Anasayfa » Tüm Yazılar » Başkanlık Sisteminin Hz. Peygamber, Osmanlı ve Selçuklu Devletleri Dönemlerinde de Kullanıldığı İddia İddiası

Başkanlık Sisteminin Hz. Peygamber, Osmanlı ve Selçuklu Devletleri Dönemlerinde de Kullanıldığı İddia İddiası

malumatfurusorg

 

Emin Pazarcı Hz. Muhammed Döneminde Başkanlık Sisteminin Kullanıldığını İddia Etmiş

Emin Pazarcı, Akşam Gazetesinde “Laiklik karşıtı Kılıçdaroğlu” başlığıyla 26 Ocak 2017 günü yayınlanan yazısında Hz. Muhammed döneminde başkanlık sisteminin uygulandığını iddia etmiş:

"Acaba, Hz. Muhammed döneminde parlamenter sistem mi vardı? İslam Peygamberi, aldığı kararları parlamentodan mı geçiriyordu? Tabii ki değil. O dönemde Başkanlık Sistemi uygulanıyordu! Yetmez, devam edelim isterseniz. Sadece Hz. Muhammed döneminde değil, dört halife döneminde de uygulanan sistem başkanlıktı!"

Peygamber ve Halife yönetimine de başkanlık sistemiydi demiş Emin Pazarcı. Ancak ne pratikte ne de İslami hükümler açısından durum tabiki öyle değil.

Vahiy gelen bir Peygamberin öncülüğünde yaşamını teokratik temelli bir yönetim şeklinde sürdüren Arap toplumunun Başkanlık sistemiyle yönetildiği iddiası mesnetsizdir. Hz. Peygamber’in ve dört halifenin liderliğindeki Medine Hilafeti dönemindeki yönetim sistemi, başkanlıkla tamamen örtüştürülemez.

Hz. Muhammed ve Hulefa-i Raşidin, devlet başkanıydı; ancak, cari yönetim sistemi başkanlık sistemi değildi.

Prof. Dr. Cengiz Çomar‘dan aktaracak olursak:

“Şüphesiz Hz.Peygamber hayatta iken özellikle Medine döneminde peygamber olarak dini, devlet başkanı olarak ise siyasi otoriteyi temsil etmekteydi. Peygamber’in vefatıyla dini yetki sona ermiş (din tamamlanmış) ve devlet yönetimi (devlet başkanlığı) ise bir ihtiyaç olarak kalmıştı. Kur’an-ı Kerim’de devlet başkanının yetki ve usûlleri hakkında bir bilgi de yoktur ve ilkeler Hz. Peygamber’in uygulamalarından çıkarılmıştır. Zira İslam dünyasında devlet idaresi ile ilgili ilk eserler ancak 11. yüzyıldan itibaren ortaya çıkmıştır. Nitekim ilk halifeler verdikleri hutbelerde şayet doğru yolda giderlerse kendilerine itaat edilmesini, yanlış yaptıklarında ise tashih edilmelerini istemişlerdir.”

Dönemin Arap toplumu, kabileler arasındaki bir denge mekanizması ile yönetilmekteydi. Bir monarşi ya da demokrasi yoktu. Kral, sultan, şah gibi bir kişi yoktu. İslam da Arap toplumunun mevcut yönetim tarzının üzerine gelerek, herhangi bir sistemi açık şekilde zorunlu kılmamıştır.

Evet, İslam dini, bir yönetim şeklini zaruri kılmamıştır. İlahi ve evrensel bir nizam öngören İslam dininin bir yönetim şeklini tercih etmesi zaten beklenemez. Kur’an ve Hadis, sadece genel ilkeleri sunmuş ve geri kalan düzenlemeleri insanların akıllarına havale etmiştir. Zamanın ruhuna uygun şekilde monarşi, demokrasi, hilafet veya saltanat şeklinde ya da halkın belirlediği sistem makbul kabul edilmiştir denilebilir.

Hz. Muhammed döneminde ve akabinde uygulanan İslami yönetim şekline baktığımızda, şeriatın ve “güçler ayrılığı”nın temel esas edinildiğini söyleyebiliriz sadece. Bir de “ulu’l- emre itaat” gerekliliği vurgulanıp Şura suresi 38. ayetle birlikte (…”Onların işleri aralarında şura iledir”…) istişare/şura/meclis teşvik edilmektedir. Peygamber Efendimiz de sürekli istişareye önem vermiştir.

İlaveten, Peygamber Efendimiz, halk tarafından dseçilmemişti. Ardından gelen 4 halife de dönemin toplumunun katıldığı bir seçim sürecinden geçerek göreve gelmemişti.

Kur’an hükümleri ışığında Hz. Muhammed dönemindeki yönetim sisteminin temel unsurları şu şekilde sıralanabilir:

“İslam idare sisteminde hâkimiyet, hükümranlık, hüküm ve tam idare Allah’a ait idi. Kanun koyma yetkisi de, bu bakımdan öncelikle Allah’ın vahiylerini ihtiva eden Kur’an-ı Kerim’e mahsus bulunuyordu. Bizzat Hz. Peygamber ise ikinci sırada kanun koyucu durumundaydı. Dinî meselelerde Hz. Peygamber’in getirdiği hükümler ya Cebrail vasıtasıyla Cenab-ı Hak’tan aldığı, ama Kur’an’da yer almayan emirlere (vahy-i gayr-i metlüvv), dayanıyordu ya da bizzat kendi kararları idi. Ama bizzat kendisine ait bu kararlarda Hz. Peygamber’in bir yanılgısı söz konusu ise derhal Cenab-ı Hak tarafından ikaz ve tashih ediliyordu.”

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Yenişafak Gazetesinde 29 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “İslami düşünce açısından başkanlık sistemi” başlıklı yazısında “İslam düşüncesi açısından, filozof ve düşünürlerin devlet yönetiminde, dinamik bir toplum ve devlet yapısı için Başkan’ı zaruri gördüklerini söyleyebiliriz” demiş. Ancak, zamanın dünyasındaki yönetim şekilleri de düşünüldüğünde, “İslam tek kişinin yönetimde söz sahibi olmasını istemektedir” şeklinde bir ifade de kullanılamaz.

İlahiyat profesörü Hayrettin Kahraman, 25 Aralık 2015 günü Yenişafak Gazetesinde yayınlanan “Başkanlık sistemi” başlıklı yazısında başkanlık sisteminin İslamiyet ile uyumunu ele almıştı. Ancak, Emin Pazarcı’nınki gibi bir iddiaya yer vermemişti. Yazısında, İslami sisteminin sadece mekanizma olarak başkanlık sistemine benzediğini belirtmişti:

“İslâmî sistem de referans olarak değil ama mekanizma olarak başkanlık sistemine benzer; çünkü bu sistemde halk başkanı (halifeyi, emîri) seçer, ona bey’at eder, başkan da hükümeti ve yüksek bürokrasiyi seçip tayin eder.”

Emin Pazarcı’nın, Hayrettin Karaman’ın sadece mekanizma olarak benzetebildiği başkanlık sisteminin Hz. Peygamber döneminde fiilen yürürlükte olan sistem olduğunu iddiasıyla sisteme kutsiyet atfetme çabası içinde olduğu aşikâr hale geliyor.

Ne diyelim. “Müşrikler ve kâfirler başkanlık sistemine karşıydı” dememiş bari…

Ve devam ediyor Emin Pazarcı:

"Ayrıca, bunları bilmek için bir siyasi partinin genel başkanı olmaya da gerek yok. Ortaokul seviyesindeki öğrencilerin bile rahatça cevap verebileceği bilgiler bunlar. Kemal Bey, buna rağmen “başkanlığın İslam’a uygun olmadığını” söyleyebiliyor."

Keşke ortaokul öğrencisi kadar tarih bilgisi olsa bazılarının…

 

Erem Şentürk’ün Osmanlı ve Selçuklu’da Başkanlık Sistemi Kullanımı İddiası

Erem Şentürk, Diriliş Postası’nda 31 Ekim 2016 günü yayınlanan “Başkanlık Sistemi Nedir Ne Değildir” başlıklı yazısında, başlıktan anlaşılacak üzere Başkanlık sistemi üzerine kendince değerlendirmeler yaparken birtakım hatalar yapmış:

"Türkiye Başkanlık sistemine yabancı değildir. Selçuklu ve Osmanlı geçmişimizdeki bütün devletlerimiz başkanlık sistemiyle yönetilmiştir."

Öncelikle ifade bozukluğu var: “Selçuklu ve Osmanlı geçmişimizdeki bütün devletlerimiz” ifadesinde anlam düşük.

Malesef, devletin tepesinde tek kişi bulunması Erem Şentürk gibi “başkanlık” sistemi olarak yorumlanamaz.

Başkanlık, bir devlet yönetim modelidir. Günümüz uygulamalarındaki seçim, kabine, kuvvetler ayrılığı, meclis gibi özelliklerin varlığı göz önünde bulundurulduğunda, her ne bahane öne sürülürse sürülsün Osmanlı ve Selçuklu’nun monarşik sistemlerinin aslında başkanlık sistemi olduğunu iddia etmek abesle iştigâldir.

"Başkanlık sisteminde bakanlar partilere göre dağılmaz hepsini Başkan belirler. Meclis hesapları ve dağılım denilen garabet hiç yaşanmaz."

Hükümetin oluşumunda ve güven oyunda yaşanmaz belki; ancak, Meclis yasama fonksiyonunu icra ederken Meclis hesapları ve dağılım mutlak şekilde etkili olur.

"Başkanlık sistemi tek adam sistemi değildir, olamaz çünkü bir kişi en fazla iki defa başkan olabilir. Başkanın üçüncü kez seçime girme şansı yok."

Başkanlık sisteminin altın kuralları yoktur. Her ülke kendi koşulları ve arzularına göre yeniden seçilme koşulunu kendi mevzuatına ekler. Fransa örneğine bakacak olursak, 2008 yılında yapılan anayasa değişikliği ile Fransa Başkanının 2’den fazla (ardışık) kez görev yapamayacağı hükmü getirildi. Bu değişiklikten önce herhangi bir sınırlama yoktu.

"İki farkı partiden Başbakan ve Cumhurbaşkanı seçtiren Parlamenter sistemde yetki ve sorumluluk karmaşasıyla krizsiz hükümet imkânsızdır."

Parlamenter sistem partili Cumhurbaşkanı seçtirmek zorunda değildir. 2 farklı partiden başbakan ve cumhurbaşkanının görev yaptığı sistemde krizsiz hükümetin imkânsız olduğu iddiası da biraz fazla cesur.

"Başkanlık sisteminde olan “Katı Kuvvetler Ayrılığı” prensibi yüzünden Başkan kanun teklifi bile veremez."

Devlet başkanlarına belli ölçüde tanınan yasama yetkileri mevcut olabilmektedir. Başkanların kanun teklif etme yetkisi genelde belirli konulara münhasırdır. Doğrudan kararname çıkarma yetkisi dışında, başta ABD olmak üzere, başkan tarafından başvurulan gayrıresmi araçlar ve enstrümanlar bulunmaktadır. Birçok sistemde, kamuoyu oluşturma ya da parlamentoya mesaj gönderme suretiyle kanun teklif etme yolu da tercih edilebilmektedir. Genel itibarıyla birçok Latin Amerika ülkesinde anayasal bir hak olarak başkana parlamentoya kanun tasarısı sunma yetkisi verilmektedir. Dolayısıyla, “Başkan kanun teklifi bile veremez” genellemesi, Erem Şentürk’ün bahse konu yazısındaki diğer tüm genellemelerinde olduğu gibi yanlıştır.

Kaynak: SETA’nın “Dünyada Başkanlık Sistemi Uygulamaları” başlıklı yayını

 

 

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz