Geçmişte Osmanlı Padişahı IV. Murad’a ait Nogay başlığı sanılan türban miğferi ele almıştık. Bugün de, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye ait olduğu ileri sürülen miğfere değinelim istedik.
Nogay Başlığı Sanılan IV. Murad’ın Giydiği Miğferin Örme Zırh Parçası
Osman Gazi’ye ait miğferin New York’ta bir müzede olduğu tespit edildiği iddiası, Hakan Yılmaz’ın Türk Dünyası Tarih Dergisi’nin 2026 Temmuz (474) sayısında yayımlanan “Kuruluş Dönemine Işık Tutan Keşifler” zincirinden “Osman Gazi’nin Miğferi, Tuğrası ve Kayı Damgası” başlıklı makalesi ile gündeme geldi.
Yılmaz bahsi geçen makalesinde, Osman Gazi’ye ait Kayı Boyu tamgalı çelik miğfer, ABD’nin New York Metropolitan Müzesi envanterinde bulunduğunu iddia etti.
Ön yüzünde Kayı tamgası ve Osman Han’ın yeni ortaya çıkan “Osmân-Beg bin Hân: Han oğlu Osman Beg” metinli tuğrası bulunduğu öne sürülen miğfere ait görseller şu şekilde:
Üzerindeki Kayı boyu damgası, orijinal tuğra ve “Büyük Sultan” anlamına gelen unvanlar bulunan bu tarihî eserin, Osmanlı’nın beylikten itibaren bağımsız bir devlet olduğuna dair kanıt sunduğu, Osman Gazi’nin Türkiye Selçuklularına bağlı uç beyi olduğu veya bağımsız bir devlet statüsü taşımadığı yönündeki tartışmalara son vererek devletin kuruluşundan itibaren tam bağımsız ve sultanlık makamında olduğunu ispatladığı iddia edildi.
Çelik türban miğfer, dünyanın en iyi çalışılmış koleksiyonlarına ev sahipliği yapan New York Metropolitan Müzesi envanterinde bulunuyor.
Yani, yoktan bir anda var olmadı, gizli bir arşivde ya da kazıda bir anda keşfedilmedi.
| Türban miğfer, 14-16. yüzyıl arasında Osmanlı, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safevi gibi Türk-İslam devletlerinde ağır zırhlı süvariler ve soylular tarafından kullanılan, dilimli yapısıyla sarığı andıran ikonik bir savaş başlığıdır.
Üzerinde genellikle gümüş ve altın kakma tekniğiyle yazılmış Ayet el-Kürsi, fetih ayetleri ve hükümdarlara övgüler yer alır. |
Eser, New York Metropolitan Müzesi’ne (1935 yılında ölen) ABD’li silah koleksiyoncusu George Cameron Stone’un vasiyeti üzerine 1935 yılında bağışlanmış.
Miğferin 1935 yılından çok daha önce Osmanlı döneminde, Osmanlı Devleti’nin ilk müzesi olarak bilinen Aya İrini’de kurulan, sarayın envanterindeki eski askerî eşyaların sergilendiği Mecmua-i Esliha-i Atikâ’dan (Eski Eserler Koleksiyonu) yurt dışına kaçırıldığı tahmin düşünülüyor.
Miğferin müze tarafından hazırlanan künyesinde 15. yüzyıla tarihlendiği ve Akkoyunlu Türkmenlerine ait olduğunun belirtildiği görülüyor:
- Başlık: Türban Miğfer
- Tarih: 15. yüzyıl
- Kültür: Türk veya İran tarzı, Türkmen zırhı tarzında.
- Malzeme: Çelik, gümüş, bakır alaşımı
- Ölçüler: Yükseklik 31,1 cm; Çap 24,1 cm; Ağırlık 1161 g
- Sınıflandırma: Miğferler / Kasklar
- Kaynak Bilgisi: George C. Stone’un Vasiyeti, 1935
- Nesne Numarası: 36.25.109
- Küratörlük Bölümü: Silahlar ve Zırhlar
“Bu tip miğferlere, büyük şişkin şekilleri ve türbanın kıvrımlarını taklit eden yivleri nedeniyle genellikle türban miğferi denir. Bazı derviş gruplarının önemli bir mistik sayıyı temsil etmek üzere belirli sayıda kıvrımla sarılmış türbanlar giymesi nedeniyle, türban miğferlerinin sadece zırh olarak değil, aynı zamanda bir tür dini nişan olarak da görüldüğü, şekillerinin giyen kişiyi Kutsal Savaş’ta bir savaşçı olarak işaretlediği muhtemeldir. Türban miğferleri, aynı süslemeye sahip zincir ve plaka zırhlarla birlikte, ağır süvariler için tasarlanmıştı ve on dördüncü yüzyıldan itibaren kayıtlara geçmiştir. Burada sergilenen örneklerin, on beşinci yüzyılda kuzeybatı İran ve Anadolu’yu yöneten Ak Koyunlu hanedanına ait olduğu anlaşılmaktadır. Altın ve gümüşle işlenmiş yazıtlar, dünyevi yöneticileri yüceltmekte, sahibine iyi dileklerde bulunmakta veya erdeme nasıl ulaşılacağına dair tavsiyeler vermektedir.”
David G. Alexander, Stuart W. Pyhrr ve Will Kwiatkowski tarafından hazırlanan, Metropolitan Müzesi’ndeki İslâmî eserleri inceleyen “Islamic Arms and Armor in the Metropolitan Museum of Art” adlı kitapta ise söz konusu miğfer hakkında şu bilgiler sunulmuş (2015. The Metropolitan Museum of Art. New York. No. 29. Sf: 85-86):
Turkey or Iran, Turkman style, 15th century Steel, silver, copper alloy Height: 12 1⁄4 in. (31.2 cm); weight 2 lbs. 9 oz. (1,161 g) Bequest of George C. Stone, 1935 36.25.109
Description: The bowl is of typical “turban helmet” type but slightly squatter and with an unusually elongated, separately applied finial. Rivet holes around the edge indicate that it was formerly fitted with applied reinforcing bands on the cusps over the eyes and around the edge and with vervelles below this for the attachment of a curtain of mail, all of these now missing. Holes for the missing nasal bracket are pierced at the front, and a single hole higher up and to the right of center denotes the missing hook for securing the mail curtain in a raised position. Two large copper rivets at each side presumably served to attach a chin strap.
The decoration is organized in three registers, the upper and lower ones consisting of horizontal bands of engraved ornament and inscriptions damascened in silver, the middle register vertically fluted with seventy channels. The lower register has three bands, two narrow outer ones with repeating foliate ornament framing a wider band with circles enclosing pseudo-calligraphic “squiggles” alternating with elongated cartouches enclosing Arabic inscriptions (a) on a stippled ground; the upper edge of the top band is decorated with a frieze of interlocking foliate forms that project into the fluted middle area. The decoration at the top repeats that of the lower register, with Arabic inscriptions (b) and two additional bands of foliate ornament extending up to the applied finial.
Engraved on the right side is the tamğa of the Ottoman arsenal and a tuğra (c).
Inscriptions:
a. (In the middle band around the base)العز مولانا / السلطان الا / عظم و الخا]قان[ / المعظم و مالك / الرقاب ]كذا[ الا]مم[ / مولى ملوك /
العرب و العجم / …Glory [to] our lord, the greatest sultan, the mighty Khaqan, master of the necks of nations, the lord of the kings of the Arabs and Persians . . .
العز … / السلطا]ن[ / احمد )؟( …
Glory . . . the sultan, Ahmad (?) . . .
فرهاد )؟( …
Farhad (?) . . .
Annemarie Schimmel noted that there are a number of missing or superfluous letters in the inscription and that it must have been copied by someone who did not know Arabic.
The tuğra engraved on the side of the helmet is perhaps that of the owner. It is of a form that has similarities with tuğras of the Turkman period in Iran and Anatolia and with those of the Ottomans. Unfortunately it is very worn, but it has been tentatively read to include the name Farhad. It is possibly the same tuğra as that engraved on a knee defense in the Askeri Müzesi in Istanbul, and if so is certainly Ottoman.
İngilizce aktarım Türkçemize şöyle çevrilebilir:
Türkiye veya İran, Türkmen tarzı, 15. yüzyıl Çelik, gümüş, bakır alaşımı Yükseklik: 12 1⁄4 in. (31,2 cm); ağırlık: 2 lbs. 9 oz. (1.161 g) George C. Stone’un vasiyeti, 1935 36.25.109
Açıklama: Kase, tipik “türban miğferi” tipindedir ancak biraz daha bodurdur ve alışılmadık derecede uzun, ayrı olarak takılmış bir tepe süsüne sahiptir. Kenar çevresindeki perçin delikleri, eskinin gözlerin üzerindeki çıkıntılara ve kenar çevresine takılmış takviye şeritleri ile bunların altında zırh perdesinin tutturulması için kullanılan vervellerle donatılmış olduğunu göstermektedir; bunların hepsi artık kayıptır. Ön tarafta kayıp burun desteğinin delikleri açılmıştır; merkezin sağ üstünde bulunan tek bir delik ise zırh perdesini yukarı kaldırılmış konumda sabitlemek için kullanılan ve artık mevcut olmayan kancanın yerini göstermektedir. Her iki yanda bulunan iki büyük bakır perçin ise muhtemelen çene kayışını tutturmak için kullanılmıştı.
Süsleme üç bölüme ayrılmıştır; üst ve alt bölümler, oyulmuş süslemelerden oluşan yatay şeritler ve gümüşle damasken tekniğiyle işlenmiş yazıtlardan oluşurken, orta bölüm ise yetmiş oluktan oluşan dikey yivlere sahiptir. Alt kayıtta üç şerit bulunmaktadır; dıştaki iki dar şerit, tekrarlanan yaprak süslemeleriyle, daha geniş bir şeridi çerçevelemektedir; bu geniş şeritte ise noktalı bir zemin üzerinde, sözde kaligrafik “dalgalı çizgiler” ile Arapça yazıtları (a) içeren uzun kartuşlar sırayla yer almaktadır; üst şeridin üst kenarı, oluklu orta alana doğru uzanan, birbirine geçmeli yaprak formlarından oluşan bir frizle süslenmiştir. Üst kısımdaki süsleme, alt bölümdekini tekrarlar; Arapça yazıtlar (b) ve yapay kaligrafik “dalgalı çizgiler” ile süslenmiş dairelerin, noktalı zemin üzerinde yer aldığı uzun kartuşlarla dönüşümlü olarak yer aldığı daha geniş bir şeridi çevreleyen, birbirine geçen yaprak motiflerinden oluşan iki ek şerit, uygulanan tepe süsüne kadar uzanır.
Sağ tarafında Osmanlı cephaneliğinin tamgası ve bir tuğra (c) kazınmıştır.
Yazıtlar:
a. (Tabanı çevreleyen orta şeritte)
العز مولانا / السلطان الا / عظم و الخا]قان[ / المعظم و مالك / الرقاب ]كذا[ الا]مم[ / مولى ملوك /
العرب و العجم / …Şan ve şeref, efendimize, en yüce sultana, kudretli Kağan’a, milletlerin boyun eğdiği efendiye, Arap ve Pers krallarının efendisine . . .
العز … / السلطا]ن[ / احمد )؟( …
Şan… Sultan Ahmed (?)…
فرهاد )؟( …
Ferhat (?) . . .
Annemarie Schimmel, yazıtta bir dizi eksik veya gereksiz harf bulunduğunu ve bunun Arapça bilmeyen biri tarafından kopyalanmış olması gerektiğini belirtti.
Miğferin yan tarafına kazınmış tuğra, muhtemelen sahibine aittir. Bu tuğra, İran ve Anadolu’daki Türkmen dönemi tuğralarıyla ve Osmanlı tuğralarıyla benzerlikler gösteren bir biçime sahiptir. Ne yazık ki tuğra oldukça aşınmış durumdadır, ancak üzerinde Farhad isminin yer aldığı tahmin edilmektedir. Bu tuğra, İstanbul’daki Askeri Müzesi’nde bulunan bir dizlik üzerine kazınmış tuğrayla aynı olabilir; eğer öyleyse, kesinlikle Osmanlı dönemine aittir.”
Ancak bazı tarihçiler ve bu alanda çalışan uzmanlar, miğferin şekil itibarıyla devrinin diğer örneklerine benzemediğini, 14. yüzyıldan elimize ulaşan tek türban miğferin Orhan Gazi’ye ait olduğunu, İstanbul Harbiye Askerî Tarih Müzesinde sergilenen bu tek türban miğfer örneği ile Osman Gazi’ye atfedilen miğferin form olarak birbirinden çok uzak olduğunu, çelik kullanımının şüphe uyandırdığı, Osman Gazi’ye atfedilen miğferin form olarak 15. yüzyıl Akkoyunlu, Akkoyunlu/Osmanlı türban miğfer tarzına benzediğini, tuğra çözümlemesinin yanlış olduğunu, miğferdeki unvanların Osman Gazi ve dönemin tarihi koşulları ile uyumlu olmadığını, miğfere Ak Koyunlu hükûmdarı Uzun Hasan’ın hazinesinden Osmanlı’ya geçince Kayı damgası kazınmış olabileceğini aktardı.
Bazı örnekler:
Erhan Afyoncu:
“MİĞFER OSMAN GAZİ’NİN DEĞİL
Osman Gazi’nin miğferi olduğu iddia edilen Türkmen miğferi bana göre Osman Gazi’ye ait değildir (Soldaki miğfer). Bu iddiayı ispatlayacak somut bilgilerimiz yoktur. Elimizde Orhan Gazi’nin miğferi vardır (Sağdaki). Osman Gazi’nin olduğu iddia edilen miğfer buna göre daha gelişmiş bir formdur. Üzerindeki Kayı damgası ise miğferin Osmanlı’ya ait olduğunu değil, Aya İrini’de bulunduğunu gösterir. Aya İrini, 1490’dan itibaren hem bir silah deposu hem de tarihî değeri haiz savaş malzemelerinin muhafaza edildiği bir yer olmuştur. Aya İrini’de muhafaza edilen silahlara (Osmanlı, Akkoyunlu, Memlük, Macar) Kayı damgası vurulmuştur. Aya İrini’de Fatih’in, IV. Murad’ın, IV. Mehmed’in ve Turgut Reis’in şaheser miğferleri vardı.
Osman Gazi’ye ait olduğu iddia edilen miğfer büyük ihtimalle Akkoyunlu beylerinden birine aittir. Nitekim Akkoyunlu Yakup Bey’in miğferine benzemektedir (ortadaki).
Aya İrini’deki eserlerin bir kısmı devlet eliyle, bir kısmı ise çalınarak satılmıştır. Dünyanın değişik yerlerinde Aya İrini’den çıkmış birçok eser vardır.”
MİĞFER OSMAN GAZİ’NİN DEĞİL
Osman Gazi’nin miğferi olduğu iddia edilen Türkmen miğferi bana göre Osman Gazi’ye ait değildir (Soldaki miğfer). Bu iddiayı ispatlayacak somut bilgilerimiz yoktur. Elimizde Orhan Gazi’nin miğferi vardır (Sağdaki). Osman Gazi’nin olduğu iddia… pic.twitter.com/Zjh60MqoZm
— Erhan AFYONCU (@eafyoncu) July 2, 2026
Mehmet Hakan Kekeç (@mhkekec):“Haberlerde “Osman Gazi’ye ait miğfer bulundu” şeklinde paylaşılan miğfer, NY Metropolitan Sanat Müzesi envanterinde yer alır… Tuğrası, cebehane damgası, Schimmel’in verdiği bilgiler ve miğferin genel yapısı nedeniyle 14.yy/Osman Gazi dönemine götürmek -bizce- kabil durmuyor.”“Durum şu: Miğferdeki istif huruftan/tuğradan tevehhüm ile Osman Beg çıkarılmış gibi duruyor. Güzel he’nin iki yarısı iki nun’a tahvil edilmiş. Ayn’dan sonra gereken elif geride. “Beg bin Han” da çok anlamı değil… Hepsi tamam olsa, damgaların miğferle yaşıt olduğunu ispat zor.”
Haberlerde “Osman Gazi’ye ait miğfer bulundu” şeklinde paylaşılan miğfer, NY Metropolitan Sanat Müzesi envanterinde yer alır… Tuğrası, cebehane damgası, Schimmel’in verdiği bilgiler ve miğferin genel yapısı nedeniyle 14.yy/Osman Gazi dönemine götürmek -bizce- kabil durmuyor. pic.twitter.com/6HbI5aG4nc
— •mehmet hakan kekeç (@mhkekec) July 2, 2026
Batuhan Yıldız (@Batu_Yldz):
“Dünden beri şu iddiayı inceliyorum. İlgili röportajı da okudum. İddia sahibi Hakan Bey kendi açısından tutarlı bir düşüncede fakat yanılıyor. Öncelikle elimizde 14. yüzyıla ait tek bir Türban miğfer örneği var. Orhan Gazi’ye ait bu miğfer (pek bilinmese de!) günümüze ulaşan en eski türban miğferdir. Osman Gazi’ye atfedilen miğfer ile Orhan Gazinin miğferi form olarak birbirinden çok uzak iki farklı türban miğferdir. Osman Gazi’ye atfedilen miğfer form olarak 15. yüzyıl Akkoyunlu, Akkoyunlu/Osmanlı türban miğfer tarzına oldukça benzemektedir.
Bunun yanı sıra miğfer üzerinde yer alan Kayı tamgası ve hemen sağında bulunan ve Hakan Bey tarafından Osman Gazi’ye ait olduğu söylenen tuğranın miğfere sonradan eklenmiş olma ihtimali de çok yüksek. Bu ihtimal göz önünde bulundurulmadan böyle kesin bir ifade de bulunmak doğru değil. Miğfer, zırh ve silahlar üzerinde dönem dönem eklemeler, süslemeler ve tamiratlar yapılır. Örneğin günümüzde Topkapı Sarayının Mukaddes Emanetler Dairesinde sergilenen pek çok kılıç Osmanlı döneminde tamirat görmüştür. Kılıçların namlusu Hz. peygamber efendimiz dönemine ve sonrasındaki dört halife dönemine ait olsa da kabza, kın ve süslemeler Osmanlılar döneminde yapılan tamirat ve bakımlarda dönemin tarzına uygun olacak şekilde yeniden yapılmıştır. Yine bir başka örnek de Harbiye Askeri Müzesinde sergilenen ve Mihalgazi’ye (Köse Mihal’e) atfedilen kılıcın kabzası, 13.-14. yüzyıl kabza formundan tamamen farklı olarak 17. yüzyıl ve sonrasına uygun Karabela tipi kılıçlarda görülen kabza formundadır.”
Dünden beri şu iddiayı inceliyorum. İlgili röportajı da okudum. İddia sahibi Hakan Bey kendi açısından tutarlı bir düşüncede fakat yanılıyor. Öncelikle elimizde 14. yüzyıla ait tek bir Türban miğfer örneği var. Orhan Gazi’ye ait bu miğfer (pek bilinmese de!) günümüze ulaşan en… https://t.co/hJ2oYWBJ7D pic.twitter.com/EuTYr4k07g
— Batuhan Yıldız (@Batu_Yldz) July 2, 2026
Musavver Seyahatname (@MuradMir12713):
“Osman Gazi’ye ait olduğu iddiasıyla paylaşılan miğferdeki pençeye biraz bakınca; Hasan Bahadır bin Ali şeklinde okunması daha muhtemel. Yani Akkoyunlu padişahı Uzun Hasan bin Celaleddin Ali’nin olması daha muhtemel. Gerçi teamül ismin kuşakta gümüş veya altınla yazılmasıdır. İhtimaldir ki bu miğfer Uzun Hasan’ın hazinesinden ikinci sahibi olan Osmanlı’ya geçince yanına adet olduğu üzere Kayı damgası kazınmış.”
Osman Gazi’ye ait olduğu iddiasıyla paylaşılan miğferdeki pençeye biraz bakınca;
Hasan Bahadır bin Ali şeklinde okunması daha muhtemel.
Yani Akkoyunlu padişahı Uzun Hasan bin Celaleddin Ali’nin olması daha muhtemel.
Gerçi teamül ismin kuşakta gümüş veya altınla yazılmasıdır. + pic.twitter.com/LlNWRBNxAy— Musavver Seyahatname (@MuradMir12713) July 2, 2026
Hakan Yılmaz ise miğferin üzerinde tuğra ve Kayı tamgası olduğunu, yanlışlıkla Akkoyunlularla ilişkilendirildiği iddiasını şu sözlerle sürdürdü:
“Miğfer üzerinde yegâne ilmî çalışmayı yapan Annemaire Schimmel ve David Alexander, miğferin Akkoyunlular’a ait olmadığını, bilakis tasarımının sıra dışı ve alışılmadık derecede yüksek tasarlandığını; mizanpaj açısından ise İran, Anadolu ve Osmanlı miğferlerine benzediğini söylüyorlar. Ancak uğraşmalarına rağmen tuğrayı okuyamamışlar, bu sebeple miğferin XV. yüzyıla ait olduğunu tahmin etmişler. Müzenin sitesindeki, ‘Akkoyunlu tipi’ ifadesi, müzedeki tüm miğferlere tahminî olarak eklenmiş kalıp bir ifade. Oysa David Alexander’ın kataloğunda ‘Akkoyunlu tipi’ olduğuna dair tek bir ifade bile mevcut değil.”
Bu noktada, Halil İnalcık’ın İnalcık’ın “Osmanlı Hanedanı’nın menşei belli değildir. Osmanlı’nın Kayı Boyu’ndan geldiği tamamen masaldır ve siyasi maksatla yapılmıştır.” sözünü de hatırlatmak gerek…
Osman Gazi’nin miğferi, Osman Gazi’nin Söğüt’te basılmış sikkesi, Orhan Gazi’nin şeceresi, Ulubatlı Hasan’ın mezarı gibi tarih meraklılarını heyecanlandıran keşif iddialarına kuvvetli delil olmaksızın şüphe ile yaklaşmak ehemmiyet arz ediyor.
* Kapak görseli: Soldan sağa – Osman Gazi’ye ait olduğu ileri sürülen New York Metropolitan Müzesi’nde sergilenen miğfer – Aynı müzede sergilenen Akkoyunlu Yakup Bey’in miğferi – Harbiye’deki Askeri Müze’de sergilenen Orhan Gazi’nin miğferi








