarının, tüm hayvanlardaki tehlike anında kendini korumak adına kaçma refleksi yerine kocaman bünyesine kıyasla küçücük kafasını toprak altına yerleştirip kendini koruduğunu sandığına inanmak hayvanın fıtratına aykırı.
  • Dış tehlikelere karşı kendini koruyabilecek fiziki büyüklüğe ve güce sahip hayvanın, saklanması ya da saklandığını sanıp kendini aldatmasına gerek yok.

TDK’nın anlamını açıkladığı üzere, “deve kuşu gibi kafayı kuma gömmek” tabirini, “bir sorun karşısında yokmuş gibi davranmak” anlamında kullanılır. Ancak, bazı köşe yazarları, bu tabiri kullanırken deve kuşlarının gerçekten de kafalarını kuma gömdüğünü belirtirler. Arada aslında bir nüans var. “İpe un sermek”, “etekleri tutuşmak”, “saçını süpürge etmek”, “ağzıyla kuş tutmak” gibi deyimlere benzer bir durum mevcut. “Dut yemiş bülbüle dönmek”, “örümcek kafalı olmak”, “kuş sütüyle beslemek”, “keçileri kaçırmak” deyimleri nasıl kullanılıyorsa, bu deyim de gerçekle ilişkilendirilmeksizin kullanılmalı. Deve kuşları kafasını gerçekten toprağa gömmediği için “katır gibi inatlaşmak”, “öküz gibi bakmak” gibi bir anlam çıkarılamaz bu deyimden.

Bu nüansı yakalayamayan ve deve kuşlarının kafalarını tehlike anında kuma gömdüğünü zanneden köşe yazarlarını ifşa edelim:

Kayahan Uygur, Güneş Gazetesi’ndeki 2 Haziran 2015 tarihli “İstanbul ne zaman fethedilir?” başlıklı yazısında bu nüansı kavrayamayanlardan olmuş:

"Devekuşu gibi gizlendiklerini sanıp ‘kâfir kim’ diyorlar ama herkes onları iyi tanımakta."

Ali Haydar Haksal da Milli Gazete’deki “İplerin Uçları Kaçınca” başlığıyla 2 Mart 2018 günü yayınlanan köşesinde deve kuşlarının fıtratına değinip, bu hayvanların kafalarını gerçekten toprağa gömdüklerini sandığını ortaya koymuş:

"Şu dünyada insan sorumluluk duyunca acılar katlanıyor. Allah’ın bir yarattığı olan devekuşları gibi başımızı kumlara gömemiyoruz. Demek ki Allah her varlığı, nesneyi insana örnek ve ders olsun için yaratmış, yaratıyor. Deve kuşlarının yaratılışı ve yaratılıyor olmasının neden ve hikmetleri var."

Engin Ünsal, Aydınlık Gazetesi’ndeki 7 Temmuz 2014 tarihli “Türk-İş ve Hak-İş kafesteki keklik mi?” başlıklı yazısında, deve kuşlarının kafalarını gerçeği görmek için toprağa gömdüklerini iddia ederek hataya düşmüş:

"İşçiler ve sendikacılar gerçekleri görmek için başını kuma gömen devekuşları gibi görüntü veren, AKP karşısında suskun Türk-İş ve Hak-İş yöneticilerine seslerini yükseltmelidirler."

Mine Kırıkkanat da 14 Mart 1999 tarihli bir yazısında bu hatayı yapmıştı:

"Çünkü babamın anlattığı imge, yeni oluşan belleğimde devekuşlarına değgin öğrendiklerimle çakışıyor ve eteğini kaldırıp kafasını örten kadınları, başını kuma sokup tüm gövdesini saklandı sanan devekuşlarına benzetiyordum"

Öcal Uluç’un Türkiye Gazetesi’ndeki 14 Haziran 2013 tarihli “Nerede o bülbüller?” başlıklı yazısından:

"Bakınız, tıpkı devekuşları gibi "kafamızı kuma gömdüğümüz zaman, bizleri kimsenin görmediğini" zannediyoruz!.."

Bekir Coşkun’un Hürriyet Gazetesi’ndeki 11 Nisan 2002 tarihli “Cehennemin 3-K’sı…” başlıklı yazısından:

"Devekuşları gibi devlet kuşları da tabii ki kafalarını kumdan çıkartmayacaklar..."

İsmet Berkan’ın Radikal Gazetesi’ndeki 12 Mayıs 2007 tarihli “Devekuşu gibi olmak” başlıklı yazısından:

"Oysa şu anda, kum saatinde kumların akıp gitmekte, yani zamanın erimekte olduğunu fark etmeden başını kuma gömmüş devekuşu gibiyiz."

 

Cazim Gürbüz’ün Yeniçağ Gazetesi’ndeki 15 Şubat 2011 tarihli “Memleketimden Gülmece Manzaraları” başlıklı yazısından:

"Devekuşları neden kafalarını kuma gömer, kıçlarını dışarıda bırakırlar? Kıç yalayıcılarının çok olmasından."

 

Bu yanlışlar karşısında deyimi doğru kullananım örneklerine de bir bakalım:

Hasan Karakaya, Yeni Akit Gazetesi’ndeki “Başını kuma gömen kim?.. Devekuşu mu, resmî tarihçiler mi?” başlıklı yazısında konuyu gayet güzel açıklamış:

"Öncelikle, “devekuşu” ile ilgili bir “yanlış bilgi”yi, daha doğrusu bir “iftira”yı düzeltelim... Hani, devekuşlarının, bir “kaçış yöntemi” olarak “başlarını kuma gömdüğünü” söyler dururuz ya; bu, doğru değil!.. Devekuşları; tehlikeden kaçmak veya tehlikeyi görmemek için değil, tam aksine “tehlikenin nerede ve ne şiddette olduğunu” öğrenmek için kuma gömerler başlarını... Aslında, burada “kuma gömmek” de yoktur... Boyunlarını yere yapıştırırlar ki, “yaklaşan tehlikenin sesi”ni duyabilsinler!.. Sizin anlayacağınız; “tehlikeyi görmezden gelmek” için değil, tam aksine “ses”lerini duymak için başlarını yere dayarlar!.."

Yasin Aktay’ın Yeni Şafak Gazetesi’ndeki 3 Ekim 2015 tarihli “Suriye’de Amerika’nın Devekuşu Politikası” başlıklı yazısından:

"Obama yönetimi başını kuma sokarak Suriye'de bir sorun olmadığını ya da var olduğu söylenen sorunun zannedilen kadar büyük olmadığını iddia etmeye devam ediyor ama Suriye hem Suriyeliler hem de uluslararası toplum açısından Obama'nın “Devekuşu Politikası” sayesinde tam bir ateş çemberine dönüşmüş bulunuyor. Bunun sebebi risk anında başını kuma sokan ABD'nin tam bir deve kuşu mantığıyla gerisini de emniyette hissetmesidir."

Kâzım Kürşat Yücel’in Türkiye Gazetesi’ndeki 1 Eylül 2016 tarihli “Anahtar” başlıklı köşesinden:

"Büyük Türkiye biiznillah kurulacak. Fakat mes’elelerimizi de bilmek zorundayız. Aksi kafamızı devekuşu gibi kuma sokmak olur. Hedefe dev aynasıyla değil, boy aynasıyla ilerleyeceğiz."

Cüneyt Arcayürek’in Cumhuriyet Gazetesi’ndeki 16 Ekim 2014 tarihli “Devekuşu Gibi…” başlıklı yazısından:

"Başını kuma sokarak gerçekleri göremeyen devekuşları gibi…"

Oğuz Demiralp’in T24’teki 25 Nisan 2017 tarihli “Türkiye ‘boş ver’ dememeli” başlıklı yazısından:

"Elbette, eğer devekuşu gibi kafanızı kuma gömüp Türkiye’nin ötesinde bir Avrupa, bir dünya olduğunu görüyorsanız, bilirsiniz. Ne yazık ki, tiyatro tarihimizin en popüler topluluğunun adının “Devekuşu Kabare” olması boşuna değildi."

 

Son not: TDK’ya göre deve kuşu ayrı yazılır.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*