Anasayfa » Tüm Yazılar » Kızılçam Ekiminin ABD’nin Tuzağı Olduğu İddiası

Kızılçam Ekiminin ABD’nin Tuzağı Olduğu İddiası

malumatfurusorg
kızılçam

Doğu Akdeniz’e özgü bir ağaç türü olan, hatta bazı kaynaklarda “Türk Çamı” (“Turkish Pine”) olarak adlandırılan kızılçamın, 23 milyon yıldır Anadolu’da var olduğu bilinmekle birlikte, bu çamların yangınların yayılmasını kolaylaştırmak için 1947 yılında Marshall Yardımları ile birlikte Anadolu’ya ekildiği / yaygınlaştırıldığı iddiası abesle iştigâldir.

 

Son günlerde yaşanan üzücü kayıplara yol açan yangınların etkisiyle sosyal medyada, yanan bölgelerde ağaçlandırma çalışmalarında çam yerine zeytin ya da meyve ağaçları dikilmesi gerektiği yönünde bazı paylaşımlara şahit olduk. Bu süreçte, kızılçam ağaçlarının yangının hızla yayılmasını sağladığı, ülkemize kızılçam ağaçlarının ekiminin Marshall Yardımları ile ilintili olduğu, kızılçam ekiminin ABD’nin bir tuzağı olduğu da öne sürülmüştü.

İşbu yazıda, bu yöndeki iddianın ormancılık bilim ve tekniğinden uzak olduğunu aktarmaya çalışacağız.

Öncelikle, iddiayı içeren paylaşım ve köşe yazılarından örnekler sunalım.

Rahmi Turan, Sözcü’deki 2 Ağustos 2021 tarihli “Yanan çam ağaçları ABD tuzağıdır” başlıklı yazısında bu iddiayı şöyle aktarmıştı:

Yanan çam ağaçları ABD tuzağıdır!

 

Yurdumuzun çam ormanları çıra gibi yanarken,  Türkiye Futbol Federasyonu’nun önceki başkanlarından Mustafa  Kemal Ulusu’dan bir ileti aldım. Diyor ki:

“Ülkemizin ormanları her zaman tehdit altındadır.

– Ya arazi açmak için,

– Ya hainler tarafından ülkemize zarar vermek için,

– Ya da ihmalden ve beceriksizlikten Türkiye’de orman yangınları sorunu hiç bitmiyor!

Devletimiz de bu tehdide karşı ne yazık ki, pek ciddi önlemler almıyor, yıllardır ormanlarımız yanıyor ya da yakılıyor! Bir tek yangın söndürme uçağımızın olmaması, hazin halimizin göstergesi!

Özellikle çam ormanları yangın açısından çok hızlı yayılma yeteneğine sahiptirler.

Çam ormanı yangınları korkunç bir hızla yayılır, her yanı yakıp kül eder.

Tüm bunlar iş bilmemekten, iyi yönetememekten kaynaklanır.

Futbolumuz da aynı değil midir?

Hemen her alanda ormanlarımız gibi perişan bir halde değil miyiz?

Mecazi anlamda, futbolumuz da ormanlarımız gibi yanmıyor mu?

İş bilmeyen ve beceremeyen başkan ve bürokratlar, aynen gemilerini karaya oturtan acemi kaptanlar gibiler!”

 

★★★

 

Yakılan çam ağaçlarının yerine zeytin ağaçları dikilmesini öneren M. Kemal Ulusu mesajına, televizyon sunucusu Gülgün Feyman Budak’ın bu konudaki dikkat çekici görüşlerini eklemiş.

“Çam ağacı ABD’nin Türkiye’ye bir tuzağıdır!” diyen Gülgün Feyman Budak’ın ilginç bulduğum yazısı şöyle:

 

★★★

 

“Amerika’nın Marshall yardımlarıyla (Truman antlaşmaları 1947 yılı) Ege ve Akdeniz bölgemizdeki milyonlarca zeytin ağacımız kökünden sökülerek gemilerle Avrupa’ya götürüldü.

ABD bunların yerine bize milyonlarca kavak ve çam (çıra) fidanı verdi.

Kavak ağaçları memlekette alerjik hastalıklar başlattı.

Çam ağacı ise bildiğimiz yağlı çıra idi. Dağlarımıza, ovalarımıza, her yere diktik!

Hiçbir işe yaramayan bu ağaç, ülkemizin dağına, bayırına dikilen saatli bomba oldular!

Bu ağaçlar yandığı zaman kozalakları patlayarak yanar halde 200 metre uzağa fırlamakta, oradaki çam ağaçlarını da tutuşturmaktadır.

Bugüne kadar kimi gördüysem ‘yetkili-yetkisiz, beyinli-beyinsiz’ herkese anlattım.

ABD bizim gibi ‘Haini bol’ ülkelerin coğrafyasını çam (ÇIRA) ormanlarıyla dolduruyor, içimizdeki hainlerin bir kibrit çakmasıyla ülkemize 100 savaş uçağının verdiği zarar veriliyor.

Şimdi soruyorum size:

Devletimiz bu çam ağaçlarının yerine zeytin, ceviz, badem, incir, sakız ağacı dikse daha akılcı bir yaklaşım olmaz mı? Hem bu ağaçlar kolay kolay yanmaz, hem de köylümüze önemli miktarda bir gelir olur.”

 

yanan çam ağaçları abd tuzağı

 

Hikmet Kurada da Haber gazetesindeki “Türkiye’ye Zeytin Ağacıyla Oynanan Oyun” başlıklı 27 Eylül 2019 tarihli yazısında gördüğü büyük resmi (!) şöyle aktarmıştı:

“Marshal yardımlarıyla Ege ve Akdeniz bölgemizdeki milyonlarca zeytin ağacımız kökünden sökülerek gemilerle Avrupa’ya götürüldü. ABD bize bu ağaçların yerine milyonlarca kavak ve çam (çıra) fidanı verdi. Kavak ağacı memlekette alerjik hastalıklar başlattı. Çam ağacı ise bildiğimiz yağlı çıra idi. Dağlarımıza ovalarımıza her yere diktik. Hiçbir işe yaramayan bu ağaç, ülkemizin dağına bayırına dikilen saatli bomba oldular. Bu ağaçlar yandığı zaman kozalakları patlayıp yanar halde 200 metre uzağa fırlamakta ve oradaki çam ağaçlarını da tutuşturmaktadır.

 

Bugüne kadar kimi gördüysem herkese anlattım. ABD bizim gibi haini bol ülkelerin coğrafyasını çam (ÇIRA) ormanlarıyla dolduruyor, içimizdeki hainlerin de bir kibrit çakmasıyla 100 savaş uçağının verdiği zararı veriyorlar. Şimdi soruyorum size; devletimiz bu çam ağaçlarının yerine zeytin, ceviz, badem, incir, sakız ağacı dikse hem bu ağaçlar kolay kolay yanmaz, hem de köylümüze bir ek gelir olur. Halen çam dikiyoruz bıkıp usanmadan.

 

Çam ağaçları saatli bomba gibidir… Ne olur çam (çıra) dikmeyin bu güzel memlekete… Yanıyor bu Cennet gibi güzel coğrafya… Yapmayın!.. Çam dikmeyin!…”

 

Kendilerine yönlendirilen e-posta içeriklerini doğrulamadan köşesine taşıyan bu gibi isimlerin iddialarının aksine Kızılçam Anadolu’da doğal olarak bulunan bir ağaç türüdür.

Çamgiller (pinaceae) familyasından Doğu Akdeniz Havzasına özgü kızılçam (pinus brutia) Anadolu’nun en karakteristik ağaç tiplerinden biridir.

Türkiye’nin Doğal-Egzotik Ağaç ve Çalıları Gymnospermler Angiospermler” (Editör: Prof. Dr. Ünal Akkemik) adlı kitapta kızılçam hakkında şu bilgiler sunulmuştu:

“Akdeniz flora bölgesi içinde Batı Anadolu olarak ayrılan alan, Akdeniz kıyılarındakilere benzer bitki topluluklarının hakim olduğu bir sahadır. Ancak burada Toros göknarı (Abies cilicica) ve Lübnan sediri (Cedrus libani) benzeri bazı önemli Akdenizli türler ortadan kalkmaktadır. Batı Anadolu’daki endemik türlerin çoğu Nif dağı, Spil dağı ve Bozdağlar gibi dağlık alanlar üzerinde yer almaktadır. Batı ve Orta Toroslar da ise, yüksek kesimlerde karaçam (Pinus nigra), göknar (Abies cilicica) ve sedirden (Cedrus libani) oluşan iğne yapraklı orman formasyonu yayılış göstermektedir. 1000–1200 metrenin altında kızılçam (Pinus brutia) ve bunların tahrip sahalarında maki formasyonu hakimdir. Maki formasyonunun bozulduğu alanları da çoğu yerde ayakyakan (Poterium sipinosum), kermez meşesi (Quercus coccifera), katran ardıcı (Juniperus oxycedrus), keçiboğan (Calicotome villosa), laden türleri (Cistus sp.) gibi kurakçıl çalılardan oluşan ve bozulan ekolojik koşullara ayak uydurabilen garig toplulukları kaplamaktadır.”

Akdeniz ikliminin etkili olduğu yerlerde kızılçam (Pinus brutia) oldukça yaygındır (Bu özelliği nedeniyle kızılçamın yaygın olduğu kuru orman parçalarına Karadeniz bölgesinde deniz etkisine açık Devrez, Gökırmak vadileri gibi bazı vadilerin alçak kesimlerinde de rastlanır).

“Doğal çamlarımız olan kızılçamlardan, reçine, terebentin yağı (Turpentine), çam yağı (pine wood oil), odun katranı (woodtar) ve kalofan (rosin) gibi yan ürünler üretilir. Fıstık çamımdan çam fıstığı üretilmekte ve bu amaçla plantasyonlar yapılmaktadır. Sarıçam ve özellikle karaçam türleri odunları bakımından son derece değerlidir. Özellikle geniş öz odunlarından dolayı Adana-Pos ve Balıkesir-Dursunbey ormanlarının karaçamları çok değerlidir (Yaltırık, 1988).”

“Kızılçam Türkiye’de en geniş doğal yayılışa sahip çam türümüz olup 5,6 milyon hektarlık bir alan kaplamaktadır (OGM, 2015).”

 

kızılçam pinus brutia ten

 

Baki Kasaplıgil, 1952 yılındaki bir makalesinde Akdeniz iklim tipinin hakim olduğu ibreli ormanlarda hakim ağaç türünün çam olduğunu belirtmişti (Baki Kasaplıgil (1952). “Türkiye’de Akdeniz İklim Tipinin Hakim Olduğu Bölgelerde Orman Vegetasyonu“. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi. Cilt 2. Sayı 2).

Prof. Dr. Ünal Akkemik, Anadolu’daki fosil ormanlarında yaptığı çalışmalarda çam türlerinin yaklaşık 20 milyon yıllık taşlaşmış ve kömürleşmiş fosillerini tespit etmişti (Ünal Akkemik (2019). “Jeolojik Çağlardan Günümüze Çamların Anadolu’daki Varlığı” Yeşil Dünya. Yıl 56. Sayı: 10-11-12. Ekim-Kasım-Aralık 2019. Sf: 26-35).

 

Jeolojik Çağlardan Günümüze Çamların Anadolu'daki Varlığı

 

Pinus (çam) cinsi ve türlerinin 35 milyon yıldır Anadolu’da yaşamlarını sürdürdüğünü tespit eden Prof. Dr. Ünal Akkemik, sosyal medyada ve gazete köşelerinde yayılan bu iddia hakkında söz konusu makalesinde “Anadolu’da çamlar, en güncel bilimsel bulgularımıza göre Miyosen döneminden (23 milyon yıldan) bu yana bu topraklarda yaşamaktadır; o nedenle bu açıklama gerçeği yansıtmamaktadır” tespitinde bulunmuş ve şu sonucu paylaşmıştı:

“Farklı materyaller üzerinde ya – pılan analizler ve çalışmalar çam türlerinin jeolojik çağlardan günü – müze kadar Anadolu ve Akdeniz havzasında var olduğunu göster – miştir. Çamlar, insanlık tarihinden önceki dönemlerden bu yana bu bölgenin asli ağaçlarından biridir. O nedenle kaynağı bilimsel olarak doğrulanmamış, belge, bilgi ve ka – nıtlara dayanmayan sosyal medya bilgilerine itibar edilmemesi gereklidir. Bu sosyal medya açıklamasıyla, ülkemizde ne yazık ki, konu hakkında bilgi sahibi olmadan ortaya böyle bir fikir atılmış ve toplumda farklı bir algıya yol açılmıştır.

 

Orman mühendisliği eğitimi 1857 yılında başlamış ve o yıldan bu yana büyük bir bilgi birikimine ulaşmıştır. Bu türden açıklamalar ve popülist yaklaşımlar, ne yazık ki, 162 yıllık ormancılık bilimine ve bilgi birikimine en hafif ifade ile “saygısızlık”tır. Bilimin her alanında olduğu gibi ormancılık alanında da bu tarz açıklamalar ve yaklaşımlar ortaya çıktığında, yetkili birimlerin ve özellikle bilim insanlarının gerekli bilimsel açıklamaları yapmaları ve bir yandan mesleğin onurunu korurken diğer yandan da toplumun doğru bir şekilde bilgilendirilmesi gereklidir.”

 

TEMA Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, katıldığı Kaan Sekban’ın canlı yayınında konuyla ilgili şu yorumda bulunmuştu:

“Bir kere orman ağacıyla tarım ağacını ayırmanız lazım. Ormanda diyelim ki badem diktiniz zeytin diktiniz. Orada üretime yönelik bir ağaç dikemezsiniz. Yapılıyor mu? Yapılıyor. Ama doğru değil. Bizim TEMA olarak onayladığımız bir husus değil. Çünkü orman kendi ekosistemi içerisinde kalmalı. Orman sürülmez. Ormanın içine tarım ilacı sokulmaz. Neden kızılçam meşe değil de kestane dikmiyorsunuz? Bu doğru bir soru değil. Tarım yapacağınız alanlar farklıdır ormanlaştıracağınız alanlar farklıdır. Bir kere bu ikisini birbirine karıştırmamamız lazım. Şunu yapabilirsiniz. Karışık orman yaptığınızda içine badem de ceviz de dikersiniz. Ama orda kurda kuşa bırakacaksınız siz ellemeyeceksiniz tarımını yapmayacaksınız. Çamda da aslında bizim kızılçam bu bölgenin ağacı. Söylenildiği kadar dışardan gelmiş bölgeye yabancı bir tür değil. Tabii ki avantajları ve dezavantajları var. Meşe, biz de istiyoruz meşenin yayılmasını. Türkiye’de meşe belli ortamlardan uzaklaştırıldığı için tekrar yetiştirilmesi çok zor oluyor. Ülke olarak orada da başarılı değiliz. Biz geçmişte çok meşe ağaçlandırması yaptık. Sonuçlarına baktığımızda verimlerinin başarı oranlarının düşük olduğunu gördük. Ama hep beraber tabii ki meşe için uğraşalım. Orman Bakanlığına da baskı yapalım daha çok meşe dikilmesi için. Kızılçamda bu bilgi bir yerden sızdı aldı gitti. Sürekli kızılçam kötülüyoruz. Kızılçam bu bölgenin ağacı Bugün bir yazı geldi Hayrettin Bey akasya severmiş de kızılçam sevmezmiş de, o kadar yanlış bilgi var ki, Hayrettin Bey akasya gördüğünde tüyleri diken diken olurdu, çünkü yabancı çeşit.

 

Çam türü ağaçların Türkiye coğrafyasında hep var olduğunun ve var olmaya devam edeceğini belirten Orman Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Türkyılmaz, ağaçlandırmalarda öncelikli olarak mühendisler tarafından toprak analizlerinin yapıldığını ve yörenin ekolojisine göre dikilecek ağaç türüne karar verildiğini belirtmişti. Türkyılmaz, yeniden ağaçlandırmada kızılçamın tercih edilmemesi yönündeki iddialara ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı:

“Kızılçam ülkemizde en geniş alana yayılan çam türüdür ve yangınlardan sonra kendini yenileyebilme özelliğine sahiptir. O yüzden yanan kızılçam ormanları asla yok olmaz ve küllerinden yeniden doğar diyoruz. Elbette ormanlarımız yanmasın ama yanan kızılçam ormanlarındaki kozalak ve tohumlar aşırı ısıdan dolayı uyanarak ilkbahar ile çimlenmeye başlar. Eğer tohum ile ormanlaştırma yetersiz veya mümkün değilse, ağaçlandırma ile yeniden ormanlaştırma yapılır. Kısacası bu çalışmalar boyunca ormancılar tamamen doğayı taklit eder.”

 

“Tüm ekolojik ve doğal faktörler değerlendirildiğinde özellikle Akdeniz ikliminin egemen olduğu yörelerde kızılçam en ideal türlerimizin başında gelir. Kızılçam, kuraklığa en dayanıklı çam türüdür. Meyve ağaçları ise ciddi bir emek ve sulama ister.”

 

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yılmaz Çatal da yanan orman alanlarında zeytincilik yapılmasına yönelik gelen taleplerin şaşkınlık verici olduğunu ifade etmişti. Çam ağaçlarının uzun yıllardır Anadolu topraklarında bulunduğunu anımsatan Çatal, “Doğaya açık koşullarda bilimsel ön çalışmalar yapmadan bir yörenin bitki türünü değiştirmek onarılamaz büyük yaralar açar. Bir yörenin bitki türü değiştirilemez, hele ki kurak ve zor tür adaptasyonun olduğu Akdeniz ekobölgesi gibi bölgelerde tür değişikliği yapılamaz.değerlendirmesinde bulunmuştu.

 

Yangın ekolojisi uzmanı biyolog Prof. Dr. Çağatay Tavşanoğlu, Akdeniz Bölgesi’nde kızılçam ekimi ve orman yangınları ile ilişkisine şöyle değinmişti:

“Akdeniz ormanları birkaç milyon yıldır yanmakta olduğundan, buradaki bitkiler (Kızılçam dahil) yangına uyarlanacak şekilde evrimleşmiştir. Dolayısıyla, sanılanın aksine, Akdeniz’de bir orman yangınından sonra ormanın “yok olması” söz konusu değildir. #ormanyangini #ekoloji

 

Yangından hemen BİRKAÇ AY sonra, ilk bakışta ölü sandığınız (kavrulmuş odundan başka birşey göremediğiniz) çalılar, toprağın altında yangını canlı atlatan dokuları sayesinde sürgün verecek ve ortamda yeniden belirecek.

 

Yangın sırasında toprağın üst tabakasında bulunan ancak daha önce uyku halinde bekleyen tohumlar, artan sıcaklık ve duman sayesinde uyarılır; sonbahar ve kışın gerçekleşen ilk yağışlar ile çimlenirler. Bu bitkilerin fideleri yangından yaklaşık YEDİ-SEKİZ AY sonra alanda görülür.

 

Kızılçam, tohumlarını yangından korumak için bazı kozalaklarını yıllarca kapalı tutar. Yangından sonra birkaç hafta içinde bu kozalaklar açılır ve tohumlar besin ve mineralce zenginleşmiş olan yanmış toprağa ulaşır. Bu tohumlar GELECEK BAHARDA karşınıza genç fideler olarak çıkar.

 

Akdeniz ormanları, bu ormanlarda yaşayan bitkilerin (Kızılçam dahil) sahip olduğu yangın uyarlanmaları sayesinde kendilerini yangından sonra YENİLEYEBİLME özelliğine sahiptir.

 

Yangından sonra Kızılçam ormanlarında yapılan aktif restorasyon uygulamaları (ör: dozerle toprağı sürüp ağaç dikme), biyolojik çeşitliliğe büyük zarar vermekte ve ormanın gelecekteki bitki tür bileşimini değiştirmektedir.

 

Yangından sonra Kızılçam ormanlarında dolaylı restorasyon tekniklerinin uygulanması (ör: yanmış dalları yere sererek Kızılçam tohumu takviyesi yapma), bu ormanların biyolojik çeşitliliğin korunarak yenilenmesi için en kullanışlı yöntemlerden birisidir.

 

Sanılanın aksine, Orman Teşkilatı yanan Kızılçam ormanlarının yenilenmesi için çoğu durumda dolaylı restorasyon tekniklerini kullanmaktadır. Ağaç dikme ise sıklıkla ikincil bir yöntem olarak uygulanmaktadır.

 

Yangın ekolojisi uzmanı İsmail Bekar konuyla ilgili şu yorumda bulunmuştu:

“Akdeniz ormanları yüzbinlerce hatta belki de milyonlarca yıldır varlığını sürdürebiliyorsa bunu Kızılçam gibi yangınla beraber yaşamayı öğrenmiş türlere borçludur. Çamlar ve diğerleri düşman değildir, aksine bu ormanların kurtarıcısıdır.”

 

“Türkiye’nin Ağaçları ve Çalıları” adlı kitabın yazarı Elektrik Elektronik Mühendisi Necati Güvenç Mamıkoğlu, Türkiye’de doğal olarak en fazla rastlanan ağaç türünün zeytin ve kızılçam, en az görülenin ise Datça Yarımadası’ndaki Datça hurması ile Muş, Siirt ve Hakkari’de bin 500 metrenin üzerindeki yüksekliklerde görülen zelkova olduğunu söylemişti. Mamıkoğlu, orman yangınlarına karşı hassas olduğunu belirttiği kızılçamlara ilişkin “Kızılçam yangına karşı en duyarlı ağaçlardan biridir. Yanan ormanların büyük bir bölümü de kızılçam ormanlarıdır. Bu ormanlarda kızılçamın arasına yangına dayanıklı olan Akdeniz servisi ya da geniş yapraklı ağaçlar dikilmesi, bu alanları dayanıklı hale getirilebilir” önerisinde bulunmuştu.

 

OrmanBölgeŞefi adlı sosyal medya kullanıcısı “çam ekilmemesi” yönündeki çağrıların yerinde olmadığını şöyle aktarmıştı:

“Çam dikmeyin, onun yerine dağa, taşa meyve ağaçları dikin” gibi paylaşımlar sosyal medyada bilgi kirliliğine yol açıyor. Çam ağaçlarının ülkemizdeki tarihi ve Dünya’daki yayılışı hakkında bilimsel makalelerden alıntı ve teknik bilgiler ile konuyu açıklamaya çalışacağım.

 

Öncelikle gördüğümüz her ibreli ağaç, çam değildir. “Dünya üzerinde 11 cins ve 232 türle temsil edilen Çamgiller (Pinacea) familyasının ülkemizde dört cinsi(Çam, Göknar, Sedir, Ladin) ve bu cinse ait 9 türü doğal yetişiyor.”(Prof. Dr. Ünal Akkemik, 2014)

 

“Çam(Pinus) cinsi Kuzey yarımkürenin, Kuzey Amerika, Asya ve Avrupa’nın son ağaç sınırına kadar geniş bir alanda yayılış yapar.”(Prof. Dr. Faik Yaltırık, 1988) Yani çam ve türleri sadece ülkemizde değil, Dünya genelinde en çok doğal yayılış gösteren türlerden biridir.

 

Hatta bazı kaynaklarda yayılışa göre adlandırılır. Mesela, Kızılçam yani Pinus brutia “Turkish Red Pine”, Pinus resinosa ise “Norway Red Pine” olarak belirtilir. *Kızılçam; “Pinus brutia Ten.” adı ile ilk defa 1811’de Tenore tarafından tespit ve tavsif edilmiştir(Selik, 1963)

 

Ülkemizde en fazla bulunan çam türleri ise sırasıyla; Kızılçam, Karaçam, Sarıçam, Fıstıkçamı ve Halepçamı’dır. İklim, nem, rakım gibi faktörlere göre yayılışları değişiklik gösterir ve sadece ülkemizde değil, şartların uygun olduğu ülkelerde de yayılış gösterirler.(Kaynak:FAO)

 

“Akdeniz mıntıkasındaki ormanlık sahanın %15’ini maki, %7’sini yapraklı ve %78’ini ibreli ağaçlar oluşturur. Ege mıntıkası ormanlarında ise maki %19, yapraklılar %18 ve ibreliler %63 nispetinde bulunur.”(Prof. Dr. Ali Kemal Yiğitoğlu, 1941)

 

“Ülkemizde akdeniz iklim tipinin hakim olduğu ibreli ormanlarda hakim ağaç türü çamdır.”(Prof. Dr. Baki Kasaplıgil, 1952) “Kızılçam dünya üzerindeki en geniş yayılışını Türkiye’de Akdeniz sahillerini baştan başa kapsayarak yapmaktadır.”(Prof. Dr. Baki Kasaplıgil, 1952)

 

Ülkemizin yetiştirdiği botanikçi ve meslek büyüğümüz Sayın Prof. Dr. Ünal Akkemik ise Anadolu’daki fosil ormanlarında yaptığı çalışmalarda çam ağaçlarının yaklaşık 20 milyon yıllık taşlaşmış ve kömürleşmiş fosillerini tespit etmiştir. (Kaynak ve Fotoğraf: Prof. Dr. Ünal Akkaya)

 

Yine kızılçam milyonlarca yıldan beri yangın geçirdiğinden yangınlar ile kendini yenileyebilme özelliği kazanmıştır. O yüzden yanan kızılçam ormanları ilk öncelik olarak fidan ile değil, tohum ile ormanlaştırılır. Yüksek ısı ile uyanan tohumlar ilkbaharda kendiliğinden çimlenir.

 

Eğer sahada yeterli tohum yok ise benzer orijinden kozalaklar toplanarak tohumları sahaya saçılır. Şayet teknik olarak tohum ile ormanlaştırma mümkün değilse, işte o zaman yanan saha fidan dikilerek ağaçlandırılır. Sonuç olarak kızılçam ormanları yok olmaz, küllerinden doğar.

 

Oysa, “Amazonlar’daki bitkilerin çoğunun yangına karşı geliştirmiş oldukları bir uyarlanma olmadığından, buradaki yangınlar ekosistemi çok daha olumsuz yönde etkilemekte ve yenilenme süreci çok daha uzun zaman almaktadır.” (Doç. Dr. Çağatay Tavşanoğlu, Yangın Ekoloğu)

 

Ağaçlandırmalarda ise toprak analizleri yapılır ve yörenin ekolojisine göre dikilecek ağaç türüne karar verilir. Su zengini bir ülke değiliz ve doğal kaynaklarımızı tasarruflu kullanmak esastır. Kızılçam kuraklığa en dayanıklı çam türüdür, kanaatkardır ve su istemez.

 

Tüm bunlara rağmen mümkün alanlarda köylülerimize gelir sağlaması amacıyla meyve ağaçları dikilmeli ve dikiliyor. Mesela 5 bin 319 köyde ceviz, badem, kestane, dut, alıç, ahlat, kuşburnu, defne, keçiboynuzu, zeytin gibi türlerden 14 milyon meyve fidanı toprakla buluşturuldu.

 

Kuş gözlemcisi Emin Yoğurtçuoğlu ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla çam ağacı ekilmemesi çağrısına şöyle karşı çıkmıştı:

“ÇAM AĞAÇLARININ 1947’de ABD TARAFINDAN ÜLKEMİZE KÖTÜLÜK EDİLMEK İÇİN GETİRİLDİĞİ İDDİASI ÜZERİNE: BU AÇIKLAMAYI İLK KİM ÇIKARDIYSA NET SAÇMALIYOR. YETER ARTIK! Çam, milyonlarca yıldır bu topraklarda. Fosilleri burada. Çam ağaçları birilerinin eliyle Türkiye’ye getirilmedi. Çam ağaçları Türkiye’nin ekosisteminin en büyük yaşam kaynaklarından biridir. ONUNLA YAŞAMAYA ALIŞMIŞ ONLARCA CANLI VAR. Neredeyse Türkiye endemiği olan Anadolu Sıvacısı kuşu onlardan biri. Anadolu Sıvacısı’nın dünya popülasyonunun %70’i Türkiye’deki çam ve ibreli öteki ağaçlarda yaşıyor. Kara ve Kızıl Çam en çok kullandıkları iğne yapraklı ağaçlardan ikisi. Hani bazıları “hiçbir ise yaramayan yağlı çıra” diye paylaşıyor ya, bilin istedim. Bu sadece bir örnek. Kızıl Çam, milyonlarca yıldır yanan Akdeniz Orman kuşağında kendini yaşatabilmek için tohumlarını birkaç sene boyunca kapalı tutabiliyor. O yangın sırasında patlıyor dediğiniz şey ekosistemin devamı için gerekli olan bir savunma refleksi. Ağacı bunu yaptığı için suçluyorlar gerçekten! Orman flora ve faunası hakkında bilgi sahibi olmayan, Akdeniz hayvanları ve orman ağaçları hakkında bilgi sahibi olmayanlar bu yukarıdaki görseli paylaşıp, çam ağaçlarını düşman ettiler. İtibarsızlaştırdılar. Sene 2021, YENİ BİR BATIL İNANÇ DOĞURULDU VE BUNA ÜLKENİN BELKİ YARISI İNANDI. Aklım şaşmış bir vaziyette ünlülerin bile bu saçmalığı paylaşıp, bitki örtüsünü değiştirmeliyiz dediğini görüyorum. Aklım almıyor. İçim elvermiyor. Yanmayan çam ağaçlarını da ateş altına atıyor bu yanlış paylaşımlar. İnsanlar gidip çamları değersiz görmeye başlarsa, zarar verirlerse, ona bağımlı yaşayan onlarca bitki ve hayvanın vebalini bu gönderiyi paylaşanlar üzerine alabilecek mi? Sanmam, çünkü kim ne bilsin Anadolu Sıvacısı’nı… Bu durumun nereye gideceğini bir tek ben mi korkutucu buluyorum? Daraldım gerçekten…”

“Çok saçma argümanlar var ve insanlar bunları gerçekmiş gibi algılayıp koskoca Kızıl Çam ağacını suçlayacak kadar garipleşebiliyorlar. Onlardan biri Kızıl Çam ağacının yangınlar çoğalsın diye sonradan Türkiye’ye bilerek getirildiği… (Dünyada duyduğum en saçma şey) Kızıl Çam’ın ingilizcesi bile Türk Çamı. Türkiye’de birkaç farklı çam türü yaşar. Akdeniz’deki kurak ve sıcaklığa dayanıklı olanı Kızıl Çam, Ankara gibi orta kuşak bölgelerini domine eden Kara Çam ve yüksek bölgelerde, dağlarda soğukla baş etmeyi çok iyi beceren ve iğne yaprakları kısa olan Sarı Çam onlardan üçüdür. Yani Kızıl Çam bizim ağacımızdır. Yangınlara, şiddetli kuraklığa ve sıcağa çok dayanıklıdır. Yerine kafanıza göre başka ağaç dikemezsiniz. Yani bağışlarda toplanan paralar, yanan bölgeleri ağaçlandırmak için vakıflar tarafından kullanılamaz. Sadece Orman Genel Müdürlüğü müdahale edebilir. Bu yangınlar Akdeniz’de hep olduğundan bu ağaçlarda kendilerini buna karşı hazırlamışlardır. Burada gördüğünüz kozalak aslında yanan bölgeleri kendi haline bıraksak nasıl bir an önce toparlayabildiğinin kanıtını içeriyor. Çağatay Hoca’nın bu fotoğrafa yorumu: ”Doğanın kendini yangından sonra nasıl yenileyebildiğine bir örnek. Kozalağın içinin yangında kavrulmamış olduğunu görebiliyorsunuz burada, çünkü kozalak yangına kadar yıllarca kapalıymış. Yangından bir süre sonra açılarak tohumlarını ortama saçmış.” Yani zaten dikim yapılmasa orman kendi ekosistemini birkaç senede toparlamaya başlayacak. Siz dikim yapmak için toprağı sürmeye kalkarsanız asıl problem başlıyor. Peki siz ne yapabilirsiniz?”

 

Kapak görseli: Pixabay

 

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

12 yorumlar

serpil 4 Ağustos 2021 - 01:16

Sen hiç yanan bif kızılçam gördün mü? Dalga mı geçiyorsun. Alevleri göğü sarar. Bir ağaç 10 saniyede 100lerce ağacı tutuşturur.

yanıt
Rifat Engin Tarhan 4 Ağustos 2021 - 12:14

Sağdan soldan toplanan bilgileri bir potpuri şeklinde okurun önüne koyup “al bundan ne sonuç çıkartırsan çıkart” demek son derece bilimsel olmuş.

yanıt
Fırat Bulur 4 Ağustos 2021 - 13:28

Gerzek değilsen anlarsın

yanıt
Celaleddin Vakur Batumlu 7 Ağustos 2021 - 08:21

MEDYA VE SOSYAL MEDYADA O KADAR ÇOK BİLGİ KİRLİLİĞİ VAR Kİ, KİM NEYE İNANSIN. AT ÇAMURU, İZİ İLE AHMAKLAR UĞRAŞSIN. KEŞKE HERKES SİZİN GİBİ KAYNAKLARI İLE YAZSA. TEŞEKKÜRLER

yanıt
Demir 8 Ağustos 2021 - 15:46

Çanakkale onsekiz mart üniversitesi coğrafya bölümü mezunuyum. Vejetasyon coğrafyası dersi aldım ama kusura bakmayın da türk çamı diye bir şey duymadım günümüzde birileri tarafından uydurulmuş kavram gibi duruyor. Bir bitkiye bir yerin adını verebilmek için ya o yöreye ait endemik tür olmalı ya da bulan kişi o yörenin adını verebilir. Kızılçam da böyle bir durum söz konusu değil. Mesela İspir meşesi, toros köknar, kazdağı köknar gibi. Neyse olmamış lütfen daha dikkatli olun

yanıt
Bekir 7 Ağustos 2021 - 13:48

Yazıklar olsun
Sen badem ceviz ektinde tutmadı mi
Okumuş cahillik de budur
Ek zeytini
Ek bademi
Toroslar cennet olsun

yanıt
salih güven 8 Ağustos 2021 - 16:03

beyin diye bir organ var, arada kullan

yanıt
Savaş 8 Ağustos 2021 - 09:04

İyi de aynı yangınlar Amerika’da da var aynı ağaçlar Amerika’da da var çember neden ortalığı bulandırıp da işin içine bir bit yeniği katıyorsunuz

yanıt
Aaa 8 Ağustos 2021 - 11:47

5 yıl sonra tekrar yanması için çıra ekme seferberliği başlatılır. Ve 5 yıl sonra tekrar Bi dejavu yaşarız. Ve bu kısıtdöngü halinde devam eder. Neymiş efendim 35 milyon yıl boyunca varmış. Kime nee faydası var.

yanıt
Umut Yüksel 12 Ağustos 2021 - 06:23

O güzelliklerin birçok konuda dünya ya faydası var ama benim bir faydamın olup olmadığı meçhul maalesef.

yanıt
Zorunlu 8 Ağustos 2021 - 16:48

Sosyal medya körleştirir…

yanıt
Çamlık Genel Müdürlüğü 18 Aralık 2021 - 22:55

He abi he. Anadoluda çamdan başka ağaç yoktu hepçam vardı. Meşe yoktu, andaç yoktu, porsuk yoktu, dinar yoktu hep çam vardı. OGM kolayına geldiği için değil, ucuz olduğu için değil, sayıları abartarak göstermesini mümkün kıldığı için değil, çam türk çamı olduğu için dikiyor her yere. Orman dikiyoruz diye her yeri çamlığa çevirdiler. 100 dönüm çamlık yapacaklarına 1 dönüm meşelik yapsalar daha hayırlı olur ona da razıyız ama kimseye bir şey sordukları yok.

yanıt

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz