Anasayfa » Tüm Yazılar » “Kırmızılı Kadın”ın Kanser Nedeniyle Yaşamını Yitirdiği İddiası

“Kırmızılı Kadın”ın Kanser Nedeniyle Yaşamını Yitirdiği İddiası

malumatfurusorg

Taksim Gezi Parkı Protestoları Sürecinde Polis Yüzüne Biber Gazı Sıkarken Görüntülenen ve Kamuoyunda “Kırmızılı Kadın” Olarak Tanınan Ceyda Sungur’un Kanser Nedeniyle Vefat Ettiği İddiası Doğru Değil

Yanlış İddia

 

Taksim Gezi Parkı eylemlerinde yüzüne polis tarafından yakın mesafeden biber gazı sıkılırken çekilen fotoğrafı ile sembol haline gelen “Kırmızılı Kadın” unvanıyla tanınan Ceyda Sungur’un kanser nedeniyle vefat ettiği iddia edildi.

 

kirmizili kadin

 

Gezi’nin sembolik isimlerinden Kırmızılı Kadın’ın kanser nedeniyle vefat ettiğini ileri süren sosyal medya paylaşımlarından bir örnek:

 

Ropdöşambırlı Uğur Hocca (@mucizekur):

“Herkesin Gezi Parkı’ndaki Kırmızılı Kadın olarak tanıdığı, direnişiyle hafızalara kazınan Ceyda Sungur kanserden ölmüş😢 Allah gani gani rahmet eylesin….”

 

kirmizili kadin oldu

 

28 Mayıs 2013 günü İstanbul Teknik Üniversitesi Taşkışla Kampüsü civarında meydana gelen gösteri esnasında polisin doğrudan yüzüne biber gazı sıktığı kırmızı elbiseli, bez çantalı genç kadın, ilgili dönemde İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapan Ceyda Sungur‘du.

“Simge” haline gelen fotoğraf Reuters muhabiri Osman Orsal tarafından kaydedilmişti.

İlgili andan kareler şu şekildeydi:

 

kirmizili kadin polis

 

kirmizili kadin foto

 

gezi parki kirmizili kadin

 

kirmizili kadin biber gazi

 

kirmizili kadin gezi

 

Gezi Parkı’nın simge isimlerinden ve “kırmızılı kadın” olarak tanınan Ceyda Sungur’un vefat ettiği iddiası asılsız. Hâlihazırda Fransa’daki Panthéon-Sorbonne Üniversitesinde (Université Paris 1 Panthéon-Sorbonne) akademik hayatını sürdüren Ceyda Sungur, kanser nedeniyle yaşamını yitirmiş değil.

Ceyda Sungur’un eşi gazeteci Fırat Fıstık, iddiayı şu sözlerle tekzip etmişti:

“bu haber yalan ve dünden beri bu arkadaşa yazıyorum. hala yayılmaya devam ediyor. yazmama rağmen ve görmesine rağmen tweeti silmiyor. neden? çünkü etkileşim alıyor. sosyal medya dersi gibi. sahtekarlık.”

Doğruluk Payı yayımladığı incelemede Kırmızılı Kadın Ceyda Sungur ile 10 Nisan 2021 tarihinde hayatını kaybeden Olcay Senem’in karıştırıldığını tespit etmişti.

Halk TV’de17 Ocak 2022 günü yayınlanan Ayşenur Aslan’ın sunduğu Medya Mahallesi adlı programda Yazgülü Aldoğan’ın “Kırmızılı Kadın’ın hayatını kaybettiği” yönündeki söylemi ardından bu yanlış iddia yaygınlık kazanmış. Aldoğan, aynı gün yaptığı bir sosyal medya paylaşımında, “Çok şükür isim karışmış, ölmemiş. Ömrü uzamış. ben de programda söyleyince küçük bir linç yedim, sayenizde!” ifadeleriyle Kırmızılı Kadın’ın hayatta olduğunu belirtmişti.

 

 

Ceyda Sungur hakkında ise “Halkı Kanuna Uymamaya Tahrik” suçundan yürütülen soruşturma sonunda suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilmişti.

Kırmızılı Kadın’ın yüzüne yakın mesafeden biber gazı sıkan polis memuru Fatih Zengin, görevi kötüye kullandığı gerekçesiyle 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve İstanbul 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede polis memuru Zengin’in Ceyda Sungur’a bir metreden daha az mesafeden yüzünü hedef alarak biber gazı sıktığı, gazdan etkilenen Sungur’un arkasını dönmesine rağmen polisin gaz sıkmaya devam ettiği kaydedilmişti. Davaya bakma görevini sulh ceza mahkemesine ait olduğunu ifade eden İstanbul 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi görevsizlik kararı vererek dosyayı İstanbul 18’inci Sulh Ceza Mahkemesi’ne göndermişti. İstanbul 73. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama neticesinde Fatih Zengin’e verilen 20 ay hapis ve 600 fidan dikme cezası ertelenmişti. Zengin’in yeniden yargılanma talebi reddedilmişti.

Fatih Zengin’in kendisini biber gazı sıkılması yönünde talimat verdiğini ileri sürdüğü olayın meydana geldiği tarihte Beyoğlu ilçesinden sorumlu İl Emniyet Müdürü Ramazan Emekli, “Ben öyle bir talimat vermedim kendisine. Bu yöndeki beyanları kabul etmiyorumyanıtını vermişti.

İstanbul Adalet Sarayı’nda bulunan İstanbul 18. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya suçtan zarar görme ihtimaline binaen şikayetçi sıfatıyla katılan Ceyda Sungur’un ifadesinden bölümler şu şekilde basına yansımıştı:

“İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Taşkışla Kampüsü’de buraya yakın olduğundan hemen parkın yok edilmesine karşı protestoda bulunmak için Gezi Parkı’na gittim. Polise herhangi bir direnişte, hakarette ya da eylemde bulunmadım. Polisin yüzünde maskesi vardı, yüzünü göremedim. Ben olay günü kanuni protesto hakkımı kullanmaktan başka bir şey yapmama rağmen bana orantısız şekilde hatta sırtımı döndüğümde sırtıma da gelecek şekilde yüzüme ve gözüme doğru gaz sıkıldı”

 

“Bir arbede oldu. Polislerin göstericileri ittirmeleri ile gaz sıkmaları ile biri beni ittirmeden karmaşa sırasında ben yere düştüm. Arbededen sonra ayağa kalkıp döndüm. Polis sanık ile yüz yüze geldim. Polis memuru sanık hazır şekilde gaz sıkmak için bekliyordu. Amiri sık sık dedi. Elinde telsizi olmasından amiri olduğunu düşünüyorum. Sonrasında ise polis coştu. Ben görevli polis memurunun o an yanında bulunan kişinin tespitini ve cezalandırılmasını istiyorum. Ayağa kalktığımda şikayetçi olduğum sanık polise yarım metre kadar en yakın konumdaydım. Bu polis memuru biber gazını herhangi bir uyarı yapmadan bir şey söylemeden bana doğru sıktı. Yüzümde yanmalar oldu. Solunum yapmakta zorlandım”

 

“Sonradan da hastaneye kontrole gitmedim. O günden sonra gaz sıkılması nedeniyle herhangi bir rahatsızlanmam olmadı. Ancak o gün gazın sıkılmasından itibaren bir saat boyunca acı çektim. Yine de Adli Tıp Kurumu’na sevk edilerek sağlık raporu alınmasını istiyorum. Sanıktan şikayetçiyim, cezalandırılmasını istiyorum”

 

İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün göstericilere karşı orantısız güç kullanılmasıyla ilgili başlattığı soruşturmada, aralarında Kırmızılı Kadın’ın yüzüne yakın mesafeden biber gazı sıkan polisin de bulunduğu 43 polise, 6 ay ile 16 ay arasında kıdem durdurma disiplin cezası verilmişti.

Yüzüne biber gazı sıkıldığı ana ait fotoğrafların yayımlanmasından sonra Ceyda Sungur, öne çıkartılmak istemediğini, Gezi Parkı’nın konuşulması gerektiğini belirtmişti.

Gezi Parkı Protestoları esnasında polis müdahalesi nedeniyle yaralanan insanların tedavisi için kurulan seyyar hastanede gönüllü olarak çalıştığını belirten Sungur “Benim için bu ifade özgürlüğü ve halkın gücü ile ilgilidir” ve “Şimdi insanlar, ilk defa olarak gücünün kendilerine iadesini talep etmek için gerekli özgüvene sahip. Her şeyi değiştirme özgüvenleri varyorumunda bulunmuştu.

Ceyda Sungur, Radikal gazetesinde kaleme aldığı yazıda, kendisine yakın mesafeden biber gazı sıkan polis hakkında 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmasını “sembolik bir fotoğraf karesinin dünya üzerinde yarattığı etkiyi kullanmak” olarak değerlendirmiş ve “23 yaşındaki bir polisi yargılamak, polisin ‘destan’ yazdığını iddia eden iktidarın zulmünü aklayamaz.“, “Gezi direnişinde yitirdiklerimizin katilleri ve gerçek sorumluları cezalandırılana kadar, kimse adaletten bahsetmesin.” ifadelerini kullanmıştı.

Sungur’un bahsi geçen yazısı şu şekildeydi:

“Şimdiye kadar ‘kırmızılı kadını’ cisimleştirip zihinlerdeki sembolik değerini değiştirmemek, ve mücadelenin kendisinden öte kişilerin ön plana çıktığı bir gündem yaratmamak adına konuşmak istememiştim. Fakat başta Gezi’de hayatını kaybeden kişilerin ailelerine karşı bu açıklamayı bir borç biliyorum. Basında çıkan haberler beni fazlasıyla rahatsız etti.

 

Gezi direnişinde yitirdiklerimizin katilleri ve gerçek sorumluları cezalandırılana kadar, kimse adaletten bahsetmesin! Tek başına, amirlerinden aldığı emirle hareket eden 23 yaşındaki bir polisi yargılamak, polisin ‘destan’ yazdığını iddia eden iktidarın zulmünü aklayamaz. Gezi direnişinden bu yana, aradan geçen 7 ay içerisinde, polis şiddeti ile yaralananların şikâyetlerinin hiçbirisi dava konusu olmamışken yüzüme gaz sıktığı için yargılanan polise verilecek cezanın adalet duygusuna zerre katkısı yok. Açık ki yargılamanın bu aşamada bırakılması, kırmızı elbiseden ibaret sembolik bir fotoğraf karesinin dünya üzerinde yarattığı etkiyi kullanmanın ve bu vesileyle milyonların isyanını bastırma kaygısının ötesine gidemeyecektir. Sadece, çalışma koşulları ve iş güvenceleri amirlerinin dudakları arasında olan polis memurlarını yargılamak ise Gezi direnişinde hayatını kaybeden, beyin kanaması geçiren, gözlerini kaybeden, kolu bacağı kırılan veya yaralanan herkesin, onların ailelerinin ve biz tesadüf eseri hayatta kalmayı başaranların acısını dindiremez.

 

Ne yazık ki, Ethem Sarısülük başından bir polis kurşunu ile vurulduğunda, Abdullah Cömert kafasına gaz fişeği isabet ettiğinde, Mehmet Ayvalıtaş 1 Mayıs Mahallesi’nde Gezi eylemlerine katıldığı sırada ezildiğinde, İrfan Tuna işyerinde gaza maruz kaldığında, Medeni Yıldırım Lice’de kalekol inşasına karşı pankart açtığında, Selim Önder Gümüşsuyu’nda oturan kızını ziyarete gittiğinde, Zeynep Eryaşar Gezi Parkı’nda nöbet tutan çocuklarına destek için yürüyüşe katıldığında, Ahmet Atakan katillerin cezalandırılmasını istediğinde, Ali İsmail Korkmaz dövülerek öldürüldüğünde, Serdar Kadakal çalıştığı yerin önündeki sokakta oturduğunda, hiçbirinin üzerlerinde ‘kırmızı elbise’ yoktu. Güzel gözlü kardeşim Berkin Elvan ise bakkaldan ekmek almaya gitmekten daha büyük bir suç işlememişti. Bu insanların basın tarafından tesadüfen yakalanan fotoğraflarının olmaması, fail ve sorumlularının yargılanmaması veya ceza almaması için bir bahane olamaz.

 

Elbette bugün , başta fikri hak ve özgürlükleri savunan basın mensuplarının, siyasi tutukluların, hak gaspına uğrayanların yanında yer alan ÇHD avukatlarının, özgür bilimi savunan akademisyenlerin yargılandığı ve önümüzdeki pazar üzerinden yedi yıl geçmiş olacak olan Hrant Dink cinayeti gibi onlarca faili meçhul cinayetlerin sorumlularının korunduğu bir hukuki düzlemde, adalet ve hakkaniyetten söz edemeyiz. Tüm bunlara rağmen, yaşananların hiçbiri unutulmayacak ve yaşananlar karşısında maruz kalınan muameleye hiçbir zaman alışılmayacak. Adalet yerini ancak ve ancak verilen hak mücadelesi ile bulacak ve inanıyorum ki Berkin, tam da bunun için uyanacak.”

 

Yeni Şafak gazetesi yazarı İbrahim Karagül, “TÜSİAD”da bir “kurucu adam“, bir büyük dava” başlıklı 19 Eylül 2014 tarihli yazısında polisin yakından üzerine sıktığı biber gazı anındaki görüntüsüyle Gezi Parkı sürecinin sembollerinden olan “kırmızılı kadın”ın “senaryo” olduğunu ileri sürmüştü.

 

kirmizili kadin kanser

 

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz