Sagalassos’ta yapılan arkeolojik kazıda çalışan işçi ile alanda bulunan 2000 yıllık iskeletin DNA’sının aynı olduğunun tespit edildiği iddiası doğru değil

 

Burdur’un Ağlasun ilçesinin 7 kilometre kuzeyinde yer alan, Helenistik çağda ve Roma döneminde önemli bir yerleşim merkezi olan Sagalassos Antik Kenti‘nde 1989 yılında başlayan kazı çalışmaları esnasında bulunan iskeletlerden alınan DNA’nın kazı alanında çalışan işçilerin DNA’sı ile eşleştiği, bu durumun da bölgede yaşayan halkın binlerce yıl önce Sagalassos’ta yaşayanlarla akraba olduğunu işaret ettiği yönündeki yanlış iddia hâlâ varlığını sürdürüyor.

 

Yanlış iddianın yaygınlaşmasına Hürriyet’te 30 Haziran 1999 günü yayımlanan”Kaza kaza 3 bin yıllık akrabalarını buldular” başlıklı haber neden oldu.

Bahsi geçen haberde kullanılan ifadeler şöyleydi:

“DNA TESTİNİN SONUCU

 

Burdur’daki Antik Sagalassos Kenti kazıları 10 yıldır sürüyor. 1989 yılında başladı. Belçika Leuven Katolik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Marc Waelkens başkanlığında.

 

Üç yıl önce, 1996’da, antik kentin agora (çarşı) bölümünün kazıları sırasında, işçiler bir iskelet buluyorlar. Bölgede rastlanılan ilk insan izlerinin günümüzden 12 bin yıl öncesine uzandığı biliniyordu. Ne var ki, kazı işçilerin bulduğu iskeletin 3 bin yıl öncesine ait olduğu anlaşılıyor.

 

3 BİN YILLIK AKRABA

 

‘‘Bu bizim atamız, atamızı bulduk’’ diye, tarihi bir kazı sırasındaki buluşlarıyla keyiflenmiş, kendi aralarında eğlenirlerken kazı, heyeti başkanı Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens, beklenmedik bir şekilde bu şakayı ciddiye alıp, iskeletten kemik, kazı işçilerinden de saç teli örnekleri alıyor. Ülkesine, Belçika’ya incelenmesi, DNA testi yapılması ricasıyla gönderiyor.

 

Belçika’da, laboratuvarda ‘‘karbon’’ testi yapıldıktan sonra, netice Türkiye’ye postalanıyor. Ve ilginçtir, 3 bin yıllık iskeletin DNA yapısıyla, kazı işçilerinin saç örneklerinden elde edilen DNA’nın yapısının benzerliği ortaya çıkıyor.

 

Antik Sagalassos kenti kazısı işçilerinden Ali Toprak, Ahmet Şimşek, Recep Dolutaş, Cafer Savaş, Gürsel Coşkun, Mehmet Kurt, Ramazan Onaç, Ömer Ot, Mustafa Kavak, İbrahim Altınok, Ali Sak, Mehmet Altınok, Osman Aynalı, Ömer Akınca ile kazı bekçisi Şeref Boskurt’un, 3 bin yıllık iskeletle yakın ya da uzak akraba oldukları kesinleşiyor.”

 

Sagalassos’ta gerçekleştirilen arkeolojik kazıda iskeletlerden elde edilen DNA’ların bir teste tabi tutulduğu doğru. Ancak bu testin amacı, 2 bin yıllık iskeletle kazıda çalışan işçiler arasında bir akrabalık bağının bulunup bulunmadığını tespit için değil, yetişkin iskeleti ile çocuk iskeleti arasında bir anne-çocuk ilişkisinin olup olmadığının anlaşılması için yapılmış. Yapılan çalışma ile, 2000 yıl önce bölgede yaşayan halk ile günümüzde Ağlasun’da yaşayanların DNA’sının aynı olduğu tespit edilmemiş.

 

2016 yılında yapılan bir mitokondriyal DNA çalışmasında ise Roma ve Bizans dönemlerindeki Sagalassos’ta yaşayan halk ile günümüzde Ağlasun’da yaşayan halk incelenmiş (Ottoni C, Rasteiro R, Willet R, Claeys J, Talloen P, Van de Vijver K, Chikhi L, Poblome J, Decorte R. “Comparing maternal genetic variation across two millennia reveals the demographic history of an ancient human population in southwest Turkey“. R Soc Open Sci. 2016 Feb 17;3(2):150250. doi: 10.1098/rsos.150250. PMID: 26998313; PMCID: PMC4785964).

MS 6. yüzyıldaki Justinian vebası ve/veya MS 7. yüzyıldaki depremin ardından terk edildiği düşünülen Sagalassos’taki demografik değişiklikleri araştırmak için Roma ve Orta Bizans döneminden iki popülasyon örneği ile yakındaki Ağlasun kasabasından modern bir örnekteki mitokondriyal DNA varyasyonunu karşılaştırdan çalışmanın sonuç bölümünün Türkçemize çevirisi şu şekilde:

“Bu çalışmada, insan nüfusunun son iki bin yıllık dönemindeki demografik gidişatına ilişkin soruları, Türkiye’nin güneybatısındaki Sagalassos kenti ve çevresindeki bölgenin çok ince ölçeğinde ele aldık. Roma, Orta Bizans ve modern olmak üzere üç dönem grubundaki mtDNA varyasyonlarını karşılaştırarak ve tarihi ve arkeolojik kanıtlardan elde edilen olası senaryoları simüle ederek, verilerimiz MS 13. yüzyılın başlarında şehrin terk edilmesiyle eş zamanlı olarak Roma’nın nüfusunun, Büyük olasılıkla güneybatı Anadolu’nun daha uzak bölgelerine yapılan göçler nedeniyle bölgedeki nüfus neredeyse %90 oranında ciddi biçimde azalmış olabilir. Ayrıca, Justinianus Vebası ve/veya bölgedeki deprem nedeniyle MS altıncı-yedinci yüzyıllarda nüfus büyüklüğünde daha erken fakat daha hafif bir daralma meydana gelmiş olabilir. Bu varsayımsal daralmanın artan ölüm oranından mı yoksa bölge dışına göçten mi kaynaklandığı belirsizliğini koruyor ve burada açıklanan genel demografik senaryoyla birlikte, nükleer belirteçlerin geniş genomik ölçekte dahil edilmesiyle daha iyi ele alınması gerekiyor.”

 

Bu yanlış iddia Özdemir İnce’nin Hürriyet gazetesinde 14 Şubat 2005 tarihinde yayımlanan “Tarihin kazan ve kazması (1)” başlıklı yazısı ile yeniden gündeme geldi.

DNA testi ile günümüz insanının 2 bin yıllık iskeletle akrabalığının tesbit edilebileceğini sanan İnce, şu satırlarla yanlış aktarımda bulundu:

“Burdur’daki Antik Sagalassos kenti kazıları 10 yıldır sürüyor. 1989 yılında başladı. Belçika Leuven Katolik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Marc Waelkens başkanlığında. Üç yıl önce, 1996’da, antik kentin agora (çarşı) bölümünün kazıları sırasında, işçiler bir iskelet buluyorlar. Bölgede rastlanılan ilk insan izlerinin günümüzden 12 bin yıl öncesine uzandığı biliniyordu. Ne var ki, kazı işçilerin bulduğu iskeletin 3 bin yıl öncesine ait olduğu anlaşılıyor. Kazı işçileri “Bu bizim atamız, atamızı bulduk” diye, tarihi bir kazı sırasındaki buluşlarıyla keyiflenmiş, kendi aralarında eğlenirlerken, kazı heyeti başkanı Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens, beklenmedik bir şekilde bu şakayı ciddiye alıp, iskeletten kemik, kazı işçilerinden de saç teli örnekleri alıyor. Ülkesine, Belçika’ya incelenmesi, DNA testi yapılması ricasıyla gönderiyor. Belçika’da, laboratuvarda ‘‘karbon’’ testi yapıldıktan sonra, netice Türkiye’ye postalanıyor. Ve ilginçtir, 3 bin yıllık iskeletin DNA yapısıyla, kazı işçilerinin saç örneklerinden elde edilen DNA’nın yapısının benzerliği ortaya çıkıyor. Antik Sagalassos kenti kazısı işçilerinden Ali Toprak, Ahmet Şimşek, Recep Dolutaş, Cafer Savaş, Gürsel Coşkun, Mehmet Kurt, Ramazan Onaç, Ömer Ot, Mustafa Kavak, İbrahim Altınok, Ali Sak, Mehmet Altınok, Osman Aynalı, Ömer Akınca ile kazı bekçisi Şeref Boskurt’un, 3 bin yıllık iskeletle yakın ya da uzak akraba oldukları kesinleşiyor. Ağlasunlu işçilerin üç bin yıl önce yörede yaşamış bir antik insanla akraba çıkması, ilginç bir tartışmanın da başlangıcı oluyor. Şimdi Ağlasunlular ‘‘Sagalassos kentini kuranlar’’ meğer bizim atalarımızmış diyorlar. Diyorlar ama bir hayli de şaşkınlar. İlçe halkından bazıları, duruma milliyet açısından yaklaşıp ‘‘Biz Yunan mıyız’’, ‘‘Biz Türk değil miyiz’’ diyerek tepki gösteriyor. Bazılarıysa daha pragmatik bakıyor meseleye. Bu yeni buluş sayesinde Antik Sagalassos Kenti’nin daha iyi tanınacağını, bölgede turizmin gelişeceğini, konunun bu yönüyle ele alınmasının kendilerinin yararına olacağını düşünüyorlar.”]”

 

Özdemir İnce’nin 16 Şubat 2005 tarihli “Tarihin kazan ve kazması (2)” başlıklı yazısında yinelediği bu asılsız iddia bizzat Sagalassos Kazı Başkanı Belçika Leuven Katolik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Marc Waelkens tarafından tekzip edildi.

Prof. Waelkens’in Özdemir İnce’nin 3 Mart 2005 tarihli “Aglasun kazılarıyla ilgili bir açıklama” başlıklı yazısında yer verilen açıklaması şu şekilde:

“Sayın Özdemir İnce,
06.02.2005 tarihinde, Hürriyet gazetesinde yayınlanan yazınızın konusu olan Sagalassos Antik Kenti arkeolojik kazı çalışmaları çerçevesinde, 1998 senesinde yürütülmüş DNA araştırması hakkındaki haberde bazı temel yanlışlıklar bulunmaktadır.
1990 senesinden beri çeşitli disiplinlerin işbirliği ile yürütülmekte olan Sagalassos kazı ve araştırmalarının başkanı olarak haberde yer alan en önemli üç yanlışlığı düzeltmeliyim:

1. 1997 senesinde, Sagalassos kazı elemanlarından DNA örneği alınmış olmasının amacı, yazınızda belirtildiği gibi, Ağlasun’lu kazı elemanları ile antik dönem Sagalassos halkı arasında akrabalık ilişkisinin araştırılması DEĞİLDİR. Aşağı Agora’da, 1996-1997 seneleri kazılarında, olağandışı olarak, içlerinde bir yetişkin ve onun bacakları arasında bir çocuk iskeleti yer alan, Geç Antik Dönem’e ait birçok mezar bulunmuştur. DNA araştırmasının YEGANE amacı, bu iskeletler arasında anne-çocuk ilişkisi olup olmadığının araştırılmasıdır.

2. Ağlasun’lu kazı elemanlarından örnek alınmış olmasının TEK sebebi, bu mezar açmalarında çalışılırken ve iskeletlerden örnek alındığı sırada orada bulunanların DNA’larının örneklere karışıp karışmadığının anlaşılmasıdır. Bu amaçla sadece orada bulunan yerli kazı işçilerinden değil, söz konusu açmada çalışan yerli ve yabancı tüm kazı elemanlarından örnek alınmıştır. Neticede, iskeletlerden alınan örneklere modern DNA karışmış olduğu anlaşılmış, örnek alınırken tek bir araştırmacının eldiven ve maske ile çalışması gerektiği anlaşılmıştır.

3. Bu araştırmalarda babalık bağı değil, yalnızca annelik bağı tespit edilebilmektedir ve modern nüfus ile antik dönem halkı arasında ilişki kurmak hiçbir zaman bir araştırma konusu olmamıştır. Bu araştırma, sadece yukarıda belirtilen özel durum için yürütülmüştür.

Haberin yayınlandığı her iki seferde de araştırmayı yürüten bilimadamlarına danışılmamış olması üzücüdür. Haberde yer alan araştırmanın temel amacına ve nasıl yapıldığına yönelik yanlış yorumun tarafınızdan düzeltileceğini umar, saygılarımı sunarım.

Prof. Marc Waelkens, Sagalassos Kazı Başkanı (09.02.2005, Leuven)”

 

Ömer Gökçümen ve Timur Gültekin “Genetik ve Kamusal Alan” başlıklı makalelerinde bu yanlış anlaşılmaya şöyle değindi (2009. Ankara Üniversitesi Dil Ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 49(1), 19-31):

“… Antik DNA çalışmaları son dönemde oldukça büyük yankı uyandırmaktadır ve Türkiye’de ne yazık ki yine medyatik bir skandalla gündeme gelmiştir. Bunlardan biri, Hürriyet gazetesinin 30 Haziran 1999 tarihli “Kaza kaza 2 bin yıllık akrabalarını buldular” başlıklı haberiyle gündem olmuş ve oldukça tartışılmıştır. Haberin ilk paragrafında antik DNA çalışmalarının insanların kimlikleri ile olan bağlantısı çarpıcı bir dille anlatılmış:

“Sagalassos kazısının bir yerinde tam 3 bin yıllık bir iskelet buldular. İskeletin ve kazı işçilerinin DNA örnekleri alındı, tahlile gönderildi. Sonuçta ne oldu biliyor musunuz? 3 bin yıllık iskeletle, Burdur, Ağlasunlu kazı işçileri akraba çıktılar! Şimdi kafaları karışmış durumda. Biz neyiz, Türk değil miyiz, Yunanlı mıyız diye soruyorlar birbirlerine…”

Haberin bilimsel içeriği son derece kısıtlı ve birincil kaynaklara dayanmıyor. Dahası haberin ana teması olan kimlik çatışmasının doğruluğu da oldukça muammalı. Ancak bu haberin birçok bilimsel ve etik sorunlar içermesi, çok okunan köşe yazarlarından Özdemir İnce’nin bu konuya iki köşesini ayırmasını ve bu yazı dizisini aşağıdaki politik çıkarsamayla bitirmesini engellememiştir: “Cumhuriyet’in milliyetçiliği kana, ırka dayalı bir milliyetçilik değildir. Ulusal bağımsızlık, ulusal çıkarı savunma milliyetçiliğidir.” Burada, sayın İnce’nin asıl hedefi bilimsel buluntularla ilgili yazılar yazmaktan ziyade, genetik bilginin kendi politik görüşünü desteklediğini vurgulamaktır. Her ne kadar bu tip politik görüşler kaçınılmaz olsa da, bu bilimsel bulguların tamamen isteğe göre anlamlandırmayı geçerli kılmaz. Bu yazının hemen arkasından, sayın İnce Sagalassos kazısı başkanı Marc Waelkens’in haklı olarak düzeltme ihtiyacı duyduğu konuları özetleyen mektubunu yayınlamıştır. Dr. Waelkens araştırmasının bilimsel yönünü açıklamış ve de Hürriyet’te yayınlanan haberin ve sayın İnce’nin yazısının ne kadar sorunlu olduğunu gözler önüne sermiştir. …”

 

Bu konu, arkeolog Ümit Işın’ın kazı alanından DNA testinin sonuçlarına dair yanlış bilgi içeren “Anadolu’da kültür sürekliliği” temalı yorumlarının sosyal medyada paylaşılmasıyla yeniden gündeme geldi.

Işın’ın bahsi geçen yorumunda sarf ettiği sözler şu şekildeydi:

Kazıda bir DNA testi yapılması çok alışılagelmiş bir durum değil. Yine Sagalassos’ta bulunan mezarlardan alınan kemik örnekleri ile bölgede yaşayan bazı insanlarda yapılan DNA örneklemeleri de tam uyum gösterdi. Bu aslında şaşılacak bir şey değil. Biz zaten Anadolu’da bir kültür sürekliliği olduğunu biliyoruz. Bunu filolojik verilerden biliyoruz. Kültürel verilerden biliyoruz. Bunun bir DNA tespitiyle kanıtlanmış ya da ortaya çıkarılmış olması çok şaşırtıcı değil. Anadolu coğrafyasında binlerce yıldır süregelen kültür aslında biz biraz tarihçilerin arkeologların terimleri ile karışıyor. İşte Psidya dönemi diyoruz Roma dönemi diyoruz Doğu Roma dönemi Selçuklular Osmanlılar vs derken. Aslında şöyle bir algı oluşuyor. Psidyalı vardı o gitti Yunanlı geldi Yunanlı gitti Romalı geldi Romalı gitti Bizanslı geldi. Tabi böyle bir şey aslında olmuyor. Tabii ki insanlar gelip gidiyor göçler var ama bu sadece dönem değişiyor. Yani burada yaşayan Psidyalılar bir zaman modu olunca Yunanlı gibi yaşıyorlar Yunanlıların zevklerine sahip oluyorlar. Daha sonra Romalı gibi yaşıyorlar. Hatta Romalıların isimlerini alıyorlar. Ondan sonra aynı kişi Hristiyan oluyor. O insanlar gidip paganlar gidip Hristiyanlar gelmiyor. Bu tabii böyle süreklilik arz ettiği için DNA testlerinin böyle ücra yerlerde bu şekilde çıkması çok da şaşırtıcı değil.”

 

 

 

Yanlış aktarım içeren bu sözler bazı sosyal medya kullanıcıları tarafından da yanlış yorumlandı:

Mehmet Efe Caman (@MehmetEfe_Caman):
“Sevgili “Türkler” (Türkofonlar): Orta Asyalı değilsiniz. İslamlaştırılmış ve dilsel olarak Türkleşmiş Anadolu yerlilerinin, Hristiyan Greko-Romenlerin, Ermenilerin ve Süryanilerin torunlarısınız. Tarihsel, arkeolojik, folklorik, sanat tarihsel, müzikolojik vs kanıtların ortaya koymasının yanında genetik olarak da kesin bu. Anadolulusunuz. Bunu reddetmenizin manası yok. Bence atalarınızla ve kültürel mirasınızla övünün. Bu müthiş kültürel geçmişi bir Anadolu rönesansı ile yeniden diriltip var etmeye yönelin.”

 

 

Selâhattin Aydın, Ümit Işın’ın yanlış aktardığı iddianın gerçek arka planını şöyle özetlemişti:

“Ümit Abi’nin anlattığı hikaye doğru değil. Uzun süredir medyada hatta sosyal medyada döner bu mevzu. “Sagalassos’ta 3000 yıllık iskeletle kazıda çalışan işçinin DNA’sı aynı” denir ve üzerine onca argüman üretilir. Doğrusu şudur. 1996-1997 kazılarında aşağı agorada içlerinde bir yetişkin ve onun bacakları arasında bir çocuk iskeleti yer alan Geç Antik Dönem MS 4.-5. yüzyıla ait birçok mezar bulundu. Bu mezarlardaki insanların akrabalık, anne çocuk bağları araştırılmak için DNA’ları alınmıştır. Bunun yanında kazı sürecinde çalışan herkesten DNA örneği alınmış çünkü DNA alımı sırasında isketlerle karışma olasılığı olması. Nitekim bu kaygı doğru çıkmış, DNA’lar karışmış. Ayrıca iskelet de 3 bin yıllık değil 1500 yaşındadır. MÖ 1000’ler olması gerek 3 bin yaşında olması için. Sagalassos’un tarihi çok daha eskiye gidiyor ama bu izler bulunduğu yerde izler o kadar geriye gitmiyor. Son olarak Anadolu’da var olan her miras bizim geçmişimizdir. Onu gözümüz gibi korumamız ve sahiplenmemiz elzem.”

 

2 Yorumlar

  1. “Bunun yanında kazı sürecinde çalışan herkesten DNA örneği alınmış çünkü DNA alımı sırasında isketlerle karışma olasılığı olması” Kemik örnekleri ile Tükürük örnekleri nasıl karışabilir. Açık ve net biçimde saptırmaya çalışanlara çanak tuttuğunuz belli. Mehmey Efe Çaman adlı Fetullahçının söylemine bile yer vermişsiniz. Sizin amacınızın ne olduğu bir sır değil.

Yorumunuzu yazınız...