Josef Stalin ve Ayetel Kürsî

 

2. Dünya Savaşı’nın sürdüğü yıllarda Stalin’in Ayetel Kürsi’nin okunduğu kumların Alman ordusunun üzerine serpilmesi talimatı verdiği iddiasını konu edineceğiz.

Geçtiğimiz yıllarda Kadir Mısıroğlu’nun (1933-2019) “Stalin kumlara Ayet-el Kürsi okuttu, Almanları öyle yendi” söylemi sosyal medyada büyük tepki çekmişti.

Mısıroğlu’nun “Stalin’in bir avuç kuma Ayetel Kürsi’yi okutup düşmana serptirmesi hâdisesinin kaynağını nedir?” sorusuna verdiği yanıt şu şekildeydi:

“Bu haberin kaynağı Ali Ak hocamızdır. Ali Ak hocamız da bunu Türkmenistan’da veya Kazakistan’da canlı şahidinden dinlemiştir. Tesadüf bugün de buradaydı biraz aşağıda ben ona tekrar anlattırdım. Alman harbi sırasında Almanlar ilerlediği hengamda Stalin Müslümanlara demiş ki ‘sizin dininizde bir şey var Peygamberiniz Mekke’den Medine’ye gideceği zaman toprağa üfledi düşmanların üzerine attı.’ Yasin Suresi’nde. hatırlayın. [ilgili ayet] Bu ayet-i kerimede Peygamber Aleyhisselatuvesselam Hz. Ali’yi yatağına oturttu yerden bir avuç toprak aldı bu ayet-i kerimeyi okudu ve kapıda 2 sıra peygamberi öldürmek için kılıcını çekmiş adamların üzerine attı. Aralarından geçti çıktı. Bu bir mucize. Stalin de diyor ki ‘siz inançlı insanlarsınız (yani biz sizin inancınızı sarsamadık) kuma bunu okuyun bu ayetlerinizi okuyun bu kumu Alman uçaklarının üzerine serpelim’. Bunu Stalin inandığından mı diyor halkın moralini yükseltmek için mi diyor çaresiz kaldığından mı diyor, biz bunu bilemeyiz. Ama bunu dediği adamlar bunu yapmışlar. Ve bunu yapan adamlar bizi Ali Ak hocamıza anlatıyor.”

 

 

Yüzüstü ölen askerin kâfir, sırtüstü ölen askerin Müslüman olduğu, Shakespeare’in gerçekte “Şeyh Pir” adında gizli bir Müslüman olduğu, Prens Charles’ın gizli Müslüman olduğu, Karl Marx’ın bir cinnî olduğu ve Das Kapital’i cinlere yazdırdığı, bir arkadaşına Atatürk’ün ruhunu çağırtıp onunla konuştuğu gibi (tarihsel revizyonist) iddialarıyla gündeme gelen Mısıroğlu’nun Stalin’in Hitler’i Ayetel Kürsi ile yendiği iddiası da şüpheyle karşılanmıştı.

Belgelerle Gerçek Tarih adlı internet sitesi, yayımladığı “Kadir Mısıroğlu’nun naklettiği gibi Stalin, Ayetel Kürsi okuttu mu?” başlıklı yazıda Mısıroğlu’nun bu iddiasını destekleyerek “Ordusunda yüzbinlerce Müslüman Kazak askeri bulunan Stalin’in din adamlarından yardım almak mecburiyetinde kalması aklen mümkün olduğu gibi tarihi kaynaklar da bu iddiayı teyit etmektedir.” ifadesine yer vermişti.

Stalin’in Alman kuvvetlerine karşı okunmasını emrettiği iddia edilen ayetler aslında Ayetel Kürsi’den değil, Yasin suresinin dokuzuncu ayetidir. Mısıroğlu, yukarıda aktarılan anlatımında rivayetin Yasin suresi odaklı olduğunu belirtmektedir.

Mısıroğlu,  “Alman Harbi devam ederken Komünist Rusya’da Stalin emretti: ‘Kumlara Ayet el-Kürsi okuyun, Alman ordusunun üzerine serpelim.’ En azından maneviyat takviyesi için komünist bunu yaptırdı.” iddiasını Ali Ak adlı şahsın Türkmenistan ya da Kazakistan’dan bir şahitten duyumuna dayandırmaktadır. Rivayetin dayandığı Türkmenistan’dan ya da Kazakistan’dan olduğu belirtilen şeyhin isminin paylaşılmaması da dikkat çeken bir husus).

Kadir Mısıroğlu’nun aktardığı isimsiz ravilere dayanan bu iddia aslında yeni oluşturulmuş değil. 2. Dünya Savaşı süresince Sovyet Müslümanları arasında bu tarz mucize anlatıları yaygındı.

 

stalin josef

 

Tarihin en kanlı diktatörlerden biri olan Josef Stalin’in kumlara Yasin Suresi’ni okuttuğu iddiası aslında Sovyet Müslümanları arasında yayılmış bir mucize anlatısından olabilir. Nazi Almanyasının saldırısıyla birlikte 2. Dünya Savaşı’na giren Sovyetlerin lideri Stalin’in izlediği din siyasetini değiştirdiği bu dönemde benzer birçok uydurma menkıbe anlatılmıştı.

Daha önce aktardığımız sahte hidayet hikâyelerine benzer şekilde, Milyonlarca Müslümanı ve Türk’ü açlık, sürgün, katliam ve cinayete maruz bırakan Stalin için de Müslüman olduğu iddiası geçmişte dile getirilmişti.

Örneğin, 1941 yılında Kremlin’de Stalin’in kendisine Almanları nasıl yeneceğini soran Gabrakhman Rasulev’in kelime-i şehadet getirmesinin zafer için önem arz ettiğini söylemesinin ardından Stalin’in şehadet getirerek Müslüman olduğu rivayeti dile getirilmişti (Allen J Frank (2019). Gulag Miracles: Sufis and Stalinist Repression in Kazakhistan. Austrian Academy of Sciences Press. Sf: 104).

 

gulag mucizeleri

 

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde 1928-1941 yılları arasında din karşıtı güçlü bir politika izlediği, ateizm ve materyalizm odaklı eğitim sistemi oluşturulduğu, dinî gruplar üzerine baskı kurulduğu, dinî eğitim kurumlarının kapatıldığı, dinî yayınların yasaklandığı, Ortodoks Hristiyan ve Müslüman kitlelerden temsilcilerin çalışma kamplarına gönderildiği, önde gelen dinî isimlerin infaz edildiği bilinmektedir (Sabrina Petra Ramet (1993). Religious Policy in the Soviet Union. Cambridge University Press).

Dinin ortadan kaldırılması Sovyetler Birliği için ideolojik bir hedefti. Ancak bu durum, 2. Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanyası ile yapılan Molotov-Ribbentrop Paktı’nın (Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı) sonlanması ve Nazi Almanya’sının 1941 yılında Barbarossa Harekâtı ile Sovyetler Birliği’ne saldırmasından sonra değişti.

İlk süreçte ağır yenilgiler alan ve Nazi birliklerinin ilerlemesini durduramayan Sovyetler Birliği ve Joseph Stalin, savaş çabalarına vatansever desteği yoğunlaştırmak için devlet-din ilişkisini ve izlenen politikaları değiştirdi. 1941 yılında savaşa girmesiyle birlikte Sovyetler Birliği’nde din ile tarihî bir uzlaşma yaşandı (Sébastien Peyrouse (2007). “Islam in Central Asia: National Specificities and Postsoviet Globalisation”. Religion State & Society(3): 245-260. Eylül 2007).

1929’dan 1941’e kadar süren dine karşı izlenen sert politikalar yerini daha uzlaşıcı politikalara bıraktı. Sistematik olarak zorla dinleri baskılayan Sovyet rejimi, Nazi işgalinin ardından ateizm teşvikini aktif olarak sürdürürken İslam’a yönelik hoşgörü politikasını izledi.

Sovyetlerin Nazi Almanyasıyla savaşmaya başlamasıyla birlikte Stalin yönetimindeki komünist diktatörlük milliyetçi bir görünüm aldı (Carlton J. H. Hayes (1995). Milliyetçilik: Bir Din Batı Siyasal Düşüncesinde “Ulusalcılık” Tasavvuru. İz Yayıncılık. İstanbul). Ateist propagandanın sürdüğü ancak din üzerinde baskının hafifletildiği savaş yıllarında Sovyet vatanseverliği ile din, birbirini destekleyen hususlar hâline geldi. Ortodoks Kilisesi inananları vatanlarını savunmak adına savaşa katılmaya çağırdı. Dinî idareler tekrar faal hâle getirildi.

Bu süreçte, Sovyet ordusunda bulunan Müslüman askerlerin moralini yükseltmek için bu gibi uydurma menkıbelerin oluşturulmuş olması da olası görünüyor.

İsmi cismi bilinmeyen kişiler üzerinden zayıf şahitliklerle desteklenmeye çalışılan, hayatın olağan akışına, mantığa ve tarihî arka plana uygun olmayan iddialara iman etmemenin gerekliliğini bir kez daha vurgulayarak yazıyı noktalayalım.

 

* Katkısı için M. Volkan Kaşıkçı’ya teşekkürlerimizle…

 

Yorumunuzu yazınız...