UYARI: İşbu yazı rahatsız edici görseller içermektedir

 

 

15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen 1937-38 Dersim İsyanı lideri Seyit Rıza’nın, oğlunun ve arkadaşlarının darağacındaki fotoğrafının 89 yıl sonra bulunduğu iddiası büyük ses getirdi.

Stêrk TV adlı internet sitesinde yayımlanan fotoğrafların filigransız hâlleri şu şekilde:

 

seyit-riza-idam-iddiaseyit-riza-idam-iddiaseyit-riza-idam-iddiaseyit-riza-idam-iddia

 

Sedat Ulugana, orijinal olduğunu ileri sürdüğü bahse konu fotoğrafları şu ifadelerle sosyal medya hesabından paylaştı:

“89 yıl sonra Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam fotoğraflarını bulduk… 89 yıl önce Seyit Rıza, oğlu ve beş Dersîmli önderi idam ettiler. Fotoğrafları ortadan kaldırarak hafızaya dair bir görsel bırakmak istemediler. 89 yıl sonra hafızanın görselleri ayyuka çıktı. Hukuksuz bir infazın rövanşı alındı. Darağacında ayakkabılar düşer bazen. İnsan idam edilince ve bedeninden ağırlık çekince, beden gevşeyince önce ayakkabı gider. Kimse bunu planlamaz. Kimse bunu hatırlamaz. Ama fotoğrafta kalır. Dersîm kadınlarının kış gecelerinde ördüğü o nakışlı yün çoraplar; kırmızısı, sarısı, geometrik bordürü ile bir annenin, bir eşin, bir kız kardeşin elleriyle dokunmuştu o ayaklara. Belki geçen kış… Belki daha önceki kış… Soğuk geçer diye, yol uzun olur diye… O eller o ayakların bir darağacında sallanacağını bilmiyordu oysa. İdam fotoğrafları çoğunlukla yüzleri yakalar ya da yüzlerin olmadığı yeri… Ama bu fotoğraflarda gözler aşağıya kayıyor: Ayaklara… Düşmüş bir ayakkabıya. Ve içinde kalan nakışlı çoraplara… Nakış hâlâ duruyor. Ruh bedenden çekilmiş, isim silinmiş, yüz kazınmış ama o çorap duruyor; Dersîm’in rengini taşıyarak, onu dokuyan elin sıcaklığını taşıyarak. Biz tarihçiler belgeleri okuruz; ama bazen belge bir çoraptır. Ve o çorap, hiçbir arşivin söyleyemeyeceği şeyi söyler: Burada bir insan vardı. Sevilmişti. Üşümesinden korkulmuştu.”

 

Seyit Rıza, Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın oğlu), Seyit Hüseyin (Kureyşan-Seyhan aşiret reisi), Fındık Ağa (Yusufanlı Kamer Ağa’nın oğlu), Hasan Ağa (Demenan aşiret reisi Cebrail Ağa’nın oğlu), Hasan (Kureyşanlardan Ulkiye’nin oğlu) ve Ali Ağa’nın (Mirza Ali’nin oğlu) 15 Kasım 1937’deki idamlarından hemen sonra çekilmiş 6 fotoğrafın bir müzayedede bulunduğu belirtildi.

 

Fotoğrafların Seyit Rıza’nın, oğlunun ve arkadaşlarının idamına ait olduğu iddiası hâlihazırda şüpheyle karşılanıyor.

Fotoğrafların nerede ve ne zaman kaydedildiği, hangi müzayedede hangi açıklama ile satışa sunulduğu, üzerindeki notlar ve saklama zinciri meçhul.

Bir müzayedede rastlandığı belirtilen, Seyit Rıza ile oğlunun yüzlerinin sansürlendiği fotoğrafların sansürlenmemiş hâllerinin de erişilebilir olması dikkat çekiyor (Sedat Ulugana, fotoğrafları yayımladıktan sonra kendisine ulaşan bir araştırmacının Seyit Rıza ile oğlunun yüzlerinin sansürlenmediği aynı karelerin kendisinde de bulunduğunu söylediğini aktardı).

 

1937 yılında Dersim Harekatı’nın sonuçlanmasının ardından kurulan mahkemede idama mahkûm edilen sanıkların infazını düzenlemekle görevlendirilen İhsan Sabri Çağlayangil’in anlatımına göre Seyit Rıza ve beraberindekilerin idamları gece gerçekleşti, Seyit Rıza boş meydana hitap etti ve darağacında infaz anı fotoğraftaki gibi kalabalık kitle tarafından izlenmedi.

 

Seyit Rıza ve oğullarının idamları 14 Kasım 1937 gününü 15 Kasım 1937’ye bağlayan gece infaz edildi. Seyit Rıza ve arkadaşlarının cesetlerinin 15 Kasım tüm gün asılı olarak 16 Kasım’da ise Elazığ içinde dolaştırılarak halka teşhir edildiği ileri sürüldü. Farklı kişilerin, idam edilen kişilerin cenazelerinin halka teşhir edildiğine tanık olduklarını, darağacında teşhir edilen cesetleri bizzat gördüklerini beyan ettikleri biliniyor.

 

 

İhsan Sabri Çağlayangil anılarında Seyit Rıza’nın gece vakti idamından hemen önce boş meydana sanki doluymuş gibi hitap ettiğini şu sözlerle anlattı:

“…İşte bu olay, Dersim İsyanı’nın başlamasıdır. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: “Bu meseleyi kökünden hallediniz”

…Ceza İnfaz Kanunu, her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali, bir de çingene cellat buldu. Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var.

Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi, “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı.

Kararlar okununca hâkim, ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarptırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar.

“İdam Tünne” diye bir vaveyla koptu.

Biz Seyit Rızayı aldık. Otomobilde, benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep, jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı.

“Asacaksınız” dedi ve bana döndü: “Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?”

Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. “Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz” dedi.

Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben, Fındık Hafız asılırken Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti.

Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti.

“Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir” dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.

Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. Ama ihtiyarın bu cesaretine takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet müdürüne, “Ben üşüdüm, otele gidiyorum” dedim.

Seyir Rıza asılırken ileride oğlunun da sesi geliyordu:

“Kulun kölen olam. Sığırtmacın olam. Gençliğime acıyın, öldürmeyin beni!””

 

Bazı araştırmacı ve yazarlar da fotoğrafların Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamıyla uyumluluk arz etmeyen yönlerine dikkat çekti.

 

Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak, fotoğrafların Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamına ait olamayacağına dair tespitlerini şöyle sıraladı:

Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamlarına dair Sedat Ulugana arkadaşımızın yayınladığı fotolara dair ben pek ikna olmadım. İlk gözlemlerim şunlar:

1- Fotolar idamlara dair genel anlatılarla uyuşmuyor

2- Fotolardaki yer tarihi Elazığ Hükümet Konağı ile örtüşmüyor

3- Bugüne kadar idam edilenlerin halka teşhir edildiğine dair hiçbir tanıklık olmadı

4-İdama katılan İhsan Sabri Çağlayangil Mustafa Kemal’in negatifleri özellikle alıp yok ettiğini söyler.

5-İdamlar gece otomobil ışığı gölgesinde gerçekleştirilip ölüler alelacele kaldırılmıştı. Ama fotolar gündüz çekilmiş

6- Başlar kısmı sanki çoğunda montaj gibi duruyor.

7- Ve sanki bu idam kareleri de aynı yere ait değil gibi…

İlk elden gözlemlerim bunlar, ama üzerine elbette düşünmek gerekir…


Yazar Ayşe Hür ise fotoğraflarla ilgili şu hususlara dikkat çekti:

1/2 MERAK ETTİKLERİM

Seyyit Rıza ve altı yoldaşının 14/15 Kasım 1937 gecesi idamlarına dair fotoğraflar olarak nitelenen fotoğraflarla ilgili tartışmaya katılmak istiyorum. Öncelikle hangi olaya ait olursa olsun, devlet eliyle gerçekleştirilmiş bir idam olayı ve bunun halka teşhiri gibi sembolik açıdan çok dramatik fotoğraflar. Hele de yıllardır üzerine yazdığım, konferanslarda konuştuğum kişilerin idamlarına dair ilk fotoğraflar ise bunlar, benim açımdan çok daha değerli… Keşke üzerlerinde “mülkiyet” iması yapan damgalar olmadan paylaşılsaydı. Keşke kamuoyu önce bir yazı ile hazırlandıktan sonra paylaşılsaydı. Çünkü bu paylaşımların kimler tarafından hangi maksatla “tüketileceği”ni kestirmek çok zor. Son tahlilde arşivlerde veya tozlu raflarda olmasındansa kamusal alanda olması daha iyi diyorum ve sorularıma geçiyorum.

1. İdamların araba farları eşliğinde yapıldığını ve bedenlerin hemen indirilip bilinmeyen bir yere gömüldüğünü okumuştuk. Bu fotoğraflar gündüz vakti çekilmiş. Ve kimsenin acele eder hali yok. Askerlerden oluşan bir kıta ve halk izliyor olayı. Konunun uzmanları “sözlü tarihte vardı buna dair tanıklıklar” diyor, elbette itiraz edecek halimiz yok ama o tanıkları bilmediğimiz için ne kadar güvenilirdi, yorum yapamıyorum.

2. Her ne kadar idam edilenlerin üzerlerindeki beyaz torbalar idam edilenlere giydirilen geleneksel uzun kollu beyaz önlüklerden farklı iseler de acaba herhangi bir tanıklıkta “idam edilenlerin üzerlerine beyaz önlük giydirildi” ifadesi var mıydı? Ben şahsen duymadım. “Elazığ’daki altı bin beyaz donlu Atatürk’ü ikna etmeden” alelacele bitirilmeye çalışılan idamlar için bu kadar hazırlık mantıklı mı?

3. Fotoğrafların bulunuş hikayeleri ilginç. Müzayedeye (hangi müzayede) nasıl düştüğünü öğrenmek isterdim doğrusu. Çünkü tarihsel anlatı Atatürk’ün emriyle negatiflerinin imha edildiği yolundaydı. O dönemde herkesin elinde bir fotoğraf makinesi yoktu, görevli kişinin de negatifleri komutanları haricinde birilerine vermesi bana mantıklı gelmiyor. Ama ihtimal sıfır değil elbette.

4. Görsellerin basıldığı materyaller bana ilginç geldi. Kartpostal formunda deniyor. Yani elinde bu riskli materyali bulunduran kişi bir de fotoğraf stüdyosuna girip gidip bunları kartpostala çevirmiş. Ne yapmayı düşünüyordu acaba? Tek aklıma gelen müzayedelerde satmak oluyor. O zaman birinci maddede kuşkum yersiz. Ama kim bu gözü pek kişi? Başka hangi müzayedelere sunmuş bu malzemeyi? Devletin malum elemanlarının haberi olmamış mı bu ticaret faaliyetinden?

5. Görsellerde görülen leke izleri “mürekkeple kapatmak istenmiş” şeklinde açıklandı. Mürekkep lekesi negatiflerde böyle köşeli mi yayılır uzmanlarının cevaplamasını isterdim. Yüzlerin kapatılmasını anlarım da ayaklar niye kapatılmak istenmiş acaba? Çoraplı ayaklarda toz izi olmadığına göre ayakkabılar henüz düşmüş olmalı ayaktan. Peki ayakkabılar nerede? Fotoğraf çekimi için alan temizliği mi yapılmış?

5. Fotoğraftaki kişileri, bugüne dek “mahkeme fotoğrafı” diye paylaşılan fotoğrafta aradım Aşağıdaki birinci ve üçüncü fotoğraftaki dışında kalan başı kel kişiyi bulamadım. (Daha doğrusu Fındık Ağa ile Cebrail’in arasında oturana çok benziyor ama onun üzerinde “idam edilen” notu yok.) Mahkeme fotoğrafında sanıkların başları traşlanmış görünüyor ama bu kişinin başı traşlıdan ziyade doğal kel gibi görünüyor. Gayet parlak bir baş, siyah saçlar ve siyah bıyık hangi maznuna aitti, fotoğrafı paylaşanlar teşhis etti mi acaba?

6. Görsellerdeki asker ve subayların kıyafetleri de ilginç. Şapkalar ve pantolonlarda sorun yok görünüyor ama bazı askerlerdeki çift düğmeli kıyafetlerin ve çapraz tören kordonunun o dönemde -hele de bir “asinin” idamında- giyilip giyilmediğini merak ettim doğrusu. Taradığım kaynaklarda çift düğmeli üniformayu 1930’lar öncesinde yüksek rütbelilerin giydiğini buldum ama 1937’de özellikle jandarmada bu tür kıyafet taşıyan birinin fotoğrafına rastlamadım. Hızlı bir yargılama için bu kadar çok rütbeli askerin bir tören kıtası gibi dizilmesi de garip. Aralarında teşhis edilen bir komutan oldu mu? Nihayetinde biliniyor o tarihte bölgede görev yapanlar?

7. İdamların Buğday Meydanı’nda yapıldığını biliyorduk. Görsellerdeki çuvallar buna işaret ediyor olabilir. Ancak Buğday Meydanı’nın görsellerinde böyle bir açıklık alan yok. İdamların yapıldığı yerden görülen cephe bu alana komşu ise hangi bina? Elazığ Hükümet Konağı ise, o çok daha muhkem bir bina. Bahçesi duvarla sokaktan ayrılıyor. 1937’de etrafında ağaçlar olan bir fotoğraf da var ama belki tarihleme yanlışı vardır, çünkü diğer fotoğraflarda bu kadar çok ağaç yok. Ama en önemlisi hükümet konağının yan cephesinde fotoğrafta görülen binadaki gibi taş dikme yok. Sadece ön ceplede dört dikme var. Acaba meydanda mektep, kışla gibi başka binalar var mıydı? Gerçi pencereler kışla mimarisinde olmaz… Neyse, fotoğraftaki binayı ne binası olarak teşhis etti fotoğrafı bulanlar?

Şimdilik bu kadar… Umarım bütün bu soruların cevabı verilerek fotoğrafların otantikliği ispat edilir. Böylece bedenlerine henüz ulaşılamasa da en azından fotoğraflar vesilesiyle geçmişin acılı bir sayfası hakkında yeniden düşünürüz.

İkinci twitti: Elazığ’a ait bazı fotoğraflar.”


 

Sedat Ulugana bu tespitlere şu ifadelerle yanıt verdi:

“1- Fotoğrafların orijinalliği teyit edilmiştir. Fotoğrafçılık alanında uzman bir akademisyen tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş; fotoğraf kâğıdının tarihsel özellikleri, yıpranmaları, lekeleri ve diğer fiziksel unsurları da değerlendirilmiştir. Ayrıca yaklaşık 15 yıldır bu nitelikte yüzlerce tarihî fotoğraf üzerinde çalışma yürüttüğüm için, bu konuda azımsanmayacak bir tecrübeye sahip olduğumu söyleyebilirim. Fotoğrafların orijinalleri de hâlen nezdimizdedir. Hülasa, bu fotoğrafların orijinal olduklarından yüzde yüz eminim.

2-Seyit Rıza ve arkadaşları gece saatlerinde farklı noktalarda idam edilmiştir. Ancak mevcut tanıklıklara göre cenazeleri bir günden daha uzun süre teşhir edilmiştir. Değerli tarihçi Mete Kalman’ın annesi Zekiye Hanım, bedenleri darağaçlarında gördüğünü bana defalarca anlatmıştır. Yine Bilgi Üniversitesi’nin kurucusu Mevlüt Mutlu’nun babası Dursun Mutlu da bedenleri darağaçlarında gördüğünü ve “birkaç gün” boyunca teşhir edildiklerini ifade etmiştir. Bu konuda Mete Kalman’da ayrıntılı bilgiler mevcuttur. Araştırmacı Cemal Taş da cenazeleri darağaçlarında gören başka tanıklardan söz etmektedir. Benzer şekilde @poladduzgun da darağaçlarındaki bedenleri gören başka tanıkların ifadelerini kayıt altına aldığını belirtmektedir. Dolayısıyla, bu hususu doğrulayan birden fazla tanıklık bulunmaktadır.

3-Seyit Rıza, oğlu ve diğer bir aşiret reisinin yüzleri keçeli kalemle kapatılmıştır. Bu sansürün amacının, kimliklerinin teşhis edilmesini önlemek olduğunu düşünüyorum. Yapılan teknik incelemede sansürde kullanılan mürekkebin türü dahi tespit edilmiştir. Bununla birlikte, fotoğraflar kamuoyuyla paylaşıldıktan sonra benimle iletişime geçen bir araştırmacı, Seyit Rıza ile oğlunun yüzlerinin sansürlenmediği aynı karelerin kendisinde bulunduğunu ve bunlara yakın zamanda ulaştığını ifade etti. Takdir ederse, bu fotoğrafları kendisi de kamuoyuyla paylaşacaktır

4-Bu fotoğrafların ortaya çıkmasıyla birlikte tartışmanın odağı artık fotoğrafların varlığı değil, devletin idam sürecini nasıl yürüttüğü olmalıdır. Kamuoyunun cevap araması gereken temel sorular şunlardır: İdamlar hangi usulle gerçekleştirildi? Cenazeler neden ailelerine teslim edilmedi? Nerelere defnedildiler? Ne kadar süre darağaçlarında bırakıldılar? Bu süreçte hangi idari ve hukuki işlemler uygulandı? Bu soruların muhatabı ben değil, ilgili devlet kurumlarıdır. Dolayısıyla, benden açıklama beklemek yerine, bu sürece ilişkin arşiv belgelerini ve kayıtları elinde bulunduran devletten daha kapsamlı bilgi talep edilmesi gerekir. Eğer bu konuda resmi belge ve kayıtlar mevcutsa, tarihî hakikatin ortaya çıkması adına bunların kamuoyuyla paylaşılması en doğru yaklaşım olacaktır.”

 

 


 

Yeni Şafak gazetesi, Dersim İsyanı’yla ilgili dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MAH) sunulan raporda Mustafa Kemal Atatürk’ün Seyit Rıza öldürülmeden önce kendisiyle görüştüğü iddiasına dayanan bir belge yayımladı ( Yeni Şafak ilgili dönemde ortaya attığı sonradan keşfedilen mektup iddialarıyla ilgili içerikleri de internet sitesinden kaldırdı). Yeni Şafak’ın daha sonra internet sitesinden sildiği bu belgenin orijinal olmadığı vurgulandı. İlgili içerik, barındırdığı maddi hatalar ve tutarsızlıkları nedeniyle eleştirildi.

 


 

Rus Ordusu Kafkas cephesi komutanı Grandük Nikolay Nikolayevich’in Şeyh Said ve Seyit Rıza’ya madalya taktığı iddiasıyla paylaşılan görüntüyü daha önce incelemiş ve videoda Rus generallerin yanında görülen bölge halkından sakallı ve sarıklı kişilerin Seyit Rıza ve Şeyh Sait olmadığını belirtmiştik.

 

 

 

Şeyh Sait ve Seyit Rıza’ya Rus Generalin Madalya Taktığı Ana Ait Olduğu İddiasıyla Paylaşılan Video

 

 


 

Ölüm cezası ve idam cezasının infazıyla ilgili sıklıkla yanlış bilgi paylaşılıyor.

 

İzlanda’da Türkleri Öldürmenin Yakın Zamana Kadar Yasal Olduğu İddiası

 

Geçmişte yürürlükte bulunan (asılarak) idam cezasının infaz anından darağacında asılı insan fotoğrafları da sıklıkla yanlış tarih, konum ve bağlamla kullanılıyor.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun ardından İstiklâl Mahkemeleri kararlarıyla gerçekleştirilen idam kararları hakkında da sıklıkla yanlış aktarımlarla karşılaşıyoruz.

 

Kemahlı İbrahim Hakkı Efendi’nin Mezarından Çıkarılıp Asıldığı İddiası

 

Şapka Takmadığı İçin İdam Edilen Kişilere Ait Olduğu İddiasıyla Paylaşılan Fotoğraflar” başlıklı derlememizde bir araya getirdiğimiz incelemeler şu şekilde:

 

 

 

Yorumunuzu yazınız...