Kabataş İftirası ve Köşe Yazarları

Kabataş İftirası
Kabataş Yalancıları

Yıl 2013. Aylardan Haziran. Gezi Parkı protestoları sürerken bir kadın ortaya çıkar ve ortaya attığı iddia ile birlikte ülke gündemini sarsar.

Bahçelievler Belediye Başkanı Osman Develioğlu’nun gelini, iş insanı Ahmet Fedaioğlu’nun kızı olan Zehra Develioğlu’dur bu kadın. 1 Haziran 2013 günü bebeğiyle birlikte durakta bekleyen Develioğlu, belden yukarıları çıplak, ellerinde deri eldivenler, başlarında siyah bandanalar bulunan 80-100 kişilik bir grubun “Bu ülkenin gerçek sahibi biziz” diye bağırıp kendisini darp ettiğini ve üzerine bu şahısların idrarlarını yaptığını iddia eder. Ve devam eder…  İddia ettiği şahısların bebek arabasındaki çocuğuna saldırdığını, kendisine “şerefsizin evladı, o.. çocuğu, eşarplı kaltak, biz devrim yapacağız kökünüzü kazıyacağız Türkiye’den, hayvan kaltak Tayyip’i de seni de … … yollayacağız bu ülkeden” şeklinde hakaret ettiklerini, yerde tekmelendiğini ve cinsal tacize uğradığını aktarır. Hadise nedeniyle bayıldığını, sonra kendine geldiğinde üstünün idrar koktuğunu, kalkmasının ardından bebeğini bulduğunu belirtir.

Ancak bu fantastik senaryonun gerçeği yansıtmadığı tabiki ortaya çıkar:

  • Develioğlu Kabataş’ta iken güvenlik kameralarında böyle bir hadisenin yaşandığına dair en ufak bir görüntü tespit edilemez.
  • 232 farklı kameradan 2 bin 560 saatlik görüntülerin yer aldığı polis raporuyla durum doğrulanamaz.
  • Polis soruşturması sonucunda, bebekli bir kadına gündüz vakti sözlü ve fiziki saldırıda bulunduğu iddia edilen (aslında gerçekte olmayan!) kişiler bulunamaz.
  • Osman Develioğlu, olaya şahit olanlar olduğu zannıyla “O gün o saldırıya şahit olan mutlaka birileri vardır ve bu kişiler bize yardımcı olurlar’ düşüncesiyle, vatandaşlarımızdan yardım istedim. Hala da istiyorum” diyerek olmayan şahitlere çağrıda bulunmuştu. Bu çağrı da tahmin edilebileceği üzere yanıtsız kaldı. İddia edilen vakaya şahit olan tek kişi dahi bulunamadı.
  • Zehra Develioğlu’nun kayınpederi Osman Develioğlu, “görüntülerin gelinine saldırı olan anının silindiğini ve kimi görüntülerin montajlanarak böyle bir durum yokmuş” gibi yansıtıldığını iddia etse de, bırakın saldırı anını, üstü çıplak 1 kişi dahi bulunamaz.
  • Daha da vahimi, iddia edilen olaya dair başka bir tanık bulunamaz. Kabataş gibi merkezi bir muhitte gündüz vakti 80-100 kişinin başörtülü ve bebekli bir bayanı taciz etmesine şahit olan başka 1 (yazıyla bir) Allah’ın kulu dahi ortaya çıkmaz.
  • ‘Başörtülü kadına üzerleri çıplak, deri eldivenli eylemcilerin saldırdığı‘na dair iddianın daha sonra iktidara yakın birçok köşe yazarı ve kişi tarafından da kurgu olduğu itiraf edilir.

İlk duyulduğunda dahi inandırıcı öğelerden yoksun Kabataş iftirasına dair bu anlatım, Gezi Parkı protestolarının en hararetli şekilde yaşandığı dönemde özellikle iktidara yakın gazetelerde görevli köşe yazarlarının ilgisini çeker. Bu köşe yazarları, Develioğlu’nun iddiasındaki ilginçlikleri, tutarsızlıkları kal’e almadan, konunun ülke gündemine sirayet etmesinde kendisine yardım eder.

Angaje şekilde hareket edip iddiaya ilişkin gerekli doğrulamayı yapmadan hareket eden köşe yazarları şu şekildeydi:

Bahse konu dönemde Star Gazetesi’nde görev alan Elif Çakır, bu köşe yazarlarının başında gelmekte. Elif Çakır, Develioğlu ile röportaj yapar. “Başbakan Erdoğan’ın ‘Yerlerde sürüklediler’ dediği anne Star’a konuştu” başlığıyla Star Gazetesi‘nde yayınlanan röportajla tüm fantastik iddiaları aktarır.

Kabataş iddiasının gündeme düştüğü dönemde Star Gazetesi’nde editör olarak çalışan Murat Seçkin ise daha sonra Taraf Gazetesi‘nde yayınlanan “Kabataş Tacizini Gözden Okuyan Gazeteci” başlıklı 25 Ekim 2015 tarihli yazısında bu röportajın içeriğinin gerçeği yansıtmadığına ve Elif Çakır’ın doğrulama yapmadan militanca bu iddiaya sarıldığına ilişkin şu ifadeleri kullanarak durumu gözler önüne serer:

"Röportajı yayına hazırlayan editör, Çakır'a 'Bunları anlattı mı?' diye sordu. Elif Çakır ise, 'Konuşacak hali yoktu. Ne anlatabilirdi ki? Ama ne demek istediğini ben anladım" dedi"

Elif Çakır’ın gündeme getirdiği bu iddianın yalan olduğunu 17 ay sonra Star Gazetesi yazarı Cem Küçük, “FETÖ ile uzlaşma ve Kabataş” başlıklı 28 Ekim 2015 tarihli yazısında, köşesine taşımıştı:

"Küçük, yazısında, "Abdülkadir Selvi gibi gazeteciler 80-100 tane üstü çıplak, deri maskeli, deri eldivenli adamlar gibi aptalca kurgular üreterek rezalete imza attılar. Sakın bu saçmalıklar bağlamında Cumhurbaşkanımızın ismini kalkan kullanmaya çalışmayın. Kabataş mağduriyeti gerçektir ama 80-100 üstü çıplak deri eldivenli, deri maskeli lafları bir kurgudan ibarettir"

Elif Çakır’ın o dönemdeki avukatlarından Fidel Okan 26 Şubat 2015’te “Kabataş saldırısı” iddiasına ilişkin olarak bir açıklama yaparak, “Olayın gerçek olmadığını sadece gelin bilmektedir. Olayı ilk abartan yalanlarla süsleyen gelindir. Diğerleri ise yalanlara ekleme yapmıştırdiyerek durumu itiraf etmişti.

Elif Çakır’ın ardından konuya ilişkin en skandal ifadelerden birini kullanan köşe yazarı tabiki İsmet Berkan olmuştu.

Kabataş görüntülerini izlediğini iddia eden İsmet Berkan, olayın iddia edildiği vehamette olduğunu iddia etmişti. Tabiki izlediği görüntü falan yoktur ortalıkta. Hiçbir vakit ortaya çıkmaz. Bu durumu daha sonra kendisi de itiraf eder. Berkan, daha sonra verdiği bir röportajda “Benim hıyarlığım, atmamalıydım o tweetleri”, “Hata yaptığımın farkına vardım. Teyit etmeden böyle bir şey dememeliydim” diyerek özeleştiri yapmıştı. Hürriyet Gazetesi‘nde 24 Mart 2015 günü yayınlanan “Kabataş” başlıklı yazısında da hatasını okurlarıyla paylaşmıştı:

"Kabataş yalanı meselesinden söz ediyorum. Bundan bir yıl önce, tam olarak 14 Şubat 2014'te Hürriyet'te çıkan yazımda da söylemeye çalıştım; vahim bir gazetecilik hatası yapmış, bir haberi yayınlamak-duyurmak için yeterli kontrol sürecini uygulamamıştım. O zaman da öyleydi, bugün de: Bir bahane arıyor, bahanelerin arkasına sığınmaya teşebbüs ediyor veya 'ama'lı, 'fakat'lı cümleler kuruyor değilim; hatamın farkındayım. Yapacağım herhangi bir açıklamanın konuyu daha da büyüteceğini düşünüp uzun bir süre sustum. Yanılmışım"
...
Lafı dolandırmadan söyleyeyim: Birçok kişinin güvenini sarstığım ve onları hayal kırıklığına uğrattığım için çok üzgünüm. Bu satırları okuyanlar da lafı dolandırmadan anlasınlar; “Aslında şunu diyor”, “Yok canım böyle demek istiyor”, “Öyle değil böyle” falan yok. Üzgünüm. Ve özür diliyorum.

İsmet Berkan’ın peşine takılan Nihal Bengisu Karaca da “Gecizilerin başörtülü anneye saldırı görüntüleri vardiyenlerden olmuştu.

Balçiçek İlter ise “Zehra” başlığıyla 3 Temmuz 2012’de Star Gazetesi‘nde yayımlanan yazısında Zehra Develioğlu ile yaptığı söyleşiyi aktarıp, Kabataş iftirasına dair Develioğlu’nun farklı söylemlerini aktararak “ikna olmuş” olduğunu ortaya koymuştu:

"Ben cesur bir kadın tanıdım o gün... Kalabalık bir grup tarafından darp edilen, tacize uğrayan, bebeği ve kendisi için ölümüne korkan, olur da şikayette bulunursa sokakta tekrar başına bir şey gelir mi kabusu gören... Morluklarını da gördüm, ille de meraklıysanız, ama benim tanıklığıma ihtiyaç yok ki, raporu var zaten. Yaşadığı travmaya tanık oldum, konuşmasına, bana bakamayışına, olayı konuşurken bebeğini odada istemeyişine... Ellerini hiç bir yere koyamayışına... Geç gelen ama sonrasında hiç bitmeyen gözyaşlarına..."

Ancak Balçiçek İlter, iddianın asılsızlığının ortaya çıkmasının ardından attığı tweet‘te “Kabataş görüntülerini izledim. Ayıp bana ait değil, “Kadının beyanı esastır” diyerek dinlediğim Zehra Hanım’a aittir, açıklama yapmak zorundadırdedikten sonra 15 Şubat 2014 tarihinde Türkiye Gazetesi‘nde yayınlanan “Kimseden gazetecilik dersi alacak değilim” başlıklı yazısında Kabataş yalanı rüzgarına nasıl kapıldığını aktarmış ve bu duruma düştüğü için özür dilemişti:

"Eğer bu görüntüler doğruysa ve gerçekten hiçbir darp, taciz olmadıysa... Ben kendi adıma, bir genç kadının hezeyanlarını sizlerle paylaştığım için özür dilerim. ''Yanıltıldım… Evet yanıldım'' diye düşünüyorum o görüntüleri izleyince..."

Tamer Korkmaz, Yeni Şafak Gazetesi‘nde 18 Şubat 2014 günü yayınlanan “Kabataş Traşı” başlıklı yazısında, Kabataş iddiası seline kapıldığı için özür dileyen Balçiçek İlter’i eleştirirken, traşa devam edip yıllardır bir türlü ortaya çıkmayan (olmayan!) görüntüleri beklemeye devam ettiğini aktarmıştı:

"Başörtülü mağdure Zehra Develioğlu''na saldırılar o görüntülerden ''sonraki dakikalarda'' başlıyor! Şayet, asıl görüntüler yayınlanırsa... Başta, şu tükürükçü Utanmaz Adam olmak üzere ''Meğer hepsi yalanmış!'' korosu hangi deliğe kaçacak acaba? Yüzleri kızaracak mı? Peki, o durumda kimlerin suratına tükürülecek?"

Mustafa Karaalioğlu, Star Gazetesi‘ndeki 19 Haziran 2013 tarihli “Dinle Gezi Parkı” başlıklı yazısıyla bu kervana katılır:

"Siz, Taksim Meydanı’nda yaktığınız ateşin etrafında şarkılar söylerken içinizden bir güruh hemen aşağıda Kabataş’ta genç bir “başörtülü” kadını ve bebeğini tartaklıyordu. Mizah duygularını yitirmişlerdi ama küfürleri gayet okkalıydı. Bu ülkenin işgal yıllarından beri şahit olmadığı bir sahneyi oynuyorlardı. Afacan değil barbardılar!"

Abdulkadir Selvi, Yenişafak Gazetesi‘ndeki 12 Haziran 2013 tarihindeki “Başbakan”ın sözünü ettiği gelin” başlıklı yazısında Kabataş iftirasına dair ilginç iddiaları sorgulamadan yer verir:

"BELEDİYE BAŞKANININ GELİNİ 
İstanbul'da büyük bir ilçe belediye başkanının gelini. Z.D. 1 Haziran Cumartesi sabahı arkadaşlarıyla Adalar'a gidiyor. Yanında 6 aylık bebeği var. Akşam vapuruyla Adalar'dan döndükten sonra, Kabataş İskelesi'nden kocasını arıyor. Eşi, Kabataş İskelesi'nin karşısına geçip beklemesini, almaya geldiğini söylüyor. Kabataş İskelesi'nin karşısına geçerken bir grup eylemciyi görüyor. Bunların Gezi eylemcileri olduğunu fark ediyor, hatta çevre ve ağaç eylemi yaptıkları için de en ufak bir rahatsızlık hissetmiyor. Ama ne oluyorsa o sırada oluyor. Grubun içinden birkaç kadın, 'Tayyip'in...' diyerek önce sataşmaya daha sonra saldırmaya başlıyorlar. 
VURMAYA BAŞLIYORLAR 
'Ne geldiyse bundan geldi' diyerek başörtüsünü çekiyorlar, genç anneyi tekmeleye başlıyorlar. Bu sırada grubun içinden bazı erkekler de vurmaya başlıyor. Olay yerindeki bir adam müdahale edip, genç anneyi kurtarmaya çalışıyor. Onu da dövüyorlar. Bebek arabasını parçalıyorlar, genç anneyi tekmeliyorlar. Bu arada, 'Bu sefer devrim yapıyoruz, sen de gideceksin Tayyip de gidecek' diye bağıranlar, 'Tayyip'i asacağız' diye öfke nöbetine tutulanlar var. Durun daha bitmedi. 
YARGIYA İNTİKAL ETTİ 
İğrenç olanı daha sonra sergileniyor... Kimse şuraya buraya çekmeye çalışmasın. Bu olay yargıya intikal etti. Vücudu mosmor... Z.D. hastaneden rapor aldı. Panik atak geçiren genç anne, haberleri izleyemiyor, evden dışarı çıkamıyor. Olayların ortasında kalan ve ayağı tırmık izleri taşıyan bebek ise o günden itibaren sütten kesildi. Gazeteci arkadaşım Elif Çakır kendisiyle konuştu. Elif Çakır, o gün Habertürk televizyonunda bir programa katılacaktı. Bırakın programa katılmayı, sabaha kadar ağladı. Evet biz başkalarının hayat tarzına müdahale edilmesin diyoruz."

Esra Elönü, 14 Şubat 2014 günü Haber7‘de yayınlanan “İlahi mahkemenin paraleli yok sabır Zehra!” başlıklı yazısında “görüntülerin yok edildiğine inandığını” belirterek olayı ve kendini aklamaya çalışmış:

"Ben altı aylık bebeğin kolundaki çiziklere inanıyorum, sizin montaj manyağı yaptığınız görüntülere değil! Sabah saatlerinde Zehra'yla görüştüm, o annenin atılan iftiralardan gezinin çemkiren kokoşlarının küfürlerinden konuşmaya hali kalmamış! Sizin şalvar lastiğine manşet bağlayıp müftü karısından haber yapma ahlaksızlığınız mı esas yoksa Zehra'nın morlukları mı? Ne oldu, morlukları montajlayamadınız mı? Diyelim ki yalan ki ben asla ve asla yalan olduğuna inanmıyorum. Görüntülerin yok edildiğine inanıyorum ben Esra olarak buna inanıyorum. Yolunda yürüyen bir anne bebeğiyle eşini beklerken neden böyle bir yalan uydursun! 
...
Gerçekler ortaya çıktığında gerzekler iptal olacak buna kalbimle inanıyorum! Hani evrensel hukukta şiddet gören kadının beyanı esastı! Ne oldu? 
...
Bakıyorum da sazan pozisyonunu alan bazı gazeteciler tüh tüh vah vah senfonisine katılıp bir açıklama bekliyorum moduna girmişler! Ne açıklaması ya! Allah'ın bildiğini hunharca montajlayan adamlara mı inanıyorsunuz yoksa Zehra'nın beyanına, gördüğü şiddetin mor rengine mi?”"

Hasan Öztürk, Haber7‘deki 15 Şubat 2014 tarihli “Kabataş’ta o gün ne oldu?” başlıklı yazısında Develioğlu’nun söylemlerine itibarın dozunu kaçırır:

"O görüntülerden çıkardığınız sonuç, Zehra Develioğlu'nun hiçbir şiddete uğramadığı mıdır? Ya da o görüntüler olayın tamamına ait görüntüler midir? O görüntüler 'gerçek' midir? Siz de biliyorsunuz gerçeği oysa..! Biz 'beyan esastır' diyenlerdeniz! Ha, 'beyan esastır' düsturuna itibar etmiyorsanız, o zaman soruşturmanın sonucuna kadar beklemeniz gerekecekken… 'Montajlanmış', bazı yerlerinde saat sayacı 'silinmiş' görüntüler üzerinden, 'inananları' , 'inananlar' üzerinden Başbakan Erdoğan'ı, Başbakan Erdoğan üzerinden de 'ülke'yi vurmaya çalışmanız sadece ve sadece sizin alçaklığınızı gösterir!.. Zehra Develioglu Anadolu Ajansı'na konuştu. Konuşmasında önemli bir cümle var: 'Ben bu söylediklerimin tamamını yaşadım. Kimseyi inandırmak zorunda değilim..!' Şimdi soru şu, o görüntüleri kim sızdırdı? Sızdırmadan önce ne kadarını montajladı? Ve bu yayınlanan görüntülerin dışında başka görüntüler var mı? Varsa bu görüntüler çıkarsa ne olur?"

Aslı Aydıntaşbaş, Milliyet Gazetesi‘ndeki 3 Temmuz 2013 tarihli “Hangimizin Mağduriyeti Kıymetli” başlıklı yazısında Kabataş iddiasındaki fantastik kısımları abartılı bulduğunu söylese de yine de olayın gerçek olduğunu ima etmeden imtina edememiş:

"70-100 arası üstü çıplak, elleri deri eldivenli adam” bölümünün abartılı olduğunu düşünsem de, ortada bir taciz vakası olduğuna pek şüphe etmemiştim. Haklıymışım. Milyonlarca insanın sokakta olduğu eylemlerde herkesin pirüpak olmadığı, arada vandalların, magandaların, provokatörlerin de olabileceği ortada. Taciz edilen başörtülü kadın hepimizin kardeşidir."

Hilâl Kaplan’ın Yeni Şafak Gazetesi’ndeki 21 Temmuz 2013 tarihli “Başı Açık Yazarlar Hayal Kırıklığıymış” başlıklı yazısından:

"Peki, 'bağzı' erkek yazarlar ne yaptı? Sadece Kabataş'ta, bebeğiyle beraber saldırıya uğrayan Zehra Develioğlu'nun durumu üzerinden baktığımızda bile karşılaştığımız manzara feci."

Yine Hilal Kaplan’ın Yeni Şafak Gazetesi’ndeki 16 Şubat 2014 tarihli “Kabataş, taciz, insaf” başlıklı yazısından:

"Z.D. başı açık bir kadın, kayınpederi CHP’li bir belediye başkanı, sahip çıkan kişi de Kemâl Kılıçdaroğlu olsaydı, kimse MOBESE fetişizmine dûçâr olmayacaktı… Sanki memlekette on yıllardır süren, cumhuriyetin ilk 80 yılı boyunca resmî politika olarak benimsenmiş bir başörtüsü ırkçılığı ve bunun gururlu failleri yoktu… Sanki Gezi eylemcilerinin hepsi yedi tas kutsal suyla yıkanmış meleklerdi ve hepsine kefil olmak her Gezicinin üzerine vazifeydi… Sanki Z.D.’nin yaşadıkları yalanlansa, mesela Taksim metrosunda ‘senin gibi böcekleri ezmekten geliyorum’ diyerek başörtülü kadının üzerine yürüyen Gezici ve benzerleri buhar olup havaya karışacaktı… Gezi’yi âdeta seküler bir hac mekânıymış gibi kutsayanlar, bir karış ötelerinde gerçekleşen tacizleri görmemeyi seçtiler. Zira yan yana durmak zorunda hissettikleri gruplar süzme faşistti ama ‘uzun adam’ı yıkmak için her yol mübahtı."

Hasan Karakaya’nın Yeni Akit Gazetesi‘ndeki 15 Temmuz 2013 tarihli “Ali İsmail’in “dövülerek öldürüldüğü” ne malûm?” başlıklı yazısından:

"Biz diyorduk ki; “Kabataş’ta Bahçelievler Belediye Başkanı’nın gelinine ve bebeğine saldırdılar!” 
... 
“Camiye saldırı” olayında da böyle diyorlardı, “genç geline saldırı” olayında da!.. İnanmıyorlardı!.. “Hani görüntü?” diyorlardı, “Hani şahit?” 
... 
“O sokaktaki MOBESE kayıtları nerede?.. Hadi, gösterin de Ali İsmail Korkmaz’ın dövülerek öldürüldüğüne inanayım?.. Ne malûm dövülerek öldürüldüğü,"

Eyüp Can’ın Radikal Gazetesi‘ndeki 4 Temmuz 2013 tarihli “Zehra” başlıklı yazısından:

"Oysa bakın başörtülü ya da başörtüsüz ‘kadın gazeteciler’ günlerdir adının Zehra olduğunu öğrendiğimiz mağdur anne ile konuşmaya çalışıyor. Çünkü siyasetin ayrımcı diline rağmen vicdanı olan herkes, o genç anneye yapılanları açıkça lanetliyor. O annenin yaşadıklarını anlamak için başörtülü olmak gerekmiyor. Azıcık insan, azıcık vicdan…"

Mustafa Akyol’un Star Gazetesi‘ndeki 3 Temmuz 2013 tarihli “Gezici’lerin otoriterliği” başlıklı yazısından:

"Bu, Başbakan Erdoğan’ın Kabataş’taki rezil saldırı için söyledikleriyle edilen bir alaydı. Ama asıl o saldırının mağduru olan hanımefendiye karşı yapılan bir terbiyesizlikti. Bu terbiye zaafiyeti epeydir sürüyor aslında. Yaşadığı saldırıyı anlatan insana “ispatla bakalım, yoksa inanmayız” diyenlerce sürdürülüyor. Dolayısıyla bence, Kabataş saldırısına dudak bükmenin altında başka bir şey var: Saldırganlığı, otoriterliği, bağnazlığı hep “karşı taraf”a atfeden, kendi tarafına ise toz kondurmayan bir “cemaatçilik.” Laik cemaatçilik…"

Sibel Eraslan’ın Star Gazetesi‘ndeki 16 Şubat 2014 tarihli “Zehra’yı rahat bırakın!” başlıklı yazısından:

"Ya aylar sonra ortaya çıkartılan, sürüme sunulan son videoya ne demeli? Develioğlu ailesi adeta yalvarırcasına şahit ve görüntü delili ararken, susanlar, kameralar bozuktu diyenler… Şimdi aylar sonra ne olduğu belli olmayan bu görüntüleri çıkartarak kimden öç alıyorlar? Bu ne kadar kötücül bir iştir böyle, bundan kime ne hayır gelir ki? Kim, ne kazanabilir bir kadının haysiyetiyle, bir bebeğin canıyla uğraşmaktan elinize ne geçer? “Zehra konuşsun!” diyorlar. Bense tüm bu yaşadığımız vicdan körleşmesinin, onun “konuşmama hakkı”nı tahkim ettiğini düşünüyorum."

 

2015 yılı Mart ayında gelindiğinde ise yine iktidara yakın basın organlarının köşe yazarları koro halinde “Diliniz kaba, vicdanını taş” ortak başlığını kullanarak Kabataş yalanının savunuculuğunu sürdürmüşlerdi (Abdülkadir Selvi  tek kelimelik değişiklik yaparak, “Diliniz Kaba, yüreğiniz Taş” başlığını kullanmıştı). 5 Mart 2015 günü aynı başlığı atan bahse konu köşe yazarları şu kişilerdi:

Bahse konu yazısının üzerinden 4 ay geçmesinin ardından Ersoy Dede, Yeni Akit Gazetesi‘nde 14 Temmuz 2015 günü yayınlanan “Neden konuşmuyorlar?” başlıklı yazısında Cem Küçük gibi Kabataş fantezisine yüklenerek geri adım atmıştı:

"Fakat ona ‘üzeri çıplak deri eldivenli 80 adam’ gibi bir pekiştirici koymaya gerek yok. Eğer bu ifade mağdureye ait bile olsa, editöryel olarak böylesi gerçeküstü bir ifadenin yer almasına izin vermemek gerek."

Durumu “Darp edilen genç annenin 6 aylık bebeği sütten kesildi” başlığıyla duyuran kapatılan Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı “Eylemcilere tam destek verenlerden başörtülü bir kadın ve çocuğunu öldüresiye döven alçakları telin etmelerini bekliyorum. Buyurun lütfen!” şeklinde tweet attıktan yaklaşık 2 yıl sonra çark edip “Daha ortaya onlarca yalan çıkacak ve utanmaz adamlar bile utanmak zorunda kalacak” şeklinde başka bir tweet atmıştı (Zaman Gazetesi kapatıldığı ve Ekrem Dumanlı’nın 13 Haziran 2013 ve 2 Mart 2015 tarihli tweetleri silindiği için ilgili bağlantılar sunulamamaktadır).

 

“Hakikat” yerine “misyon” köşe yazarlığı yapanlar…

malumatfurus hakkında 874 makale
Köşe yazarları için yanlışlama girişimi. #Köşeyazarızabıtası

İlk yorum yapan olun

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz