Anasayfa » Tüm Yazılar » Atatürk’ün Cumhurbaşkanının Halk Tarafından Seçilmemesi Gerektiğini Söylediği İddiası

Atatürk’ün Cumhurbaşkanının Halk Tarafından Seçilmemesi Gerektiğini Söylediği İddiası

malumatfurusorg
atatürk tbmm

Atatürk’ün 1924 Anayasası Meclis görüşmelerinde “Efendiler! Cumhurreisinin halk tarafından seçilmesi mahzurludur. Vekillerin seçmesi en iyisidir. Nedenine gelince: Yarın birisi çıkar. Beni halk seçti diyerek krallığını ya da diktatörlüğünü ilan ederse demokrasi tehlikeye girer. Tarihte örnekleri çoktur.” sözünü sarf ettiği iddiası doğru değil

Yanlış İddia

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 491 sayılı 20 Nisan 1924 tarihli Teşkîlât-ı Esâsiye Kanunu, yani 1924 Anayasası‘nın kabulüne dair görüşmeler esnasında Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin mahzurunun bulunduğunu ve milletvekillerinin Cumhurbaşkanını seçmesi gerektiğini söylediği iddiasıyla aşağıdaki ifadelerin paylaşıldığı görülüyor:

“Efendiler, Cumhurreisinin halk tarafından seçilmesi mahzurludur. Vekillerin seçmesi en iyisidir. Nedenine gelince: Yarın birisi çıkar, ‘Beni halk seçti’ diyerek krallığını ya da diktatörlüğünü ilan ederse demokrasi tehlikeye girer. Tarihte örnekleri çoktur.”

 

10 Aralık 2016 günü TBMM’deki oturumda bu söz Hüsnü Bozkurt tarafından Atatürk’e izafe edilerek şöyle kullanılmış (Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı 26. Dönem 2. Yasama Yılı 36. Birleşim) (Hüsnü Bozkurt bu sözü Twitter paylaşımlarında da kullanmış):

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT – “Yine, Mecliste 1924 yılında Cumhurbaşkanının nasıl seçileceği konuşulurken, Meclis neredeyse “Halk seçsin.” kararı alırken Gazi kürsüye çıkıyor ve diyor ki: “Efendiler, Cumhurreisinin halk tarafından seçilmesi mahzurludur, vekillerin seçmesi daha iyidir. Nedenine gelince, yarın birisi çıkar, ‘Beni halk seçti.’ diyerek krallığını ya da diktatörlüğünü ilan etmeye kalkar, bu da demokrasiyi katleder.””

Hüsnü Bozkurt’un bu rivayete yer veren aktarımının farklı yazı ve makalelerde kullanıldığı görülüyor (Örneğin, M. Fatih Çınar’ın “Halk Tarafından Seçilen Devlet Başkanlarının Yürütme Yetkileri (Karşılaştırmalı Anayasa İncelemesi)” başlıklı makalesi (Akademik Hassasiyetler. Yıl: 2019. Cilt: 6)).

Soner Polat ise Ulusal Kanal’daki “Atatürk bugünleri de görmüş!” başlıklı 28 Kasım 2021 tarihli yazısında bu söz iddiasını şöyle hikâyeleştirmiş:

TBMM’de yoğun tartışmalar yaşanıyor… Yıl 1924. Konu, Cumhurbaşkanı’nın nasıl seçileceğinin belirlenmesi! Çoğunluğun görüşü, Cumhurbaşkanı’nın da tıpkı vekiller gibi halk tarafından seçilmesi… Meclis’in ağırlık merkezi ezici bir şekilde bu yöne doğru kayıyor. Konunun kapanması an meselesi!

Tam da bu anda Mustafa Kemal Paşa ağır fakat emin adımlarla kürsüye doğru yöneliyor… Konuşmadan önce Meclis’i kartal bakışları ile süzüyor. Ve hemen sözlerini art arda sıralıyor:

“Efendiler, Cumhurreisi’nin halk tarafından seçilmesi mahsurludur! Vekillerin seçmesi en iyisidir. Nedenine gelince, yarın birisi çıkar ‘beni halk seçti’ diyerek krallığını ya da diktatörlüğünü ilan ederse, demokrasi tehlikeye girer! Tarihte örnekleri çoktur…”

 

Ancak, “Bir Sözün Atatürk’e Ait Olduğu Nasıl Doğrulanabilir?” başlıklı yazımızda sıraladığımız adımlar doğrultusunda yaptığımız taramada bu sözün Atatürk tarafından dile getirildiğine dair bir ize rastlayamıyoruz. Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri arasında, Kaynak Yayınları’ndan çıkan 30 ciltlik Atatürk’ün Bütün Eserleri adlı külliyatta bu tarz bir ifade görülemiyor.

Cumhuriyetin ilânı için yapılan Anayasa değişikliği ile birlikte, Cumhurbaşkanı’nın TBMM Genel Kurulu tarafından kendi üyeleri arasından seçilmesi kuralı getirilmişti. Cumhurbaşkanı seçimine dair bu düzenleme üzerinde 1924 Anayasası’na ilişkin TBMM oturumlarında iddia edildiği gibi hararetli bir tartışma yaşandığına dair bir bulgu mevcut değil.

TBMM’de kurulan 12 kişilik bir Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan 1924 Anayasası tasarısına dair komisyon raporunda da Cumhurbaşkanı seçiminin doğrudan halk tarafından yapılmasına dair bir vurgunun yer almadığı anlaşılıyor.

 

1923 yılında meclis tarafından seçilen cumhurbaşkanlığı modelini uygulamaya koyuldu. 2007 yılında, Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesini sağlamak amacıyla, Anayasada bazı önemli değişiklikler yapıldı. Böylelikle TBMM tarafından (en fazla bir dönem görev süresi için) 7 yıllığına seçilmekte olan Cumhurbaşkanının halk tarafından (en fazla 2 defa) 5 yıllığına seçilmesi sağlanmıştı. 2014 yılında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren meclis tarafından seçilen devlet başkanı modeli yerine “çok adaylı halk tarafından seçilen devlet başkanı modeline” geçildi. 2017 Anayasa referandumu ile kabul edilen ve 2018 yılında uygulamaya geçilen anayasal düzenlemelerle cumhurbaşkanının yürütmenin başı olduğu halk tarafından seçilen devlet başkanlığı modeli hayata geçirildi.

Atatürk’e atfedilen bu sözün cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine dair anayasa değişikliği referandumu süreci öncesinde bir izine rastlanamıyor.

 

29 Ekim 1923 Pazartesi saat 18.00’de İsmet İnönü başkanlığında toplanan TBMM’ye sunulan Cumhuriyetimizin ilânına dair Anayasa değişikliği tasarısı saat 20:30’da yapılan oylamada oturuma katılan 158 vekilin tamamının oyuyla kabul edilmişti.

Bu değişiklikle devletin başı olan Cumhurbaşkanı törenli oturumlarda Meclise ve gerekli gördükçe Bakanlar Kuruluna Başkanlık edebilmekteydi. Bu husus, Teşkilâtı Esasiye Kanununun Bazı Mevaddının Tavzihan Tadiline Dair Kanun’da açıkça belirtilmişti.

TBMM’de kabul edilen “Teşkilâtı Esasiye Kanununun bâzı mevaddının tadiline dair kanun” maddeleri şöyle idi:

Madde 1. — Hâkimiyet; bilâkaydüşart milletindir. İdare usulü halikın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstemittir. Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir.

Madde 2. — Türkiye Devlerinin dini, dini islâm dır, resmî lisanı Türkçedir.
Madde 4. — Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, Hükümetin inkisarı ettiği şuabutı idareyi İcra Vekilleri vasıtasiyle idare eder.

Madde 10. — Türkiye Reisicumhuru, Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti Umumiyesi  tarafından ve kendi âzası meyanından bir intihap devresi içim intihab olunur. Vazife-i Riyaset yeni Reisicumhurum intihabına kadar devam eder. Tekrar intihab olunmak caizdir.
Madde 11. — Türkiye Reisicumhuru Devletin Reisidir. Bu sıfatla lüzum gördükçe Meclise ve Heyeti Vekiliye riyaset eder.
Madde 12. — Başvekil Reisicumhur tarafından ve Meclis âzası meyanından intibabolunur. Diğer vekiller Başvekil tarafından yine Meclis âzası (arasından intihab olunduktan sonra heyeti umumiyesi Reisicumhur taraflımdan Meclisin tasvibine arz olunur. Meclis hali içtimada değilse keyfiyeti tasvip Meclisin içtimaına talik olunur.

Akabinde yapılan oylamada Mustafa Kemal Atatürk, TBMM tarafından yeni Türk devletinin ilk cumhurbaşkanı seçilmişti.

Ancak, 1924 Anayasası’nın ele alındığı Meclis oturumlarına Atatürk’ün katılım sağladığı ve bu yönde bir ifade kullandığına dair bir aktarım bulunamıyor.

Ayrıca, 1924 Anayasası‘nda da Cumhurbaşkanı’nın Meclis tartışma ve görüşmelerine katılması ve oy vermesi yasaklanmıştı.

Hükümet sistemi yerine kabine sisteminin getirildiği 20 Nisan 1924 kabul edilen 1924 Anayasası’nda cumhurbaşkanlığı ile ilgili şu maddeler yer alıyordu:

Madde 7.- Meclis, icra salâhiyetini, kendi tarafından müntahap Reisicumhur ve onun tâyin edeceği bir İcra Vekilleri Heyeti marifetiyle istimal eder.

 

Madde 19.- Tatil esnasında Reisicumhur veya Meclis Reisi lüzum görürse Meclisi içtimaa davet edebileceği gibi âzadan beşte biri tarafından talep vuku bulursa Meclis Reisi dahi Meclisi içtimaa davet eder.

 

Madde 31.- Türkiye Reisicumhuru Büyük Millet Meclisi Heyeti Umumiyesi tarafından ve kendi âzası meyanından bir intihap devresi için intihap olunur. Vazifei Riyaset yeni Reisicumhurun intihabına kadar devam eder. Tekrar intihap olunmak caizdir.

Madde 32.- Reisicumhur Devletin Reisidir. Bu sıfatla merasimi mahsusada Meclise ve lüzum gördükçe İcra Vekilleri Heyetine Riyaset eder. Reisicumhur Riyaseticumhur makamında bulundukça Meclis münakaşat ve müzakeratına iştirak edemez ve rey veremez.

Madde 33.- Reisicumhur hastalık ve memleket haricinde seyahat gibi bir sebeple vezaifini ifa edemezse veya vefat, istifa vesair sebep dolayısiyle Cumhuriyet Riyaseti inhilâl ederse Büyük Millet Meclisi Reisi Vekâleten Reisicumhur vazifesini ifa eder.

Madde 34.- Cumhur Riyasetinin inhilâlinde Meclis müçtemi ise yeni Reisicumhuru derhal intihap eder.

Meclis müçtemi değilse, Reis tarafından hemen içtimaa davet edilerek Reisicumhur intihap edilir. Meclisin intihap devresi hitam bulmuş veya intihabatın tecdidine karar verilmiş olursa Reisicumhuru gelecek Meclis intihap eder.

Madde 35.- Reisicumhur Meclis tarafından kabul olunan kanunları on gün zarfında ilân eder. Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile bütçe kanunları müstesna olmak üzere ilânını muvafık görmediği kanunları bir daha müzakere edilmek üzere esbabı mucibesiyle birlikte keza on gün zarfında Meclise iade eder.

Meclis mezkûr kanunu bu defa da kabul ederse, onun ilânı Reisicumhur için mecburidir.

Madde 36.- Reisicumhur, her sene Teşrinisanide Hükümetin geçen seneki faaliyetine ve o sene ittihaz edilmesi münasip görülen tedbirlere dair bir nutuk iradeder veyahut Başvekile kıraat ettirir.

Madde 37.- Reisicumhur ecnebi devletlerin nezdine Türk Cumhuriyetinin siyasi mümessillerini tâyin ve ecnebi devletlerin siyasi mümessillerini kabul eder.

Madde 38.- (Özgün hali) Reisicumhur intihabı akabinde ve Meclis huzurunda şu suretle yemin eder:

(Reisicumhur sıfatı ile Cumhuriyetin kanunlarına ve hâkimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk Milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk Devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle meni, Türkiye’nin şan ve şerefini vikaye ve ilâya ve deruhde ettiğim vazifenin icabatına hasrınefs etmekten ayrılmıyacağıma <<Vallahi>>).

Madde 38.- (Değişik : 10/4/1928 – 1222 S. Kanun/md. 1)

Reisicumhur intihabı akabinde ve Meclis huzurunda şu suretle yemin eder:

<<Reisicumhur sıfatiyle Cumhuriyetin, kanunlarına ve hâkimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk Devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle meni, Türkiye’nin şanı şerefini vikaye ve ilâye ve deruhte ettiğim vazifenin icabatına hasrı nefs etmekten ayrılmıyacağıma namusum üzerine söz veririm.>>

Madde 39.- Reisicumhurun ısdar edeceği bilcümle mukarrerat Başvekil ile Vekili aidi taraflarından imza olunur.

Madde 40.- Başkumandanlık Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti maneviyesinde mündemiç olup Reisicumhur tarafından temsil olunur. Kuvayı Harbiyenin emir ve kumandası hazarda kanunu mahsusuna tevfikan Erkânı Harbiyei Umumiye Riyasetine ve seferde İcra Vekilleri Heyetinin inhası üzerine Reisicumhur tarafından nasbedilecek zate tevdi olunur.

Madde 41.- Reisicumhur hiyaneti vataniye halinde Büyük Millet Meclisine karşı mesuldür. Reisicumhurun ısdar edeceği bilcümle mukarrerattan mütevellit mesuliyet otuz dokuzuncu madde mucibince mezkûr mukarreratı imza eden Başvekil ile Vekili aidine racidir. Reisicumhurun hususatı şahsiyesinden dolayı mesuliyeti lâzım geldikte işbu Teşkilâtı Esasiye Kanununun masuniyeti teşriiyeye taallûk eden on yedinci maddesi mucibince hareket edilir.

Madde 42.- Reisicumhur, Hükümetin inhası üzerine daimî mâlûliyet veya şeyhuhet gibi şahsi sebeplerden dolayı muayyen efradın cezalarını ıskat veya tahfif edebilir. Reisicumhur, Büyük Millet Meclisi tarafından itham edilerek mahkûm olan Vekiller hakkında bu salâhiyeti istimal edemez.

Madde 43.- Reisicumhurun tahsisatı kanunu mahsus ile tâyin olunur.

Madde 44.- (Özgün hali) Başvekil, Reisicumhur canibinden ve Meclis âzası meyanından tâyin olunur. Sair Vekiller Başvekil tarafından, Meclis âzası arasından intihap olunarak heyeti umumiyesi Reisicumhurun tasdikıyle Meclise arzolunur. Meclis müçtemi değilse arz keyfiyeti Meclisin içtimaına talik olunur.

 

1924 Anayasası’nda yer verilen yürütme sistemi şöyle özetlenebilir:

1924 Anayasası’nın beşinci maddesi ile yürütme kudreti Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplanmıştır. Ancak Meclis bu görevini kendisi tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) aracılığıyla kullanmaktadır. Yürütmenin en üst organı olarak Cumhurbaşkanı öngörülmüş ve yürütme görevini yapacak organ olarak bugünkü anlamda bir Başbakan ve onun belirlediği bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulu olarak belirtilmiştir. Bakanlar, Başbakan tarafından belirlenir, Cumhurbaşkanınca tasdik edilir ve meclisin onayına sunulurdu. Türkiye Büyük Millet Meclisi her zaman hükûmeti denetleyebilir ve düşürebilirdi.

 

Prof. Dr. Hakkı Uyar, Egemeclisi.com’daki “Sosyal medyada tarihsel belge kullanımı: Atatürk örneği” başlıklı 28 Ekim 2016 tarihli yazısında, Atatürk’ün bu sözü Meclis’teki Anayasa görüşmelerinde söylemiş olmasının mümkün olmadığını şöyle dile getirmişti:

“Yukarıda yapıldığı iddia edilen konuşma da tamamıyla uydurma… Kısaca nedenini söyleyeyim. Yıl, 1924… Atatürk, cumhurbaşkanı… Atatürk, söz alıp kürsüye çıkıyor, diye anlatılıyor. Bir cumhurbaşkanının, Meclis’te Anayasa tartışmalarına katıldığı nerede görülmüş? Üstelik söz alıp kürsüye çıkıyor… Akıl alacak iş değil… Günümüz Türkiye’sine dair de birebir göndermelerde bulunuyor. Bu uydurma konuşma metinlerini kimler hazırlıyor? Bilmiyorum. Bunun ardında bir iyi niyet aramak mümkün değil… Ancak mantık süzgecinden geçirmeden bunlara inanmak da pek normal bir durum değil… İsteyen dönemin TBMM tutanaklarını internet üzerinden inceleyebilir, araştırabilir.”

 

Ahmet Demirkaya ise Marmaragazetesi.com’daki 29 Ağustos 2015 tarihli “Atatürk’ün Cumhurbaşkanı Seçim Tercihi” başlıklı yazısında bu söz atfı ile ilgili çelişkilere şöyle değinmiş:

“Gelelim malum paylaşılan bilgiye. TBMM ilk yılları ve meclis cumhurbaşkanını kim seçsin tartışıyor. Bir kısım vekiller halk seçsin derken bir kısmı da parlamento seçsin diye önerir. Atatürk devreye girer ve; “halk,  cumhurbaşkanını  seçerse ileride seçilen cumhurbaşkanı diktatörlük yapar, parlamentonun seçmesi daha uygun” der. Atatürk böyle bir şey söyledi mi söylemedi mi bilemiyoruz lakin bildiğimiz bir çok söylem ve eylemleriyle örtüşüyor mu biz ona bakar ona göre de yorum yaparız.

Bir de ilk okuldan üniversite bitinceye kadar inkılap tarihi okutulmasına karşın bu tür bilgilerin niye olmadığını sorgularız. Özellikle benim dikkatimi çeken Ak parti iktidarında Atamıza ait olduğu iddia edilen bu tür bilgilerin çoğalmış olması. İddia sahiplerine şunu sormak lazım; Ata’ya ait bu bilgiler niye tarih boyunca değil de şimdi ortaya çıkarılıyor? Ya da bu bilgiler niye saklandı, saklanmakta amaç neydi? Bunlar cevap bekleyen sorular. Gelelim sözdeki çelişkiye. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen dünya lideri bir şahıs cumhurbaşkanını millet seçerse ileride diktatörlük olur der mi? Milletinin gönlünde taht kurmuş bir lider bunu der mi? Bunu ancak mankenliği medeniyet sanıp “dağdaki çobanın oyu ile benim oyum aynı olamaz” diye milletin bir ferdi olan çobanın oyunu küçük gören cehalet fukarası kendini çok bilmiş sanan manken hatun der.”

 

Sözün Atatürk’e ait olmadığını daha önce Doğruluğu Ne? de incelemişti.

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

Yorum bırak