Ayasofya’nın Hızır Aleyhisselam Tarafından Kıbleye Döndürülmesi Efsanesi

Ayasofya'nın Hızır Aleyhisselam Tarafından Kıbleye Döndürülmesi Efsanesi

Ayasofya Camii’nin Hızır Aleyhisselam Tarafından Kıble Yönüne Çevrildiği İddiası Bir Şehir Efsanesidir

Hızır Aleyhisselam’ın parmağıyla müdahale ederek Ayasofya’yı Kıble yönüne çevirdiği ve İstanbul’un fethinin ardından Fatih’in imamlık ettiği cuma namazında bu durumun Akşemsettin tarafından aktarıldığı iddia edilir. Ancak, bu şehir efsanesinin kökenleri ve dönemin gerçekleri aktarılanın doğru olmayabileceğini işaret etmektedir.

Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’yı müzeye çevirenlere beddua ettiğine ilişkin iddiaları daha önce incelemiştik. Bu defa, Ayasofya’nın İstanbul’un fethi sonrasında Kıble’ye döndürülmesine ilişkin şehir efsanesini ele alacağız.

Efsaneyi özet geçecek olursak: Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra ilk Cuma namazını Ayasofya’da kılacağı zaman etrafındakilere “Aranızda ikindi namazının sünnetini hiç kaçırmayan birisi imamlık yapsın” der. Fakat bu vasıfta hiç kimseyi bulamazlar. Bunun üzerine Fatih, “Ben hayatımda hiç ikindi namazının farzını ya da sünnetini kaçırmadım” der ve imamlığa geçer. Namaza başlamak için tekbir getirir sonra namazını bozar. Bu hâl üç kez tekrar eder. Üçüncüsünde namaza durulur ve namaz kılınır. Namazdan sonra bu durumun sebebi sorulur. Fatih de namazda Kâbe’nin görünmesini arzuladığını bunun için de Kâbe görünene kadar üç kez tekbir getirdiğini söyler. Akşemsettin de bu durumu şöyle izah eder; “Padişahımız üç defa tekbir getirdi. Üçüncü tekbirde bana manevi âlemde cemaatin en arka safı gösterildi. Baktım ki Hızır Aleyhisselam terler direğe parmağını soktu ve Ayasofya’nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Böylece Padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kâbe’yi tam karşısında gördü” der.

Fatih Sultan Mehmet Tablosu
Fatih Sultan Mehmet

 

Ayasofya’nın Kıble yönüne çevrilmesine dair şehir efsanesinin tam metni şöyle:

Fatih sultan Mehmed İstanbul’u fethettikten sonra , ilk cuma namazını Ayasofya’da kılmak için kilisenin derhal camiye çevrilmesini emretmiş, ordudaki ustalar kısa sürede Ayasofya Kilisesi’ni, Büyük Fetih Camii’ne çevirmişler ve cuma namazına hazırlamışlar. Cemaat toplanmış Fatih Sultan Mehmed etrafındakiler:
 – Aranızda ikindi namazının sünnetini hiç kaçırmayan var mı? diye sormuş.
 – Eğer kaçırmayan varsa bütün cemaatin başına o geçecek ve imamlığı o yapacak, demiş. Herkes büyüklere bakmaya başlamış. Fatih Sultan Mehmed’in orada bulunan lalası da diğer alimlere ve en son da Akşamseddin’e bakmış. Ama herkes başını yere eğmiş. Akşamseddin bile başını yere eğmiş ve:
 – Bir keresinde evime misafir geldi. Misafirleri kıramadığım ve çok meşgul olduğum için ikindi vakti keraate girdi. Hayatımda sadece bir kez ikindi namazının sünnetini kılamadım, demiş. Akşemseddin’in bu sözü üzerine Fatih Sultan Mehmed:
 – Ben hayatımda hiç ikindi namazının farzını ya da sünnetini kaçırmadım, demiş. Bunun için de oradaki heyet tarafından İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’da kılınacak ilk cuma namazına imamlık yapmaya Fatih Sultan Mehmed layık görülmüş.
 Yani hem padişah olduğu için hem de kadar savaşın arasında ikindi namazının sünnetini kaçırmadığı için imamlığa geçmiş.
 Fatih Sultan Mehmed imamlığa geçtikten sonra namaza başlamak için tekbir getirir ama hemen sonra durmuş ve sağına soluna selam vererek namazını bozar. Sonra tekrar tekbir getirmiş ve tekrar durur sağa sola selam vererek namazını bozar. Üçüncüsünde de tekbir getirdikten sonra ellerini bağlar ve ilk cuma namazını kıldırmaya başlar. Cemaatten bazıları: “Padişah büyük kibre girdi o kibrinden dolayı namazı başlatamadı” diye düşünmüşler. Namaz kılındıktan sonra Fatih Sultan Mehmed’e namazı nenden üç kere bozduğunu sormuşlar o da:
 – İstedim ki namaz sırasında bana ve bütün cemaate Kabe görünsün, yani biz Kabe’nin önünde namaz kılalım. Bu niyetle birinci tekbiri getirdim fakat Kabe görünmedi. İkincisinde de tekbir getirdim Kabe görünmedi. Fakat üçüncüsünde tekbir getirdim ve Kabe gözümün önünde belirdi, demiş. Bunun sebebini de Akşemseddin Hazretleri’ne sormuşlar o da bu hadiseyi şöyle anlatmış. Demiş ki:
 – Padişahımız üç defa tekbir getirdi. Birinci tekbirde baktım ki, Ayasofya’nın yönü kıbleye bakmıyor. İçimden “İnşallah bir yanlış yapmayız” dedim. İkinci kez tekbir getirdi, tekrar namazı bozdu, namazı bozduğu için sevindim. Üçüncü tekbirde yine içimden: “İnşallah namazını bozar” dedim. Fakat o an bana manevi alemde cemaatin en arka safı gösterildi. En arka safta, bir kişilik yerin eksik olduğunu gördüm. Bir an baktım ki Hızır Aleyhisselam, o bir kişilik yere doğru saf tutmak için gelirken terler direğe parmağını soktu ve Ayasofya’nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Ondan sonrada bir kişilik yerin eksik olduğu o safa geçti ve namaza durdu. Böylece padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kabe’yi tam karşısında gördü, bir daha selam vermedi ve böylece İstanbul’un fethetinden sonraki ilk cuma namazını kıldırdı

Efsaneyi aktaran bir sesli hikaye:

Efsanenin diğer bir anlatımı ise şu şekilde:

“Ayasofya başlangıçta bir kilise olarak yapıldığı için ibadet yönü Kâbe’ye dönük değilmiş. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethedip Ayasofya’yı cami yaptıktan sonra bir gün Hızır Aleyhisselam Ayasofya’ya gel­miş. Bakmış ki kıble Mekke’ye doğru değil. Solda, arkada dört köşe olan, Terler Direk denilen üzeri bakırla kaplı mermer direğe parmağını sokup ve sütunu döndürmeye başlamış. Onun dönüşüyle birlikte bütün bina da Kâbe yönüne dönmekteymiş. Bina tam Kâbe yönüne döneceği sırada kadının biri Hızır’ı fark etmiş ve “Bakın hele şu Hızır’ın yaptığına!” diye çığlık atmış. Hızır bunun üzerine işini tam olarak bitirmeden gözden kaybolmuş. Rivayete göre bu yüzden Ayasofya tam olarak Kâbe yönüne dönük değilmiş.”

Hızır’ın Ayasofya’yı Kıbleye çevirmesi efsanesine de yer verilmiş ve bu hadiseden dolayı Ayasofya’nın dengesini kaybettiği de iddia edilmektedir.

Ayasofya Vakfiyesi Efsanesi

Ayasofya Hızır Aleyhisselam Tarafından Kıble Yönüne Çevrilmiş Olabilir Mi?

İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’un en büyük mâbedi olan Hagia Sophia Kilisesi Ayasofya adıyla fethin sembolü olarak camiye çevrilmiş ve Fatih camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfetmiştir. Salı günü gerçekleşen fetihten sonraki ilk cuma namazı da Ayasofya Camii’nde kılınmış olsa da bu namazın imamlığını Fatih Sultan Mehmet’in üstlendiğine dair herhangi bir kaynak bulunmamaktadır. Fetihten sonra Ayasofya’da kılınan ilk cuma namazında hutbeyi şehri fetheden hükümdar Fatih Sultan Mehmed adına Akşemseddin’in okuduğu bilinmektedir. Hutbenin ardından ilk cuma namazına Akşemseddin’in imamlık yaptığı kaynaklarda aktarılmaktadır (Sâmiha Ayverdi (2008) “Edebî ve mânevî dünyâsı içinde Fâtih”, sf. 138). Şehir efsanesindeki iddianın aksine Fatih’in hocası Akşemseddin’in hutbesini okuduğu Cuma Namazını, talebesi Fatih’in kıldırması beklenemez. 

Ferik Ahmed Muhtar Paşa’nın “Feth-i Celil-i Kostantiniye” adlı eserinde ilk cuma namazına Akşemseddin’in imamlık ettiği hususu şu şekilde aktarılır:

“Akşemseddin Hazretleri, Sultan Mehmed Han-ı Sani Hazretleri’nin koltuğuna girip tazim ile müşarünileyh hazretlerini minbere çıkardı. Etrafa nur-i hidayet saçan seyf-i Muhammedî elinde parıl parıl parlıyordu. Hazret-i Fatih minberde yüksek ve mehib bir sesle “Elhamdülillah, Elhamdülillah…” diye hutbe okumaya başlayıp Cenab-ı Mün’im ve Muhsin-i hakikiye teveccüh ile şükür ve mahmedet eylediği zamanda idi ki, camide mevcut bütün gaziler, mücahid-i din-i Mübin, bir acib inbisat, sürur ve zevk ile gaşyolmak derecelerine gelip feryad-ı şadümani ile gözlerinden sel gibi yaşlar dökmeğe başladılar. Hazret-i Fatih, kaide-i üslub-ı hatib üzre hutbeyi okuyup eda ettikten sonra minberden inerek Akşemseddin Hazretleri’ni imamete geçirip Cuma namazını ol vaktin icabatına göre mücahidin-i din-i Mübin safları önünde ifa eyledi.”

Hristiyanlar için kiliselerde kutsal yön, güneşin doğduğu doğu yönüdür. Genellikle ilk kiliseler doğu-batı ekseni üzerinde yönlendirilse de bazı kiliselerde kıble yönü olarak Hz İsa’nın doğduğu Kudüs doğrultusunun esas alındığı ve her ne kadar zorunluluk olmasa da Ortodoks kiliselerinin Kudüs’e yönelik inşa edildiği bilinmektedir. Dönemin Ortodoks kiliselerinin Kudüs yönünde inşa ediliyor olmasından hareketle Ayasofya’nın orijinal konumunun mevcut haliyle aynı olduğu ve Müslümanların Kıblesine yakın olduğu görülmektedir. Ayasofya – Kudüs ve Ayasofya – Mekke hattı aslında çok yaklaşık bir açıya sahiptir, hatta ufak fark gözetilebilirse aynı Ayasofya-Kudüs-Mekke’nin aynı doğrultuda olduğu bile söylenebilir. Ayasofya’da namaz kılan cemaat küçük bir açı farkıyla aslında Kudüs’e doğru da namaz kılıyor olmaktadır.

Ayasofya-Kudüs-Mekke Aynı Düzlemdedir

Ayasofya’nın Müslümanların kıblesi olan Mekke yönüne doğru tam aynı açıya sahip olmadığı bilinmektedir. Bu açı farkı da şehir efsanesini uyduranların Hızır Aleyhisselam’ın Ayasofya’yı kıble yönüne çevirme işleminin neden yarım kaldığını aktarmış olduklarını da işaret etmektedir.”Koskoca Ayasofya’yı hareket ettirebilen Hızır Aleyhisselam’ın kıbleyi tam denk getiremediğini iddia etmek de ilginç bir absürtlük.

Ayrıca, bilinmektedir ki camilerin kıble yönü ana giriş kapısından girildiğinde tam karşıya doğrudur. Bu doğrultu (türbeler bölümünden ana giriş kapısı) gözetilecek olursa, Ayasofya’nın kıble yönü aslında Sibirya dolaylarındadır. Ancak, Ayasofya’nın mihrap ve minberi, yani mevcut kıble yönü ise ana giriş kapısının hemen sağına kalmaktadır.

Ayasofya Mimari Planı

Ayasofya tam olarak Kâbe yönüne dönük değildir. Ayasofya’daki mihrap ve minber incelendiğinde hafif sağa dönük açıda (caminin güneydoğu yönünde) konumlandırıldığı, Ayasofya müzeye çevrilmeden önce cami olarak hizmet verdiği dönemdeki cemaat fotoğrafları incelendiğinde de namaz için saf hatlarının de aynı sağa yatık açıda konumlandığı görülmektedir.

Ayasofya’da Namaz Kılan Cemaat

 

29 Mayıs 1453’teki fetihten 24 Ekim 1934’te camilikten çıkarılıp Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlanana kadar cami olarak hizmet veren Ayasofya’yı ziyaret edenler halk arasında “Terleyen Sütun” ya da “Dilek Sütunu” denilen ve ziyaretçilerin üzerindeki oyuğa soktukları başparmaklarını saat yönünde tam bir tur döndürerekdilek tuttuğu, hakkında birçok efsanenin ve rivayetin olduğu sütunu mutlaka görmüşlerdir. Şehir efsanesine göre Hızır Aleyhisselam Ayasofya’nın kuzeybatı yönünde yer alan bronz levhalar ile kaplı, ortası oyulmuş bu sütuna parmağını sokarak ya da bu sütundan güç alarak Ayasofya’yı kıble yönüne döndürmüştür.

 

Ayasofya Camii / Müzesi'ndeki Terleyen Sütun / Dilek Sütunu
Ayasofya Camii / Müzesi’ndeki Terleyen Sütun / Dilek Sütunu

 

Bizans döneminde de kudsiyet atfedilen bu sütunun İstanbul’un fethiyle birlikte farklı bir mahiyette de olsa yine bir tür kudsiyet atanarak Osmanlılar tarafından sahiplenildiği görülmektedir. İstanbul’un fethinden yüzyıllar önce de var olan bu sütun ve üzerindeki oyuk, efsane ile birlikte bir anda Hızır Aleyhisselam’ın güç alarak iz bıraktığı bir noktaya dönüşmüştür. Dilek Sütunu’nun Ayasofya’nın çıkışına yakın olması da şehir efsanesinde Ayasofya’yı kıble yönüne döndürdüğü iddia edilen Hızır Aleyhisselam’ın cemaat tarafından fark edilememesinin bir sebebi olarak öne sürülmüş olabileceğini akıllara getirmektedir.

Ferhat Aslan’ın doktora tezinde (Ayasofya Efsaneleri (Tespit – İnceleme), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, İstanbul, 2009) ele aldığı “Hızır’ın Ayasofya’yı Kıbleye çevirmesi” ile ilgili efsaneyi Süheyl Ünver, “Ayasofya Türk Efsaneleri Hakkında” (Türk Folklor Araştırmaları, İstanbul, Yıl: 1, Sayı: 1, M. Sıralar Matbaası, 1949, s. 9-13) adlı çalışmasında şu şekilde yorumlamıştır:

“Hızır Aleyhisselâmdan murad da İstanbulun ilk kadısı Hızır Beydir. Zira o kadılığının kütük ve sicil defterine tekemmül edip kara kaplı kitaba kaydolunmayınca tamam olmaz. Halk bunu kendi anlayışına göre böyle söylemiştir. Görüyoruz ki her efsanenin bir esası vardır. Şarkta uydurma efsane yoktur ve yapılmamıştır.

İşte Ayasofyanın kuruluş, Cami oluş efsanelerinin müslüman tarafları da böyledir. O delik Ayasofya daha Hristiyan iken vardır ve Hristiyanlarca bunun bir manası olduğundan ziyaretgâhtır. İşte onu İstanbul Türk Efsanesi derhâl müslümanlaştırmıştır. Yanı Ayasofya’nın bütünü değil her bir parçası böylece müslüman edilmiştir.”

Yani, Fatih Sultan Mehmet tarafından atanan ilk İstanbul Kadısı Hızır Çelebi’den Ayasofya’nın kiliseden camiye çevrilmesi için alınan fetva şehir efsanesiyle birlikte farklı bir şekle bürünmüştür. Hızır Çelebi Hızır Aleyhisselam’a, alınan fetva ise Hızır Aleyhisselam’ın fiziki müdahalesine dönüşmüş.

Ferhat Aslan, “Ayasofya Efsaneleri” başlıklı doktora tezinde değindiği Ayasofya’nın Kıble’ye çevrilmesi efsanesinin gelişimini şu şekilde ifade etmişti (3:10):

 

Tarihçi Prof. Dr. Dursun Gürlek de “Terleyen Sütun” / “Dilek Sütunu” önündeyken -Reşat Ekrem Koçu’nun “İstanbul Ansiklopedisi” adlı eserinde aktarıldığını belirttiği- Ayasofya’nın kiliseden camiye çevrilmesi için kendisinden fetva alınan Fatih Sultan Mehmet tarafından atanan ilk İstanbul Kadısı Hızır Çelebi’nin isminin daha sonraları galat olarak Hızır Aleyhisselam’a nasıl dönüştüğünü şu şekilde aktarmıştır:

Ayrıca, Ayasofya’nın ana kubbesinin altının “Hızır Makamı” olduğu ve Fatih’in kubbenin altına top şeklinde bir kandil astırdığı da rivayet edilirmiş. Hızır Aleyhisselam’ın Ayasofya’da bu top kandilin altında ibadet ettiğine de inanılmaktadır.

 

Ayasofya’nın Kıbleye Döndürüldüğüne İnanan Yazarlar

Fatih Duman’ın “Miftah: Bir Ayasofya Romanı” ( 2016), Hasan Hüseyin Ceylan’ın “Ayasofya İhaneti” (1996), Mustafa Duman’ın “İstanbul Efsaneleri” (2010), Serhat Ahmet Tan’ın “Zaman Yolcusu Hızır” (2011), Ali Bektan’ın “Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul Sırları” adlı kitaplarında da bu şehir efsanesi aktarılmaktadır.

Ekrem Buğra Ekinci, Türkiye Gazetesi‘ndeki 1 Haziran 2015 tarihli “Ayasofya Efsaneleri” başlıklı yazısında bu şehir efsanesini aktarmış:

"Müslüman inanışına göre, bina yapılırken buraya Hazret-i Hızır parmağını sokarak mabedin kıblesini, Müslümanların kıblesine döndürmek istemiş; birisi bunun farkına varınca da gözden kaybolmuş; mabedin yönü de kıbleden birkaç derece uzak kalmıştır."

Ayasofya’nın Hızır Aleyhisselam tarafından kıble yönüne çevrildiği bir Müslüman inanışı değildir. Şehir efsanesine göre Hızır Aleyhisselam bina yapılırken değil, İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’yı kıbleye çevirmiştir.

Pusula Haber’deki “Ayasofya Camiî’nde ilk Cuma namazı” başlıklı 1 Haziran 2017 tarihli yazısında Mustafa Balkan da bu efsaneye yazısında yer vermişti.

 

malumatfurus hakkında 962 makale
Köşe yazarları odaklı yanlışlama girişimi. #Köşeyazarızabıtası

İlk yorum yapan olun

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz