Şiirlerinde günlük dilde kullanılan argolara ve kaba sözlere sıklıkla yer veren Can Yücel (21 Ağustos 1926-12 Ağustos 1999) hakkında asılsız anlatılar uydurulan ve kendisine ait olmayan şiir ve sözler şahsına atfedilen nevi şahsına münhasır bir kişi.
Daha önce Malumatfurus.org‘da Can Yücel’in Leman Dergisinde yayınlanan Meryem Ana konulu şiirinde kullandığı ifadeler nedeniyle yargılandığı ceza davasında savunma yapmadığı ve mahkeme başkanına fıkra anlatarak beraat ettiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını aktarmıştık. Duygu Asena’nın Nazım Hikmet’e “kartpostal şairi” dediği ve Can Yücel’in de kendisine “Kart sensin postal da sana girsin” şeklinde yanıt verdiği iddiasını incelemiştik. Can Yücel’in BBC Türkçe’de spikerlik yaparken Nâzım Hikmet’in ölüm haberini sunduğu, haberi küfürle karışık bir şekilde okuduğu için işine son verildiği ve “Sarı saçlı güzel kadın / Sarı saçlı güzel kadın / Anasını s*ktin vatanın” dizelerini içeren şiirin Can Yücel tarafından Datça’da yazılıp Tansu Çiller’in yüzüne karşı okunduğu iddialarını çürütmüştük.
Bugünkü konumuz, kamuoyuna yansıyan hakaretlerin ardından sıklıkla gündeme gelen, Can Yücel’in yargılandığı bir davada kendini “Bizim köyde / orada / memlekette göte göt derler” sözleriyle kendini savunduğu iddiası…
Yazılarında ‘göt’ kelimesini açık açık kullandığı için yargılanan Can Yücel’in mahkemedeki sözlü savunmasını bir fıkra anlatıp “Ne diyeyim hakim bey? Bizim orada göte göt derler” sözleriyle bitirdiği şöyle anlatılıyor:
“Yıllar önce Can Yücel, bir gazetedeki bir yazısında “göt” kelimesini kullanır. Onu tanıyanlar, şiirlerini okuyanlar bilir, bu kelime sıradandır onun şiirleri, sözleri içinde. Kullandığı bu kelimeye ilişkin Can Yücel’e bir dava açılır. Sebebi: Açık seçik “göt” kelimesini kullanmasıdır.
Kendi savunması olan “valla hakim bey bizim köyde göte göt derler de ondan” sözünün öncesinde mahkemede şu fıkrayı anlatır:
Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabalı doktora getirir hastayı. Koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. Köylüler tabi ‘tamam doktor bey’ diyip köye giderler. Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. Bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. Ne cürettir ki doktoru arayacak bi köylü. Neyse durumun vehameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, “biz ne yapacağımızı bilemedik dohtor bey” der. Karşıdan doktor bir şeyler söyler, muhtar arkasına döner ve doktorun dediklerini köylülere söyler: “makattan verin dedi dohtor” der.
Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar, ama makat ne bilen yoktur yine. Hasta ise gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyordur baya.
İhtiyar meclisi toplanır, son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir: “çok kızacak dohtor çok!” diye.
Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor birşeyler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner: “çok kızacak demiştim; götüne sokun dedi.” der.
Can Yücel önce bu fıkrayı anlatır, sonra sözünü sözler: “Valla hakim bey bizim köyde göte göt derler de ondan”.”
Bu anlatı, Uğur Dündar’ın Özgür Özel’in Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a ettiği küfrü, “Efendim, Türkçede göte göt denir.” diyerek savunmasıyla yeniden gündeme geldi.
Can Yücel, 1982 yılında yayımlandıktan sonra 1984 yılında müstehcenlik gerekçesiyle (ve siyasî nedenlerle) toplattırılan “Rengâhenk” adlı şiir kitabı nedeniyle yargılandı.

(“Gidip Gelme”, “Yaradana Kurban”, “Köroğlu Üzre” başlıklı şiirlerinde) “Halkın ar ve haya duygularını rencide edici sözler kullandığı” suçlamasıyla 1984 yılı Nisan ayında başlayan yargılamada Can Yücel, 1986 yılı Aralık ayında beraat etti (Can Yücel, “Somut” dergisindeki “Hamileler” başlıklı şiirinin edebe aykırı, müstehcen olduğu gerekçesiyle yargılandı ve para cezasına çarptırıldı (Milliyet. 23 Şubat 1984) Sesini Kaybetmeyen Şiir adlı kaseti, Kültür Turizm Bakanlığı Denetleme Kurulunca yürütülen “muzır müzikal” soruşturması kapsamında yasaklandı (Milliyet. 21 Ocak 1987)).

Şiirlerinde küfürlü ve argo ifadelere sıkça yer veren ve hazır cevap bir şahsiyet olan Can Yücel’in mahkemede kendisini “bizim orada göte göt denir” sözüyle savunması gayet olası.
Ancak yaptığımız taramada, Can Yücel’in, bir duruşmada hakime hitaben “Bizim memlekette göte göt denir” dediğinin bir tevatür mü gerçek bir hadise mi olduğuna dair net bir delil bulamadık.
Rengâhenk adlı kitabı nedeniyle yargılandığı davada Can Yücel’in “göt” kelimesini fıkra anlatarak kendini savunduğuna dair kendisinin bir aktarımına rastlayamadık.
İlgili dönemde yayımlanan gazete ve dergi arşivlerinde bu yönde bir atıf göremedik…
(Aziz Nesin’in oğlu) Ahmet Nesin ise Can Yücel’in mahkemede hakimin “Şiirinizde hep göt diyorsunuz. Daha kibar söylenemez mi?” sorusuna “Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre bu memlekette göte göt denir” yanıtını verdiğini anlatıyor.
Ahmet Nesin, Adalar’da kaldığı dönemde Can Yücel’in Gazeteciler Cemiyeti’nde kendisine “göt davasından geldiğini” söylediğini Youtube kanalında ve Artı Gerçek’teki köşe yazısında aktarmıştı (Can Yücel’in İstanbul’da Gazeteciler Cemiyeti binasına/lokaline uğradığı biliniyor (Nokta. 30 Ağustos 1987)):
“12 Eylül sonrası, gazeteciliğe ara verip “Düşün Yayınevi“ni kurmuşum, öğlen Gazeteciler Cemiyeti lokaline gelmiş yemek yiyorum. Tam yemeğim bitmek üzere Can Yücel girdi içeri, yüzü her zamankinden daha bi güleç, daha bi neşeli. Nereden geldiğini ve keyfinin nedenini sordum, “Göt davasından geliyorum, beraat ettim” dedi.
Yazko Edebiyat Dergisi’nde Can Yücel’in bir şiiri çıkmıştı, içinde “GÖT” sözcüğü geçtiğinden dolayı dava açtı sıkıyönetim askeri savcılığı. Gerisini neredeyse kelimesi kelimesine Can Baba’nın ağzından aktarayım. Bu arada bir de büyük şişe geldi, öğleden sonra kendime izin verdim.
“Mahkemeye Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünü de götürdüm. Mahkeme başkanı bana ne diyeceğimi sorunca, ben de “G” harfi bölümünü açıp heyete ‘Sayın başkan, sayın mahkeme heyeti, Türkçemizde göte göt denir, sözlükte öyle diyor.’
Bakın size bir hikâye anlatayım. 40 yaşlarında bir gencin ateşi 40’a, 41’e çıkmış. Arkadaşı onu doktora götürmüş. Doktor gerekli muayeneyi yaptıktan sonra reçeteyi azmış ve eve yollamış. Hastayla arkadaşı ilaçları alıp eve gelmişler. Hasta yatağa uzanmış, arkadaşı bir bardak suyla ilaçları getirmiş. Birincisi bir hap, onu içmiş, ikincisi de hap, üçüncüsü de, hasta hepsini içmiş. Sıra gelmiş dördüncüye, bir çıkarmışlar ki parmak gibi bişey, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Neyse, hastanın arkadaşı doktora telefon açmış ve durumu anlatmış. Doktor da gayet sakin, o parmak gibi şeyi makattan kullanacaklarını söylemiş.
Fakat gariplerim onu da bilmiyorlar, 2 kez daha telefon açmışlar ama yine de doktorun dediğini anlamıyorlar. Sonunda hasta arkadaşına bir daha telefon etmesini söylemiş ama arkadaşı artık doktorun kızacağını ve aramayacağını söylemiş. Hasta mecburen bitik bir halde telefon açmış ve doktora, makatı, anüsü, anali anlamadıklarını ve ne yapacaklarını sormuş, doktor da bu kez ‘G…’ne sokacaksın’ demiş. Hasta gözleri faltaşı gibi doktorun söylediğini arkadaşına aktarmış, arkadaşı da ‘Ben sana kızar demedim mi’ diye azarlamış hastayı.
Ben fıkrayı bitirince savcı yere düştü, hâkimler birbirini iterek arka odaya kaçtılar ve duruşmaya gülme arası verildi ve tekrar başladığında beraat ettim.””
Metin Celal, Cumhuriyet’te 9 Ağustos 2017 günü yayımlanan “Can Baba türbesini ziyarete giderken” başlıklı yazısında, Rengâhenk’teki müstehcen şiirleri nedeniyle yargılandığı davada “Göte göt demeyeceğiz de ne diyeceğiz” ifadesiyle kendisini savunup beraat ettiği şöyle aktarılmış:
“Yıl 1985. Poetika Şiir Dergisi’ni çıkartıyoruz. Mehmet Müfit ve Tuğrul Tanyol’la birlikte. Küçücük, kitap boyunda, 64 sayfa bir dergi. 12 Eylül’ün karanlığı hâlâ sürdüğü için dergi çıkartma izni verilmiyor. Mecburen dergiler “seçki” adıyla çıkıyor. Biz de Poetika’ya “Şiir Sanatı ve Sorunları” altbaşlığı koyuyor, kitap gibi yayımlıyoruz.
Poetika’da esas olarak 80 kuşağı şairleri var. Amacımız Üç Çiçek’in kaldığı yerden devam etmek. Tartışmayı sürdürmek, şiir üzerine görüşlerimizi ortaya koymak. Dergide küçük hoşluklar da var. Bunlardan biri de “İlk Adımlar” bölümü. Cemal Süreya’ya, Ece Ayhan’a ilk şiirlerinin yayımlanma sürecini anlattırmışız. Üçüncü sayıda da Can Yücel anlatacak. Kısa, bir sayfayı geçmeyen yazılar. Can Baba ile iletişimi Tuğrul (Tanyol) kuruyor. Tuğrul, Can Baba’nın Sultanahmet’e adliyeye geleceğini söylüyor. Adliye çıkışında Can Baba’yı bulup yazıyı alacağım.
Can Yücel’in “Rengahenk” adlı kitabı toplatılmış. Kitap 1982’de yayımlanmış. Yazko’dan çıkan ilk baskısı toplatılmamış ama ikinci baskı hem toplatılmış, hem de dava açılmış. Burhan Uygur’un resimlediği, günümüzde bile benzerine az rastlanacak şıklıkta bir kitap. Şiirlerin müstehcen olduğu iddia ediliyor. Can Yücel ünlü savunmasında “Göte göt demeyeceğiz de ne diyeceğiz” demiş ve beraat etmiş.“
Yazko Yayınları tarafından 1982 yılında basılan Rengâhenk adlı şiir kitabında (Doğan Kitap ve Papirüs yayınlarının bastığı versiyonda yaptığımız incelemede) “göt” kelimesinin sadece Götümser adlı şiirinde geçtiği görülüyor:
GÖTÜMSER
Gün gidiyor limoni, bana kalsa da nezle
Sümüklü deniziyle, bulut mendilleriyle
Hapşırdı hapşıracak burnu morarmış Kıble,
Yaşıycağız demek ki bir eyyam daha böyle
Dün gidiyor limoni, mükedder filleriyle
Rengâhenk’te yer alan ve “müstehcenlik” kovuşturmasına konu olan “Gidip Gelme”, “Yaradana Kurban”, “Köroğlu Üzre” başlıklı şiirleri ise şu şekilde:
Gidip Gelme
“En son denizi işittim
-Öc alıyor benden-
Içim için kaynıyordu demin
Patlamadın ya dedim
Patladı işte
Öbür sesler
-Fabrikanın düdüğü cankurtaranla ezan
Ve göğsümün hırıltısı-
Hiçbiri ayağına su dökemez bunun
Bu vurdu muydu uçuşuyor canımın yongaları
Pul pul pırıl pırıl ve oğul oğul
Bir mevlut balığı ağıyor sanki menevişlere
Hiç kalır yanında bütün seviştiklerim
Bu deniz, düştükçe düşen nabzım terim benim
Beyler gayrı beni san defterinizden silin
Nem varsa definem ipim kefenim
Hepsi sizin hepsi sizin, hapsinizin.
Yeter ki beni bir genel afla başınızdan defedin
Ve defleriyle çalparalarıyla gümüş sürülerinin
Bu dif gibi cesedi Kanal’ın döllügüne defnedin
Kulaklarınızı çınlatırım ordan
Isırırım gözlerinizi
Geri dönen bir hecetaşı gibi geceden
Heceleyerek kendi kitabesini
Unutmuş bildiği ne varsa önceden
Sekerek ve……k denizi
Şaş kalacaksınız o zaman
Şeytan minareleriyie nasıl okunurmuş ezan
Ve düşmez-kalkar bir Allah gibi tuzlar içinde
Varacağım ki cenazenize
Bir kızım daha olmuş de nizamlarından
Ve tıpkı ve tıpkı bir insan
Kaptığım gibi onu da atacağım ki dalgalara
Ayrı düşmesin garip, sütanamızdan
Anladınız mı şimdi Can
Niye gelirmiş hep Boğaz’dan”
Yaradana Kurban
“Tırnakları uzuyor İstanbul’un
Kirli bir masmavi
Ama ne kadar yaraşıyor yarabbi
Bu tırnaklar bu deli parmaklara ‘
Ve ortayla işaret arasında mütemadi bir cigara
Giderek minareler oluyorlar
Yaşlı bir köprüye rastladım demin Bir diyeceğim yok dedi martılara Başımı döndürmeseler
Başımı
döndürmeseler böyle
Bende dedim ki Allah’a
Feriştahm gelse yaradamaz bu güzelliği
Sen bir turistsin amcabey!”
Köroğlu Üzre
“Allah icad oldu mertlik bozuldu Doğru kılıç canda paslan……
Damgalıdır……”
Bilindiği üzere Can Yücel’in şiirlerinde kaba ve küfürlü sözcük kullanımı bir hayli yaygın.
“Bir Siyasinin Şiirleri” adlı kitabında XXXXVI (Kırkaltı) başlıklı şiirinde “göt”, “kubur” ve “bok” kelimelerini şöyle kullanmış:
“Bi de çiş edeyim, dedim.
Tıkanmış gene kubur,
Kocaman bir bok yüzüyor üstünde,
Mağrur, Cermen ve vakur,
Bi bok sanıyor kendini… haklı olarak!
Küçük aptestimle bozdum saltanatını.
Dedim a, bir sıkıntı vardı içimde…
Koğuşa döndüm, demir kapıyı gacırdatarak.
— İnşallah, uyanmamıştır kimse!
— Uyanan olmamış, Allah kahretsin!
Tırmandım ranzaya, oturdum yatağın içine.
Bakındım balıkçıl bir umutla
Beylik battaniyelerin altından
Dost bir yunus çıkar belki diye.
Hâlâ kendi karasularında yüzüyor herkes…
Kaldık mı sana ölü götüne tıkaç Birinciyle
Zeytin çekirdeği tesbihine!..
— İnsan gözü otobur bir hayvan,
Yeşilsiz kalınca, ölüyor açlıktan.
— Tersliğe bak, Faik Dayı’nın
Gözlüğünü almayı unutmuşum”
Diğer şiirlerindeki “göt” kelimesinin kullanımı şöyle örneklenebilir:
- “Dostum Samaripa’ya Mektup”ta “Yuvarlanıp gidiyor götleri”,
- “Tecdid-i Kayıt”ta “Ne arıyorsun ulan ibne sabahtan gece yarılarına / Bu götiçi kadar yerde, diye”,
- “Mülemma”da “götyüzü”,
- “Fındık Faresi Büyüdükçe”de “Gittim baktım ki götiçi kadar kalmış / O hangar gibi yer”,
- “Aid mi, Aids mi?”de “”AID” sözcüğü, günümüzde ve götümüzde mertek dururken”,
- “Güneşe Sunu”da “O kadının günebakan ayçiçeği götü gibi / Sikimden ateşi bir tırtıl yürüyor bahar burcuna”,
- “Vaziyet-i Umumi”de “Benim halim memleketin hâli Üç gündür kabızım dışarı çıkamıyorum Ne geğiriyor ne osurabiliyorum İçim gırtlağıma kadar bok /…/ Boyuna lavman yaptırıyorum Götüme fitil sokuyorum”,
- “Gripken”de “Oradan doğru sıram sıram Roma helâlarına! / Yirmi götle birlikte oturaklarda oturuyoruz / Benim yanıma Tuncel Kurtiz düşmüş / Bağıra bağıra konuşuyor, sıçamıyorum”,
- “Tomografi”de ““Hanidir Metastaza dalmış illetini unutup /…/ Götünde biten o bâsurbadelmevtten şekvacı”
| Can Yücel Kimdir?
1926 yılında İstanbul’da doğan Can Yücel, yazar, felsefe ve edebiyat öğretmeni, maarif müfettişi, milletvekili, Milli Eğitim Bakanı, konservatuvar ve Köy Enstitüleri ve tercüme bürosu kurucusu Hasan Âli Yücel’in oğluydu. Ortaöğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı. Yükseköğrenimim Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü’nde ve İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde yaptı. Uzun süre Paris’te ve İngiltere’de kaldı. Londra’da BCC Radyosu Türkçe Yayınları Bölümü’nde spiker olarak çalıştı. 1962’de İngiltere’de, 1709’da Latin harfleriyle taşbaskısı basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabını bulması önemli yankılar uyandırdı. Ertesi yıl yurda dönünce Marmaris’te turist rehberliği yaptı. Sonra İstanbul’a yerleşti, çeviriyi uğraş edindi. Yücel, bir çevirisinden dolayı 12 Mart döneminde 15 yıl hüküm giydi, 2.5 yıl hapis yattı, 1974’te aftan yararlanarak serbest kaldı. 1997’de Leman dergisinde yayımlanan ‘Kadın diye bir şiir’ başlıklı şiirinde İsa Peygamber ile Meryem Ana’ya hakaret ettiği gerekçesiyle 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandı. 1994’te Atatürk’ü küçültücü ifadeler kullandığı iddiasıyla yedi yıl hapis cezası istendi, beraat etti. Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesi, 1998 ’de adına düzenlenen bir etkinlikte Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaret ettiği gerekçesiyle, Can Yücel’i 1 yıl 2 ay hapis cezasına mahkûm etti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, hakkındaki hükmü, ‘cezanın ertelenmesi gerektiği’ görüşüyle bozdu. 12 Ağustos 1999‘de vefat etti. Eserleri: İlk kitabı 1951 yılında yayımlanan Can Yücel’in 48 yıllık zaman diliminde 14 şiir kitabı yayımlandı. ‘Yeni Dergi’, ‘Birikim’, ‘Sanat Emeği’, ‘Yazko Edebiyat’, ‘Yeni Düşün’ dergilerinde birçok şiiri, yazısı ve çeviri şiiri yayımlandı. Tüm eserleri şöyle listelenebilir: Yazma (1950, Haşan Âli Y ücel, Sander Yayınlan, Yazko Yayınlan, Adam Yayınları, Papirüs Yayınları), Sevgi Duvan (1973, Yazko Yayınları, Adam Yayınlan, Papirüs Yayınlan), Bjr Siyasinin Şiirleri (1974), Ölüm ve Oğlum (1976 Yazko Yayınlan, Adam Yayınlan, Papirüs Yayınlan), Şiir Alayı( 1981), Rengâhenk (1982, Yazko Yayınlan, Adam Yayınlan, Papirüs Yayınlan), Gökyokuş (1984, Yazko Yayınlan. Adam Yayınlan, Papirüs Yayınlan), Beşibiryerde (1984), Canfeda (1986, Gözlem Yayınlan, Adam Yayınlan, Papirüs Yayınlan), ÇokBi Çocuk (1988, Gözlem Yayınlan, Adam Yayınları, Papirüs Yayınları), Kısa Devre (1990), Kuzgunun Yavrusu (1990), Gece Vardiyası (1991, Korsan Yayınlan. Papirüs Yayınlan), The Poetry of Can Yücel (Seçme Şiirler, çev. Feyyaz Kayacan Fergar, 1992, Papirüs Yayınlan), Güle Güle Seslerin Sessizliği (1993), Gezintiler (1994), Maaile (1995, Papirüs Yayınları), Seke Seke (1997, Papirüs Yayınlan), Düzünden-Düz Yazılar (1994, Papirüs Yayınlan), Her Boydan (Dünya Şiirinden Örnekler, çev. Can Yücel, 1985, Adam Yayınlan, Papirüs Yayınlan), Mekânım Datça Olsun (1999, Bulut Yayınlan). |







1 Yorum
Yaşasaydı;
Akın-akın götlekler,
Adâletin beklenen duruşması yine gün bekler!!!
diye bir-şeyler yazardı kim-bilir?!!!