Geçmişte, Türklerin savaşta “ters bayrak” kullandığı, üzerinde “adalet, hürriyet, uhuvvet, müsavat ve ittihad” yazılı “İttihat ve Terakki” bayrağında da ay ve yıldızın yönünün ters olduğu iddiasını incelemiştik.

 

ittihat-terakki-bayragi

ittihat-terakki-sancagi
Edirne Kent Müzesi’nde sergilenen Balkan Harbine giden bir İttihadçı Askerin; Çömlekpınar Köyü imamına emanet ettiği sancak

 

Türk Bayrağının Savaşta Ters Olarak Kullanıldığı İddiası Asılsız

 

 

Bugün, iç içe geçmiş üç hilâlin (İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde Enver Paşa’ya bağlı olarak kurulan gizli örgüt) Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın âlamet-i farikası olduğu iddiasına odaklanacağız.

 

ic-ice-3-hilal-yildiz

 

Teşkîlât-ı Mahsûsa

Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından kurulan Teşkîlât-ı Mahsûsa, Osmanlı Devleti’nin siyasî birliğini korumayı ve ayrılıkçı hareketleri önleyerek yabancı devletlerin istihbari faaliyetlerine karşı koyabilmeyi amaçlamıştır. Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın, zamanının ilerisinde olarak tanımlanabilecek istihbarat örgütlenmesi, Kafkasya, Yakın Doğu, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya gibi geniş bir coğrafyada başarılı ve çok önemli istihbarî faaliyetler yürütmüştür.

Askerî yapıda, modern bir istihbarat organizasyonu olarak tasarlanan Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın ilk başkanı Kurmay Binbaşı Süleyman Askeri Bey olmuştur. Osmanlı Harbiye Nezareti’ne bağlı olarak çalışan Teşkilât, Birinci Cihan Harbi sonrasında lağvedilmiş; ancak, Teşkilât’a ait silah ve cephane teslim edilmeyerek gizlice Anadolu’ya sevk edilmiştir.

 

 

 

Günümüzde yüzük, kolye ve bileklik gibi takılarda, Teşkîlât-ı Mahsûsa, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile istihbarat konulu kitapların kapaklarında yaygın şekilde kullanılan, biyolojik tehlike sembolünü andıran iç içe geçmiş üç hilâlin Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın resmî sembolü olduğu sanılıyor / ileri sürülüyor.

 

teskilati-mahsusa-uc-hilal

 

Yakın tarihimize damgasını vurmuş olan istihbarat ve gayrinizami harp örgütü olan Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın iç içe geçmiş 3 hilalli ve yıldızlı figürü resmî amblem / logo / sembol kullandığına dair bir bilgi / bulgu mevcut değil.

 

 

İç içe geçmiş üç hilâl tarihte Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın çok öncesinde kullanımdaydı.

Örneğin, 1571 yılında İnebahtı Deniz Savaşı’nda Osmanlı denizcilerinin sancağında, Fransız Kralı II. Henri’nin (1519-1559) gravüründe bu simge yer alıyordu.

 

Erken dönem Türk istihbarat çevresinde tek, iki ve üç hilâlli damgalamanın gizlilik seviyesi olarak kullanıldı.

Örneğin, Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti’nin kuruluşuna dair Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) tarafından yayımlanan belgede gizlilik derecesinin üç hilâl ile işaret edildiği görülüyor.

 

milli-emniyet-riyaseti-kurulusu

 

Millî İstihbarat Teşkilâtı internet sitesinde Teşkilât-ı Mahsûsa anlatımında kullanılan logo sonradan kaldırılmış.

 

MİT tarafından düzenlenen (Temas gibi) sergilerde (İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerine ait) bazı eşyalarda iç içe geçmiş üç hilâlin bulunduğu bazı eserlerin açıklamasında bu motiften “Teşkilat-ı Mahsusa arması” olarak bahsedilmiş.

Örneğin, Enver Paşa’ya ait olduğu düşünülen kılıcın kabzaya yakın kısmında ve Resneli Niyazi’ye ait olduğu düşünülen silahın namlusu üzerinde iç içe geçmiş 3 hilal bulunduğı görülüyor.

 

enver-pasa-kilic

resneli-niyazi-tabancasi

 

Teşkîlât-ı Mahsûsa üzerine yazılan (muteber) kitaplarda, hazırlanan akademik çalışmalarda, örgütle ilgili evraklarda ve görsellerde böyle bir figüre rastlanamıyor.

Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı detaylıca araştıran akademisyenler de bahsi geçen figürün örgüt tarafından sembol olarak kullanıldığına dair bir delil bulunmadığını belirtmektedir. 

 

“Milli İstihbarat Teşkilatı (1826-2023)” kitabının yazarı, Teşkîlât-ı Mahsûsa üzerine belgesel çeken, yüksek lisans tezi, doktora tezi ve farklı makaleler yazan, istihbarat tarihçisi Dr. Polat Safi, iç içe geçmiş üç hilâl figürünün Teşkîlât-ı Mahsûsa sembolü olduğuna dair bir delil olmadığını şöyle aktardı:

 

“Ortada bir iddia var. İç içe geçmiş üç hilalli bir figürün Teşkilat-ı Mahsusa’nın sembolü olduğu öne sürülüyor. Bu doğru mu? Hayır. Peki neden?

Bir kere bu sembolün amblem mi, arma mı, mühür mü olduğu belli değil. İkincisi bu sembolün iç içe geçmiş üç hilal mi, üç hilalli yıldız mı olduğu da belli değil. Peki Osmanlı tarihinde bu sembole rastlamıyor muyuz? Rastlıyoruz, evet. Bir silah, bir de merasim kılıcı üzerinde. Fakat silahın sahibini Teşkilat-ı Mahsusa ile doğrudan ilişkilendiremiyoruz. Kılıcın ise ithal edildiğini biliyoruz.

Daha ilginci, bu sembole başka kültürlerde de Teşkilat-ı Mahsusa kurulmadan çok önce rastlıyoruz. Osmanlı’da hilal kullanımı yok mu? Gizlilik derecelendirmeleri için var ama form olarak böyle değil.

Peki iddia sahipleri bu iç içe geçmiş üç hilalli figürü nereden çıkarıyorlar? Muhtemelen 1924 yılında, yani Teşkilat-ı Mahsusa’nın kapatılmasından yaklaşık 10 yıl sonra yayınlanmış bir kitabın arka kapağında. Fakat kitabın ne içeriğini, ne yazarını, ne de dönemini herhangi bir şekilde Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişkilendirmek mümkün değil. Başka bir kaynak da olabilir. Bu sonucu değiştirmez.

Haliyle mevcut bilgi, belge ve bulgular ışığında Teşkilat-ı Mahsusa’nın ve dahi onun devamı olarak kurulan Umur-i Şarki idaresinin herhangi bir sembolü yoktur diyebiliriz. Dolayısıyla bu sembolden yola çıkarak ne Teşkilat-ı Mahsusa konumlandırılabilir, ne de Türk tarihindeki gizli örgütlenmeler arasında bir süreklilik ilişkisi kurularak herhangi bir gelenek icat edilebilir.

Bu figürü Teşkilat-ı Mahsusa’nın sembolü olarak kabul ettiğimiz sürece bu işin tek kazananı dijital ticaret erbabı olmaya devam edecek.”

 

Eşref Kuşçubaşı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın ne kurucusudur, ne ilk başkanıdır. Eşref Kuşçubaşı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Sina, Arabistan ve Kuzey Afrika müdürü de değildir. Çünkü Teşkilat-ı Mahsusa’nın içerisinde böyle bir birim bulunmamaktadır. Bu da bir fanteziden ibarettir. (Peki bu emblem Teşkilat-ı Mahsusa’nın mıdır?) Şimdi… Şimdi şöyle söyleyeyim bu iddianın ben sahibini bilmiyorum. Böyle bir amblem var bir kere bunu söyleyeyim. Fakat bu amblem Teşkilat-ı Mahsu’ya ait değil. … Böyle bir amblem var yalnız amblem Teşkilat-ı Mahsu’ya ait değil. Şimdi ben şunu söyleyeyim. Ben 15 senedir Teşkilat-ı Maslu konusunda çalışıyorum. Allah kibirden saklasın. Yaklaşık 20 bin kadar Teşkilat-ı Maslu evrakı okudum. 6-7 ülkede saha araştırması yaptım. Birçok nesne gördüm Teşkilat-ı Maslu’ya ait. Fakat ne hikmetse bu ambleme, mühüre yahut damgaya ne olduğu da belli değil, rastlamadım. Fakat mesela bu İttihat Spor Kulübü’nün de amblemi. Amerika’da çıkan Murat Sigarası’nın da amblemi. Ondan sonra ayrıca şöyle bir şey var: Yani insanlar hani şimdi ben şuna karışmam bakın. Evet bu mesela İttihat Spor Kulübü’nün amblemidir. ‘Spor kulübü evet. Teşkilat-ı Mahsusa bunun altında örgütlenmişti’ (?). Aynı zamanda Türk kadın biçki yurdunun diplomasına da bu hamlemi görüyoruz. Ama Cumhuriyet dönemine geçtiğimiz zaman mecliste çıkan kavanin yani kanunların üzerine de bir yerde görüyoruz. Şimdi bakın bunlar ben komple teorisyenlerden hiçbir şey demem. İsteyen komple teorisyeni dinleyebilir. Mesela bana deyin ki komple teorisyenisiniz ben yazamam. Benim öyle bir kabiliyetim yok. Bana deyin ki dizi mesela bu diziler için çok güzel bir şey olabilir yani. Dizi çekmek isteyenler bunları kullansın bunlar güzel. Bakın bunları ben aşağılamak için de söylemiyorum. Roman yazmak isteyenler bunları kullansın. Ama bir tarihçiye gelip bu böyle midir derseniz o tarihçi bakar yani. … Ben şunu söylüyorum müddehiler iddiasını ispatlamakla mükelleftir. Ben yok olduğunu söylüyorum zaten. Varlığı olduğunu söyleyenler söylesin. Neredeymiş bu? Bakın şimdi. Sizin probleminiz. Ben şunu diyorum. Bir önceki şeye gelebilir misiniz acaba? Belgeye. Üç tane hilal vardı ufak üzerinde. Bu mesela bu çok net bir evrak değil tabii ama bu mesela Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti’nin yani MİT’in öncülü olan Milli Emniyet Hizmeti Riyasetinin kuruluş belgesidir. Bakın Osmanlı’da hilal kullanımı zaten var. Biz bunu bilmiyoruz. Tamam hilal sembolü zaten var. Gizlilik derecelendirmesi için hilal kullanımı zaten var. Bir hilal mahrem demektir. İki hilal gayet mahrem demektir. Üç hilal tevkalade mahrem demektir. Bakın Cumhuriyet döneminde bu hala devam ediyor. Miting kuruluş evrakı üç hilallidir.”

 


 

 

Sıklıkla komplo teorileri ve afaki iddialar ileri süren bazı yazarların bahsi geçen sembolün Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın değil, “Türklerin binlerce yıllık kadim Teşkilat’ına” ait olduğu iddiasını ortaya attığı görüldü.

 

 

Teşkîlât-ı Mahsûsa hakkında paylaşılan yanlış bilgiler bununla sınırlı değil.

 

 

Eşref Sencer Kuşçubaşı’nın Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın kurucusu ve ilk başkanı olduğu da iddiası da doğru değil.

Kuşçubaşı Eşref Bey, Teşkîlât-ı Mahsûsa’ya hiç başkanlık yapmamıştır. Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın kurucu başkanı Süleyman Askerî Bey’dir. Süleyman Askerî Bey’in ardından örgütün başkanlığını Halil Kut Paşa ve Cevat Paşa üstlenmiştir.

Ahmet Tetik, “Teşkilat-ı Mahsusa (Umur-ı Şarkıyye Dairesi) Tarihi” (Cilt 1: 1914-1916) adlı eserinde Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın başkanlarını şöyle aktarmıştır:

Teşkilat-ı Mahsusa’nın birim olarak başkanlığını yürütenlerin ilki Binbaşı Süleyman Askeri’dir. Mevcut belgelerden takip edildiğinde, Binbaşı Süleyman Askeri’nin, 25 Kasım 1914’te bu görevden ayrıldığı görülmektedir. Onun imzasının bulunduğu ilk yazı 4 Eylül 1914, son yazı 21 Kasım 1914 tarihlidir. Binbaşı Süleyman Askeri’nin ayrılmasından hemen sonra, İstanbul Merkez Komutanı Binbaşı Halil, “Teşkilat-ı Mahsusa’ya memur” sıfatıyla, birimin başkanlığını “ikiz görev” olarak üstlenmiştir. Binbaşı Halil’in “Teşkilat-ı Mahsusa’ya memur” sıfatıyla imzaladığı ilk yazı 28 Kasım 1914 son yazı da 12 Aralık 1914 tarihini taşımaktadır. Binbaşı Halil’in 16 Aralık’ta 5. Seferi Kuvvetler Komutanlığına atanıp Irak cephesine gitmesiyle, onun yerine İstanbul Merkez Komutanlığına tayin edilen Yarbay Cevat da aynı şekilde “Teşkilat-ı Mahsusaya memur”dur. İkiz görev olarak başkanlığı yürütür. Yarbay Cevat’ın Teşkilat-ı Mahsusa’ya ait ilk imzalı yazısı 27 Aralık 1914 sonuncusu da 28 Mart 1915 tarihlidir.

Polat Safi, (aynı konudaki yüksek lisans tezinin ardından kaleme aldığı) “Eşref Kuşçubaşı’nın Alternatif Biyografisi” adlı kitabının giriş kısmında bu hususu şöyle vurgulamış (2020. Kronik Kitap. 1. Basım. Ekim 2020. İstanbul. Sf: 17-18):

“Benim gayrinizami harp ve istihbarat tarihi alanında çalışan bir tarihçi olarak Eşrefle yolum, Teşkilat-ı Mahsusa hakkındaki yüksek lisans tezimi hazırladığım sırada kesişti. Birincil kaynakların ve örgütün faaliyetlerine dair tanıklıkların, ikincil kaynaklarda karşıma sıkça çıkan bu isimle ilgili yerleşik kanıları teyit etmediğini işte bu dö.p.emde fark ettinı: Eşref, gerçekte ne Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucusu ne de örgütün Arabistan, Sina ve Kuzey Afrika Müdürü idi.

Bu ezber bozucu bilgi, beni konuyla daha yakından ilgilenmeye sevk etti. İlerleyen yıllarda gayrinizami harp ve istihbarat tarihimize ve Eşrefin bu tarih içerisindeki yerine dair yaptığım araştırmalar, bana bu tarihi şahsiyetle ilgili yanlış bildiklerimizin onun Teşkilat-ı Mahsusa ile olan ilişkisinden ibaret olmadığını gösterdi: Eşrefin, merkezinde Teşkilat-ı Mahsusa’nın yer aldığı hayat hikayesinin önceki ve sonraki evreleri de tarihsel gerçekliklerle önüşmüyordu. Eşref in lakabından eğitim hayatına, ailece Hicaz’ a sürgün edilmelerinden Çakırcalı Mehmet Efe ile çatışmalarına, Balkan Muharebeleri’nde ve Yemende aldığı görevlerden Milli Mücadele sürecindeki faaliyetlerine, Yunanistan tecrübesinden Türkiye’de geçirdiği son yıllarına kadar hayatının hemen her kesiti hakikatler değil hayaller üzerine bina edilmişti. Yani ortada bize anlatılandan çok daha farklı bir Eşref portresi vardı.”

 

Beşiktaş’ın Teşkîlât-ı Mahsûsa tarafından kurulduğu iddiası da gerçek dışı.

Bereket Jimnastik Kulübü 1903 yılında kurulmuş ve Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü isim 1911 yılı Ocak ayında tescil edilmiş olup, Teşkîlât-ı Mahsûsa 30 Kasım 1913 tarihinde kurulmuştur.

Yine Polat Safi’nin anlatımıyla:

“Beşiktaş’ı Teşkilat-ı Mahsusa kurdu iddiası sıkça dillendiriliyor. Bu mümkün mü? Değil. Çünkü 1) Bereket Jimnastik Kulübü kuruluşu: 1903 2) Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü isim tescili: Ocak 1911 3) Teşkilat-ı Mahsusa fiili ve resmi kuruluş tarihi: Kasım 1912/30 Kasım 1913”


 

 

* Benzer şekilde, Oğuz Kağan’ın mührü olduğu iddiasıyla kullanılan simgeler de Oğuzların 24 boyuna ait tamgalardan esinlenerek hazırlanan modern dönemden kurgusal ve sembolik tasarımlardır.

 

Yorumunuzu yazınız...