Anasayfa » Tüm Yazılar » Avro ve Avrupa Para Sisteminin Geçmişi

Avro ve Avrupa Para Sisteminin Geçmişi

malumatfurusorg
avrupa para sistemi

Avrupa Birliği’nin Para Sistemi ve Avro

 

Uluslararası para sistemi tarihini aktardığımız yazı dizimizin bugünkü konusu Avro.

 

“Avrupa Para Sistemi”nin Oluşmasına Yönelik Adımlar

Fransız devlet adamı Jean Monnet’in girişimleri ile Fransız ve Alman kömür ve demir-çelik kaynaklarının beraber idare edilmesi motivasyonuyla 18 Nisan 1951 tarihinde Federal Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalanan Paris Antlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun (AKÇT) kurulmasının ardından, AKÇT ile oluşturulan işbirliğinin ileride diğer ekonomik alanlara da yayılması ve bunun da daha sonra bütünleşme düzeyi yüksek bir ekonomik birliğe dönüştürülmesi fikri benimsenmeye başlanmıştır.

Bunun neticesinde AKÇT’yi kuran Altılılar tarafından 25 Mart 1957’de imzalanan Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (AAET) kurulmuştur. AET’nin kuruluş amacı, ortak bir Pazar ve mallar için gümrük birliği kurmak, ortak bir tarım politikası ve işçi hareketleri ile ulaştırma politikalarını saptamak ve ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için ortak örgütler kurmak olarak belirlenmiştir (Erhan Ç., Akdemir E. 2009. Avrupa Bütünleşmesinin Tarihi Gelişimi. Avrupa Birliği Temel Konular. Ankara. İmaj Yayınevi. s. 1-43).

Parasal birlik konusunda Topluluk Komisyonu 1962 yılında ilk olarak “Ekonomik ve Parasal Birliğin” kurulmasına dair Topluluk Konseyi’ne bir genelge sunmuştur. 1963-1964 yıllarında Merkez Bankaları Guvernörler Komitesi’nin kurulmasına, üye ülkelerin döviz kurlarında değişiklik yapmadan önce birbirlerine danışmalarına, Para Komitesi’nin yetkilerinin genişletilmesine karar verilmiştir. Ayrıca Bütçe Politikası Komitesi ve Orta Vadeli Ekonomi Politikası Komitesi kurulmuştur. Ancak küresel sistemde yaşanan istikrarsızlıklar, Topluluğu etkilemiş ve 1968 yılında ülkeler arasında Gümrük Birliği gerçekleştirilmiştir. Uygulanmaya başlanan Ortak Tarım Politikası (OTP) ile parasal birleşme bir zorunluluk haline gelmiştir  (Özpençe Ö. 2009. Avrupa Parasal Birliği’nde Maliye Politikası Koordinasyonu ve Türkiye Analizi. Ankara: T.C. Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Yayın No: 2009/391).

 

Avrupa’da Ekonomik ve Parasal Birlik

12 Aralık 1968 tarihinde Konsey’in yapmış olduğu toplantıda, ekonomik politikalarının yakınlaştırılması ile Topluluk içinde parasal birlik kurulması konusunda görüş birliğine varılmıştır. Parasal birliğin gerekli bir unsur olarak ortaya çıkmasıyla birlikte ve bu amacı gerçekleştirmek için 1-2 Aralık 1969 yılında Lahey’de toplanan Avrupa Zirvesi’nde Topluluk üyeleri ekonomik ve parasal birleşme hazırlıklarının başlaması yönünde karar almıştır. Bu nedenle, Barre ve Werner Raporu düzenlenmiştir.

Barre Raporu’na göre dış ödeme güçlükleri yaşayan üyelere otomatik olarak ve şarta bağlı olmaksızın kısa vadeli kredi verilmesi, büyüme hızları arasında uyumun sağlanması, devamlı dış ödeme güçlüğü çeken üyelere orta vadeli kredi açılması, doların uluslararası para sistemindeki rolünü azaltmak amacıyla resmi pariteler etrafındaki dalgalanma marjının kaldırılması öngörülmüştür (Karluk R. 2005. Avrupa Birliği ve Türkiye. 8. Basım. Beta Basım. İstanbul).

Werner Planı kapsamında ise ülkeler, para birimlerinin kendi aralarında dalgalanmalarını istikrara kavuşturmak üzerinde anlaştılar. Avrupa para birimlerinin kendileri arasında döviz kuru hareketleri küçülmekte (yılan), dolara (tünel) karşı ise göreceli olarak büyük kalmakta idi. Bu nedenle, bu sistem “tüneldeki yılan” ismini almıştı. Bretton Woods Sistemi’nin çöküşü ve Smithsonian Anlaşması üzerine Avrupa ülkeleri 1972 yılında yılan aralığının ±%2.25, tünel aralığının ise ±%4.50 olması üzerinde anlaştılar.

1973’te çıkan Arap-İsrail savaşının etkisiyle ortaya çıkan petrol şokunu izleyen ekonomik durgunluğun, Bretton Woods’un çöküşünün, gerekli alt yapı eksikliğinin ve dünyadaki gerek ekonomik gerekse siyasi istikrarsızlıkların etkisi ile birlikte Ekonomik ve Parasal Birlik girişiminin ilk aşaması başarılı olamamıştır (Olcay C. A. 2009. Avrupa Birliği’nde Ekonomik ve Parasal Birlik. Avrupa Birliği Temel Konular. Ankara. İmaj Yayınevi. s. 183-200). Bununla birlikte, Ekonomik ve Parasal Birlik hedefi doğrultusunda, 1973-80 yılları arasında döviz kuru ayarlaması ile ilgili çeşitli düzenlemeler yapılmıştır.

Aralık 1978’de Avrupa Şûrası Mart 1979 tarihinden geçerli olmak üzere Avrupa Para Birliği’nin kurulmasını kabul etti. 1979 yılında Avrupa Para Birimi (European Currency Unit-ECU) tanımlandı (1 Ocak 1999 tarihinden itibaren avro, ECU’nun yerini aldı).

Tek Avrupa Senedi gerçek anlamda bir “ortak pazar” kurmak amacıyla 17 ve 26 Şubat 1986 tarihlerinde Lüksemburg ve Lahey’de imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Senedin imzalanmasıyla birlikte, AET’nin on iki üye devleti, 31 Aralık 1992’de iç pazarlarını sona erdirmeye karar vermişlerdir (Günuğur H. 2007. Avrupa Birliği. Avrupa Ekonomik Danışma Merkezi Bilim Serisi 3. Ankara).

28-29 Haziran 1988’de toplanan Hannover Zirvesi’nde, Toplulukta aşamalı olarak bir ekonomik ve parasal birlik oluşturulması hedefi benimsenmiş, bu amaç doğrultusunda Zirve, bir “Çalışma Komitesi”ne görev vermiştir. Komite, yaklaşık 9 ay süren çalışmalarını tamamlayarak “Avrupa Topluluğu’nda Ekonomik ve Parasal Birlik Kurma Konusunda Rapor” olarak bilinen Raporunu (Delors Raporu) yayınlamıştır. Ekonomik ve Parasal Birlik için ilk aşamanın 1 Temmuz 1990 tarihinde başlanması kararlaştırılmıştır. Zirve’de ayrıca, Komisyon’dan, Merkez Bankaları Guvernörler Komitesi ile Para Komitesi’nden ilk aşamanın 1 Temmuz 1990 tarihinde başlayabilmesi için gereken önlemleri almaları istenmiştir.

Delors Raporu (1988), 20 yıl öncesinde hazırlanan Werner Raporu’ndan sonra, Avrupa’da Ekonomik ve Parasal Birliğin gerçekleştirilmesine yönelik gerçekleştirilen ikinci girişim olarak karşımıza çıkmaktadır. Delors Raporu, ekonomik parasal birliği kurmaya yönelik üç aşamalı bir plan öngörmektedir (Olcay 2009). Delors Raporu, parasal birlik üzerine yapılacak bir anlaşmanın temellerini inşa etmiş ve Avrupa Merkez Bankası gibi uluslar üstü yetkilere sahip bir kurum fikrini birlik üyelerine kabul ettirmiştir. Delors Raporu,1989’da Madrid Zirvesi’nde onaylanmıştır.

1 Ocak 1993 yılında belirli ürünler ve sektörlerle ilgili kısıtlamalar olmasına rağmen oluşturulan Ortak Pazar’ın ardından AB ekonomik bütünleşmesinin aşamaları daha da hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır (Kızılırmak A.B. 2009. Ekonomik Bütünleşme Teorileri Çerçevesinden Avrupa Birliği. Avrupa Birliği Temel Konular. Ankara. İmaj Yayınevi. s. 153-182).

1 Kasım 1993’de yürürlüğe giren AB Antlaşması’nda (Maastricht Antlaşması), Ekonomik ve Parasal Birlik aşamaları, bu aşamalarda izlenecek ekonomik ve parasal politikalar ve bu politikaların uygulanması için gerekli kurumsal değişiklikler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, Ekonomik ve Parasal Birlik fikrinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesini teminen, bazı makro büyüklükler açısından, “Maastricht Kriterleri” olarak adlandırılan yakınlaşma kriterleri tespit edilmiş ve bunlara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir. Maastricht Antlaşması ile Ekonomik ve Parasal Birlik hedefi belirlenmiş ancak birliğin nasıl gerçekleşeceği konusunda bir bilgi verilmemiştir. Bu amaçla oluşturulan Teknik Komite’nin Raporu, 15-16 Aralık 1995 Madrid Zirvesi’nde onaylanarak uygulamaya konulmuştur. Tek para biriminin adının “avro” olarak belirlenmesi kararı da bu toplantıda verilmiştir (Karluk R., Tonus, Ö. 1998. Avrupa Para Birliği, Euro ve Geleceği. Anadolu Üniversitesi İİBF Dergisi. Cilt: XIV. Sayı:1-2. Eskişehir. s. 261-293).

Ekonomik ve Parasal Birliğe üç aşamada ulaşılması öngörülmüştür. Topluluk içinde sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesini içeren birinci aşamanın, 1 Temmuz 1990 tarihinde başlayıp 31 Aralık 1993 yılında sonra ereceği öngörülmüştür. İkinci aşamanın 1 Ocak 1994 tarihinde başlayıp 31 Aralık 1998 tarihinde tamamlanması öngörülmüştür. Bu aşamada avronun tek para olarak kullanılması sürecine uyum amaçlamıştır. Tek para politikasının yürütülmesinde gerekli sorumluluğu almak üzere alt yapının oluşturulması bu aşamanın en önemli hedefidir. Bu amaçla, Avrupa Merkez Bankası kuruluncaya kadar görev yapacak olan ve temel amacı üye devletlerin para politikaları arasındaki koordinasyonu sağlamak olan Avrupa Para Enstitüsü (APE) kurulacaktır. Bu üç aşama ile ilgili gelişmeleri belirtecek olursak, birinci aşamada sermaye kontrolleri kaldırılmıştır. Buna karşın üye ülkelerin enflasyon ve faiz hadleri arasında yakınlaşma hedeflerine pek ulaşılamamıştır. Bunda 1992-1993 krizinin büyük etkisi vardır. İkinci aşama için öngörülen Avrupa Para Enstitüsü’nün kurulması 1994 yılında gerçekleşmiştir. Üye ülkeler kendi merkez bankalarının bağımsızlığını sağlamaya yönelik düzenlemeleri gerçekleştirmişlerdir. Üçüncü ve son aşamada da 1 Ocak 1999 tarihinde başlamıştır (Yıldız T. M. 2004. Avrupa Birliği’nde Maliye Politikası ve Türkiye Açısından Bir Değerlendirme. İstanbul. Alfa Bastım Yayım Dağıtım).

 

Avronun Yürürlüğe Girişi

Amsterdam Zirvesi’nde (16 Haziran 1997) alınan Karar’da Konsey, Komisyon, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Para Enstitüsü’nün 1 Ocak 1999’dan sonra ekonomik ve parasal birliğin başlaması ve başarılı bir şekilde işlemesi düşüncesiyle daha fazla somut adımlar atılmasını mümkün kılan katkıları çok olumlu karşılanmıştır. Ekonomik ve Parasal Birlik uygulaması ile ilgili olarak üye devletler ile Komisyon ve Konsey’in kesin taahhütlerini ortaya koyan bir ilke kararı benimsenmiştir. Almanya’nın ağırlığıyla Ekonomik ve Parasal Birlik içerisindeki bütçe disiplinini güvence altına alacak olan İstikrar ve Güven Paktı’nı oluşturan iki Tüzük benimsenmiştir (Karluk ve Tonus 1998).

AB, 1999 yılında tek para sistemini uygulamaya koymasıyla ekonomik bütünleşme sürecinin son aşamasına gelmiş, tek para olan avroyu kullanmaya başlamıştır. Diğer bir ifadeyle, Ocak 1999’daparasal birlik oluşturulmuştur. 11 AB ülkesinde avroya geçilmiş, AB’de para politikası Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) sorumluluğuna verilmiştir (Kızılırmak 2009).

AB üyelerinin bağımsız para politikalarından vazgeçmesi anlamına gelen Avrupa Para Birliği (APB) sistemi ile ulusal devletler para politikası konusunda egemenlik haklarını Avrupa Merkez Bankası’na devretmişlerdir. İktisat politikası araçlarından olan para ve maliye politikalarından para politikasını, parasal bütünleşme ile tamamlayan AB, para politikasını ve para oluşturma kavramlarını merkezi bir idareye, Avrupa Merkez Bankası’na devretmesi ile birlikte ulusal merkez bankalarının bağlı oldukları Avrupa Merkez Bankası, ekonomik bütünleşmenin en önemli kurumu haline gelmiştir. Ulusal politikalardan vazgeçilip fiyat istikrarını sağlamak için birlik genelinde bir para politikasının uygulanmasına karar verilmesi, bölgesel bir güç olarak faaliyet göstermenin önemli bir adımı olarak gerçekleşmiştir (Acar 2003).

 

Avro ve Rezerv Para Olarak Geleceği

 1957’de 6 devlet ile kurulan ve genişleme süreciyle birlikte 27 üyeye sahip, siyasi, askeri ve ekonomik bir birliğe dönüşen AB’nin para birimi avro, çalışmanın 2. Bölümü’nde değinildiği üzere, 1999 itibari ile uluslararası piyasalarda kaydî olarak işlem görmeye başlamıştır. Avro, 2001’de Yunanistan’ın katılımı ve 2002’de banknot ve bozuklukların piyasaya sürülmesiyle, ulusal para birimlerini kullanmaktan vazgeçmiş ülkelerden oluşan, 12 üyeli bir parasal birliğin ortak para birimi haline gelmiştir.

Bretton Woods ile başlayan ABD dolarının hâkimiyeti, 21. yy.’nin başında avronun kuruluşuna kadar rakipsiz devam etmiştir. Avronun doğuşuyla, ikinci bir para biriminin, ABD’nin dünya ticaretindeki payının çok üstünde kullanım oranına sahip olan dolarla rekabet edebilirliği ve doların gücüne erişebilecek bir uluslararası paranın ortaya çıkabilme olasılığı tekrar gündeme gelmiştir.

Finansal piyasalarda işlem görmeye başlamasının ardından kısa bir sürede avro, öncelikle Avro Bölgesi içinde bir para birimi olarak tüm işlevlerini yerine getirecek şekilde işlerlik kazanmıştır. Avrupa finansal piyasalarının derinleşmesi ve büyümesi de avronun rolünü artırmıştır (Fertekligil V. Özkale L. 2002. Avrupa Para Birliği ve Türk Ekonomisine Etkileri. İTÜ Sosyal Bilimler Dergisi. Cilt 1. Sayı 1).

Avro, kendisini kullanan ülkelerin veya daha geniş anlamda Avro Bölgesi’nin ortak para birimi olarak uluslararası piyasalarda da uluslararası bir para birimi olarak kabul görmüş ve dolardan sonra dünyada en geniş kullanım alanına sahip olan para birimi olmuştur. Avronun bu başarısı ile birlikte ilk defa bir para biriminin, doların tahtını paylaşabilme, başka bir ifade ile çok kutuplu bir para sistemi oluşturma olanağının olduğu görüşleri ortaya çıkmıştır (Olcay 2006).

Ayrıca uluslararası finansal piyasalardaki genel eğilimlere bakıldığında, avro kullanımının Avro Bölgesi dışında daha çok Doğu Avrupa, Batı Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde belirgin şekilde artmaya başladığı görülürken Amerika kıtasında ve özellikle Doğu Asya’da dolar egemenliğinin devam ettiği ve avronun çok fazla kullanılmadığı görülmektedir.

Avro, kullanıma girmesiyle birlikte küresel ekonomide birçok önemli değişikliğe neden olmuştur (Yalçıner K. 2008. Uluslararası Finansman. Ankara. Gazi Kitabevi):

  1. Avronun kullanıma başlanmasıyla Avro Bölgesi’ndeki ticari işlemlerde döviz kuru riski sona ermiştir. Bir para biriminin diğerine dönüşümü sorunu ortadan kalkmış, ekonomik birimler dönüşüm komisyonu ödemekten kurtulmuşlardır. Döviz kuru riskinden arındırılmış bir ticari ortam, Avro Bölgesi’nde ticaret hacminin artmasını desteklemiştir.
  2. Avro, piyasalar arası fiyat karşılaştırılmasının kolay yapılmasını sağlamıştır. Avro, fiyatların şeffaflaştırılmasına neden olmuştur. Ulusal paraların geçerli olduğu dönemlerde sağlıklı yapılamayan ülkeler arası fiyat karşılaştırmaları, tek para biriminin kullanılmaya başlanmasıyla daha kolay yapılmış ve bu durum piyasalar arası rekabetin artmasına neden olmuştur.
  3. Avroya geçişle birlikte Avro Bölgesi faiz oranları ve enflasyon oranları Maastricht Kriterleri çerçevesindeki uygulamalar kapsamında birbirine yakınlaşmıştır. Bu durum piyasaların avroya güveninin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.
  4. Çeşitli boyutlardaki para, tahvil ve hisse senedi piyasaları avronun kullanımıyla birlikte büyük piyasalara dönüşmüş, bu durum finansal sistemin derinleşmesine ve gelişmesine olanak sağlamıştır. Böylelikle Avrupa, daha likit ve daha etkin bir finansal piyasa yapısına kavuşmuştur.
  5. Avro, ABD dolarından sonra dünyada en çok kullanılan para birimi olmuştur. Avro, rezerv para birimi olarak değer saklama, ödeme aracı olma ve dolaşım para birimi olma gibi özellikleri sağlayarak ABD dolarına rakip olarak ortaya çıkmıştır.
  6. Diğer ülkelere rezerv çeşitlendirmesi imkânı sunan avro, senyoraj gelirlerinin daha da tabana yayılmasını da sağlamıştır.

Avronun ortaya çıkışı parasal birlikte taraftarlarının beklediği sonuçları en azından kısa vadede sağlayamamıştır. Avro kaydi para olarak kullanılmaya başlandıktan sonra avro-dolar paritesinde bir gerileme meydana gelmiş ve avro ABD doları karşısında değer kaybetmiştir. Bu görüntüsüyle avro, ABD Doları karşısında güçlü bir başlangıç yapamamıştır. Ancak avro, 2006 yılının son çeyreğinden sonra dolar karşısında değer kazanmıştır. Küresel ekonomik kriz öncesindeki süreçte ABD ekonomisinde büyüme zayıflamış ve dolar güç kaybetmiştir. Bu süreçte parite avro lehine gelişmiştir. Avrupa’da düşük enflasyon oranları yakalanmış, istikrarlı büyüme sürecine girilmiş ve ekonomide güven artmıştır.

Avronun kullanıma girmesini takip eden süreçte, dolar cinsinden ihraç edilen tahvillerin oranında düşüş yaşanırken, avro cinsinden ihraç edilen tahvillerin oranında bir artış gözlemlenmiştir. Bu artış, tasarruf sahipleri açısından avronun kuvvetli bir para görüntüsü verdiğini göstermektedir.

Avro, değer saklama aracı ve kur belirleme standardı olarak Avro Bölgesi dışındaki ülkelerce de kullanılan bir para birimi olmuştur. Bunun yanında, avro Bölgesi’ndeki tüm ticari ve finansal işlemlerde yoğun bir şekilde kullanılan avro, kullanımının Avro Bölgesi dışında yer alan diğer ülkeler arasındaki finansal ve ticari işlemlerde de süreklilik kazanması ile gerçek anlamda bir uluslararası para olma sıfatını kazanmıştır.

Rezerv bileşimindeki değişim, çok hızlı bir şekilde meydana gelmemektedir. Günümüzde uluslararası rezervlerde dünyanın en büyük rezervlerine sahip olan merkez bankaları hâlâ önemli oranda ABD doları cinsinden rezerv tutmaktadır. ABD dolarından avroya büyük boyutlu bir geçiş henüz olmamıştır.

COFER verileri çerçevesinde IMF’ye döviz rezervlerinin kompozisyonunu raporlayan ülkeler göz önünde bulundurulduğunda 140 ülkenin avro cinsi uluslararası rezerv bulundurduğu sahip olduğu görülmektedir.

Oluşturulmasından bu yana COFER veri tabanında yer alan verilere göre avro cinsinden tutulan rezervlerin gelişimi incelendiğinde, her ne kadar Avro Bölgesi küresel finans krizinin ardından büyük bir borç krizini içine sürüklense de avronun rezerv para olarak kullanımının nominal tutar olarak gün geçtikçe artmaya devam ettiği; ancak, toplam rezervler içindeki payındaki artışın ekonomik krizin ardından bir miktar düşüşe geçtiği ve bölgedeki ekonomik toparlanmaya göre dalgalandığı görülmektedir. Bu durum bir bakıma rezerv yöneticilerinin avroya olan güvenini yansıtmaktadır.

Avro, diğer para birimlerinin sahip olmadığı önemli bir özelliğe sahiptir. Supranasyonel bir para otoritesi tarafından kontrol edilen para birimi olan avro, AB’nin genişleme süreci içinde zamanla daha da güçlenme ve uluslararası finansal piyasalarda daha önemli bir hale gelme potansiyeli taşımaktadır. Mevcut AB üyesi (ve aday ülkelerin) ekonomik boyutları düşünüldüğünde Avro Bölgesi uluslararası ticarette dünyanın rakipsiz en büyük hacme sahip alandır.

Bergsten, bir paranın rezerv para olmasında ülkenin ekonomik boyutlarının önemli olmasını vurgulamış, buna ek olarak doların 2. Dünya Savası sonrası dönemdeki hâkim konumunun esas nedeninin bu dönem boyunca doların ve ABD ekonomisinin kendisiyle mücadele edecek bir rakibinin olmaması olduğunu söylemiştir. Bergsten, bu açıdan avronun ve Avro Bölgesi’nin boyutları ile doların ve ABD ekonomisinin uluslararası piyasalardaki ve uluslararası rezervlerdeki hâkimiyetini sarsacak bir etken olduğunu öne sürmüştür.

Bunun yanı sıra avro, petrol ihraç eden ülkelerin (Rusya, 2. Körfez savası öncesi Irak ve İran vb.) petrol ticaretinde ödeme aracı olarak ve Çin gibi büyük boyutta ihracat yapan ülkelerin döviz rezervlerinde rezerv para olarak yer almaya başlaması ile birlikte-özellikle avro-dolar rekabetinde-önemli bir avantaj kazanmıştır.

AB ortak para birimi avro çıktığı ilk günden beri, avro-dolar paritesi yoğun tartışmalara sebep olmuştur. Bu konuyla ilgili olarak çok farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bazı Avrupalı ve ABD’li ekonomistler, avronun rolünün zamanla artacağı, doların hakim konumunun sona ereceği görüşünü savunurken, bazıları da doların uluslararası para olarak yerini herhangi başka bir paranın almasının mümkün olmadığını savunmaktadır. Çoğunluğu ABD’li olan ekonomistler, doların değer kaybına rağmen, önümüzdeki yirmi yılda da dünya rezervlerindeki üstünlüğünü korumaya devam edeceğini öne sürmektedirler. ABD’li ekonomistlerden Bergsten ise, avronun uluslararası piyasalarda doların ciddi rakibi haline gelmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtirken, optimal para alanı teorisinin kurucularından R. Mundell de ABD’nin artan cari açıklarının, doların güvenilirliğini olumsuz etkilediğini, uzun vadede avro ile uluslararası para sisteminde dengelerin değişeceğini ileri sürmektedir (Olcay 2009).

Lizbon Antlaşması’nın onay sürecinin devam ettiği 2008 yılında başlayan küresel mali kriz, başlangıçta Kıta Avrupa’sını çok fazla etkilemeyecek bir “Anglosakson krizi” olarak algılandıysa da, zamanla AB’nin içinde bulunduğu sorunları önemli ölçüde artırmıştır. Küresel krizin sonucunda yaygınlaşmaya başlayan tüketici güveni kaybı ve dünya ticaret hacminin daralması, dünyanın sayılı ihracatçılarından biri olan Almanya ekonomisini dahi zora sokmuştur. Bazı yeni AB üye devletleri ise krizden çok olumsuz etkilenmiştir.

Son yıllarda Avro Bölgesi ülkelerinin ekonomik performanslarında gözlemlenen gerileme küresel finansal krizle birlikte daha da belirgin bir hal almış ve bu durum avronun, dolayısıyla APB’nin ve nihayetinde AB’nin geleceğine dair endişeleri artırmıştır.

Geçtiğimiz yıllarda avro, ABD Doları karşısında değer kaybetmiştir. Avronun değer kaybı ihracat artışı ve dolayısı ile gelir artışı ile sonuçlanması gibi bir yararı beraberinde getirebilecektir. İhracat artışının sağlayacağı faydadan ziyade Avro’nun değer kaybının üye ülke ekonomileri üzerinde büyük olumsuzluklara yol açacaktır. Ancak, avronun değer kaybının olumsuzluklarını ikinci plana atan AB, ortak para birimini ayakta tutmaya çalışmıştı.

Bu bağlamda Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, Avro Bölgesi’nin devrilme noktasında olduğunu belirtmiştir. Independent gazetesi ise “İktisatçılar hemfikir: Avro ölüme mahkûm” başlığı ile sunduğu bir haberinde, önde gelen siyasetçiler, ekonomi uzmanları ve işadamlarıyla yaptığı mülakatlar sonucunda derlediği verilere dayanarak “Uzmanlar Yunanistan’ı kurtarma sürecinde Avro’nun krizi atlatılabileceğini ancak bu bulaşıcı krizin kontrol altına alınmasının mümkün olmadığını düşünüyor” değerlendirmesine yer vermiştir. Gazetenin haberinde tek iyimser görüş Avrupa Komisyonu’nun Başkan Yardımcısı Olli Rehn’den gelmiştir. Kriz kâhini olarak ünlenen Nouriel Roubini ise Avro Bölgesi’nin dağılmasının % 50 olasılığa sahip olduğunu açıklamıştı.

Avronun geleceği bir bakıma AB’nin geleceğini tayin edecektir. Angela Merkel’in de belirttiği gibi “Eğer avro ayakta kalamazsa, sadece para birimi değil, Avrupa Bütünleşmesi fikri de sona ermiş olur” (Akgemci E. 2010. Euro Bölgesi’nde Neler Oluyor?. Ataum E-Bülten. s.18-19). AB ekonomilerinin performansı da avronun geleceğini tayin edecektir.

Küresel ekonomik kriz sonrasında atılan adımların birçoğu Maastricht kriterlerinin ruhuna terstir. Bununla birlikte, AB için bir sınav niteliğinde olan finansal kriz ile birlikte Maastricht kriterlerinin anlamlılığı da tartışılmaya başlanmış bulunmaktadır.

Aslında Maastricht Kriterlerinin söylediği tek şey, bütçe ve fiyat istikrarlarının sağlanmasını mümkün kılacak şekilde iki temel politika aracının (Monetarist ve Keynezyen görüşlerin tartışmayı çok sevdikleri “hangisinin daha etkili olduğunu” konusu) para ve maliye politikası araçlarının kullanımının belli ölçüde kısıtlanmasıdır. Para ve maliye politikası gibi iki temel iktisadi aracın kısıtlanmasının nedeni bütçe ve fiyat istikrarıdır. Maastricht Kriterlerinin tek amacı bu iki alanda istikrarı sağlamaktadır. Hatta Maastricht Kriterlerinde dış ekonomik ilişkilerle ilgili değişkenlere ilişkin istikrar kriterleri dahi yoktur. Uluslararası rezervlerin ithalatı karşılama oranı, cari işlemler açığının milli gelire oranı gibi en temel ‘dış’ ekonomik istikrar unsurlarına dahi yer verilmemiştir (İnan A. 2005.  Avrupa Birliği Ekonomik Yaklaşımı: Lizbon Stratejisi ve Maastricht Kriterleri. Bankacılar Dergisi. Türkiye Bankalar Birliği. Sayı 52. s. 67-86).

Küresel ekonomik kriz sonrası yaşanan borç krizi, neoliberalizmin vücut almış halini yansıtan AB’nin başka bir kuruma olan ihtiyacını ve maliye politikalarında kurallara bağlı harmonizasyon ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Yunanistan’ın karşılaştığı borç krizi Avrupa’da parasal birliğin, maliye politikalarında yakınlaşma olmadan yürütülemeyeceğini göstermiştir.

Üye ülkelerin mali disiplin sağlaması konusunda yasal veya anayasal kısıtlar getirilmesinin yanı sıra bu kısıtların yerine getirilmemesi konusunda uygulanacak olan yaptırımların belirlenmesinin ardından yaptırımların uygulanarak gerekli caydırıcılığın sağlanması gerekmektedir.

Bu bağlamda AB’nin tarihinin en önemli krizinden çıkardığı ders, AB düzeyinde daha etkin bir ekonomik yönetişime, mali gözetime ve koordinasyonun kurumsallaşmasına olan ihtiyaç olmuştur. Bu ihtiyaç Lizbon Antlaşması’nın 136. maddesine şu şekilde yansımıştır: “Avro Bölgesi ülkeleri ortak ekonomi politikası kuralları kabul etmeli ve bütçe disiplinlerine yönelik koordinasyonu güçlendirmelidirler” (Eralp 2010).

Borç krizinin patlak vermesinden sonra ilk aşamada AB ve IMF’nin oluşturduğu 750 milyar avroluk kurtarma paketi ile zor durumdaki ülkelerin borç krizinin Avro Bölgesi’nde yayılarak diğer üye ülkelere de sıçraması ve avronun geleceğini tehlikeye atmasını engellemek amaçlanmıştır. Ancak bu hamle istenilen sonuçları sağlayamamıştır. 2012 yılının ilk iki ayında ise, borç krizinin atlatılması ve tekrar ekonomik istikrarın sağlanması yönünde önemli adımlar atılmıştır.

30 Ocak 2012 tarihinde gerçekleşen AB Zirvesi’nde, bütçe disiplinini ve mali sürdürülebilirliği güçlendirecek, borç krizini aşma çabalarını ve büyümeyi destekleyecek olan “İstikrar, Koordinasyon ve Yönetişim Hakkında Antlaşma”nın imzalanması konusunda mutabakata varılmıştır (European Council 2012a). Yeni Antlaşma aracılığıyla ulusal bütçelerin dengede olması veya fazla vermesi beklenmektedir.

Söz konusu yeni hükümetler arası anlaşma, üye devletlerin ekonomi politikalarının koordinasyonu ve yakınsamasına yönelik hükümler içermektedir. Anlaşma, bir üye devletin “aşırı bütçe açığı” prosedürüne alınıp alınmamasına ilişkin yapılacak oylamalarda “ters nitelikli çoğunluk” prensibinin kullanılmasını tesis etmesi sebebiyle Avro Bölgesi için belirlenen mali kuralları güçlendirecek bir niteliğe sahip olacaktır.

Anlaşmanın, mali disiplini güçlendirmesi ve bu kapsamda otomatik yaptırımların devreye girmesini mümkün kılarak, “dengeli bütçe kuralı” aracılığı ile daha sıkı mali gözetimi sağlayacağı öngörülmektedir. Daha sıkı ve geri döndürülemez mali ve ekonomik entegrasyon ile Avro Bölgesi’nde daha güçlü yönetişimi sağlayacak büyük bir adım olan anılan Antlaşma, Maastricht Kriterleri ile Büyüme ve İstikrar Paktı’nın ötesinde Avro Bölgesi’nin mali sürdürülebilirliğini güçlendirmesi ve borç krizini aşma çabalarını ve büyümeyi desteklemesi beklenmektedir.

Yunanistan’ın borç sorunu ile başlayan finansal sıkıntılar sebebiyle IMF’nin Avro Bölgesi’ne müdahil olmasını istemeyen –fakat bu konuda istekleri gerçekleşmeyen- AB, kendi IMF’sini kurmayı gündemine almıştır. Bu bağlamda, 30 Ocak 2012 tarihindeki AB Zirvesi’nin ardından 2 Şubat 2012 tarihinde Avro Bölgesi ülkeleri, Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM) Anlaşmasını imzalanmıştır.

Avro Bölgesi’nin tümünde finansal istikrarı güven altına almak amacıyla, finansman problemi yaşamakta olan Avro Bölgesi üye ülkelerine finansal yardım sağlamayı amaçlayacak olan ESM, söz konusu Antlaşma’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte Lüksemburg’da yerleşik bir uluslararası finansal kuruluş haline gelecektir (ESM, kalıcı bir mekanizma olarak Avrupa Finansal İstikrar İmkânı (European Financial Stability Facility-EFSF) ve Avrupa Finansal İstikrar Mekanizması’nın (European Financial Stabilization Mechanism-EFSM) hâlihazırda yürütmekte olduğu görevleri üstlenecektir. ESM’nin yürürlüğe giriş tarihinin 1 yıl erkene alınması nedeniyle EFSF, ESM ile eş zamanlı olarak 1 yıl daha faaliyette bulunacaktır. EFSF ve EFSM’nin mevcut borç verme kapasitesi 500 milyar avrodur. ESM’nin kayıtlı sermayesi 700 milyar avro, azami borç verme kapasitesi ise 500 milyar avro olacak belirlenmiştir. AB Devlet ve Hükümet Başkanları Mart 2012′de ESM’nin hacminin yeterliliğini kontrol edeceklerdir.

Uzun vadede düşünüldüğünde, borç krizinin önemini yitirmesinin ve Avro Bölgesi ülkelerinin maliye politikaları açısından birbirlerine daha da yakınsamasının ardından avronun rezerv para birimi olarak değer saklama, dolaşım ve ödeme fonksiyonlarını yerine getiren güçlü bir para birimi olma olasılığı yüksektir.

Ekonomik sisteme ilişkin makroekonomik ve finansal istikrar, para birimlerinin özellikle (özel ve resmi) rezerv yönetiminde değer saklama aracı olarak kullanılmasında kilit öneme sahiptir. Yüksek büyüme oranları (ve potansiyel büyüme) ve istikrarlı ve düşük enflasyon oranları para birimlerinin rezerv varlık olarak çekiciliğini artıran unsurlardır.

Bu açıdan Avro Bölgesi’nin küresel finans krizinin ardından son dönemde geçirdiği zor dönemle avronun geleceğine ilişkin çeşitli kuşkuları beraberinde getirerek avronun uluslararası para sisteminde daha da merkez rol üstlenmesini geciktirici bir etki yapmıştır.

Yaşadığı derin krizle birlikte, Avrupa Merkez Bankası’nın ülkelere yeteri kadar likidite sağlamaması ve birkaç üye ülkenin yaşadığı ciddi ekonomik problemler, AB’nin ve avronun geleceğini sorgulanır hale getirmiştir. Her ne kadar Almanya ve Fransa’nın bir araya gelerek her ne pahasına olursa olsun avroya sahip çıkacaklarını deklare etmiş olsalar da avronun güven tazelemesi için belirli bir zaman gerektirmektedir.

Her ne kadar Güney Avrupa hükümetleri tarafından yürürlüğe konulan büyümeye yönelik yapısal reformların somut etkilerinin görülmesi zaman alacak olsa da Avrupa ekonomisinin büyüme sağlaması gerekmektedir. Eğer Avrupa büyümeyi başaramazsa, borç çukurundan çıkış için kendisine yol açamayacak ve avronun önemli bir uluslararası rezerv para birimi olarak kalması için gerekli güveni tesis edemeyecektir (Eichengreen 2012).

Avro, ayrıca rezerv paranın diğer bir ön şartı olan askerî ve politik güçten yoksundur. Ancak, Avrupa projesinin vizyonu daha da yoğun bütünleşme ve tek devlet haline gelmeyi içerdiği için AB’nin askeri ve politik bir güç kazanmasının zaman gerektirdiği öngörülmektedir.

Avro zayıf bir para görüntüsü verdiği sürece rezervlerdeki dönüşüm süreci çok yavaş, kuvvetli para görüntüsü verdiği sürece de hızlı olacaktır. Avronun uluslararası para olarak dolar kadar öneme sahip olabilmesinin, öncelikle AB ekonomisinin performansına bağlı olduğunu söylenebilir. Ekonomik entegrasyon alanında önemli gelişmeler kaydeden AB ekonomisinin büyümesi, istikrar sağlaması ve finansal piyasalarının bütünleşmeye devam etmesi avronun geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

Avro, her ne kadar günümüzde önemli sorunlarla karşılaşmış olsa da, uluslararası ve güçlü bir para birimi olarak uluslararası piyasalarda doların yanında ikinci bir alternatif ve güç olarak yer almaktadır. Her ne kadar uluslararası sistemin lider ve en güçlü para birimi olmasa da veya dolar egemenliğine son verecek bir durumda bulunmasa da avronun uluslararası finansal ve ticari sistemdeki dengeleri büyük oranda etkilediği gözlemlenmiştir.

Temellerinin atılmasının ardından 50 yıl sonra ABD ekonomisini geçen, gelişmiş ve derin piyasalar ile konvertibl ve saygın bir para birimine sahip AB’nin politik ve ekonomik istikrardan yoksun olması ve kendi bünyesinde her an bir çatlağın söz konusu olması avronun geleceği için büyük bir handikaptır. Son kriz göstermiştir ki AB daha da yoğun bir bütünleşme ve derinleşmeye ihtiyaç duymaktadır. Ancak avro, Avro Bölgesi ülkelerinin küresel finans krizi sonrasındaki hataları nedeniyle lider küresel para birimi olma şansını kısa vadede kaçırmıştır.

 

* Ters Nitelikli Çoğunluk: Komisyon’un yaptırım uygulanmasına ilişkin tavsiyesi, Konsey’de nitelikli çoğunlukla reddedilmediği sürece ilgili üye devlete mali yaptırım uygulanabilecektir.

 

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz