Hz. Muhammed’in en yakın sahabelerinden, ikinci İslam halifesi Hz. Ömer (Ömer bin Hattab bin Nufeyl) adaletiyle nam salan bir yöneticiydi. “Âdil” sıfatıyla tarihe ismi kazınan diğer bir ünlü yönetici de Sasani İmparatorluğu’nda MS 531-579 yılları arasında hükümdarlık yapmış olan Nûşirevân’dır.
Yaşadığı devir içinde ve halifelik görevini yerine getirdiği dönemde adaletiyle tanınan Hz. Ömer’in idare anlayışında adaletin önemini bir vakada “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” cümlesiyle vurguladığı rivayet edilmektedir.
| Eski Başbakan Yardımcısı ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Selahattin Demirtaş’a ilişkin sözlerini tebrik ederek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da adalet konusunda aynı iradeyi göstereceğine inandığını söyledi.
Arınç, açıklamasında adalet vurgusu da yaptı.
İslam tarihinden örnekler veren Arınç, Hz. Ömer ve Nûşirevan’ın adalette eşsiz örnekler olduğunu hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:
Sayın Devlet Bahçeli’nin bugün grup toplantısında yaptığı konuşmayı büyük bir ilgi ve takdirle dinledim. Kendilerini içtenlikle tebrik ederim. Umarım ki adını zikrettiği isimlerle birlikte siyasî düşünceleri, fikirleri ve eylemleri sebebiyle halen cezaevinde olan pek çok kimse de bir an önce özgürlüğüne kavuşur. Sayın Bahçeli’yi dinlerken inancımızda adil olmanın ve adalet ile hükmetmenin ne kadar önemli olduğunu anlatan bir kıssa geldi ve sizlerle de paylaşmak istedim. Bu kıssadan atıfla demek istiyorum ki 1978 yılından beri yol ve dava arkadaşlığı yaptığım Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Bahçeli’den daha az adil değildir. Hz. Ömer ve Nurşirevan adalette eşsiz örneklerdi. İnanıyorum ki Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli de en yakın zamanda buna en güzel iki örnek olacaklardır.
|
İskenderiye’de yaşayan Yahûdi bir tüccarın Vali Ebû Vakkâs’ın adil olmayan bir kararına itirazına Hz. Ömer’in Sasani hükûmdarı Nuşirevan’ın dolandırıcılıkla ilgili verdiği hükme “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” sözüyle atıf yaptığı şöyle nakledilmektedir:
Hz. Ömer (ra) zamanında Şam valisi olan Sad b. Ebi Vakkas bir cami yapımı esnasında camiye bitişik arsası olan Yahudi arsasını satmak istemez. Ancak Vali arsayı zorla kamulaştırır ve bedelini adama gönderir.
Yahudi tavsiye üzerine Medine’ye gelerek durumu Halifeye şikâyet eder. Hz. Ömer bir deri veya kemik parçasına bir şey yazarak bunu Valiye vermesini söyler. Hayal kırıklığına uğrayan adam bir şey çıkmayacağını düşünür, ama yine de Valiye gidip Hz. Ömer’in yazdığını uzatır. Vali çarpılmış gibi hemen Yahudinin arsasını iade eder.
Sebebini daha sonra şöyle izah eder:
İslâm’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi. Bize yardım etti. Sonra gidip krala durumumuzu anlattık. Develerimizi iade etti ve bize ayrı ayrı kapılardan yarın şehri terk etmemizi söyledi.
Ertesi gün şehrin iki kapısında vezir ve kralın büyük oğlunun asıldığını gördük. Meğer bunlar bir çete kurup gasp ve talan yapıyorlarmış.
İşte getirdiğin pusulada Ömer bana bunu hatırlatıyor ve diyor ki: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.”
Hz. Ömer’e izafe edilen “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” sözü, “Ben Nuşirevan’dan daha adilim” şeklinde de alıntılanıyor.
Nihat Hatipoğlu, bu anlatıya Hürriyet’teki 25 Mart 2011 tarihli “Ben Nuşirevan’dan daha adilim” başlıklı köşesinde daha detaylı şekilde şöyle yer vermişti:
Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Şam valisi olan ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşlarından olan Sad b. Ebi Vakkas (r.a.) Şam’daki bir camiyi genişletmek ister.
Bu nedenle de caminin civarındaki arsaları kamulaştırır. Herkes arsasının bedelini alır ve isteyerek arsasını camiye devreder. Ancak Şam’da yaşayan bir Yahudi, camiye bitişik olan arsasını satmak istemez. Vali arsasının değerini fazlasıyla verse de Yahudi vatandaş arsasının kamulaştırılmasına rıza göstermez. Bunun üzerine vali arsaya el koyar ve bedelini adama gönderir.
Arsasını kaybeden Yahudi, komşusu olan bir Müslüman’a derdini anlatır. Sızlanır. Bana zulmedildi, der. Müslüman vatandaş da kendisine, Medine’ye git. Orada halife Hz. Ömer vardır. Derdini anlat. Ömer, son derece adildir, elbette seni dinler, der. Şamlı Yahudi Medine’nin yolunu tutar. Yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır. Halifeyi sorar. Vatandaşlar bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler. İşte halife bu zattır, derler. Adam Hz. Ömer’in yanına gider. Selam verip yanına oturur. Derdini anlatır. Hz. Ömer adamı dinler. Sonra bulduğu bir deri veya kemik parçasının üzerine şu cümleyi yazar: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” Kısa ve özlü bir cümle. Yahudi bu yazıyı alıp ayrılır. Ama yolda giderken de kendi kendine şöyle konuşur: “Şam’daki idarecilerin giyim, kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerde. Şam’dakiler şu mütevazı halifeyi ciddiye alırlar mı? Hiç sanmıyorum.” Kendi kendine böyle konuşur. Sonunda Şam’a varır. Doğrusu valiye gitmek de istemez. Çünkü sonuç alamayacağı kanaatindedir. Bununla beraber, mademki yorulup da oralara kadar gittim, bari halifenin şu yazdığı cümleyi valiye vereyim, der. Valinin huzuruna çıkar ve deri parçasını uzatır. Medine’deki halifenin size mesajıdır, der. Vali bu cümleyi okuyunca, sapsarı kesilir. Uzun müddet başını yerden kaldıramaz. Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der; arsanız size geri verilmiştir.
Yahudi vatandaş hayret eder. Şaşırır. Bir tek cümlenin valiyi bu kadar sarsacağını hiç tahmin edememişti. Merak ve dehşet içinde sorar. Lütfen bana bu cümlenin neden sizi bu kadar dehşete düşürdüğünü anlatır mısınız der.
Şam valisi Hz. Sad, bak der, sana bu cümlenin hikayesini anlatayım. O zaman benim neden bu kadar ürperdiğimi anlarsın:
İslam’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi. Bize yardım etti. Sonra da; gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder, dedi. Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikayetimizi bir mütercim krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyledi. Bize de, memleketinize dönün, dedi.
Biz tekrar Han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık. Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve burada bir hata var, dedi. Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım, teklifinde bulundu. Biz de gittik. Huzura çıktık.
Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yeri anlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.
Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi, akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin dedi. Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın, talimatını verdi. Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.
Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi. Durumu anlamak için hancıya sorduk. Neler oluyor dedik. Hancı şöyle dedi: Sizin develerinize el koyan kişi Nuşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir. Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız, dedi. Hz. Sad, anlatmaya devam ediyor: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm. Halk toplanmış seyrediyordu. Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir. Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.
Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük.
İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” sözüyle bana bunu hatırlatıyor. Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim diyor. Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi. Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı.
Bu hadiseyi bire bir yaşayan Yahudi vatandaş, hem arsasını hibe etti ve hem de İslam’a girdi.
Hz. Ömer ve Nûşirevân, adaletleri ile ünlü tarihî şahsiyetler olsa da bu anlatının gerçek olması mümkün görünmüyor.
Çünkü, böyle bir hadisenin yaşanması tarihî tutarsızlık (anakronizm) içeriyor.
Nûşirevân’ın hükûmdarlığı zamanında Hz. Ömer henüz doğmamıştı.
Sasani İmparatorluğu’nun en parlak dönemini yaşatan ve tarih sayfalarında “Adil” (Dadgar) sıfatıyla ölümsüzleşen Nûşirevân, M.S. 6. yüzyılda, 531 ile 579 yılları arasında hüküm sürdü.
| Nûşîrevân’ın (Nûşervân, Enûşervân, Anuşirvan, I. Hüsrev) mirası, kendi imparatorluğunun sınırlarını ve ömrünü aşarak İslam medeniyeti üzerinde de derin izler bırakmıştır. Hz. Muhammed’in doğduğu dönemde hüküm sürmesi ve İslam kaynaklarında kendisinden övgüyle bahsedilmesi, onun isminin “adalet” kavramıyla eş anlamlı hale gelmesini sağlamıştır. Orta Çağ boyunca kaleme alınan pek çok eserde devlet adamlarına örnek gösterilen ideal hükümdar prototipi olmuş, yönetim anlayışı, asırlar boyunca adaletli hükümdarlığın en somut tarihsel örneği olarak nesilden nesile aktarılmıştır. |
Hz. Ömer ise 581 yılında Mekke’de dünyaya geldi (Hz. Ömer’in doğum yılına dair farklı rivayetler mevcut. Fil Vak‘ası’ndan on üç yıl kadar sonra ya da Büyük (Dördüncü) Ficâr savaşından dört yıl kadar önce doğduğu belirtilmektedir. Kaynakların atıfları incelendiğinde genel olarak doğum yılının 581-584 arasına tekabul ettiği görülmektedir).
Kisra I. Hüsrev’in (Nûşirevân’ın) torunu II. Hüsrev ile karıştırılması da olasıdır.
Ancak, rivayet edilen hadiseye Hz. Ömer’le ilgili eserlerde, İslâmî eserlerde atıf yapılmadığına şahit oluyoruz. İlgili dönemden bir Sasani hükûmdarın hırsızlığa karıştığı için oğlu ve vezirini idam ettirdiğine dair tarihî kaynaklarda bir bilgi de yer almıyor.
Ulaş Töre Sivrioğlu, “İslam Kaynaklarına Göre Nuşirevân-ı Âdil” başlıklı makalesinde bu menkıbenin gerçek dışılığına şöyle vurgu yapmış (History Studies. Volume 5/Issue 5 Eylül/September 2013):
“Bu menkıbe Müslümanların Nuşirevān’a duydukları saygının güzel bir örneği olmakla birlikte tamamen hayalidir. Zira bu türden bir hırsızlık olayıyla Şah’ın oğlunu idam ettirmesinin olanaksızlığı bir yana Halife Ömer’in 579 yılında ölen Nuşirevān’la karşılaşmış olması mümkün değildir. Burada muhtemelen II. Hüsrev, Nuşirevān’la karıştırılmaktadır. İslâmî dönem yazarlarının Nuşirevān’la ilgili anlatımların tarihini daha gerilere çekmek için kullandıkları örnekler genel olarak şüpheyle karşılanmalıdır”
|