Hilâfetin Osmanlı’ya Geçişi ve Halifelik Ünvanının Osmanlı’da Kullanımına Dair Hataya Düşen Köşe Yazarları

Tarih kitaplarımızda sıklıkla karşılaşılan bir bilgi: “Halifelik Mısır’ın fethiyle birlikte Osmanlı Hanedanına törenle geçti“.

Ancak, yukarıda yer alan resmin Yavuz Sultan Selim’e (I. Selim) ait olduğunun sanılması gibi bu iddia da tam olarak doğru değil.

Mısır’ın fethiyle birlikte hilâfetin Osmanlı’ya geçtiği, ilk Osmanlı halifesinin Yavuz Sultan Selim olduğu, Yavuz’un hilâfeti bir törenle teslim aldığı gibi iddialar Mısır’ın fethinin çok sonrasında ortaya atılmış olup, tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır.

Yavuz’dan önce halife ünvanını kullanan Türk ve Osmanlı yöneticileri bulunduğu gibi, Osmanlı dışında da kendini halife olarak niteleyen Müslüman devlet yöneticileri mevcuttu. Osmanlı padişahlarının halifelik ünvanı, Mısır’ın fethinden çok sonra diasporadaki Müslümanlar üzerinde etki oluşturmak amaçlı olarak ön plana çıkarılmıştır. Yavuz döneminde Mısır’ın fethiyle halifeliğin bir merasimle alındığı iddiası da ilgili dönemin 2,5 asır sonrasında ortaya atılmıştır.

Geçmişte hilâfet bir hükümranlık ifadesi olarak değerlendirilmiş ve meseleye şer‘î bir dayanak bulabilmek için, “Hakka riayetle adaleti yerine getiren ve şeriatı uygulayan sultanlar kendi ülkelerinde halife sıfatını kullanabilirler” şeklinde yorumlar yapılmıştır. Konuya ilişkin Prof. Dr. Halil İnalcık da “Abbasi Halifesi El-Mütevekkil’in İstanbul Ayasofya camiinde resmî bir törenle, halifeliğin bütün haklarını Sultan Selim’e devrettiği söylentisinin tarihî bir dayanağı yokturifadelerini kullanır. Prof. Dr. İlber Ortaylı da “Halifelik Osmanlı’ya Yavuz Sultan Selim döneminde geçmemiştir. Halifelik, Papalık gibi ruhani bir kurum değildir. Yaşanan devirde İslamın komutanı kim ise halife odur. Fatih de halifeydi” şeklinde konuyu özetlemektedir.

Hilâfetin törenle devri ve Osmanlı’da halifelik ünvanının kullanımına ilişkin başlıca tarihi gerçekleri aktaralım (İlber Ortaylı’nın Batılılaşma Yolunda adlı kitabı, Diyanet Vakfı Yayınlarının İslâm Ansiklopedisi‘nden istifade edilmiştir):

  • Yavuz Sultan Selim “halife” ünvanını kullanmamış, sadece “Hâdimü’l-Haremeyni’ş-şerîfeyn” (Mekke ve Medine nin hizmetkârı) gibi bir ünvanla yetinmiştir.
  • III. Mütevekkil’in Ayasofya Camii’nde yapılan bir törenle hilafet kılıcını Yavuz’a kuşatarak ünvanını ona devrettiğine dair bir bilgi, belge veya tören kaydı yoktur. Yavuz’un hilâfeti törenle ve beratla devraldığına ilişkin çağdaşı Osmanlı ve Şark kaynaklarında böyle bir bilgiye rastlanmaz. Sonraları böyle bir bilgi zuhur etmiştir.
    • Hükümdarın Suriye ve Mısır üzerine yaptığı seferlerin ayrıntıları günü gününe kaydedilmiştir ama hilâfet konusu hiçbir şekilde yazılmamıştır.
    • Bu hususta Hoca Sâdeddin Efendi’de geçen, “Libâs-ı hilâfeti istihkak ile telebbüs eylemişken dervişâne kisvet ve libâsı ihtiyar etmişti” ifadesinden başka bir bilgi mevcut değildir.
    • Mısır’ın fethi üzerine son Abbâsî halifesi III. Mütevekkil-Alellah’ın hilâfeti Yavuz Sultan Selim’e bir merasimle devrettiği iddiası, aslen bir Osmanlı Ermenisi olup, sonra İsveç tabiyetine geçen ve İsveç’i diplomat olarak İstanbul’da da temsil eden tarihçi Mouradgea d’ohhson’un 1788 yılında yayınlanan  Tableau General de Empire Ottoman adlı eserinde ileri sürülmüştür.
    • Osmanlı cenahında ise Yavuz Sultan Selim’in hilâfet sembollerini (hem de merasimle) aldığı rivayeti ilk kez 18. yy. vakanüvisi Enderunlu Ata tarafından ortaya atılmıştır.
    • Modern tarihçiler, böyle bir merasimi belgeleyen orijinal bir kaynağın bulunmadığı gerekçesiyle daha sonraki kaynaklarda verilen bilgilerin uydurma olduğunu ve Osmanlılar’ın bunları, hilâfetin mânevî nüfuzuna ihtiyaç duydukları dönemlerde geriye dönük olarak rivayet ettiklerini ileri sürerler.
  • Memlüklüklerin korumasındaki son Abbasi Halifesi El Mütevekkil-Alellah’ın de Yavuz öldükten sonra Kahire’ye dönerek ölene kadar Halife unvanını kullandığı bilinmektedir (İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II. Cilt, Ankara, 1961, sf. 292).
  • Osmanlı’da Yavuz Sultan Selim öncesinde de bu ünvanın kullanıldığına rastlanır. Yavuz’un babası ve dedesi, Mısır fethedilmeden çok önce de halife ünvanını kullanmıştı.
    • Fatih Sultan Mehmet, kanunnamesinin dibacesinde bu ünvanı kullanmıştır.
    • II. Bayezid‘in halife ünvanını kullandığı tarihçi İbn-i Kemal tarafından ileri sürülmüştür.
    • I. Murad, Evrenos Bey’e verdiği saltanat beratında “ol vilayetler Hak sübhanehû ve tealâ hazretlerinindir, ondan sonra Resûlünündür, ondan sonra Allah sübhanehû ve tealâ hazretlerinin emrâ€-i şerifiyle Resûl aleyhisselâmdan sonra halifesinindir” diyerek açıkça halifeliğini beyan etmiştir.
  • Hilafet ünvanının Osmanlı’da ön plâna çıkarılması ise Mısır’ın fethinin 2,5 asır sonrasına rastlar.
    • I. Selim ile III. Selim arasında tahta geçen padişahların halife ünvanını ön plana çıkarmadığı görülmektedir. 
    • 1727’de III. Ahmed, Afgan hükümdarı Eşref Han ile imzaladığı bir antlaşmada kendisini “bütün müslümanların halifesi” olarak nitelemiştir.
    • 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması, Batılı bir devletin Osmanlı padişahlarını bütün müslümanların halifesi sıfatıyla tanıdığını gösteren ilk resmi belge olmuştur. 
    • Kırım’ın Ruslarca ilhakının tanındığı 1789 tarihli Aynalı Kavak Tenkihnamesi’nde Osmanlı hükümdarı hilafetin (bu Müslüman ülke üzerinde bahşedilen) ruhani haklarından yararlanmak istemiş olup, bu talep Ruslarca olumlu karşılanmıştır. Böylece hilafet adeta beynelmilel bir ruhani kurum halini aldı.
    • III. Selim’den itibaren hilafet ünvanı resmi ünvanlar arasında yer almaya başladı. 
  • Osmanlı’dan önce de Türk tarihinde halife ünvanını kullanan yöneticiler bulunmaktadır.
    • 1271’de Sivas’ta inşa ettirdiği medresede Gıyaseddin Keyhüsrev kitabede kendisi için halife ve hakan ünvanlarını kullanır.
    • 1500-1510 arasında Orta Asya’da hüküm süren Özbek hükümdarı Muhammed Şeybanî tahtından hilafet makamı olarak bahseder.
  • Halife ünvanı sadece Osmanlılar tarafından kullanılmıyordu.
    • Hindistan’da Delhi hükümdarları da halife ünvanını aynı dönemde kullanmıştı.
    • Hind-Babür devletinde Ekber Şah’tan beri merkezlerinden Dar’ül Hilâfet şeklinde söz edilir.

 

Bir törenle halifelik ünvanın devredilmediği, Yavuz Sultan Selim kendini halife olarak nitelemediği, Yavuz’dan önce kendini halife olarak ilân eden padişahlar olduğu halde yanlış bilgi paylaşımında bulunan köşe yazarlarından tespit ettiklerimizi aktaralım:

Türkiye Gazetesi’nden Mehmet Fatih Oruç, “Halifelik ve hilafet makamı” başlıklı 10 Şubat 2017 tarihli yazısında hiçbir kaynakta yer almayan hilafetin devri merasimini köşesine taşımış:

"1517 senesinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır’ı fethinden sonra ise hilafet Osmanlı Devleti’ne geçti. Devrin halifesi olan Musa el-Mütevekkil Alallah, Mısır’ın fethi sonrasında, padişah ile görüştü ve Sultan Selim lehine halifelikten feragat etti, padişah ile birlikte İstanbul’a geldi."

Cumhuriyet Gazetesi’nden Meriç Velidedeoğlu, “Medrese ve Hilafeti Diriltmek” başlıklı 9 Mart 2018 tarihli yazısında, Yavuz’dan önceki padişahların da halife ünvanını kullandığını atlamış:

"Yedi yüzyıllık Osmanlı Devleti’nin ilk iki yüzyılında, yönetimin başında olandan “Padişah” ya da “Sultan” diyerek; “Yavuz Sultan Selim”in Mısır Seferin’den (1517) sonra da “Halife Sultan”, daha sonra da yalnızca “Halife” olarak söz edilir."

Emre Aköz, Sabah Gazetesi’ndeki “Halife olan ilk padişah kimdi?” başlıklı yazısında Osmanlı padişahları arasında ilk halifelik vurgusunun 1774’te yapıldığını belirtmiş; ancak, daha öncesinde kullanımlar mevcut.

"Padişahın halifeliğine vurgu ilk kez 1774'te, Ruslara karşı taktik icabı Küçük Kaynarca Antlaşması'nda yapılıyor."

Kanûnî devrine ait çeşitli belgelerde hilâfet unvanının kullanıldığına dair çok sayıda örnek bulunmaktadır. Kanûnî tahta geçmesi münasebetiyle Mekke emîrine gönderdiği mektupta Allah’ın kendisini saltanat ve hilâfet tahtına çıkardığını yazmış, emîr de cevabî mektubunda bunu tekrarlamıştır.

Soner Yalçın, Sözcü Gazetesi’ndeki “2017 Kavgası” başlıklı 25 Eylül 2014 tarihli yazısında son Abbasi halifesini kılıç zoruyla ünvanından feragat ettirmiş. Halbuki, halifelik ünvanı devri töreni olmadı. Ayrıca, son Abbasi halifesi El Mütevekkil’di, Mehmet Ebu Cafer değildi:

"Kahire Sarayı'ndaki Haşimoğulları'ndan Mehmet Ebu Cafer, Mısır Abbasilerinin son halifesi olarak Sultan Selim lehine -kuşkusuz kılıç zoruyla- halifelikten feragat etti."

Yavuz Bahadıroğlu, Yeni Akit Gazetesi’ndeki “Sorularla tarih” başlıklı 26 Şubat 2016 tarihli yazısında “Kaç Osmanlı Padişahı ‘Halife’ Ünvanını Kullanmıştır?” sorusuna, Yavuz’dan önce halife ünvanını kullanan Fatih, II. Bayezid, I. Murad gibi hükümdarları atlayarak yanlış yanıt vermiştir:

"Soru: Kaç Osmanlı padişahı “halife” unvanını kullanmıştır? Cevap: Hilafeti Osmanlılara getiren Yavuz Sultan Selim’dir. O ve arkasından gelen 28 padişahın unvanı “halife”dir..."

Haber7.com yazarlarından Mustafa Yürekli, “Halifeliğin Türkiye’ye geçişinin 500. yıldönümü” başlıklı 10 Ağustos 2012 tarihli yazısında bu hataya düşmüştü:

"Dokuzuncu Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim (d. 10 Ekim 1470 - ö. 22 Eylül 1520), Anadolu'da birliği sağlayıp devleti, dünya gücü haline getirirken, Mısır'ı da fethedip İslam dünyasının liderliği olan Halifeliği de İstanbul'a getirmişti. 6 Temmuz 1517'de, Kutsal Emanetler'le birlikte İslam Halifeliği de Osmanlılara geçmiş oldu."

Milli Gazete’den Ekrem Şama, “Yavuz Sultan Selim Han?ın Rüyası -3” başlıklı 16 Temmuz 2014 tarihli yazısında son Abbasi Halifesi’nin ünvanını Yavuz’a törenle ve beratla teslim ettiğine dair hatalı bilgiyi teslim eder ve kaynaklarda yer almayan bir kıssayı paylaşır:

"Yavuz Sultan Selim Han, Halep te iken başta Abbasi Halifesi el Mütevekkil Alallah Ebu Abdullah Muhammed ile üç mezhebin kadıları huzurunda bir görüşme yapar, onlara karşı iyi muamelede bulunur. En önemlisi de burada Halife den, hilafet alametleri olan Mukaddes Emanetler ile beraber Halifelik ünvanını da devir ve teslim alır. 

.... 

Yavuz Sultan Selim Han, Halep Ulu Camii nde Cuma namazını eda ederken, hatip hutbede yeni Halife olarak kendi ismini anar. Ancak hutbede Selim Han ın ünvanı olarak Mekke ve Medine nin Hakimi manasına gelen Hakim ul Haremeyn iş Şerifeyn diye hitab edince o, yerinden kalkıp, bu sıfatın yerine Hadim ul Haremeyn eş Şerifeyn , yani; Mekke ve Medine nin hizmetkarı kelimelerinin kullanılmasını emrederek: -Biz kimiz ki, Mekke ye ve Medine ye hakim olabilelim. Olsak olsak hizmetçi oluruz Diyerek bu emrinin gerekçesini ifade etmiştir."

Diriliş Postası’ndaki “Hâdimü’l-Harameyni’ş-Şerîfeyn Yavuz Selim Han” başlıklı 11 Şubat 2016 tarihli yazısında Kahraman Araz, halifeliğin devrine ilişkin bir hayli yanlış bilgi paylaşmış:

"29 Ağustos 1516’da Hilafet Abbasi soyundan Osmanlı soyuna geçti. Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii’nde yapılan bir törenle, son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil’den (kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn) Haremeyn-i Şerifeyn, yani Mekke ve Medine’nin hizmetkarı ünvanını devraldı ve böylece bütün Müslümanların dînî ve siyâsî lideri oldu. Rivayete göre, Üçüncü Mütevekkil kürsüye çıkıp, halifeliği Osmanlı Padişahı Sultan Selim Han’a devrettiğini açıkladı. Sırtındaki cübbeyi Yavuz’a elleriyle giydirdi. Halifelik nişanlarından sayılan kılıcı elleriyle Yavuz’un beline bağladı. Yavuz Sultan Selim, o andan itibaren Müslümanların dini ve dünyevi lideri oldu. Artık yalnız padişah olarak değil, “halife” olarak da anılacaktı ve ondan sonra gelen tüm padişahlar aynı zamanda halife de olacaklardı."

Milat Gazetesi’nden Mehmet Nuri Yardım’ın “Kudüs Sevdası” başlıklı 7 Ekim 2017 tarihli yazısından:

"Ve bu yıl İlk Osmanlı Halifesi olan Yavuz Sultan Selim Han’ın da 1517’de Kudüs’ü Osmanlı idaresi altına almasının tam 500. yılı."

Gazete Duvar’dan Aynur Tekin, “Aleviler Yavuz Sultan Selim’e neden itiraz ediyor?” başlıklı 26 Ağustos 2016 tarihli yazısında Yavuz’un doğuya sefer yapan ilk padişah olduğuna dair hatalı bilgiye yer vermiş:

"Üçüncü köprüye ismini veren 9. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Osmanlı’da doğuya sefer yapan ilk padişah. Resmi tarih söyleminde aynı zamanda “ilk Türk İslam halifesi” olarak adlandırılıyor. Bu bakış açısına göre halifelik, Yavuz zamanında Abbasilerden Osmanlı devletine geçti."

Habervaktim.com’dan D. Mehmet Doğan, “Abdülhamid “Allahın halifesi” miydi?” başlıklı 3 Mart 2017 tarihli yazısında “olmayan” devri aktarmış:

"Ayrıca, Yavuz Sultan Selim’in Kahire’deki son Abbasi halifesi 3. Mütevekkil’den hilafeti devraldığı düşünülürse, Abdülhamid tarihen de halifedir."

Haber7.com’daki “Devlet, İslam ve Hilafet” başlıklı 11 Aralık 2011’deki yazısında Metin Boşnak, halifeliğin devrine dair hatalı bilgiyi aktarmış:

"Yavuz Sultan Selim 1517'de Mısır'ı alıp Memlûk egemenliğine son verince Halife III. Mütevekkil'den halifeliği devraldı ve Kahire'de korunan kutsal emanetleri de İstanbul'a getirtti."

Türkiye Gazetesi’nden Rahim Er, “Namusumuza Dokunan Bedelini Öder!” başlıklı 28 Temmuz 2017 tarihli yazısında “olmayan” halifelik devir törenini Kâhire’ye taşımış:

"Hilafet makamını Yavuz Sultan Selim Hân, caydırıcılık kudreti kalmamış III. Mütevekkil'den Kahire'de devralarak yeryüzünün Pâyitaht-ı ebedîsi İstanbul'a getirmiş, Hilafeti en çaplı ve çok diplomatik şekilde işletense Abdülhamid-i sâni olmuştur."

Ayrıca, diplomatik açıdan II. Abdulhamid’ten önce bu başarıya adım atan Yavuz, Abdulhamid-i sâni olmaz. II. Abdulhamid, Yavuz-u Sâni olur. Kronolojiyi bu tip isimlendirmelerde ters kullanamazsınız.

 

 

malumatfurus hakkında 829 makale
Köşe yazarları için yanlışlama girişimi. #Köşeyazarızabıtası

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın