İstanbul’un İşgalinde Fransız General d’Esperey’in Fatih Sultan Mehmet Gibi Beyaz Ata Binerek Şehre Girdiği İddiası

İstanbul’un İşgalinde Fransız General Franchet d’Espèrey’nin Fatih Sultan Mehmet’e Nispet Yapmak İçin Beyaz Ata Binerek Şehre Girdiği İddiası Doğru Değil

Fransız General Franchet d’Espèrey’nin büyük bir gövde gösterisiyle, kendisinden yaklaşık 5 yüzyıl önce şehri fetheden Fatih Sultan Mehmet’e öykünerek beyaz at sırtında İstanbul’a Topkapı’dan girdiği iddiası doğru değildir. D’Espèrey’nin şehre giriş görüntüleri incelendiğinde Topkapı’dan beyaz at üzerinde Fatih’e nazire yaparak şehre girmediği görülmektedir. 

Mareşal rütbeli Fransız General Louis Félix Marie François Franchet d’Espèrey’nin (Franşe Despere) (1856-1942) İstanbul’un işgalinin ardından İstanbul’a geldiğinde şehrin fatihi Osmanlı Padişahı II. Mehmet’e nazire olsun diye muzaffer Roma kumandanı edasıyla Topkapı’dan şehre beyaz at üzerinde girdiği yönünde bir şehir efsanesi mevcut. Efsanenin farklı anlatılarında Türk bayrağını atıyla çiğnediği, atının yularını Türk askerlerine çektirdiği, yerli bandonun bir kamçı hareketiyle susturulduğu, Süleyman Nazif’i bir yazısı yüzünden Hadisat Gazetesi’ni kapattığı, Süleyman Nazif’in kurşuna dizilmesini istemiş olduğu ancak çevresinin ısrarı sonunda bu planında vazgeçtiği, Enver Paşa’nın konağına haremini dışarı attırarak yerleştiği, II. Dünya Savaşı’nda ise bu defa Almanların onun Paris’teki evini işgâl ettiği ve bunun kısa süre sonrasında felç geçirerek öldüğü aktarılmaktadır.

Prof. Dr. Edhem Eldem tarafından derlenen Franchet d’Espèrey’nin İstanbul’a girişinden bahseden eserlerin listesi incelendiğinde azımsanamayacak sayıda kitapta ve makalede beyaz at başta olmak üzere birçok hakikat payı olmayan unsurun Fransız Generalin İstanbul’daki karşılama törenine dahil edildiği görülmektedir (Edhem Eldem (2015). “Tarihte Bir Gerçek Üzerine Küçük Bir Araştırma: İstanbul’un Beyaz Atlı Fatihi“, Toplumsal Tarih, 261, Eylül 2015, sf. 22-33).

I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış, büyük toprak kaybına uğramış, vatanı işgâl edilmiş ve başkenti düşman kuvvetlerce ele geçirilmiş bir milletin millî gururunu incittiği aşikârdır. Fransız General’in İstanbul’a geldiğindeki resmî geçit töreninde Fatih Sultan Mehmed’i taklit ederek milletimizin gururunu incitmek istemiş olması beklenilebilecek bir durumdur. Her ne kadar İstanbul Franchet d’Espèrey’nin İstanbul’daki karşılama töreninden önce Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 30 Ekim 1918’de imzalanmasının ardından 13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf Devletleri tarafından işgâl edilmiş olsa da, başkenti işgâl eden düşman kuvvetlerce yapılan resmi geçidin şaşası belki de daha incitici olmuştur.

Nur Bilge Criss ise d’Espèrey hakkında şehir efsaneleri üretilmesinin sebebi olarak Beyoğlu’nda yapılan görkemli törenin Türk halkı tarafından affedilememiş olmasını işaret etmiştir (Nur Bilge Criss (1999). “Istanbul under Allied Occupation 1918-1923”, Leiden-Boston-Köln, Brill, sf. 61′den aktaran Edhem Eldem).

“Türk kamuoyu generali Beyoğlu Caddesi boyunca bir fatih edasıyla at sırtında resmigeçit yaptığından dolayı asla affetmedi. Franchet d’Espèrey de Türkleri benzer şekilde hor görüyordu: ‘Enerji sahibi olanlar sadece İttihatçılardı; gerisi harekete geçirmekten memnuniyet duyacağım bir takım haremağasından ibarettir.”

İncinen millî gururumuzun etkisiyle Fransız Generalin İstanbul’a gelişindeki sürece dair gerçeklik payı olmayan unsurların hikâyeleştirilerek hakikatmiş gibi sunulduğu görülmektedir. Bu hususların başında Franchet d’Espèrey’nin bindiği iddia edilen “beyaz at” gelmektedir.

Fatih Sultan Mehmet’in de yeni fethettiği İstanbul’a beyaz bir atın üzerinde ordularının başında girdiğinin akıllara bilindik tablolar aracılığıyla nakşedildiğini, dönemin kaynaklarında “beyaz at”la şehre girişe dair bir bilgi yer almadığının da görüldüğünü vurgulamak gerek. Bu ayrı bir konu, sonraya bırakalım.

Beyaz az figürüne odaklanılması, Fatih Sultan Mehmet çağrışımı ile tarihî rövanşın alındığının ima edildiğinin aktarılması anlamına gelmektedir. Ayrıca, çok partili hayata geçiş sonrasında Demokrat Parti ve Adalet Parti’nin Fatih Sultan Mehmet’e de atıf yaptığı düşünülen beyaz atın siyasi atmosferin temel simgelerinden biri haline gelmesinin bu şehir efsanesinin ana unsuru olmasında etkili rol oynamış olabileceği de düşünülmektedir.

 

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un Fethinin Ardından Şehre Topkapı’dan Beyaz At Üzerinde Girişini Gösteren Resim

 

Fransız General Franchet d’Espèrey’nin İstanbul’da Karşılanma Töreni

Doğu Müttefik Orduları Komutanı Fransız General Franchet d’Espèrey İstanbul’a ilk defa Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra 13 Kasım 1918’de İstanbul’un İtilâf Devletleri tarafından fiilen işgal edilmesinin ardından 23 Kasım 1918 (23 Teşrinisâni 1918 -18 Safer 1337) tarihinde gelmiştir. Bahse konu tören karşılaması bu tarihte değil de 8 Şubat 1919’da İstanbul’a -resmen- ikinci gelişinde gerçekleştirilmiştir.

“Fransız komutan Franchet D’esperey İstanbul’a Fatih’in girdiği kapıdan girerek, gövde gösterisi yaptı” denilse de Franchet d’Espèrey, Patrie zırhlısından Sarayburnu’na çıkmış, akabinde Galata üzerinden Beyoğlu Caddesi’ne ve Fransız sefaretine varmıştır.

General Franchet d’Espèrey’nin 1919 yılında İstanbul’a işgal ordularının başında beyaz bir ata binerek girdiği iddiası da doğru değildir. Franchet d’Espèrey’nin Galata’dan Beyoğlu’na tören yürüyüşünü gösteren fotoğraflarında beyaz ata binmediği, her ne kadar tam rengi tespit edilemese de atının renginin koyu olduğu anlaşılmaktadır.

 

General Franchet d’Espèrey’nin İstanbul’a gelişinde karşılama seramonisi

 

General Franchet d’Espèrey’nin Galata’dan Beyoğlu’na tören yürüyüşünden bir kare

 

 

Franchet d’Espèrey ile ilgili bu hikâyeyi ilk ortaya atanı tespit edemedik. Ancak, Eldem’in araştırması bu kişinin İsmail Hami Danişmend olabileceğini işaret etmektedir.

Beyaz At ve Topkapı’dan Girişe İlaveten Diğer Yanlış Unsurlar 

Diğer bir anlatıda ise Franchet d’Espèrey’nin İstanbul’a geldiğinde Türk bayrağını atıyla çiğnediğini, atının yularını Türk askerlerine çektirdiğini, Süleyman Nazif’i bir yazısı yüzünden Hadisat Gazetesi’ni kapattığını, Enver Paşa’nın konağına haremini dışarı attırarak yerleştiğini, II. Dünya Savaşı’nda ise bu defa Almanların onun Paris’teki evini işgâl ettiğini ve bunun kısa süre sonrasında felç geçirerek öldüğünü aktarmaktadır. Bahse konu hikâye şöyledir (Ekşi Sözlük’teki bir entry‘den bölümler içerdiği anlaşılmaktadır):

—– FRANCHET D’ESPEREY —–
(KAHPE FRANSIZ GENERALİNİN ATIYLA BAYRAĞIMIZI ÇİĞNETMESİ VE NİHAYET İLAHİ ADALETİN TECELLİSİ)
….. (23 Kasım 1918). ……

Tarihte 23 Kasım hiç bir Anadolu insanının ve Osmanlı torununun unutmaması gereken çok acı bir gündür. Öyle bir gün 
ki emperyalist ve soysuz bir General bozuntusu bayrağımızı yere serdirerek ve üzerinde atıyla çiğneyerek işgal orduları komutanı olarak İstanbul’a girmiştir.

Osmanlı Devleti olarak I.Dünya Savaşı’nı kaybetmiş ve Mondros mütarekesini imzalayıp teslim olmuştuk. İstanbul henüz resmen olmasa da artık Haçlı sürülerin işgali altındaydı. İngiliz, Fransız ve İtalyan birlikleri ve sömürgelerden getirilmiş askerler şehrin dört bir tarafını kontrol altına almıştı.

Franchet d’Esperey adlı bu General bozuntusu, 23 Kasım 1918 sabahı bir savaş gemisiyle İstanbul’a geldi. d’Esperey Marne cephesinde kumanda ettiği 5.Ordu’nun Alman birliklerini geri püskürtmesinden sonra Fransa’da milli kahraman ilan edilmiş ve ‘‘Doğu Orduları Kumandanlığı’’na getirilmişti.

Generalin İstanbul’a gelişi işgal kuvvetleri komutanlığının 21 pare top atışıyla karşılandı ve gazetecilere dönerek “Dolmabahçe Sarayı’nda kalacağını’’ söyledi. Sarayda ise o sıralar kendi geleceğinden çaresiz ve ülkesi için çareler düşünen Sultan Vahdeddin Han yaşıyordu.

Franched d’Esperey şehri ‘‘fethetmiş’’ havasındaydı. Bu melun Fatih Sultan Mehmed Han’ı taklid edercesine beyaz bir ata bindi, ‘‘Dolmabahçe’ye yerleşmesine kadar’’ ikametgah ve karargah olarak kullanacağı Fransız Büyükelçiliği’ne at üzerinde gitti hem de atının iki Türk askeri tarafından çekilmesi şirretliğini göstererek.

İstanbul’da yaşayan Ermeniler ise generalin ‘‘ şanına layık ” bir hazırlık yapmışlardı. Sirkeci’den Tünel’e, oradan da Taksim’e kadar uzanan güzergaha binlerce Ermeni toplanmış, generalin geçeceği yollar konfetilerle süslenmiş ve İstanbul’un merkezi yerlerinde işgalci emperyalistlerin bandoları çalıyordu.

İşte tam da o günlerde edebiyatçı – gazeteci Süleyman Nazif ” Hadisât” adlı gazetede ‘‘Kara Bir Gün’’ başlıklı bir makale almıştı. Süleyman Nazif, bu makalesinde Ermenilerin bir gün önce yaptıkları taşkınlıkların Türkler’in kalbinde sonsuza kadar kanayacak bir yara açtığını söylüyor :

“”………Almanlar 1871’de Paris’i işgal ettikleri zaman Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişlerdi’’ diyor, ‘‘Biz buna müstehak değildik diyemeyiz. 
Müstehak olmasaydık, bu felákete düşmezdik. Kader defterimizde böyle bir kederli satır da gizli imiş……”” diye yazıyor ama ümidlerin kaybolmamasını istiyordu.

General Franchet d’Esperey, makalenin tercümesi önüne konduğunda çılgına dönmüştü. Yazının onu en fazla sinirlendiren tarafı 1871’deki Alman işgalinin hatırlatılmasıydı, zira Marne cephesinde kazandığı zaferle eski yenilginin intikamını aldığına inanıyordu. Kurmaylarına ‘‘Bu adamı derhal bulun ve getirin ” der.

Süleyman Nazif bu General bızuntusuna der ki : “”…….tarihin sizi affetmesini temenni ederim, bunu yapmamalıydınız. biz asırlarca fransız kültürüne inanmış ve fransızcayı millî kültürümüze katmış bir milletiz. Tarih sizi affetmeyecek…..”” Sonunda hadisat gazetesi kapatılır.
olay da hadisat gazetesinin kapatılır.

Bu defa türklerin son başkumandan vekili olan ve o sırada türkistan’da ruslarla savaşmakta olan enver paşa’nın baltalimanı’ndaki yalısını seçer. Yalının bütün eşyaları yerinde bırakılmak şartıyla buraya yerleşir. Henüz yeni doğum yapmış olan Enver Paşa’nın haremi Naciye Sultan, altına bir şilte bile almasına izin verilmeden sokağa atılır.

ALLAH (C.C.)’ın hikmetinden sual olunmaz, bu fransıza uzun bir ömür nasip etmiş, II.Dünya savaşını da görmüştür. Bir Fransız dergisi olan L’Illüstration’da bu Generalin alman orduları Paris’e girerken kaldırımlar üzerinde ağlarken çekilmiş bir fotoğrafı yayınlanır.

Başkent Paris’in işgalinin hemen ertesi günü, Alman işgal kuvvetleri kumandanı, bu d’Esperey’in konağını kendisine mekân olarak seçmiş ve konaktan hiç bir eşya almasına izin vermeden Generali sokağa artırmıştır.

Yaşadığı bu korkunç olaylar sonucunda oldukça büyük bir kedere kapılan general felç geçirir ve ona hiç kimse sahip çıkma cesaretini de gösteremez, ortada kalır ve çok kısa bir süre sonra da ölür.

Generalin yanında bulunan oda hizmetçisi sonradan gazetecilere onun son sözlerini nakleder ve son anlarında şunları sayıkladığı kayıtlara geçer.

“”…..un journalist turc, m’avait dit deja!..” (Türk gazetecisi bana bunu söylemişti!..)

Franchet d’Espèrey’nin İstanbul’a gelişindeki tören karşılamasına ilişkin fotoğraflar incelendiğinde atının dizginlerini tutan askerlerin Osmanlı askeri değil, Fransız askeri olduğu görülmektedir. Franchet d’Espèrey İstanbul’a vardığında kendisini hükümeti temsilen selamlamaya gidenler olmuştur.

D’Espèrey’nin atıyla Türk bayrağını çiğnediğine dair töreni haberleştiren Ceride-i Havadis, Yeni Gazete, Muvakkit ve Zaman gibi yayınlarda bir bilgiye rastlanılamamaktadır.

Süleyman Nazif’in Fransız Generali Franchet d’Espèrey İstanbul’a girdiği gün Beyoğlu’ndaki azınlıkların sevinç gösterilerine karşı kaleme aldığı Hadisât Gazetesi’nde 9 Şubat 1919 tarihinde simsiyah bir çerçeve içerisinde yayınlanan “Kara Bir Gün” makalesinin en çarpıcı bölümü şöyleydi (İnci Engin (2006). Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e (1839-1923), Dergah Yayınları, İstanbul, sf. 295):

“Fransız ceneralinin dün şehrimize vürudu münasebetiyle bir kısım vatandaşlarımız tarafından icra olunan nümayiş Türkün ve İslâmın kalbinde ve tarihinde müebbeden kanayacak bir ceriha açtı. Aradan asırlar geçse ve bugünkü hüzün ve idbanmız şevk ve ikbale münkalip olsa yine bu acıyı hissedecek ve bu hüzün ve teessürü evlât ve ahfadımıza nesilden nesile ağlayacak bir miras terk edeceğiz. Almanya orduları 1871 senesinde Paris’e dahil olarak Büyük Napolyon’un neşide-i mütehaccire-i muzafferiyatı olan Tâk-ı Zafer altından geçerken bile Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişti. Ve bizim dün sabah saat dokuzdan on bire kadar hissettiğimiz yeis ve azabı duymamıştı. Çünkü Fransız nâmını taşıyan her fert çünkü yalnız Hıristiyanlar değil, Yahudi Fransızlarla Cezayirli Müslümanlar o matem-i millî karşısında aynı telehhüf ve hicap ile ağlamış ve kızarmışlardı. Biz ise mevcudiyet-i milliye vü lisaniyelerini bizim ulüvv-i cenabımıza medyun olan bir kısım halkın hay ü huy-ı şemateti ile matem-i muazzezimize en acı hakaretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük. “Buna müstahak değildik” diyemeyiz. Müstahak olmasaydık bu felâkete duçar olmazdık. Her kavmin sahaif-i hayatında birçok ikbal ve idbar sahifeleri vardır. Fransa kralı Birinci Fransuva’yı Şarlken’in mahbesinden kurtarmış ve koca Viyana şehrini kerrat ile sarmış bir ümmetin defter-i mukadderatında böyle bir satr-ı elim de mestur imiş. Her hal, mütehavvildir. Arapların güzel bir sözü var: “Sen sabret. Çünkü, nasıl olsa, zaman sabretmez” (“Isbir fe inne’d-dehre la-yasbir”), derler” (Hadisat, 9 Şubat 1919).

Süleyman Nazif’in “Kara Bir Gün” başlıklı yazısının oldukça sert olduğu açıktır; ancak, yazı incelendiğinde, Franchet d’Espèrey’in Süleyman Nazif’i astırmasını gerektirecek ya da Hadisât Gazetesi’ni kapattırmasını gerektirecek bir söylemin olmadığı görülmektedir. Yazının içinde Fransız Generale ya da Fransa halkına bir hakaret bulunmamaktadır. Kaldı ki, Bu metinde Fransız generalin davranışının özellikle hakaretamiz olduğuna dair herhangi bir ima bulunmuyordu. Süleyman Nazif’in söz konusu yazısının ardından Hadisat Gazetesi’nin kapatıldığı, ancak 27 Şubat 1919’da izin verilerek yeniden yayınlanmaya başladığı bilinmektedir (Türker Acaroğlu. “Süleyman Nazif’in 100. Doğum Yıldönümü“, Yeni Gazete, Bir Konu – Bir Görüş, sf. 2).

Franchet d’Espèrey’nin Enver Paşa’nın haremini atarak konağına yerleştiği iddiasını doğrulayacak ya da yanlışlayacak bir bilgiye erişemedik. 9 Şubat 1919 tarihli Ceride-i Havadis adlı gazetede Fransız General’in Enver Paşa’nın Kuruçeşme’deki sahilhanesinde kalacağının belirtildiği anlaşılmaktadır.

Prof. Dr. Edhem Eldem’in Fransız Generalin İstanbul’a gelişine dair uydurulan hikâye hakkında şu yorumda bulunmuştur:

“Franchet d’Espèrey’nin beyaz atı, Türk milliyetçi tarih kurgularının gücünü ve duyarsızlığını bir kez daha ortaya koyan ilginç bir örnektir. Bu hikâye, bir taraftan bir hezimeti mazlumiyete çevirirken hafifletmeye çalışmakta, diğer taraftan da gayrimüslimlerin sevincinin muhtemel nedenlerini en ufak bir şekilde kaale almadan sadece özlerindeki hıyanetlerine bağlayarak, İttihat ve Terakki döneminde başlanan ve ileride Cumhuriyet’le nihayet bulacak olan homojen ulus idealinin bir müdafaasını oluşturmaktadır.”

Ve şu kritik ve yerinde soruyu yöneltmiştir:

“Hatalı bilgilerin birkaç kere tekrarlandıktan sonra artık sorgulanmayan bir kesinlik haline geldiği durumlar az değildir. Bu durumda bir tarihçinin kendinden önceki güvenilir kaynaklar tarafından tekrarlanmış olan bütün olay ve ayrıntıları baştan kontrol etmelerini beklemek makul bir tutum mudur?”

Fransız General Franchet d’Espèrey’nin İstanbul’da Karşılama Töreni Hakkında Yanlış Bilgi Aktaran Yazarlar

Hürriyet Gazetesi‘ndeki “Fransa, 1918’de beterini yapmıştı” başlıklı 28 Ocak 2001 tarihli yazısında Murat Bardakçı d’Esperey’in Fatih’i taklit eder gibi beyaz ata bindiğini belirtmiş ve İstanbul’a varış tarihini yanlış aktarmış:

"Franched d'Esperey şehri ‘‘fethetmiş’’ havasındaydı, Fatih Sultan Mehmed'i taklid edercesine beyaz bir ata bindi, ‘‘Dolmabahçe'ye yerleşmesine kadar’’ ikámetgáh ve karargáh olarak kullanacağı Fransız Büyükelçiliği'ne at üzerinde gitti."

"Franched d'Esperey, şehre 1919'un 8 Kasım'ında döndü ve Fransa'dan gördüğümüz hakaretlerin en büyüğünü işte o gün yaşadık."

Bardakçı bu hatasını Habertürk Gazetesi‘ndeki “‘Kin’in ardında ‘Dinim, kinimdir’ sözü ve GS’nin ‘2’ numaralı kurucusu vardır” başlıklı 26 Şubat 2012 tarihli yazısında da tekrarlaşmıştı.

Sözcü Gazetesi‘ndeki “İkinci Fatih” başlıklı 29 Mayıs 2017 tarihli yazısıyla Sinan Meydan:

"8 Şubat 1919'da işgalci Fransız General d'Esperey, Beyoğlu'na doğru bir zafer alayı düzenledi. Fatih'in İstanbul'u fethederken bindiği beyaz ata benzer bir ata binmişti."

Şalom Gazetesi‘ndeki “Pilot Vecihi James Bond’a karşı!” başlıklı 23 Ekim 2013 tarihli yazısıyla Sunay Akın:

"Süvarisinin mağrur bakışları altında Sirkeci’den Beyoğlu’na doğru ilerleyen beyaz at, İstanbul için kara günlerin başlangıcını haber vermektedir. 1919 yılının 8 Şubat günü, beyaz atın üstündeki İşgal Orduları Başkomutanı Fransız General Franschet d’Esperey’den başkası değildir…"

Haber7.com‘daki “İsrailliler İngiliz General Allenby’yi niçin sever?” başlıklı 8 Aralık 2010 tarihli yazısında Mustafa Yürekli, beyaz ata binerek İstanbul’a girdiği iddia edilen işgal kuvvetleri komutanı olarak başka bir ismi aktarmış (şehir efsanesini aktarırken bile doğru ismi belirtmeyi de beceremeyenlere şahit oluyoruz):

"Tam üç ay sonra, Şubat 1919’da İngiliz General Edmund Henry Hynman Allenby’i bu kez İstanbul’da görmekteyiz. İşgal orduları komutanı olarak beyaz bir at üstünde İstanbul’a girer. General Allenby, yine büyük bir kinle İstanbul’a beyaz bir at üstünde girerek sözde Fatih Sultan Mehmed’e cevap vermiş olmaktaydı."

Martı Dergisi‘ndeki “İşgal Yıllarında İstanbul – 3” başlıklı 23 Şubat 2011 tarihli yazısında Ceren Sungur, Fransız General’in atının rengini beyaza, atı çeken askerlerin ten rengini karaya çevirmiş (hayal gücünün etkisiyle olsa gerek):

"8 Şubat 1919’da Fransız General d’Esperey, İstanbul’a gelir. Beyoğlu’nda kendisi için bir zafer alayı tertip edilmiştir. Bindiği beyaz at, kara derili iki insan tarafından çekilmektedir."

Tespit edebildiğimiz diğer yazarlar şu şekilde sıralanabilir:

Sabah Gazetesi’ndeki 14 Nisan 2019 tarihli “Fransızlar’a 100 yıl önce inen tokat gibi yazı: Kara Bir Gün” başlıklı yazısında Erhan Afyoncu, atın rengini belirtmeyerek doğru bir harekette bulunmuştu.

 

malumatfurus hakkında 1043 makale
Köşe yazarları odaklı yanlışlama girişimi. #Köşeyazarızabıtası

İlk yorum yapan olun

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz