Anasayfa » Tüm Yazılar » Nâzım Hikmet’in “Dar Bayram Ayakkabısı” Konulu Hikâyesi

Nâzım Hikmet’in “Dar Bayram Ayakkabısı” Konulu Hikâyesi

malumatfurusorg
nazım hikmet konuşma yaparken

“Dar Bayram Ayakkabısı” Konulu Hikâyenin Nâzım Hikmet’e Ait Olduğu İddiası Doğru Değil, Paylaşılan Metin Aslında Bekir Coşkun’a Ait

Yanlış İddia

 

Bayram kutlama mesajlarında sıklıkla düşülen hatalara Malumatfurus.org‘da değinmeyi sürdürüyoruz. Daha önce, Can Yücel’e ait sanılan “Her Gün Bayram” başlıklı yazıyı ve “Cahit Zarifoğlu’na ait sanılan “Gazze’nin Gözyaşından Öpüyoruz” şiirine ilişkin incelemelerimizi yayımlamıştık. Bugünkü konumuz, Nâzım Hikmet’e ait sanılan “dar ayakkabı” konulu bir bayram hikâyesi.

 

nazım hikmet ayakkabı

“Dar Bayram Ayakkabısı” temalı hikâyeyi hatalı şekilde Nâzım Hikmet Ran’a atfeden paylaşım

 

Nâzım Hikmet’e ait iddiasıyla paylaşılan hikâye metni şu şekilde:

“Nazım Hikmet’e bayram için bir ayakkabı almaya karar verirler. O zamanlarda şimdiki gibi hazır ayakkabı satan bir mağaza yoktur. Sadece ayakkabı yapan bir dükkan vardır. Oraya giderler. Ayakkabıcı Nazım’ın ayağını bir kartonun üzerine koyar ve iyice basmasını söyler. Daha sonra kurşun bir kalemle ayağının etrafını çizer. Bu karton onun ayakkabı numarasıdır. Günlerce bu ayakkabının hayalini kurar. Babası ona ayakkabılarının siyah ve bağcıklı olacağını söyler.

 

Nazım’ın ayakkabıları bayramdan bir gün önce gelir. Ayakkabılar babasının dediği gibi siyah ve bağcıklıdır. O gün onları giymez. Ayakkabılarını yatağının altına koyar ve arada çıkartıp onu inceler. O gece onu uyku tutmaz. Sabah evdekiler uyandığında Nazım’ı ayakkabı kutusu kucağında sandalyede otururken bulurlar.

 

Buradan sonrasını Nazım Hikmet’in ağzından dinlemek sizi daha çok etkileyecektir. O halde Nazım nasıl anlatıyor ona bir bakalım.

 

“Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım. Dardı ve canımı yakmıştı; ama bunu babama söylemedim.

O ‘Sıkıyor mu?’ diye sordukça ‘Hayır’ yanıtını veriyordum. ‘Dar, ayağımı acıtıyor.’ desem geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Yürürken artık topallıyordum. Soranlara ‘Dizimi vurdum.’ dedim; ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim. Doğrusunu isterseniz yaşam da dar ayakkabıyla yürümektir.

 

Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş. Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre.
Kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez. Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık…

Canınız yanar. Topallaya topallaya gidersiniz. Sonradan öğrendim; yaşamın, dar ayakkabıyla yürüyebilme sanatı olduğunu.”

 

Ne hikmetse 2019 yılından sonra Nâzım Hikmet’e ait anı olduğu iddiasıyla paylaşılan ve paylaşan kişiye kaynağı sorulduğunda genelde “bir arkadaşım göndermişti” yanıt alınan bu metnin Nâzım Hikmet ile bir ilgisi bulunmuyor.

 

“Dar Ayakkabı” Başlıklı Bayram Hikâyesi Nâzım Hikmet’in Değil

Nâzım Hikmet’e ait sanılan “dar bayram ayakkabısı” temalı hikâye aslında Bekir Coşkun’a aittir.

Bekir Coşkun, çocukluk günlerinden ayağına dar gelen ayakkabıcıklarıyla ilgili anılarını Hürriyet Gazetesindeki 2000 ve 2006 yılında yayımlanan 2 köşe yazısında konu edinmiş. Coşkun’un 2006 yılındaki yazısı 2019 yılından itibaren Nâzım Hikmet’e ait olduğu iddiasıyla paylaşılır hâle gelmiş. Tabii ki bu noktada, Nâzım Hikmet’in basılı eserlerinde “dar ayakkabı” anısının yer almadığını vurgulamakta fayda var.

Bekir Coşkun’un “dar ayakkabıları” ile ilgili anısını ilk paylaştığı 27 Aralık 2000 tarihinde yayımlanan “Bayram ayakkabılarım” başlıklı yazısı şu şekildeydi:

O bayram bana ayakkabı alacaklardı..

Babam Urfa’nın bir bucağında nahiye müdürüydü. Kent uzakta bir yerdeydi. Otuz-kırk hanelik bir yerleşim birimindeki lojmanda oturuyorduk. Gittiğim ilkokulda öğrenci sayısı topu topu yirmi mi desem, otuz mu ne.

Bayrama az kalmıştı.

Muhtemelen ayakkabılarım posta arabasıyla gelecekti..Ya da bir kır bekçisi getirecekti.

Nerden biliyordum bana ayakkabı geleceğini?

Çünkü her ayakkabı alınmadan önce babam ofisinden bir daktilo kağıdı getirir, yere koyar, benim koca ayaklarımı üzerine iyice yerleştirir, etrafını kalemle çizer, sonra onu özenle katlayıp cebine koyardı..

Hah…

Demek ki ayakkabı geliyor.

* * *

Rüyamda ayyakkabı görmeye başlamıştım.

Şimdiki çocuklar nasıl rüyalarında bisiklet görüyorlarsa öyle.

Siyah ayakkabılar.

Çünkü babam illa siyah ayakkabı alırdı..O bizlere çok iyi bakan bir babaydı, ama biraz sert-resmi-otoriter-ağırbaşlı bir devlet memuru olduğu için ayakkabılarım hep siyahtı..

Ve sekiz delikli bağcıklı..

Onu nerden biliyorum?..

Çünkü ayakkabılarım sapasağlam dururken her zaman bağ ipleri kaybolur, ben sekiz deliğe yetecek kadar bir ip peşine düşerdim. O kadar bağcık ipi de babamın eski ayakkabılarında vardı..

Ve çok geçmez, babamın bağırdığını duyardım:

‘‘Bağcıklarımı kim almış?..’’

* * *

Rüyalarımda artık ayakkabılar vardı..

Siyah, bağcıklı…

Pırıl pırıl…

Burunları top…

Geceleri ayakkabı rüyası görüyor, gündüzleri ise ayakkabı yolu bekliyordum..Babamdan çekindiğim için ona soramasam da, Saadet anneme sık sık mırıldanıyordum:

‘‘Ayakkabılarım?..’’

O da fısıltıyla yanıtlıyordu:

‘‘Sabret gelecek…’’

Ve arefe günü ayakkabılarım, bir odacının, ya da bekçinin çuvalının içinde geldi..Bir teki kaybolmasın diye bağcıkları birbirine bağlanmıştı. Evet aynen hayalimdeki gibiydi:

Siyah, parlak, sekiz bağcıklı, burnu top.

O gece hiç uyumadım.

Ayakkabılarım yatağımın hemen yanındaydı. Uyanıp uyanıp onları okşuyordum.

Bir tek sorun vardı:

Ayakkabılarım ayağıma olmuyordu.

Ama ben ne yapıp yapıp koca ayaklarımı içine geçirdim..Babam ‘‘Biraz dar mı ne?..’’ diye sorduğunda ise yıldırım gibi yanıt veriyordum:

‘‘Dar değil…’’

Çünkü darsa biliyordum ki ayakkabılarım gidecek, bir büyüğü gelinceye kadar bayram bitecek.

Canım yanıyordu.

Ama katlandım. Parmaklarım birbirine geçmiş, topuğum yara olmuştu. Sesimi çıkartmadım.

Topal topal yürüyordum.

Ama babam oralardaysa dimdik..

* * *

Bayram ayakkabılarım bana bazı sevgilerin acı gerektirdiğini öğretiyordu..

Bu; muhtemelen sevgi uğruna katlandığım ilk acıydı..

Şimdi ne zaman bayram olsa, siyah, bağcıklı, top burunlu ayakkabılarımı hatırlarım..

Bayramlarda gözlerim çocukların ayaklarında dolaşır..

Artık ayaklarımda değil, yüreğimde eski bir acı duyarım..

Bir çocuk gece karanlıkta ayakkabılarını okşar..

Benim bayram ayakkabılarım…

Benim bayram ayakkabılarım…

 

bayram ayakkabılarım nazım hikmet

Bekir Coşkun’un 27 Aralık 2000 tarihinde yayımlanan “Bayram ayakkabılarım” başlıklı yazısı

 

Bekir Coşkun’un 23 Ekim 2006 tarihinde yayımlanan “Dar Ayakkabı” başlıklı yazısı şu şekildeydi:

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. <br><br> Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkánında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.

O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.
Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.
Kapının her çalınışında koştum.
Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.
O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.
Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.
Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.
Ayakkabımı babam giydirdi.
Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.
Ama bunu babama söylemedim. O “Sıkıyor mu?” diye sordukça “Hayır” yanıtını veriyordum. “Dar, ayağımı acıtıyor” desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.
O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.
Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.
Dişimi sıktım.
Topalladım.
Soranlara “Dizimi vurdum” dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.
*
Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir.
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık…
Canınız yanar.
Topallaya topallaya gidersiniz.
Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu…

 

dar ayakkabı nazım hikmet

Bekir Coşkun’un 23 Ekim 2006 tarihinde yayımlanan “Dar Ayakkabı” başlıklı yazısı

 

Bekir Coşkun bir sosyal medya paylaşımında anılan metnin kendisine ait olduğunu teyit etmişti.

 

nazım hikmet çocukluğu

Nazım Hikmet’e ait bir çocukluk fotoğrafı

 

Dar Ayakkabı Konulu Hikâyeyi Okurlarına Nâzım Hikmet’e Ait Olduğu İddiasıyla Sunan Yazarlar

Sakarya Yeni Haber’deki 24 Mayıs 2020 tarihli “Dar (Bayram)” başlıklı yazısıyla Oktay Aksan:

"Sonradan öğrendim; “yaşamın, dar ayakkabıyla yürüyebilme sanatı olduğunu.“ Nazım Hikmet.... "

Mesut Günsev Star Kıbrıs’taki 7 Kasım 2011 tarihli “Ayakkabı… bayram…ve yaşam …” başlıklı yazısında, Erdoğan Özgenç Yeni Muhalefet’teki 4 Haziran 2019 tarihli “İyi bayramlar” başlıklı yazısında, Sadi Seda Anadolu Gazetesi’ndeki “Görevde kalanlar” başlıklı 2 Ekim 2014 tarihli yazısında Bekir Coşkun’a ait metni herhangi bir atıf yapmaksızın aynen kullanarak okurlarına sunmuş.

Oyuncu Tayfun Erarslan da bahse konu metni Nâzım Hikmet’e ait sanarak seslendirmiş.

 

nazım hikmet bayram ayakkabısı

 

** Kapak görseli: Nâzım Hikmet, Sergey Yesenin için Devlet Edebiyat Müzesi’nde yapılan gecede konuşurken (Kaynak: Nâzım Hikmet Kültür Merkezi)

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz