Rahmi Turan Tarzı Gazetecilik ve Saray’a Giden CHP’linin Serencamı

Rahmi Turan'ın DUAYEN (!) Gazeteciliği: "Sakallı Bebek"ten "Saray'ı Ziyaret Eden CHP'liye"

Rahmi Turan’dan DUAYEN (!) Gazetecilik: “Saray’ı Ziyaret Eden CHP’li İddiası”

Ülkemiz basın sektöründe iş kalitesinden ziyade gazetecilikle iştigal ettiği süre dikkate alınarak verilen bir unvandır duayen gazeteci “titr”i. Bu imtiyazdan nasiplenen bir isim olan, Sözcü Gazetesi yazarı Rahmi Turan’ın “müthiş bir haber” tanımıyla yayınladığı “söylenti” siyasi arenada bir çalkantı yarattı. Bu süreçte Rahmi Turan ve Talat Atilla araştırmacı gazetecilik yerine dedikodu gazeteciliği yapınca kaybedenlerden oldular…

Daha önce Malumatfuruş’ta Rahmi Turan’ın var olmayan Yavuz Sultan Selim Üniversitesinde doktora tezi yazıldığıAvustralya eski Başbakanı Julia Gillard Müslümanlara ülkeyi terk etme çağrısı yaptığıLloyd George’un bir vecizesinde Atatürk hakkında “dahi” tanımı yaptığıVoltaire’in “fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” dediği, Mecelle’de evlenme yaşı sınırı olduğuTürklerin tarihte sadece 16 devlet kurduğu yönündeki iddialarının doğru olmadığını aktarmıştık. Ancak Turan’ın gazetecilik hayatı boyunca kasten yahut sehven yaptığı yanlışlar bunlarla sınırlı değil.

Rahmi Turan uzun yıllardır gazetecilik yapıyor. Günaydın, Tan, Sabah, Hürriyet, Bugün, Meydan, Gözcü ve Sözcü gibi gazetelerde üst düzey yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış bir isim. Duayen unvanını hak edecek bir özgeçmiş. Ancak, Rahmi Turan’ın Tan ve Günaydın gazetelerindeki asparagas geçmişi, bu özgeçmişi çürüğe çıkarıyor. Meslektaşları arasında “Türk basınına asparagası getiren kişi” olarak bilinen bir isim Rahmi Turan.

Aydın Engin’in İsmail Uyaroğlu’ndan aktardığı mide bulandırıcı bir anı Rahmi Turan tarzı gazeteciliğin unsurlarının daha iyi idrak edilmesini sağlıyor:

“…Yıl 1985.  Cenajans’ta metin yazarlığı yapıyorum. Yeni çıkacak olan Sabah gazetesinin reklam kampanyasını yapma görevi bana veriliyor. Kampanya öncesi “reklamveren“le toplantı yapıyoruz; bizi çıkaracakları gazete konusunda bilgilendirecekler. Toplantıda ajans tarafında patron Nail Keçeli, Engin Ardıç ve ben varım; gazete tarafında da Dinç Bilgin, Zafer Mutlu ve Rahmi Turan.

Nereden açıldı hatırlamıyorum, Rahmi Turan bir ara gazetecilik anılarından birini anlattı. Galiba Günaydın gazetesini yönetiyormuş o sırada. Orta yaşı geçmiş olanlar hatırlar, cinayet haberlerinin eksik olmadığı Türkiye’de 70’li yıllarda sıradışı bir cinayet işlenmişti. Bütün ülke çalkalanmıştı. Cinayetin kurbanı genç bir kızdı.

Rahmi Turan’ın anlattığına göre kızcağız olay mahallinde yerde, ölü yatıyormuş. Günaydın’ın foto muhabiri de fotoğraf çekiyormuş. Rahmi Turan foto muhabirine „Kızın eteğini yukarı doğru sıyır, bacakları görünsün ve fotoğrafı öyle çek“ demiş. Foto muhabiri de söyleneni yapmış. Rahmi Turan’ın öğünerek söyledikleri aynen böyleydi. Tanıkların hepsi yaşıyor.

Ertesi gün Günaydın gazetesi yok satmış, ikinci baskı yapmışlar…

Karar Gazetesinden Yusuf Ziya Cömert ise Rahmi Turan’ın gazeteciliği hakkında şu yorumda bulunarak meslektaşlarının görüşünü özetlemiş:

“Rahmi Turan’ın gazeteciliği hakkında sitayişkar ifadeler işittik. Hele siyasi meyli sola doğru olanlar ‘o söylüyorsa doğrudur’ diyecek kadar ileri gittiler. Bir fotoğraf bulursun, altına kafana göre, ilgi çekecek bir şeyler yazarsın, içinde biraz cinsellik, biraz gizem, biraz para olan birkaç cümle, gazeteye koyarsın. Bu tarz habercilik Rahmi Turan’a mal edilirdi.”

Hatta öyle ki, Türk basın tarihinin en ünlü asparagas haberi olan “sakallı bebek” maskaralığının Rahmi Turan’a ait olduğu sanılır. Rahmi Turan’ın basın tarihimize geçen en önemli işlerinden biri Sakallı Bebek manşetiyle ve ilginç asparagas haberleriyle ön plana çıkan Tan Gazetesi oldu. Ancak, görünen o ki, sakallı bebek asparagası haberleştirildiğinde Rahmi Turan’ın ismi Tan Gazetesinin künyesinde yer almıyordu. İlgili yazımızda aktardığımız üzere, “sakallı bebek”i Rahmi Turan’ın Tan Gazetesindeyken yayınladığı iddiası doğru değil (Biz de öyle sanardık, meğer değilmiş. Kendisine özür borçluyuz bu konuda)

 

Tan Gazetesinin Ünlü "Sakallı Bebek Panik Yarattı" manşeti
Tan Gazetesinin Ünlü “Sakallı Bebek Panik Yarattı” manşeti

 

Rahmi Turan asparagas haber geçmişi hakkında Necip Fazıl Kısakürek gibi ortaya çıkıp “benim geçmişim çöptür, çöpü sadece köpekler karıştırır” gibi bir söylemde bulunmuyor. Kendisini tiraj sihirbazı haline getiren yalan haber ve çarpıcı manşet geçmişi hakkında yorum yaptığını da göremedik. Çöplük geçmişine rağmen, o pek ilkeli (!) gazeteci tavrını sürdürüyor.

 

Rahmi Turan’ın Yol Açtığı “Saray’ı Ziyaret Eden CHP’li” Furyası

“Araştırmacı gazetecilik” yerine “dedikoducu gazetecilik” yapması nedeniyle yol açtığı son skandalın serencamını not edelim istedik.

Rahmi Turan’ın “9 Kasım’da önemli bir CHP’linin, Külliye’ye gidip AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüğü” iddiası ve gerçeğin ortaya çıkış süreci şöyle gelişti.

Rahmi Turan, Sözcü Gazetesindeki “Yargı Reformu (?)” başlıklı 20 Kasım 2019 tarihli yazısında “Müthiş Haber” alt başlığı attığı bölümde “Saray’a yakın haber kaynağı” kisvesine büründürdüğü kişiye dayandırarak Beştepe’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı önde gelen bir CHP’li ismin ziyaret ettiğini öne sürmüştü:

“Saray’a yakın olan haber kaynağım:

“Sana müthiş bir haber vereceğim. Bomba gibi bir haber.” dedi.

“Bomba gibi müthiş haberler, doğru olsa bile, çoğu zaman tekzip edilir. Bu da yalanlanacak cinsten olmasın?” dedim.

Haber kaynağım ısrar ederek:

“Hayır, yüzde yüz doğru ve tekzip edilmesi mümkün değil!” dedi ve anlattı:    

***

“9 Kasım akşamı çok önemli bir siyasetçi sizin ‘Saray’ bizim ‘Külliye’ dediğimiz yerde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın huzuruna çıktı.

CHP’li olduğu belirtilen o önemli kişi Külliye’ye kendi aracıyla değil, değişik plakalı başka bir araçla girdi. Kapıdaki görevliler talimat aldıkları için bilinmeyen plakalı aracın Külliye’ye girmesine izin verdiler.

Önemli kişi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la bir süre sohbet ettikten sonra yine değişik plakalı başka bir araçla Külliye’yi terk etti.

CHP’li önemli kişinin AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile memleket meselelerini konuştuğu, Erdoğan’ın ona:

“Türkiye’nin güvenliği için senin CHP Genel Başkanı olman gerekir.” dediği belirtildi. CHP’li siyasetçinin önce ses çıkartmadığı, sonra itiraz eder gibi bir ifadeyle:

“Engellerim var” şeklinde cevap verdiği ifade edildi.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise:

“Düşün, karar ver. Memleketin iyiliği için bu gerekli. Ben de yardımcı olurum!” şeklinde yanıt verdiği belirtiliyor.

Şimdi “Kim bu önemli CHP’li?” diye soracaksınız değil mi?

Külliye’ye, yani Saray’a yakın haber kaynağım bana önemli bir CHP’linin adını söyledi. Ben de bunu sormak için o kişiyi aradım fakat tüm çabalarıma rağmen ulaşamadım.

Onayını almadığım için de hiçbir isim açıklamıyorum.

Çok bilmiş hareketler, sırra maruf olduğunu imalar… Yaşını başını almış yılların gazetecisinin bu söylemleri ilk bakışta okuyucusunda merak uyandırıyor. Ancak, yıllardır Rahmi Turan takip eden bizler gibi isimler bu iddiayı görünce işin içindeki saçmalığı sezinlemiştir…

21 Kasım 2019 tarihli “Kırmızı bülten-2” başlıklı yazısında ise yine “Müthiş Haber -2” alt başlığı kullanarak iddiasını sürdürmüştü:

Dünkü “Müthiş haber” başlıklı yazım büyük gürültü koparttı.

Soran sorana:

“9 Kasım akşamı Külliye’de (Saray’da) AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen CHP’li kim?”

“Haber doğru mu?” diye soranlar da var.

Saray’a yakın haber kaynağıma bir kez daha sordum:

“Yanılmış olmayasın?”

Kesin bir ifade ile:

“Yüzde yüz doğru!” diye teminat verdi.

Peki kim o kişi?

Haber kaynağım kopan gürültü üzerine dün “Ortalığın bu kadar hararetleneceğini düşünmemiştim. Şimdi belki de işimden gücümden olacağım!” diye endişeye kapıldı. Ben de ona, söylediği ismi unutacağıma dair söz verdim.

Saray’ı kim ziyaret ettiyse medeni cesaret gösterip kendisi açıklamalı.

Ya da AKP Genel Başkanı Erdoğan’a sorulmalı.

İşin aslı nedir?

Parti genel başkanı olduğu gibi aynı zamanda Cumhurbaşkanı olarak da görev yapan Erdoğan’ın yapacağı açıklama bire bir doğru olacaktır.

Koskoca Cumhurbaşkanı yanlış söz söyleyecek değil herhalde… Onun açıklaması tüm tereddütleri bitirir!”

Dediği gibi oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu iddiayı net bir dille yalanladı.

Abdulkadir Selvi gibi bir profil yerine, kendi deyimiyle “sağlık sorunlarıyla uğraşan”, “yurt dışına gidip gelen” yaşını başını almış, iktidar partisi ile yakın tutum içinde olmayan böyle bir ismin böylesi bir duyumu ortaya atması iddianın doğruluğu konusunda şüphe uyandırıyordu. Saray kaynaklarından gelen yalanlama ile artık resim netleşmeye başlamıştı.

Bu noktada Rahmi Turan’ın, gazetecilik düsturları gereği kaynağını açıklaması gerektiği birçok meslektaşı tarafından kendisine hatırlatıldı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) tarafından yayınlanan “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nde “gazetecinin hakları” bölümünde “Gazeteci; kaynakların gizliliği ilkesi uyarınca, kaynağını ve elindeki belgeleri açıklamaya, tanıklık yapmaya zorlanamaz. Gazeteci ancak kaynağının izin vermesi ve kaynağı tarafından yanıltılmış olması hallerinde kaynağını açıklayabilir” ifadesi yer almaktadır. Kaynağının kendisini yanlış yönlendirdiği Rahmi Turan, kaynağını açıklamak zorundaydı.

“Haber kaynağım kopan gürültü üzerine dün “Ortalığın bu kadar hararetleneceğini düşünmemiştim. Şimdi belki de işimden gücümden olacağım!” diye endişeye kapıldı. Ben de ona, söylediği ismi unutacağıma dair söz verdim.” gibi absürt ifadeler kullanan Rahmi Turan, baskılara daha fazla dayanamadı. “Haber kaynağım bana o CHP’linin Muharrem İnce olduğunu bildirdi” açıklaması Sözcü Gazetesi internet sitesinde yayınlandı.

Siyaseti sarsan olay!” başlıklı 24 Kasım 2019 tarihli yazısında Saray’ı Muharrem İnce’nin ziyaret ettiğini açıklama sürecini şöyle aktarmıştı:

“Siyasi çevrelerde büyük gürültü koptuğu haberi bana geç ulaştı, çünkü tedavi nedeniyle bir süredir Londra’da bulunuyorum. İki gün telefonlara cevap verecek zamanım olmadı.

SÖZCÜ İnternet Sitesi’nin yöneticisi Mustafa Çetin bana cuma gecesi ulaştı ve Türkiye’deki havayı anlattı. O zaman saray ziyaretçisinin adını açıklamak şart oldu.

Mustafa Çetin’e, “Haber kaynağım bana o CHP’linin Muharrem İnce olduğunu bildirdi” dedim.

İstanbul ile Londra arasında 3 saat fark var. Mustafa Çetin’le gece geç vakit görüştüğüm için açıklamam gazetenin baskısına yetişmedi ve haber SÖZCÜ İnternet Sitesi’nde yayınlandı.

Olay çok büyütülüp, CHP’liler de dahil, her kesimden ağır eleştiriler gelince, adı geçen kişinin  Muharrem İnce olduğu iddiasını açıklamak zorunda kaldım.

Hastane, doktor, tedavi koşuşturmaları arasında, güvendiğim, inandığım ve kardeşim gibi bildiğim gazeteci arkadaşımdan, “Muharrem İnce’nin Saray’da Erdoğan’la görüştüğü” haberi gelince önce:

“Bu tür haberler hemen tekzip edilir, yalanlanır, sonra zor durumda kalırız” diyerek tereddüdümü belirttim. Haber kaynağım olan 20 yıllık arkadaşım:

“Yok ağabey; haber yüzde yüz, hatta yüzde bin doğru, tekzip edilmesi mümkün değil” diye güvence verince gazeteci heyecanım öne çıktı.

Tabii hata yaptım. Çünkü haberi destekleyen belge istemem gerekirdi.

Her haberde kanıt arardım ama bu defa bunu yapamadım. Doktor, hastane, tedavi girdabı arasında ve zaman darlığında haberin belgesini istemek aklıma gelmedi. Ayrıca, bunda haber kaynağıma güvenmemin de rolü büyük.

Ancak, Muharrem İnce de bu iddiayı sert bir dille yalanlamıştı ve Saray’a gittiği yönündeki iddiaların kendisine yönelik ‘kumpas’ olduğunu belirtmişti. Böylelikle Türkiye’yi günlerdir meşgul eden tartışmanın ana karakterleri Rahmi Turan’ı ve kaynağını yalanlamıştı.

Bu anda sahneye Talat Atilla girdi ve Rahmi Turan’a bu yanlış bilgiyi verenin kendisi olduğunu açıkladı. Talat Atilla günah çıkardığı açıklamalarından biri şöyleydi:

“Haberi ben yapmalıydım. Kemal beyin ‘Biliyorum ama açıklamam’ sözleri yerine bana saldırmayı, altından komplolar uydurmayı tercih edenler; güçlü gördüklerinin eteklerine sığınıp kolay gördükleri hedefe ateş eden, hem CHP’ye hem iktidara yaranmak isteyen korkak ve zavallılar. Geçmişte yaptığım ve doğruluğu ortaya çıkan yüzlerce haberim, 50’ye yakın ulusal ve uluslararası ödülümü, beni kriminalize etmeye çalışanların suratına çarpıyorum! Hiç kimseye verilemeyecek hesabım yok. Rahmi Turan ‘kaynağı açıklamam’ dediği için Rahmi beyi korumak maksadıyla açıklamadım ama Rahmi beyin bunaldığını görünce defalarca ‘Ben olduğumu açıklayacağım’ demek için aradım ama yanıt vermedi. O sırada bana Odatv sorunca, TV’de ‘Kaynağı açıklamam doğru olmaz’ dediği için Rahmi beyi yalancı çıkarmamak için benim demedim. Turan abimdir. Onu ve hiç kimseyi bilerek hayatım boyunca manipüle etmeyeceğime beni tanıyanları ve Rabbimi şahit tutarım. Rahmi abiyi anlıyorum. Ona saygım da sevgim de devam ediyor. Benim sitemde yıllarca baş yazarlık yaptı. Canı sağ olsun. Dün de duayen yazardı, bugün de”

Bir gazeteciden beklenmeyecek şekilde iddiayı kendisi yazmayarak Rahmi Turan’a paslayan Talat Atilla, gazetecilik ilkelerinin aksine haber kaynağını açıklamayacağını “haber kaynağımı medya derimi yüzse, mahkemeler müebbet verse, bana saldıranlar alçaklıkta sınır tanımasa da açıklamayacağım” sözleriyle ifade etti. Talat Atilla laf cambazlığı yaparak iddiayı Kemal Kılıçdaroğlu’na doğrulattığını öne sürse de ihale kendisinde kalmış durumda. Başkasına paslamadığı takdirde tabii ki…

Rahmi Turan’ın mahrem muamelesi yaptığı Saray’a yakın kaynağı meğer başka bir gazeteciymiş. Araştırmacı gazetecilik yerine dedikodu gazeteciliği yapınca işler böyle oluyor işte…

SÖZCÜ Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz da Rahmi Turan’ın yazısı sonrasında gazetesini şöyle savunmuştu:

SÖZCÜ Gazetesi, çıktığı ilk günden beri yayın ilkeleri gereği, köşe yazarlarına müdahale etmiyor.

Onları, yazılarında özgür bırakıyor. Asla sansürlemiyor.

Çünkü, savundukları düşünceler, verdikleri bilgiler, kendi köşelerinde kalmak şartıyla sadece onları bağlar. Sorumluluk, onlarındır…

Rahmi Turan’ın yazısına da bu yüzden hiçbir müdahalede bulunulmadı, noktasına bile dokunulmadı.

SÖZCÜ’nün özgürlük anlayışı ve demokrasi bunu gerektiriyor.

Zaten Rahmi Turan’ın siyaset kulisi sadece köşesinde kaldı, haber olarak sayfalarımızda yer almadı.

SÖZCÜ, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da belgeli, kanıta dayalı habercilik yapmaya devam edecek. Demokratik, laik hukuk devleti anlayışına uygun çizgisinden ayrılmayacak. Bu ilkelerinden asla ödün vermeyecek.”

 

 

Rahmi Turan 25 Kasım 2019 tarihindeki “Sorumluluk bana ait!” başlıklı yazısında, başlıktan anlaşılacağı üzere hatasını kabul edip yazdığı yazının tüm sorumluluğunun kendisine ait olduğunu açıklamıştı:

“İç sayfadaki TOKMAK-2 sütunumda yazdığım “Müthiş bir haber” başlıklı yazı birkaç gündür Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi oldu.

Bu kulis bilgisini meslektaşımız Talat Atilla’dan almış, yüzde yüz doğru olduğuna dair teminat verince, ona güvendiğim için yazmıştım. Yanlış değerlendirdiğim anlaşılıyor.

Haber Cumhurbaşkanı Erdoğan ve CHP’li Muharrem İnce tarafından kesin bir dille reddedildi.

Böyle olunca, bazı çevreler SÖZCÜ’ye, insan yiyen Piranha balıkları gibi saldırdılar!

Yazdığım yazının tüm sorumluluğu bana aittir.

SÖZCÜ’nün başarısını kıskanıp, gazeteyi çekemeyenlerin benim üzerimden SÖZCÜ’ye saldırıp yıpratmaya çalışmaları çok çirkindir.

SÖZCÜ diğer gazetelere benzemez. SÖZCÜ yazarları bağımsızdır, emir-komuta ile yazmazlar.

SÖZCÜ’de demokrasi vardır. Yazarlara, gazetenin sahibi ve genel yayın yönetmeni dahil hiç kimse müdahale etmez.

Medya saldırganları, ne dertleri varsa benimle hesaplaşsın!”

 

Soramadan edemiyor insan:

SORUMLULUK BAŞKA KİME AİT OLACAKTI?

 

Ve yine sormadan duramıyor insan:

Artık kalemi kırıp bu kadar saçmalamanın ardından gençlere bari emekliye ayrılırken güzel bir örnek olmanın zamanı gelmedi mi?

 

malumatfurus hakkında 1072 makale
Köşe yazarları odaklı yanlışlama girişimi. #Köşeyazarızabıtası

İlk yorum yapan olun

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz