Atatürk‘ün Vefatından 50 Yıl Sonra Açılmak Üzere Hazırladığı Gizli Vasiyet İddiası ve Köşe Yazarlarımız

Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden 50 yıl sonra açıklanmak üzere hazırladığı gizli bir vasiyetnamesinin olduğu yönünde bir şehir efsanesi mevcut. İçeriği hakkında ise çok ilginç spekülasyonlar mevcut.

“Kuyuya taş” misali bu iddiayı ortaya atan isimler olarak karşımıza Aytunç Altındal ve Meriç Tumluer çıkıyor.

Aytunç Altındal, geçmiş dönem Cumhurbaşkanlarının ve Başbakanlarının bu belgeden haberdar olduğunu, Celal Bayar’a 1964 yılında sorduğunda “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” yanıtı aldığını belirten Altındal, 1980 yılında ortaya attığı iddiada gizli vasiyetnamede “hilâfet”in işaret edildiğini iddia etmekteydi.

Meriç Tumluer adlı bir vatandaş ise gizli vasiyetin bir nüshasının kendisinde olduğunu iddia etmektedir. Bir nüshanın kendisinde nasıl olduğuna dair soruya ise “büyük dedemiz Mehmet Rıfat Efendi, Atatürk’ün yanında çalışan bir eski jandarma istihbarat subayıydı. Atatürk, ileride suistimale uğramaması için çevresindekilere vermiş” şeklinde cevap vermektedir. Meriç Tumluer’in iddiaları http://ataturkunvasiyetnamesi.com adlı internet sitesinde yer almaktadır.

Efsaneye göre;

  • Atatürk ölümünden 2 ay önce bir vasiyet hazırlar ve vefatının 50 yıl sonrasında açılmasını istediği vasiyetnamesini mühürletip kaldırtır.
  • 28 Kasım 1938’de bir heyet huzurunda açılan vasiyetnamenin eksik açıklanır mühürlü zarfın içinde bir zarf daha vardır, bu vasiyetname Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Merkez Bankası Genel Müdürlüğü Merkez Şube’deki özel bir kasaya konur.
  • 1988’de vadesi gelen vasiyetnamenin açılması işlemini dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren “halk henüz buna hazır değil” diyerek 25 yıl daha erteler.

Elbette bu iddialar hurafeden başka bir şey değil.

İddiaya ilişkin gerçekler şu şekilde:

  • Kenan Evren’in açılışını ötelediği iddia edilen tarihin üzerinden 25 yıl daha geçer ve 2013 de biter; lâkin ortaya bir vasiyet çıkmaz.
  • Meriç Tumluer’in elinde olduğunu belirttiği nüsha da (nedense!) bir türlü kamuoyuyla paylaşılamaz.
  • Bu hususta açılan dava “Davacıların iddia ettiği gibi bir vasiyetnamenin varlığı sübuta ermediği” gerekçesiyle Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesince ve Yargıtayca reddedilmiştir. Bu konuda AİHM’e 19 Nisan 2007’de yapılan ve 17820/07 dosya numarasıyla kaydedilen başvurunun sonucuna dair bir bilgi paylaşılmadı.
  • Atatürk’ün ölümünden önce 5 Eylül 1938 tarihli Dolmabahçe’de el yazısıyla kaleme aldığı, Beyoğlu 6. Noterliği’nin 6 Eylül 1938 tarih ve 7061 sayılı yevmiye sayısı ile kayıtlı olan kamuoyuyla paylaşılan tek bir vasiyeti vardır. Hâlihazırda, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde (Cumhuriyet Arşivi Katalogları: fon no: 30 10 0 0 ve yer numarası: 269, dosya gömleği no:808, sıra no:1) saklanmaktadır.
  • Bu konuda TBMM Başkanlığı’na verilen soru önergelerine ilişkin yanıtlarda da Atatürk’ün böyle bir vasiyetinin olmadığı açıklanmıştı. Bu açıklamaya göre;
    • Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 1938/95 Tereke sayılı dosyasıyla Atatürk’e ait vasiyetnamenin açılması ve tereke tespiti işlemi yapılmış,
    • Kapağı üzerinde Noterliğin mührü bulunan kırmızı bal mumuyla üç yerinden mühürlenmiş ve Atatürk’ün imzası ve yazısını içeren vasiyetname, Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne teslim edilmiş,
    • Bu vasiyetnameden başka bir vasiyetnameye ait herhangi bir bilgi ve belgeye dosya içerisinde rastlanmamış,
    • Atatürk’e ait kıymetli eşya ve evraklar muhafazası amacıyla Ziraat Bankası Merkez Müdürlüğü’nün kasalarına bir heyet tarafından kapalı bir şekilde konularak kilitlenmiş, mahkemece mühürlenerek bir tutanak tutulmuş,
    • 22.01.1964 tarihinde kasalardaki bütün tarihi belge ve vesikalar Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi temsilcilerine, 1 no’lu kasadaki eşyalar ise 29.4.1964 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na, Maliye Bakanlığı yetkilileri tarafından usulüne uygun şekilde devir ve teslim edilerek kasaların tamamen boşaltılmış.
  • Genelkurmay Başkanlığı da, Genelkurmay ATASE Daire Başkanlığı arşivinde gerek Ziraat Bankası’ndan intikal eden belgeler arasında Atatürk’ün gizli vasiyetinin yer almadığını açıklamıştı.
  • Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Atatürk’ün kendi el yazısıyla tek sayfalık sadece bir vasiyetnamesi olduğunu belirterek “Atatürk’ün Tarih Kurumu’nda başka gizli belgesi yok. Genelkurmay’da bazı belgeler olabilir dendi. Böyle bir belgeyi hiç görmedim, duymadım. Olsa idi duyulurdu” demişti.
  • İddianın önemli bir unsurunu oluşturan 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ise 1988’de Atatürk’ün vasiyetini açıp “açıklanmasını sakıncalı görüp” açılmasını ötelediği iddiasını kesin bir dille reddetmişti. Kendisine bu konuda mektup yazan Emin Şirin’le yaptığı telefon görüşmesinde gizli bir vasiyetname olmadığını, vasiyet niteliğinde başka notlar da görmediğini belirterek  “Ne böyle bir gizli vasiyet var, ne de hilafetin ileriki bir tarihte ihyasını ima edebilecek en ufak bir yazı veya nota rastladım” demişti.
  • Aytunç Altındal’ın Atatürk’ün gizli vasiyetinde hilafetle ilgili hususlar yer aldığı ve 1922 yılında Nutuk’ta hilafetle ilgili bu yönde atıflar yer aldığı iddiası da saçmalıktan öte değildir. Çünkü, Eriş Ülger’inde belirttiği üzere Nutuk’ta “Bugün (1922) dünyada sadece 3 Müslüman ülke var. Bu sayı ileride 40-50′ ye yükselirse, Hilafet işte o zaman yeniden gündeme gelir” vari bir cümle yer almaktadır ne de 1922 yılında hilafetle ilgili Altındal’ın iddia ettiği şeyler yaşanmış durumdadır (“Ben Nutuk’un yalancısıyım” diyerek Nutuk’u kaynak gösteren zihniyete Nutuk’un 1922 yılında yazılmadığını belirtmeye dahi gerek duymuyoruz).
  • Eski Türkçe olarak ölümünden 2 ay önce kaleme aldığı, bu nedenle günümüz Türkçesiyle anlaşılamayacağı da iddialar arasında. Ancak, bu hususta ciddi bir tutarsızlık var. Çünkü, Atatürk’ün ölümünden önce el yazısıyla kaleme aldığı yazı eski Türkçe ile değil. Neden gizli bir vasiyetname yazıp, 50 sene sonra açılması talimatını verip, eski Türkçe ile yazsın?
  • Neden 50 yıl, neden 25 yıl? Gizli bir vasiyetnamenin açıklanması için neden böyle yıl aralıkları seçilir? Diğer şehir efsanelerinde olduğu üzere hiçbir temeli olmayan saçma sapan atıflardan başka bir şey değil bu yıl aralıkları da.

 

Halbuki Meriç Tumluer Yakup Köse’ye verdiği röportajda gizli vasiyetnamede Atatürk’ün İkinci Dünya Savaşı’nın ne zaman çıkacağını, Hitler ile Mussolini’nin sonlarını, Sovyetler Birliği’nin hangi tarihte dağılacağını, suikaste uğrayacak bir ABD Başkanı’nı, mehdinin İstanbul’a geleceğini, İsa Peygamber’in Ayasofya’da belireceğini de “şifreli” şekilde aktardığını belirtmektedir. Mutluer’in bu sözleri ile Atatürk’ün vasiyetine ilişkin noter kaydını içeren sayfaya aldığı notlar okunduğunda, orijinal belgeler yerine söylenti ile tarih inşa etmeye çalışan zihniyetin inandığı bu hurafenin sahihlik derecesi daha iyi anlaşılmaktadır:

NOT: 1) Bu vasiyetname eksik altı (6) maddeden fazla fakat İsmet İnönü tarafından gerisi saklanmıştır. Önemli! 2) Eski Türkçe Gizli Vasiyet ise halen tamamı saklatılmaktadır. 3) Bu vasiyetnamelerin hepsi ortaya çıkartıldığında bütün sırlar ortaya çıkacaktır. (T.İ.E) Meriç Tumluer.

Çok inandırıcı (!) değil mi?

 

Lozan Barış Anlaşması’nın gizli maddelerine inanan köşe yazarları varsa, elbette Atatürk’ün gizli bir vasiyetinin olduğuna inanan yazarlar da vardır. Bakalım kimler:

Aytunç Altındal, Hürriyet Gazetesi‘nden İzzet Çapa’ya verdiği röportajda gizli vasiyetin 2013 yılı Kasım ayında açıklanacağını iddia etmişti. Tabiki bahsettiği durum gerçekleşmedi. Hiç de gerçekleşmeyecek.

Baran Aydın, “Atatürk’ün Gizlenen Vasiyeti” adlı kitabında şehir efsanesinin detaylarını aktarmıştı.

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi‘ndeki “Mustafa Kemal’in vasiyeti bugünlerde açıklanacak mı?” başlıklı 4 Kasım 2013 tarihli yazısında Altındal’ın iddialarına yer vermişti:

"29 Ağustos 2013’de gazeteci İzzet Çapa, Aytunç Altındal ile bir röportaj yaptı.. Aytunç Altındal, 50 yıllık gizlilik kararı 1988’de 25 yıl daha uzatılan Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetinin önümüzdeki kasım ayında açıklanacağını söyledi. Altındal, vasiyette Atatürk’ün halifelikle ilgili önemli ifadelerinin olduğunu belirtirken, hilafetin aslında kaldırılmadığını öne sürdü. Yetkililere bir hatırlatalım dedik. Bugün 5 Kasım.. Şimdi bekliyoruz.. Altındal’ın iddiasına göre, bu vasiyet açıklanırsa, Lozan da yeniden gündeme gelir, Misakı Milli de. Kerkük, Musul konusu da. Tabii başta Hilafet konusu yeniden gündeme gelecektir."

Dilipak daha sonra 29 Kasım 2013 günü kaleme aldığı “Ve aralık!” başlıklı yazısında konu hakkındaki spekülasyonlarını sıralamıştı.

Serdar Turgut, Habertürk Gazetesi‘ndeki 4 Şubat 2013 tarihli “Atatürk’ün gizli vasiyeti niye açılmıyor?” başlıklı yazısında 2013 yılında neden vasiyetin açılmadığını sorarak bu hurafeye inandığını belli etmiş:

"ATATÜRK'ün ölümünden 2 ay önce mühürletip kaldırttığı ve 50 yıl açılmamasını istediği siyasi vasiyeti hakkındaki gizem sürüyor. 1988 yılında açılması gereken vasiyetin açılması, dönemin güçlüsü Kenan Evren tarafından "Halk henüz buna hazır değil" denilerek 25 yıl daha ertelenmişti."

Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Hasan Demir de 11 Kasım 2008 tarihli “Atatürk vasiyetinde Vatikan için ne dedi?” başlıklı yazısında, gizli vasiyet safsatasına inandığını aşikâr etmişti:

"Dünkü yazımızda Atatürk’ün ölümünden 50 yıl sonra açıklanması için yazıp noter huzurunda mühürleyerek bir zarfa koyduğu, Ziraat Bankası kasalarında kilitli tutulan vasiyetinin Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı döneminde açıldığını, fakat “Açıklanması sakıncalıdır” diyerek milletten gizlendiğinden söz etmiş ve böyle bir vasiyet için vardı-yoktu diye tartışmanın anlamı yok dedikten sonra şöyle noktalamıştık:“-Çünkü böyle bir vasiyetin var olduğunu Kenan Evren kabul ediyor ve bu kabulü de mahkeme kayıtlarına geçmiş bulunuyor.” Evet, konu mahkemelik...Üstelik, iç hukuk yolları tüketildiği için de konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmış bulunuyor."

Latif Şimşek de Beyaz Gazete‘deki “Atatürk’ün gizli vasiyeti kimde?” başlıklı 11 Kasım 2015 tarihli yazısında bu safsataya inananlardan olduğunu sergilemiş.

Son olarak Murat Bardakçı’nın “yalanın saygınlığı” olarak adlandırdığı duruma ilişkin yorumuyla bitirelim:

“Bu işi yapmalarının tek bir sebebi vardı: Ekranlarda görünmek ve isim yapmak merakı! Ciddî şekilde, yani ter dökerek çalışmak zahmetli olduğu için işin kolayını ortaya böyle alâka çekecek hayalî senaryolar atmakta bulmuşlardı. Komplo teorilerine milletçe artık ânında inanır hale geldiğimiz için söyledikleri herşey ciddiye alınıyor, saçmalamalarına inanılıyor ve akla-hayâle gelmeyen yalanları sayesinde bilgi sahibi ve saygın insan oluyorlardı!”

malumatfurus hakkında 828 makale
Köşe yazarları için yanlışlama girişimi. #Köşeyazarızabıtası

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın