Fotoğrafta görülen cübbeli ve sarıklı 3 kişinin, 23 Aralık 1930 günü İzmir Menemen’de Mustafa Fehmi Kubilay asteğmen’in şehit edildiği şeriat yanlısı saldırıyı tertiplediği iddiası doğru değil.
23 Aralık 1930 günü, İzmir’in Menemen ilçesinde, askerliğini yedek subay olarak yapmakta olan öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı ve yardımına koşan Hasan ve Şevki adlı bekçileri şehit eden şeriat isteyen bir grup üyelerine ait olduğu iddiasıyla sosyal medya platformlarında ve bazı haber sitelerinde kullanılan fotoğraf şu şekilde:
Bahsi geçen fotoğrafı yanlış aktarımla kullanan sosyal medya paylaşımlarından örnekler şöyle sunulabilir:
“Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın kafasını keserek şehit eden ve hükümete karşı kalkışma hareketi Menemen Hadisesini tertipleyen ve 3 kişi. Yıl 1931.”
Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın kafasını keserek şehit eden ve hükümete karşı kalkışma hareketi Menemen Hadisesini tertipleyen ve 3 kişi. Yıl 1931. pic.twitter.com/tlhuumllme
— Umut Güner (@umuttgunerr) July 5, 2026
Nadide Fotoğraf (@nadidefotograf):
“🇹🇷 Menemen Hadise’sini tertipledikleri iddiasıyla tutuklanan 3 din alimi. 29 Ocak 1931
🇫🇷 Trois des ‘Nadjas’ ou prêtres turcs, leaders de la conspiration turque anti-gouvernementale, à Menemen, Turquie le 28 janvier 1931.
Keystone Arşivi”
🇹🇷 Menemen Hadise’sini tertipledikleri iddiasıyla tutuklanan 3 din alimi.
29 Ocak 1931🇫🇷 Trois des ‘Nadjas’ ou prêtres turcs, leaders de la conspiration turque anti-gouvernementale, à Menemen, Turquie le 28 janvier 1931.
Keystone Arşivi pic.twitter.com/o62fIRzpZ5
— Nadide Fotoğraf (@nadidefotograf) June 8, 2022
Söz konusu fotoğraf, stok görsel sitesi Getty Images’ta (“Trois des ‘Nadjas’ ou prêtres turcs, leaders de la conspiration turque anti-gouvernementale, à Menemen, Turquie le 28 janvier 1931. (Photo by Keystone-France\Gamma-Rapho via Getty Images)” açıklamasıyla) paylaşılmış.
Fotoğraf, 1931 yılında Abdülhâkim Arvâsî (Üçışık) ve beraberindeki Nuruosmaniye imamı
Sâdık Efendi, ortada Kumkapı imamı Rüşdi Efendi ile yargılanmak için Menemen’e götürüldüğü sırada kaydedilmiş.
Cumhuriyet gazetesinin 20 Ocak 1931 tarihli sayısında “Dün şehrimizde üç hoca tevkif edilerek Menemen’e gönderildi” başlığıyla yayımlanmış.
Haberde şu cümlelere yer verilmiş:
“Menemen’deki irtica hadisesile alakadar olmak üzere dün şehrimizde üç hoca daha tevkif edilmiştir. Tevkifat Menemen tahkikat hakimliğinin gönderdiği tevkif müzekkeresi üzerine yapılmıştır. Tevkif edilenlerden hiri Eyüp camii vaızlarından hoca Abdülhakim Efendidir. İkincisi Nurnosmaniye camil ikinci imamı Sadık, üçüncüsü de Kumkapı camii imamlarından hoca Rüştü Efendilerdir. Bu hocalar, dün sabah polis birinci şube memurları tarafından ikametgahlarında tevkif olunarak polis müdiriyetine getirilmişler, buradan da adliyeye sevkolunmuşlardır. Mevkuflar dün akşam geç vakit Seyrisefain vapurile Bandırma’ya gönderilmişlerdir. Bandırma’dan şimendiferle Menemen’e gideceklerdir.”

Abdülhâkim Arvâsî (1865 – 27 Kasım 1943) 23 Aralık 1930 günü Menemen’de 43. Piyade Alayında yedek subay olarak görev yapan Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı şehit eden şeriat isteyen grubun arasında değildi. Menemen Katliamı sırasında Şeyh Arvâsi İstanbul’daydı.
Abdülhâkim Arvâsî 1931 yılında Menemen hadisesi sebebiyle Menemen’e götürülüp divan-ı harbe çıkarıldı. Yapılan yargılama sonucunda beraat etti. Ancak sonrasında emekliliğe (tekâüd) sevk edildi.
Şeyh Arvâsi 18 Eylül 1943’te sıkıyönetim kararı ile İzmir’de mecburî ikamete tâbi tutuldu. İzmir’e sürgüne gönderildikten sonra geçtiği Ankara’da 27 Kasım 1943’te vefat etti. Bağlum Kabristanı’na defnedildi.
Ekrem Buğra Ekinci’nin “Seyyid Abdülhakîm Arvâsi Hayatı ve Hâtıralarıyla” adlı kitabında Arvâsî’nin Menemen’deki katliamla ilgili yargılama süreci şöyle anlatılmış (2016. Arı Sanat Yayınları. 1. Baskı. İstanbul. Sf: 131 & 136 & 137):
“MENEMEN GÜNLERİ
Sanki Çete Kumandanı
1930 senesi sonlarında cereyan eden Menemen hâdisesi münasebetiyle tasavvufla uzaktan yakından irtibatı olan veya olduğunu iddia eden kim varsa, toplanıp Menemen’e gönderilmiştir. Seyyid Abdülhakîm Efendi’nin, ne tarîkat, ne siyaset, ne de dış dünya ile alâkalı hiçbir faaliyeti olmadığı halde, bir gece Kaşgârî Dergâhı polisler tarafından basılmıştır. Manisa müddeî-i umumiliğinden [savcılığından] gelen tevkif müzekkeresi üzerine, 12 Ramazan 1349 tarihine tesadüf eden 18 Kânunisâni [Ocak] 1931 gecesi Seyyid Abdülhakîm Efendi, evinden alınarak Sirkeci’deki Birinci Şube’ye götürülmüştür. Dergâhdaki eşya da didik didik aranmış; suç delili olarak, Abdülhakîm Efendi’ye muhibleri Şerefeddin ve Hâlid Turhan Beyler tarafından yazılmış mektuplar ile üstadları Seyyid Fehim Efendi’den kalma sarık, bir de büyük bir karton üzerine Hilmi Işık Efendi’ye yazdırdıkları ve Hazret-i Âdem’den kıyamete kadar gelecek olan insanların sayısını bildiren Tezkire-i Kurtubî’den alınma keşfî bir formül (büyü zannıyla) alınmıştır.Seyyid Abdülhakîm Efendi, Sirkeci’deki Birinci Şube’de nezaret altında tutulduktan sonra, ertesi günü [19/I/1931] Bayezid Câmii ikinci imamı Sâdık ve Kumkapı Câmii imamı Rüşdü Efendilerle beraber Tarı vapuruyla Bandırma’ya ve oradan da askerî mahkemeye çıkarılmak üzere trenle Menemen’e gönderildi. 22 Kânunsâni [Ocak] 1931 tarihinde Menemen’e vardılar ki hicrî 1349 senesi Ramazan ayının 16. günü idi.”
“Menemen hâdisesinin baş mes’ulü olarak Erbilli Es’ad Efendi görülmüştür. Menemen hâdisesi, bu nüfuzlu şeyhi bertaraf etmek için bahane olmuş; maznunların da Es’ad Hoca ile bir şekilde irtibatı araştırılmıştır. Abdülhakîm Efendi bunu bildiği için tedbirli hareket etmiştir.
Abdülhakîm Efendi şöyle anlatıyor: “Benim ile beraber mevkuf bulunan Süleymaniye Câmii İmamı Ali Efendi, mahkemeye çıkmadan evvel ‘Efendim, mahkemede nasıl cevap verelim?’ diye sordu. ‘İnkâr, inkâr, ne derlerse bilmiyorum diyeceksin’ dedim. Bu sefer, ‘Efendim nasıl olur? Biz din adamıyız. Ben Süleymaniye Câmii imamıyım. Yalan söylemek bize yakışır mı?’ diye sordu. ‘O zaman sen bilirsin’ dedim. Halbuki ‘el-harbü hüd’atün’ hadîs-i şerîfdir. Yani harb, hiledir. Burası bir adalet meclisi değildir. Mahkemede bana ‘Sen Es’ad hocayı tanıyor musun?’ diye sorulduğunda ‘Hayır efendim’ dedim. ‘Hiç görmedin mi?’ diye sordular. ‘Hiç görmedim efendim’ dedim. ‘İsmini de işitmedin mi?’ diye soruldu. ‘Efendim, ben köylüyüm. Anadolu’nun Başkale kazâsından geldim. Böyle şeylerden benim haberim yok’ dedim. Mahkemede Ali Efendi’ye, ‘Es’ad Hocayı tanır mısın?’ diye sordular. ‘Tanırım efendim’ dedi. ‘Nerede gördün?’ diye sordular. ‘Evine gittim, sohbetinde bulundum’ dedi. Yirmi sene hapis verdiler. Hapiste öldü adamcağız.”
Mahkemeye delil olarak Hâlid Turhan Bey’in Abdülhakîm Efendi’ye yazdığı iddia edilen iki mektup da takdim olunmuştu. Hâlid Turhan Bey, mahkemede “Bu mektuplardan birincisini ben yazdım. Ama diğeri bana ait değildir, müretteptir [düzmecedir]. Çünki bu mektupta şöyle şöyle gramer hatâları vardır. Ben edebiyat muallimiyim. Dârülfünûn mezunuyum. Takdir buyurursunuz ki, benim gibi birisi böyle imlâ hatâları yapamaz” dedi. Hâlid Turhan Bey’in, Abdülhakîm Efendi’ye yazdığı ve suç delili ittihaz olunan diğer mektup, Diyânet İşleri Reisliği’ne ve hukuk fakültesinden ehlivukuflara [bilirkişilere] soruldu. Onlar da mektuptaki ifâdelerin tasavvufî mânâda bulunduğu istikametinde mütâlaa verdi.”
“Savcı İdamını İstedi…
15-25 Kânunsâni [Ocak] 1931 günleri arasında hâdiseyle doğrudan irtibatlı görülen Es’ad Efendi ile beraber 105 kişi hakkında muhakeme tamamlandı. Birisi Yahudi olmak üzere 37 kişi Divan-ı Harb-i Örfî tarafından idama mahkûm oldu; bunlardan 28’inin hükmü 4 Şubat’ta asılarak infaz edildi. Erbilli Es’ad Efendi çok yaşlı olduğu için idamdan kurtularak 24 sene hapse mahkûm olmuş ise de nezârette iken vefat etmiştir.
Gazeteler mahkeme safahatını günü gününe veriyordu. Mahkemeler bir ay kadar devam etti. Abdülhakîm Efendi’nin birinci muhakemesi ise 9 Şubat 1931 Pazartesi, ikincisi, 10 Şubat Salı ve üçüncüsü de 11 Şubat Çarşamba günü cereyan etti. Muhakemesi 12 Şubat 1931 Perşembe sabah saat 9 buçukta icra olunan mahkeme kararı ile beraat eden Abdülhakîm Efendi ile beraber muhakeme olunanlardan Hasan Hâfız, Mustafa Kaptan, Râşid, Şerefeddin ve Hayri Efendilerle muallim Hâlid Turhan Bey de beraat etti. Ancak hepsi her pazartesi karakola gidip imzâ vermekle mükellef tutuldular. Bu iş 1950 senesinde Adnan Menderes iktidarına kadar sürdü.
Mahkemede beraat kararı okunup da celse dağıldıktan sonra, mahkemenin yanındaki odasına geçen mahkeme reisi General Muğlalı Mustafa, “Abdülhakîm Efendi bu odaya teşrif etsin” diye haber gönderdi. Abdülhakîm Efendi odaya girince ayağa kalkarak karşıladı. “Verdiğiniz cevaplara hayran kaldım” diyerek iltifat etti.”
“Seyyid Abdülhakîm Efendi, Perşembe günü verilen beraat kararını müteakip ehibbâsıyla beraber İzmir’e hareket ettiler. Cuma ve Cumartesi günleri burada kaldılar. Pazar günü buradan trenle Akhisar’a intikal ettiler. Nedimleri Şâkir Efendi de İstanbul’dan kendilerine refakat etmek üzere gelmişti. Akhisar’da Hasan Hâfız’ın evinde ve bağevinde birkaç gün istirahat etti. Bilahare trenle Bandırma’ya, oradan da İstanbul’a döndü.”
Alıntılanan kitapta Abdülhâkim Arvâsî hakkında verilen beraat kararı şöyle aktarılmış (age. Sf: 138-139):
“T.C. Menemen Divan-ı Harbî-i Örfî Riyâseti
Kararnâme sureti
Maznunlardan Abdülhakîm Efendi’nin İstanbul’a hicretinde hükûmetçe uhdesine tevdi edilen tekkeyi, kanunun neşrinden sonra faaliyette bulundurmadığı ve yalnız İstanbul câmilerinde ve bilhassa Eyüp, Bayezid câmilerinde hükûmetin resmî müsaadesiyle dinî vaazlar yaptığı ve tarîkat hakkında telkinatta ve bu perde altında gizli teşkilâtta bulunmadığı cereyan-ı tahkikattan anlaşılmıştır.
Akhisar’dan kendisi ile irtibatlı olan Hâfız Hasan ve Ahmed Râşid, Laz Mustafa Efendilerin merbutiyetleri de sırf dinî akâid üzerine Abdülhakîm Efendi’nin vaazlarından aldıkları ifâzdan [feyzlerden] mütehassıl olup gizli bir maksad veya teşkilata ve dahi tarîkata müteallık olmadığı ve Şerefeddin ve Hâlid Turhan Efendilerin mektupları da bu şekilde bir merbutiyetten tevellüd ettiği gene tahkikat ve muhakeme safahatiyle tebeyyün etmiştir. Hâfız Hasan, Ahmed Râşid, Laz Mustafa efendilerin tarîkata mensup oldukları ve memleketlerinde Nakşî tarîkatini tevsi ve ihyaya çalıştıkları hakkında da temin-i kanaate kâfi delâil bulunmamıştır. Diğer maznun Şerefeddin Efendi’nin, pederim diye hitab eden mektubunun hürmete ma’tuf olduğu hakkındaki iddiası şâyân-ı kabul görülmüştür.
Diğer maznun Hâlid Turhan Beye gelince; Abdülhakîm Efendi’ye pek mübalâğakârâne yazdığı mektubdaki dûr üftâde tabirinin, devr-i hâzırla münasebeti olmayıp, kendisini kasdettiği ve kız talebeler hakkındaki izahatının bir kanaat meselesinden ibaret olduğu ve mektubunda “Bu kâfir nefsi müslüman ederek elinden kurtulmanın çaresi nedir, acaba bu iyiliği kim yapar, bundan kurtarır” cümlesinin kendi nefsine ait olduğu ve bunda devlet teşekkülâtına ma’tuf fenâ bir fikir ve maksad görülmediği, tarîkata intisâbı ve zikr yapması hususu kendi nefsine münhasır görüldüğü ve muallimler kongresine ait mütâlaaların divan-ı harbîyi alâkadar edecek hususattan bulunmadığı mektubun tedkik ve tahkikinden anlaşılmıştır.
Binaenaleyh Abdülhakîm, Hâfız Hasan, Ahmed Râşid, Laz Mustafa, Şerefeddin ve Hâlid Turhan Efendilerin beraatlerine müttefikan karar verilmiştir. 12 Şubat 1931. İzmir.
Örfî Divan-ı Harp reisi Mirlivâ Mustafa -Âzâ Miralay Atâ -Âzâ Miralay Demir -Âzâ Kaymakam Ziyâ -Âzâ Kaymakam Baha.”
Arvasi Derneği, Abdülhâkim Arvâsî’nin Menemen Hadisesi ile ilişkilendirilmesine şu sözlerle tepki gösterdi:
Arvasi Derneği (@ArvasiDer):
“Adam o kadar zır cahil ki İstanbul’da mukim Abdülhakim Arvasi hazretlerinin Menemen Vakası ile bir alakası olmadığını, mahkemede beraat ettiğini bilmiyor.İşin en acı yanı cahil olduğunun farkında değil. Bir de tarihçi titri taşıyor papyonlu. “Bahset tarih balığın çıktığı kavaktan” Kişiye cehaleti bela olarak yeter. Seyyid Abdülhakim Arvasi kuddise sırruh”
Adam o kadar zır cahil ki İstanbul’da mukim Abdülhakim Arvasi hazretlerinin Menemen Vakası ile bir alakası olmadığını, mahkemede beraat ettiğini bilmiyor.İşin en acı yanı cahil olduğunun farkında değil. Bir de tarihçi titri taşıyor papyonlu. “Bahset tarih balığın çıktığı… https://t.co/nLpiJ1VorO
— Arvasi Derneği (@ArvasiDer) July 6, 2026
| Menemen Olayı Nedir?
23 Aralık 1930 günü İzmir Menemen’de “Yaşasın Şeriat!” sloganları atarak yürümeye başlayan Derviş Mehmet Efendi liderliğindeki şeriat isteyen bir grup tarafından yedek subay öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki’nin öldürülmesi tarihimizde “Menemen Olayı” olarak adlandırılmaktadır.
![]()
Menemen’deki gerici isyanın gelişimi ve sonuçlanması şu şekilde aktarılmaktadır:
|
Daha önce, Menemen Olayı’nın başsorumlusu Derviş Mehmet’in yakalandığı anı yansıttığı iddiasıyla sıklıkla kullanılan fotoğrafın Menemen hadisesinde yargılanıp idam cezasına çarptırıldıktan sonra yaşından dolayı cezası hapse çevrilen Erbilli Şeyh Esad’ın (Muhammed Esad Erbîlî) jandarmanın kollarında mahkemeye götürüldüğü ana ait olduğunu aktarmıştık.

Menemen’de Asteğmen Kubilay’ı Şehit Eden Derviş Mehmet’e Ait Sanılan Fotoğraf
Ayrıca, Menemen’de Asteğmen Kubilay’ı şehit eden Derviş Mehmet’in eski TBMM Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın dedesi olduğu iddiasını da incelemiştik.
Bülent Arınç’ın Dedesinin Menemen’de Asteğmen Kubilay’ı Şehit Eden Derviş Mehmet Olduğu İddiası








