Farklı dillerde “anlatılan bir konuyu anlayamamak” ve “herhangi bir konudan uzak kalmak” anlamında farklı ifadeler kullanılıyor.
Sosyal medyada bu hususta farklı haritayla görselleştirmeler paylaşılıyor.
Farklı dillerde “anlatılan bir konuyu anlayamamak” ve “herhangi bir konudan uzak kalmak” anlamında farklı ifadeler kullanılıyor. https://t.co/vsRuYk5bRD
Sosyal medyada bu hususta farklı haritayla görselleştirmeler paylaşılıyor. pic.twitter.com/KthfT7hiPJ
— Malumatfuruş (@malumatfurusorg) June 13, 2026
Türkçemizde bu anlamda “Anladıysam Arap olayım” deyiminin yanı sıra yaygın şekilde “konuya Fransız kalmak” deyimi de kullanılıyor.
Fransız kalmak deyimini Türkçemize kazandıranın Türkiye sosyalist hareketinin liderlerinden Нikmеt Κıvılсımlı olduğu ileri sürülüyor.
Fransız kalmak deyimini Türkçemize kazandıranın Нikmеt ΚıνıIсımIı olduğu söyleniyor. Ne kadar doğru @malumatfurusorg
— Fikri Hür (@fvihur) June 12, 2026
Fransız kalmak deyimini Türkçemize kazandıranın Нikmеt Κıvılсımlı’nın geliştirdiği tanım üzerinden Dev-Genç’lilerin olduğu belirtiliyor.
Hikmet Kıvılcımlı’nın sosyalist devrim konusunda pratiğe önem verip teoriyi ihmal edenler için “Fransızca konuşmak”, kuramla ilgilenenler için “Almanca konuşmak” deyimlerini kullandığı, daha sonra “Fransızca kalmak” deyimi üzerinden Dev-Gençli grupların “bir şeyi anlamamak” manasında “Fransız kalmak” deyimini kullanmaya başladığı aktarılıyor.
Murat Belge, “Başka Kentler Başka Denizler – 4” adlı kitabında sol terminolojide Fransız kalmak” deyiminin “siyasî söylem” anlamında kullanılan “Fransızca konuşmak” atfı üzerinden geliştirildiğini şöyle belirtmiş (2018. İletişim Yayınları):
“Arada bir ya da sık sık- siyaset konusuna giriyoruz. Bence Fransa’da siyasî tarih oldukça özel bir alandır. Bunun üstünde genel bir biçimde durabiliriz.
Bizim sol gelenekte Hikmet Kıvılcımlı “Fransızca konuşmak/Almanca konuşmak” deyimlerini tanıtmıştı, ben de bunu ondan öğrenmiştim. “Almanca konuşmak” felsefi, teorik konuşmak anlamına geliyordu. “Fransızca” konuşanlar ise doğrudan siyasî konuşanlardı.
Bir tarihte Lenin’den bir ansiklopediye “Marksizm” maddesini yazması istenmişti. Lenin, hâlâ sık sık başvurulan bir sistematizasyona giderek Marx’ın düşüncesini bir sacayağa oturtmuştu. Bunun üç ögesi 1) Alman felsefesi; 2) İngiliz ekonomi-politiği; 3) Fransız politikasıydı.
Yani “Fransız” denince akla “politika”nın gelmesi epey yaygın bir fenomen. Bu da şaşırtıcı bir şey değil aslında. Fransızlar’ın siyasileşmesi, bu şekilde siyasileşmesi Devrim’le başlayan bir şeydir. Ondan önce “siyaset”, en fazla üç beş kişinin “yapabildiği” bir şeydi ve şimdi anladığımız “siyaset”ten epey farklıydı.”
Bizim Anadolu gazetesinin yönetmeni Nazım Güvenç, “Fransız kalmak” ve “Fransızca konuşmak” deyimlerinin Hikmet Kıvılcımlı ile ilgisini şöyle anlatmış:
““Fransız kalmak”: Türkçede “bir konuyu gerektiği gibi bilmemek; özellikle de konunun kuramsal yanını bilmemek” anlamına gelir. Düz bilgisizlikten biraz farklıdır.
Peki nereden çıktı bu deyim?
Söyleyeyim: 1970’li yıllarda Dev-Genç’lilerden çıktı! Daha doğrusu, onlar bu deyimi kullanır oldular ve ağızdan ağza yayıldı, geldi! (Fransızcadaki Türkleri aşağılamaya yönelik deyimlere de bir karşılık gibi oluyor kendiliğinden ama amaç bu değil esasında.)
Kimden ve neden çıktı?
Onu da söyleyeyim: “Türk Komünist hareketi” denebilecek ne varsa onun en değerli önderi ve düşünürü Doktor Hikmet Kıvılcımlı’dan çıktı. Dünya durdukça anılsın, Kıvılcımlı işkencelere direnmiş, uzun yıllar hapislik çekmiş ve yaşı 70’i geçtiği yıllarda bile Dev-Genç’li militanlara taş çıkartacak derecede coşku dolu, aynı zamanda yurtsever bir komünistti. Bunun yanı sıra kurama çok önem verir; güncel siyasal yazılarının, yapıtlarının yanı sıra kendisi de özgün ve çok dikkate değer kuramsal eserler verirdi. Ayrıca Türkçe üzerinde de kısa fakat özgün bir kitap (“Türkçenin Üreme Yolları ve Dil Devrimciliğimiz”) yazacak denli dille de ilgilenmişti. Uzatmayalım, Hikmet Kıvılcımlı kişi olarak da çok özgün biriydi ve bu yanı yazı üslubuna da çok güçlü bir şekilde yansımıştı. O’nu okumuş olanlar iyi bilirler bunu. Fikirleri de, anlatım tarzı da kendine özel, kendine özgüydü.
1965-1971 arası yıllarda Türkiye’de bilimsel sosyalizm tartışmalarının ne daha önce, ne daha sonra hiç olmadığı kadar yoğun ve yaygın olduğu bir dönemde Dr. da Marksizm’i kendi üslubunca anlatırken Marx’ın “üç kaynak” olarak gösterdiği İngiliz ekonomi politiği, Fransız sosyalizmi (ve devrimci coşkusu) ile Alman felsefesi üzerinde dururdu. Sözü Türkiye’ye ve Türk sol hareketine getirir, bu arada da teorinin önemi ve pratiğin gereğini vurgulayarak bunlardan birini veya diğerini savsaklayan çeşitli sol çevreleri eleştirirdi. İşte bu süreçte Marx’ın zamanındaki dünya devrimci hareketinden örnekler verirken devrimci “pratiğe önem vermek ve teoriyi ihmal etmek, sırt çevirmek” anlamında “Fransızca konuşmak”; “kurama önem vermek, kuramla ilgilenmek” anlamında da “Almanca konuşmak” ifadelerini kullanırdı.
Elbette bu ifadeler Marx’ta yoktu! Bunlar Dr. Hikmet’in Marx’ın ağzına koyduğu ifadelerdi. Marx’ta veya her herhangibir dilde Fransızlara yönelik olarak Kıvılcımlı’nın kast ettiği anlam ve derecede bir ifade, bir deyim yoktu. Ne var ki bizim Dev-Genç’liler, Dr.’un pratiğe öncelik ve önem vermek, teoriye aldırış etmemek anlamında kullandığı “Fransızca konuşmak” ve teoriye önem vermek, özen göstermek anlamında kullandığı “Almanca konuşmak” sözlerinden hareketle “bir konuyu teorisiyle bilmemek” anlamında “Fransız olmak” / “Fransız kalmak” deyimini türettiler. Zaman içinde bu, konuşma dilimize de yerleşti ve günümüze dek geldi. Olay budur.”
Kıvılcımlı, eserlerinde “Fransız kalmak” şeklinde günümüz anlamıyla bir deyim kullanmamış; ancak, belirtildiği üzere “Fransızca konuşmak” şeklinde bir tanım geliştirmiş.
Kıvılcımlı, 1970 yılında yayımlanan “Oportünizm Nedir?” adlı eserinde “Fransızca konuşmak” tanımını şöyle açıklamış:
Pratik Devrimcilikte, klasik Bilimci} Sosyalizm iki uç “Çalışma Stili” bulur:
1- Uçkun Devrimcilik (Rus tipi Devrim atılganlığı);
2- Yapkın Devrimcilik (Amerikan İşadamlığı).
Gene klasik Bilimci} Sosyalizm bu iki tip devrimciliği tatbik alanına uyguladı mı, somut örnekle anlatmak için, başka iki milletten örnek alarak, şu iki başlıca tipi ayırt eder:
1- Saldın taktiği (Uçkun Devrimcilik): “Fransızca konuşmak”;
2- Direni taktiği (Yapkın Devrimcilik): “Almanca konuşmak”
Daha tanımlamalarına girmeden, adlarını söylerken bile, Devrimci çalışma tip, stil, konuşma ve Taktik yahut takt uçlarının hiç de belirli bir millete has bir toptan eğilim ve ayrıcalık olmadığı kendiliğinden anlaşılır. Uçkun Saldırı Devrimciliği de, Yapkın, Direni Devrimciliği de, en sonunda en evrensel insancıl düşünce ve davranış tipleri, daha doğrusu momentleridir.
Hikmet Kıvılcımlı Kitabı. Seçme Metinler ve Üzerine Yazılar. Hazırlayan: Ahmet Kale. dipnot yayınları. 2017. 1. Baskı. Ankara. Sf: 202
Bir Dev-Genç seminerinde ise Fransız – Alman tipi sosyalizm arasındaki farklar hakkındaki görüşlerini şöyle belirtmiş:
Ondan sonra, bilinçli prole a siyasi iktidar partisinin kurolmasın önce, kapitalizmin klasik çagının sosyalizm tipleri var, onu ustalarımız özellikle üc bölüme ayırıyorlar:
1- Birisi “tepkisel sosyalizm” . . Ona işte Fransızca’da Avrupa dillerinde “reaksiyoner” diyorlar. Türkçe’de gerici de diyoruz falan. O da belki, bir derece . . . reaksiyon, biliyorsunuz, yani aksiyonun, elkin in tepki yapmasıdır. Bugün tepkisel diyebiliriz. Niçin tepkisel? Onu kısaca anlatmaya çalışacağız.
Bu tepkisel, reaksiyoner sosyalizmi üç tipte ayınyar kurucular: a) Birisi feodal sosyalizmi, derebeyi sosyalizmi; b) Birisi küçük-burjuva sosyalizm i; c) Birisi de şu; o zamanki Almanya’nın tipik bir özelliği var ve ona Marx-Engels, onlar değil ya, Alman sosyalistlerinin, bilimsel sosyalizm dışındaki Alman sosyalistlerinin verdiği adla “Wahre” sosyalizm diyorlar, “Gerçek” sosyalizm ..
Bu üçünü rcaksiyoner sayıyor, üçünü de gerici sosyalizm tipi olarak veriyor ustalar.
2- Burjuva sosyafizmine de tutucu sosyalizm diyor, konservatif. . . Türkçe’de eskiden muhafazakar diyorduk. Ş imdi tutucu diyoruz galiba, değil mi? Evet.
3- Üçüncüsü de, kritik ütopik sosyalistler; büyük ütopik sosyalistlerin kurdukları sosyalizm. Bu üçünden de bilimsel sosyalizm ayrıdır diyebiliyoruz.
Bunlarin içinden önce reaksiyoner sosyalistlerden feodal sosyalizmini ele alalım. …”
Dev-Genç Konferansları. Kıvılcım Yayınları. 1989. Birinci Baskı. İstanbul. Sf: 61
Kıvılcımlı, Fransız sosyalistlerde gözlemlediği teori kaygısızlığına şöyle değinmiş:
“Henüz Enternasyonalleşmek üzere bulunan proletorya hareketi’nde boyuna «teorik temeli» dikkatle araştırdı. 1 8 Mayıs 1 874 günü Kugelmann’a gönderdiği mektubunda o kanısını ·belirtti. Ve Fransızlarda görülen teori kaygısızlığına şöyle dokundu : «Almanya’da işçi hareketinin yürüyüşü çok doyurucudur. (Avusturya’da da bu böyle’). Fransa’da TEORİK TEMEL (Biz majiskülledik) yokluğu ve pratik common sense (ortak duyu sağ duyu) pek duyulur kertededir.»”
1978. TKP’nin Eleştirel Tarihi Yol. Kıvılcım Yay. İstanbul. Birinci Basım. Sf: 33
Kıvılcımlı, “Fransızca konuşmak – Almanca konuşmak” ayrımını Lenin’in düşünceleri üzerinden geliştirmiş:
“Partinin Bolşevik çekirdeği, o zaman Lenin’in 1907’den sonra dediğini ve yaptığını uygulamaya başlayacaktı. Yani saldırı değil, geri çekilme taktiği, manevra yöntemleri kullanacaktı. Aydınlar kaçmış, siyasal bilinci yetmeyen işçiler sinmişti. Kalan tek tük dağınık pişkin işçileri derlemek, yeni güçler örgütlemek, varolanı eğitmek, yeniden saldırı için ordulaşmak gerekliydi. Lenin’in deyimiyle “Fransızca konuşmayı” bırakmak, “Almanca konuşmayı” ele almak gerekliydi. Parti’nin gelişim konağı da bunu emrediyordu. O zamana kadar gençllikle ajitasyon ve propaganda aşamasından ileri gidemeyen komünist hareketi yeni bir aşamaya, örgüt konağına sokmak günün sorunuydu. Lenin, 1905 için: “devrim sırasında Fransızca konuşmayı, yani hareketin içine azami zaruret ve atak sloganları atmayı, kitlelerin doğrudan doğruya hareketinin güç ve yaylımını artırmayı öğrendik.” Bizim için böyle bir başlangıç, Halk Iştirakiyun’un 1921’lerdeki atağı sayılabilir miydi? Bunu tartışmayalım. Yalnız Lenin’in ondan sonra söylediği bizim 1925’ten sonra yapacağımız işti: “Şimdi durgunluk, karşı-devrim, dağılma döneminde ‘Almanca konuşmayı’ yani yavaş yavaş etki ve hareket (hareketin yeniden kabarıp büyümesi olmadıkça başka türlü hareket etmek olanaksızdır), sistematik olarak, inatlaşırcasına, adım adım ilerleyerek, parmak parmak yer kazanarak etki ve hareket etmeyi öğrenmeye mecburuz. Bu işi can sıkıcı bulan, bu yolda da, bu yol dönemecinde de sosyal-demokrat (tabii o zamanki Bolşevik) taktiğinin devrimci temellerini koruma ve geliştirme zaruretini anlayamayan, Marksist ismini boşuna alır. Partimiz tasfiyeciliği kararlı bir şekilde tasfiye etmeksizin ilerleyemez.” (Lenin, Tasfiyeciliğin Tasfiyesi, c.15, s. 458-459)”
Yol 4. Parti ve Fraksiyon. Yol Yayınları. 1978
“Lenin, Bolşevik taktikte, sınıf ilişkilerinin zaman zaman galip gelen özelliklerine göre, zaruri olan taktikleri, kendisine özgü somutlaştırıcı üslubuyla iki dille anar: 1- Fransızca konuşmak; 2- Almanca konuşmak…
Fransızca konuşmak: Lenin’e göre, saldırı taktiğini, devrim ve ayaklanma yöntem ve biçimlerini uygulamaktır. Bu uygulama başlıca: 1- Harekete en çok ve en büyük hız ve atak sloganlarıyla girmek, 2- Doğrudan doğruya kitle hareketinin güç ve yaylımını arttırmaktır. Biz, bugün, henüz Fransızca konuşamayız.
Almanca konuşmak: Nedir? Lenin’e göre, düşmanı her alanda ve özellikle kendi alanlarında adım adım kovalamak, düşman ülkesinden parmak parmak yer kazanmaktır. Buna geri çekilme taktiği denir. Almanca konuşmak nasıl bir şeydir? Bunu daha anlamak için, Almanların, Alman proletaryasıyla, Alman komünistlerinin geri çekilme taktiğinde nasıl “konuştuklarını” göz önüne getirmek hepsinden iyidir.”
“Fransız devrimcileri daha çok Fransızca, Alman devrimcileri daha çok Almanca konuşmakla kaldılar. Bu, o ülkelerde belki nesnel koşullardan çok, öznel zaaflar yüzünden devrimin gecikmesine, karşı-devrimin zaman zaman güçlenmesine kapı açtı. Fakat Rus Bolşevik devrimcileri, sırasına göre Fransızca ve sırasına göre Almanca konuşmayı bildikleri için, siyasal savaşta, sınıflar kavgasında proletarya devriminin zaferiyle birlikte, taktik ve strateji bilimini de temellendirdiler. Artık dünya devrim örgütleri nasıl konuşacaklar? Bolşevikler gibi. Eğer istersek, buna “Rusça konuşma” ya da “Lenince konuşma” diyebiliriz.”
Yol 9. Legaliteyi İstismar. Yol Yayınları. 1978
Yaptığımız taramada “Fransız kalmak” deyiminin kökenini net şekilde tespit etmek mümkün olmadı.
Edebî eserlerde, gazetelerde ve dergilerde yapılan taramada “Fransız kalmak” deyiminin 1970’li yıllardan önce kullanımda olmadığı anlaşılıyor.
Yukarıda alıntılanan beyanlar da göz önünde bulundurulduğunda “Fransız kalmak” sözünün sosyalist hareketin teoriye aldırış etmeyen sol grupları eleştirmek için kullandığı “Fransızca konuşmak” ifadesi üzerinden türetilerek dilimize girdiği anlaşılıyor.






