Anasayfa » Tüm Yazılar » Pierre Curie’ye Atfedilen Endülüs’ten Kalan (Yakılan) Kitaplarla İlgili Söz

Pierre Curie’ye Atfedilen Endülüs’ten Kalan (Yakılan) Kitaplarla İlgili Söz

malumatfurusorg
pierre curie

Müslüman Endülüs‘ten Bize 30 Kitap Kaldı, Atomu Parçaladık. Şayet Yakılan Milyonlarca Kitabın Yarısı Kalsaydı, Çoktan Galaksiler Arası Seyahat Ediyor Olacaktık.” Sözü Nobel Ödüllü Fransız Fizikçi Pierre Curie’ye Ait Değil

Yanlış İddia

 

Nobel ödüllü ünlü Fransız fizikçi Pierre Curie’ye (15 Mayıs 1859 – 19 Nisan 1906) atfedilen, Müslüman Endülüs’ün saltanat merkezi Gırnata’daki (Granada) kütüphanedeki kitapların yakılmamış olması hâlinde yaşanabilecek atılımla ilgili söz (ve farklı bir versiyonu) şu şekilde:

“Müslüman Endülüs‘ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçaladık. Şayet yakılan milyonlarca kitabın yarısı kalsaydı, çoktan galaksiler arası seyahat ediyor olacaktık.”

“Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı ve atomu parçaladık. Hülagü’nün yaktığı yüzbinlerce kitap kalsaydı, şimdilerde galaksiler arasında seyahat ediyorduk”

 

pierre-curie-musluman-endulus

 

Ortaçağda Müslüman bilim insanlarının önemli keşifler yaptığı, 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası’nda varlığını sürdüren Endülüs medeniyetinin döneminin bilim adına en ileri seviyedekilerden biri olduğu, Endülüs’ün yıkılışı sırasında dünyanın en önemli kütüphanelerinden biri sayılan Granada’daki kütüphanedeki 1 milyon cilt kitabın Babü’r-Remle Meydanı’nda yakıldığı, bu durumun da dünya bilim tarihi açısından büyük bir kayba neden olduğu belirtilmektedir.

Ancak sanılanın aksine bu söz Pierre Curie’ye ait değil.

Bir Vecize Ya da Şiirin Sahibini Tespit İçin İzlenebilecek Adımlar başlıklı yazımızda aktardığımız tekniklerle yapılan incelemenin sonuçlarını aktaralım…

Sözün ilk örneğine öykü yazarı Erol Toy’un Cumhuriyet gazetesindeki 30 Temmuz 1979 tarihli sayısındaki 13. sayfadaki yazısında rastlanıyor.

Toy’un herhangi bir kaynağa atıf yapmadan bu söze yer verdiği bahsi geçen yazıdan ilgili bölüm şöyle:

Ancak, bir soyut düşünce bağnazlığından kurtulmak koşuluyla. O da, batının büyük yutturmacası, ‘İslâmiyet, gerilemenin temel nedenidir.’ tezinden kuşkulanmaktır. Acaba öyle midir? öyle ise. Hristiyanlığın Ortaçağ karanlığını neyle yorumlayacağız? Ve artık günümüzde gerçeklik kazanmış pek çok olguyu nasıl değerlendireceğiz? İşte bu soruların bizi götüreceği bir tek gerçek vardır. Bilim, egemen sınıflar ondan yararlandığı surece özgür gelişir. Zarar görmeye başladıkları anda da, özgürlüğün yerini kurbanlar alarak, gerilemeye başlar. Bu doğuda da, batıda da böyle olmuştur. Dinlerin araç olarak kullanılması ise, ayırımsız her yerde birbirinin benzeri halindedir. Bu gerçekten yola çıkıldığında,  tabu, kendiliğinden yıkılır. Ve tabu yıkıldığında, bilgi ortaya çıkar. Bunu en güzel biçimde değerlendiren batılılardan biri, değerli Fransız fizikçisi Pierre Curie’dir. Curie, yüzyılımızın başında; ‘Endülüs‘ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, çoktan uzayda galaksiler geziyorduk’ diyordu.» Gerçekten de, Hulagu Bağdat Kütüphanesini yaktıktan sonra, kültür birikiminin…”

Erol Toy’un kaynağını belirtmediği mezkûr sözü Pierre Curie’ye atfettiği yazı öncesinde bu sözün bir izi bulunamıyor.

Fransız fizikçi tarafından dile getirildiği ileri sürülen sözün Fransızca orijinali herhangi bir kaynakta bulunamıyor.

Bu sözün sadece ve yaygın şekilde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kaleme aldığı yazılarda alıntılandığı anlaşılıyor.

Örneğin Ferhat Küçük’ün Daily Sabah’taki 29 Eylül 2018 tarihli “Doğudan Batıya Dolaşımdaki Bilgi” (“Knowledge in circulation, from East to West“) başlıklı yazısında bu sözün İngilizce versiyonuna şöyle yer verilmiş:

“we splatted the atom only with the 30 books left us from Andalusia. If we could have the chance to examine the hundreds of thousands of books, which had been burned by Hulagu Khan [The Mongol ruler that burned the very books of the Islamic civilization], we would be now playing football between the galaxies.”

İngilizce ve Fransızca taramada bu sözün Pierre Curie tarafından söylendiğine dair bir atıf görülemiyor.

Pierre Curie’nin bu sözü söylemiş olduğuna dair kendi dilinde döneminden (yahut sonraki dönemden) herhangi bir muteber kaynakta atıf yer almadığı anlaşılıyor.

Ayrıca, Pierre Curie’nin bu sözü söylemiş olması İMKÂNSIZ.

Çünkü, atomun parçalanması Pierre Curie’nin 1907 yılındaki vefatından yıllar sonra başarılabilindi.

İngiliz nükleer fizikçi Ernest Rutherford günümüz atom modelinin temelini teşkil eden yapıyı ortaya koymuş ve 1919 yılında atom çekirdeğinde yüksüz bir parçacığın bulunması gerektiğini ileri sürmüştü. Enrico Fermi, 1934 yılında uranyum atomlarını nötronlarla ışınlayarak dünyanın ilk yapay nükleer bölünme (fisyon) tepkimesini gerçekleştirmişti. İlk fisyon reaksiyonu Otto Hahn ve Fritz Strassmann tarafından 1938 yılında yılında görülmüştü. 1939 yılında ayrıca Otto Frish, iyonizasyon (yüklü hâle getirme) odası deneylerinde bölünme ürünlerine rastlamış ve ‘fisyon’ terimini ilk kez kullanmaya başlamıştı.

Bu anakronizmden kurtulmak adına zaman içerisinde bu sözün (4 Temmuz 1934 tarihinde vefat ettiği için) Pierre Curie’nin eşi Nobel Ödüllü bilim insanı Marie Curie’ye atfedilerek paylaşıldığı görülüyor (Pierre Curie ile ilgili yukarıda değinilen “kaynak” problemleri Marie Curie için de geçerli).

 

pierre-marie-curie

Pierre ve Marie Curie çifti

 

Mecra adlı sosyal medya profili de bu aktarımın gerçeği yansıtmadığına şöyle değinmiş:

Fransız fizikçi Pierre Curie’ye atfedilen Endülüs’teki ilmî birikimle ilgili sözün tek kaynağı, 30.07.1979’da Cumhuriyet gazetesinde çıkan “Erol Toy” imzalı bir yazıdır. Herhangi bir yabancı kaynakta geçmeyen söz, sosyal medya etkisiyle artık her dile yayılmıştır.

Ekşi Sözlük’ten selami kirisci mahlaslı yazar ise şu tespitleri aktarmış:

o sözün endülüs kütüphaneleri için söylendiğine dair internette pek çok bilgi var.
hatta yazarlar bile bu bilgiyi köle yazılarında kullanmışlar.
hatta islam konferansı örgütünün bir toplantısında türkiye temsilcisi, yaptığı sunumda bu sözü kullanıyor.
4 ay boyunca bu endülüs konusunu
yazan, konuşan herkese emaille, telefonla vs ulaştım ve kaynaklarını sordum.
bu bilginin ortaya çıktığı birkaç kaynak belirledim.
o kaynakları teyit için faks istedim.
mesela kaynak olarak adam demiş ki türk edebiyatı dergisinin falan tarihli sayısının falan sayfasında bu bilgi var. o sayfayı faks ettirdim. konuyla hiç alakası yok.
resmen yalan.
diğer kaynaklarda aynı şekilde yalan.
bu yalan, internetteki en yaygın yalanlardan biri.
ilk kaynağa kadar gitmeyi hedeflemiştim fakat gerek kalmadı. ilk verilen kaynakların asılsız olduğu ortaya çıktı.
endülüs’ü de, osmanlıyı da övelim derken doğru bilgiyle övelim.
kısaca o sözü pierre curie endülüs için değil, iskenderiye kütüphaneleri için söylemiştir. bu da endülüs medeniyetini alçaltmaz.

 

İsmail Özcan, Cemalettin Bektaş, Ali Hayri Çelik, Veysel Ayhan, Ekrem Işık, İsmail Özcan, Mehmet Taşcı, Can Topaktaş, Sinan Eskicioğlu, Ömer Lütfi Ersöz, Fırat Erez, Raşit Anaral, Kamil Güngör, Zafer Terkesli, Recep Çınar ve Ali Alaş, Curie ailesine bu sözü atfederek kullananlardan olmuş…

Hakan Metin “Endülüs’te Altın Çağ” adlı kitabında, Fatma Büyükkeçeci “Ünlü Bilim İnsanları ve İlginç Hayatları” adlı kitabında, Barış Karaelma “Endülüs’te Müzik Hayatı Üzerine Bir İnceleme” başlıklı (2010. İstem. Yıl: 8. Sayı:15. Sf: 29-42) makalesinde bu sözü Pierre Curie’ye izafe ederek alıntılamış.

 

* Tespit: Murat Can Çetinkaya

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz