Namaz Kılan Bir Toplumun Psikolojiye, Zekât Veren Bir Toplumun Da Sosyolojiye İhtiyacı Yoktur.” Sözünün Asıl Sahibi Cemil Meriç’in kızı Ümit Meriç

 

Türk düşünce tarihinde müstesna bir yere sahip yazar, çevirmen ve düşünür Cemil Meriç’e (1916-1987) atfedilerek yaygın şekilde paylaşılanNamaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekât veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.” sözü aslında kızı Ümit Meriç’e ait.

 

Cemil Meriç’in eserlerinde yaptığımız taramada bahsi geçen sözün izine rastlayamadık.

 

2010’lu yıllarda Ümit Meriç imzasıyla paylaşılan sözün Cemil Meriç’in ismini ve resmini kullanan sosyal medya profillerinin aktarımıyla şahsına izafe edilir hâle geldiği anlaşılıyor.

 


Ümit Meriç, sosyal medyada zaman zaman yanlış isimlere bazı sözlerin atfedildiğine değindiği açıklamasında bahsi geçen sözün kendisine ait olduğunu şöyle ifade etmiş:

“Namazını kılan bir ferdin, bir insanın psikolojinin aydınlığına, zekatını veren bir toplumun da sosyolojinin ışığına ihtiyacı yoktur. Bu cümle internette babama ait olarak geçiyor. Halbuki bana ait bir cümle. Hiç önemli değil. Biz babamızdan o kadar çok şey öğrendik ve o bize o kadar çok şey nakletti ki bu cümlenin babama atfedilmiş olması sadece benim için sadece bir şereftir.”

 

Erkan Çav da “Cemil Meriç ile Ümit Meriç’in Düşünce Dünyalarının Etkileşimleri, Dönüşümleri ve Farklılaşmaları Üzerine Bir İnceleme” başlıklı makalesinde sözün Ümit Meriç’e ait olduğu tespitini şöyle aktarmış (2021. Turkish Studies – Social Sciences. 16(5). 1735 – 1750):

“Cemil Meriç ile Ümit Meriç’in duygu ve düşünce dünyalarının bütünleşmesinin algılanmasına dair dikkat çekici bir örnek vardır. “Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekât veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur” cümlesi günümüzde, özellikle sosyal medya mecralarında Cemil Meriç’e atfedilmekte, bu ifade her kesimden isimler tarafından paylaşılmaktadır. Ancak bu söz Ümit Meriç (1996, 10 Nisan) tarafından söylenmiştir. Ümit Meriç’e ait olmasına rağmen, bu sözün Cemil Meriç’e ait olarak yayılmasının, bu şekilde kabul edilmiş olmasının, onay görmesinin arka planında, baba ile kızın duygu ve düşünce dünyalarındaki bütünleşme yer alır. Bu olgularla birlikte, iki isim arasında bütünleşmeyen taraflar da vardır. Cemil Meriç’in, ortaya koyduğumuz üzere din konusunda Ümit Meriç’e göre daha arafta durduğunu belirtmek gerekir. Aynı durum düşünce dünyası için de geçerlidir.”

 

Dualar ve Aminler adlı kitabında “namaz kılmak için yaşıyorum başka neye yarar ki, dünya?” cümlesine yer veren Ümit Meriç, eserlerinde ve yaptığı konuşmalarda İslâm’ın 5 şartından biri olan namazın üzerinde tafsilatlı şekilde durmuştur.

 

Ümit Meriç, “İçimdeki Cennete Yolculuk” adlı kitabında, 30 yaşında başlayan psiko-fizyolojik sıkıntılarının etkisiyle intihar etmeye karar verdiği günün sabahında namazla rahatladığı anı şu cümlelerle anlatmıştı:

“İntihar edeceğim, balkona çıktım. Birden bir ses duydum. Yarın mahşer günü İsrafil’in suru çaldığında mezarımda ne kadar hayretle uyanacaksam, ondan büyük bir hayretle irkildim. ‘Bu ne böyle?’ dedim. Selamiçeşme Camii’nde sabah ezanı okunuyor. Otuz yaşındayım. Annemin rahmine düştüğüm günden beri ezanı işitiyorum. Amma meğer hiç duymamışım. Ezanı ben, otuz yaşında, ilk defa, o sabah duydum.”

“Ölümün, ölmek arzusunun kenarına geldiğim bir gecenin sabahında, sabah ezanını duydum ve ‘Her şeyi denedim, bir tek namaz kılmayı denemedim’ deyip, bildiğim kadarıyla iki rekâtlık bir namaz kıldım. Sol selamı verdiğimde, kâbus bitmişti. Karalarım pembeleşti. O günden sonra başımı secdeden hiç kaldırmadım. Ölümden korkmam ama secdeden kovulmaktan korkarım. Ben namaza başlayınca, huyum değişti, eski güler yüzlü, neşeli, ‘Cici Ümid’ oldum. Bu uysallığım babamı hayrete düşürdü ve açıkçası mutlu etti.”

“Ben hayatının bir dönemini namazsız geçiren bir insan olarak namazsızlığın ne demek olduğunu iyi biliyorum. Benim hayatım, secdeden önce ve secdeden sonra diye ikiye ayrılabilir. Yani, hayatımda bir milât var. O da, ‘bir sabah ezanıyla, ilk namazı’ kıldığım gündür.”

 

Adı geçen kitabında yer verilen bir röportajında, namazın psikolojik ferahlık sağladığı görüşünü şu ifadelerle aktarmış:

Soru: “Sosyolojinin İslam toplumlarında İbn Haldun’dan bu yana pek gelişmediği söylenebilir mi?”

Ümit Meriç: “İbn Haldun benim anlamlı bulduğum sosyoloji anlayışının ilk temsilcisidir; yaşadığı tarihin ve coğrafyanın sosyolojisini yapmıştır. Batı sosyolojisinin toplum sınıflamalarının çoğundaki gibi, kendini merkeze alıp, dünyanın diğer toplumlarını “taşra”laştırmamış; “Benim olduğum yer, sizin gelmeniz gereken yerdir” dememiştir. İbn Haldun kendi tarihî ve coğrafî tecrübelerinden bir bölgesel harita çıkarmıştır. Değer hükmü vermemiştir. Sosyolojiyi bir ideoloji haline getirmemiştir. Bir “ümran ilmi” deyip geçmiştir. Aslında İbn Haldûn sonrası İslâm toplumlarını ve oradaki çalışmaları yeterince bilmiyoruz. Halka kopmuş, biz; karanlıklara itilmiş bulunuyoruz. Batı’da sosyolojinin doğmasını gerektiren şartların ilki olarak zikredilen “buhran” kelimesinin kendisi bile, ondokuzuncu yüzyılda “crise” kavramının karşılığı olarak, Cevdet Paşa tarafından teklif edilmiş ve kelime kavram ve içerik olarak, ondan sonra topraklarımıza girmiş ve oturmuştur. İslâmiyet’in esaslarının uygulandığı bir toplumda zaten Batılı anlamıyla sosyolojiyi ortaya çıkaran şartlar oluşmayacaktır. Vermek, almaktan daha “hayırlı” olacaktır. Namazı dosdoğru kılan bir insanın, orucun manasını bilerek oruç tutan bir insanın; zekâtını vererek servetini tezkiye eden bir insanın psikolojik yapısında kördüğümler olmayacaktır. Namaz ve oruç, ferdi ibadetler gibi gözükse de, aslında insanı toplumsal bir idrake de götürür.

Hep alan, hep şişen bir ego, sonunda patlamaya mahkûmdur. Bugün ruhen en büyük problemini yaşayan insanlar, psikiyatrların ilaç takviyesine en çok ihtiyaç hisseden insanlar, refah toplumlarından çıkmıyor mu? Neden? Namazla yıkanmayan, oruçla tezkiye edilmeyen bir ruh’da, posalar birike birike sonunda o ruh çamurlaşıyor. Çamurlaşan o ruhu temizlemek için artık tıbbî müdahaleye ihtiyaç baş gösteriyor. Bu tür ilâçla müdahalenin başarısını şimdilerde Batı’da ve Doğu’da pek çok psikiyatr da tartışıyor.”

 

Aynı durumun yine Cemil Meriç’e izafe edilerek paylaşılan “Namaz psikiyatrik bir tedavidir. Çünkü namaz kılan, kendini yalnız hissetmez.”sözü için de geçerli olduğunu düşünüyoruz.

Mezkûr sözün tamamı şu şekilde alıntılanmaktadır:

“Namaz psikiyatrik bir tedavidir. Namaz kılan, yalnız hissetmez. O, en büyük güce bağlıdır. Namazı hûşû içinde kılan bir toplumda psikiyatrik hastalık olmaz. Namaz kılan bir toplumun psikolojiye zekât veren bir toplumun sosyolojiye ihtiyacı yoktur.”

 

Kapak görseli: Freepik / Rochak Shukla

 

Yorumunuzu yazınız...