UYARI: İşbu yazı rahatsız edici görseller içermektedir
Yalan haberin kökeni şüphesiz oldukça eskilere kadar dayanıyor. Gazeteciliğin kökeninde sanıldığı gibi “özgür basın” değil bizatihi devletler tarafından fonlanan ve desteklenen propaganda maksatlı yayıncılık yatıyor. Basılı yayınların yaygınlaşmasıyla birlikte “haber” ve “fotoğraf”ın devletler tarafından yurt içi ve sınır ötesi odaklı propaganda amacıyla kullanıldığı biliniyor.
Bugün ele alacağımız fotoğraflar bu hususla yakından ilgili.
Kesik komitacı başlarıyla poz veren Osmanlı askerlerine ait olduğu iddiasıyla 1903 yılında Avrupa basınının kapaklarını süsleyen fotoğraf, Osmanlı Devleti tarafından asılsız olarak nitelenirken, kimileri görsellerin dönemin azınlıklarını Osmanlı’ya karşı kışkırtmak için hazırlanan bir komplo olduğunu öne sürerken kimileri de fotoğrafların Rumeli’nde Osmanlı’ya karşı isyan eden kişilerin cezalandırıldığı ana ait olduğunu ileri sürdü.
“Bir grup Osmanlı asker subayı, kurbanlarının kafalarıyla fotoğrafçıya poz veriyor. +18 Makedonya 1903” notuyla sosyal medyada paylaşılan görsel şu şekilde:
Osmanlı Askerlerinin Kesik Başlarla Poz Verdiği İddia Edilen Fotoğraf 1903 Yılında Avrupa Basınında Yer Almış
Edhem Eldem ve Sinan Kuneralp Koleksiyonları sayesinde ve İsmail Pehlivan‘ın “Osmanlı’da Terör Bulgar Komitacıları ve Balkanlardaki İhtilal Faaliyetleri” adlı kitabındaki tespitler sayesinde mezkur fotoğrafın izini sürebiliyoruz.
Bu fotoğraflar Sinan Kuneralp Koleksiyonu’nda “(Üç) Komitacı (?) kafasıyla poz veren Osmanlı askerleri, anonim fotoğraf, 1900 civarı.” açıklamasıyla kayıtlı.
L’Illustration adlı derginin 28 Şubat 1903 tarihli sayısının kapağında ”Paris’ten 40 saat uzakta neler oluyor” notuyla anılan fotoğrafın yer aldığı görülüyor.

La Vie Illustrée adlı yayının 27 Şubat 1903 tarihli kapağında ise “Makedonya’daki Türk mezalimi – kamera karşısında. Bir grup Türk subayı, kurbanlarının kafalarıyla fotoğrafçıya poz veriyor” notuyla bahse konu fotoğrafa yer verildiği görülüyor.

La Vie Illustrée’nin 27 Şubat 1903 tarihli sayısının iç sayfalarında “Makedonya’da Türk mezalimi – Cinayetin ‘Boş Gururu’. Majesteleri Abdülhamid’in subayları, astsubayları, askerleri ve jandarmaları işkence ettikleri kurbanlarının kafalarıyla poz verirken” notuyla benzer başka fotoğrafların aktarıldığı anlaşılmaktadır.

Berliner Illustrirte Zeitung adlı yayının 15 Mart 1903 tarihli sayısında ise yine Osmanlı askerlerinin kesik başlarla poz verdiği iddiası “Makedonya Mezalimi. Türklerin dehşet saltanatı. Türk askerleri kurbanlarının kafalarıyla fotoğrafçıda poz veriyor” notuyla aktarılmış.

Albert Malet’nin Tour du Monde’da 1904 yılında yayımlanan makalesindeki fotoğrafın La Vie Illustrée’de 1903 yılında basılan fotoğrafla aynı olduğu görülmektedir.

Makedonya fotoğraf stüdyolarında kesik kafalarla poz veren Osmanlı askerlerine ait olduğu öne sürülen ve Berliner Illustrirte Zeitung, L’Illustration ve La Vie Illustrée gibi yayınlarda aktarılan resimlerinin kaynağı olduğu düşünülen fotoğraf şu şekilde:
Osmanlı Arşivleri Bahse Konu Fotoğrafların Asılsız Olduğunu Aktarıyor
La Vie Illustrée adlı yayında yer alan bahse konu fotoğrafın izine Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi’ndeki Dâhiliye Nezareti Mektubi Kalemi Evrakı arasında rastlayabiliyoruz. DH. MKT 686/5 künyeli arşiv vesikası incelendiğinde, La Vie Illustrée’de yayımlanan fotoğrafın Osmanlı’nın Rumeli topraklarında çekilip çekilmediği yönünde bir araştırma yapıldığı; ancak yapılan araştırmada bu yönde bir delile rastlanmadığı aktarıldığı görülmektedir.

Arşiv kaydındaki not şu şekildedir:
“Paris’te neşredilen Lavi İllostre Gazetesi’nde muzır bir yayın olduğundan, bunun tekzibi istenmişse de bu yayına esas olan konunun Rumeli-i Şarki vilayetlerinde geçtiği, bu yüzden buralardan konunun gerçek olup olmadığına dair yapılan araştırmada herhangi bir delile rastlanamadığı”

Fotoğrafların Osmanlı’ya Karşı İsyanı Tetiklemek İçin Hazırlanan Bir Oyun Olduğu Da İddia Ediliyor
Osmanlı Devleti’nin yaptığı araştırmada bahse konu görsellerin Rumeli toprakları üzerinde Osmanlı askerleri tarafından gerçekleştirilen bir eylemi yansıttığına dair delil tespit edilemediğini belirtmiştik. Bu noktadan hareketle, Avrupa basınının kapaklarında aktarılan kesik baş ifşa görsellerinin Balkan uluslarının Osmanlı’dan ayrılmak için isyan çıkartmalarını sağlamak üzere tetikleyici bir komplo olduğu da öne sürülmektedir (İsmail Pehlivan (2019). Osmanlı’da Terör Bulgar Komitacıları ve Balkanlardaki İhtilal Faaliyetleri. Karakum Yayınları).
Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Kesilmiş Başların Sergilendiği İbret Taşı Uygulamasının Varlığı Biliniyor
Her ne kadar Makedonya’daki isyancıların kesilmiş başları ile poz veren asker fotoğrafının gerçeği yansıtmadığı belirtilse de, Osmanlı döneminde kafası kesilerek idam cezası uygulanan kişilerin ibret taşı vasıtasıyla ifşa edildiği bilinmektedir. İdamdan sonra “şifre” adlı verilen keskin bir usturayla gövdesinden ayrılan başın “ibret taşı” adlı yükseltinin üzerine konularak sergilendiği aktarılmaktadır.
Edhem Eldem’in Kesik Başlı Fotoğraflarla İlgili Çalışması
Edhem Eldem “Görüntülerin Gücü–Fotoğrafın Osmanlı İmparatorluğu’nda Yayılması ve Etkisi, 1870-1914” başlıklı makalesinde bu fotoğrafların izini sürmüş (2015. Camera Ottomana: Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğraf ve Modernite 1840-1914. Derleyenler Zeynep Çelik Edhem Eldem. Koç Üniversitesi Yayınları. İstanbul. Sf: 106-153). Edhem bahsi geçen makalesinde Osmanlı yönetiminin bu fotoğrafların sahte olduğunu belirttiğini; ancak, bazı fotoğrafların öldürülen eşkıyaların başlarını teşhir eden polis ve jandarmaya ait olduğunu, Batı basınında yer alan ve kartpostal olarak kullanılan bu türdeki fotoğrafların kesin anlam ve koşullarının belirlenemeyeceğini, kesik kafaların yanında poz vermenin stüdyo fotoğrafçılığının bir alt türü hale geldiğini aktarmış.
Makaleden ilgili kısım şu şekilde:
“…
Resimli basının ne kadar tehdit edici olabileceğini gösteren en iyi örneklerden biri, 1903’te Avrupa’nın resimli gazete ve dergilerinde aniden patlayan ve hızla yayılan “kesik kafa” görüntüleridir. En çarpıcı örneği, Fransız resimli basınının amiral gemisi ve imparatorlukta en iyi bilinen dergi olan L’Illustration’un 28 Şubat 1903 tarihli sayısının kapağıydı. Kapakta, bir fotoğraftan aktarıldığı belli olan büyük gravürde, bir çeşit üniforma giymiş fesli altı adam gözüküyordu. Bunlar kameranın karşısında, tüfeklerini kaldırmış, ayakta duruyorlardı. Görüntünün odağında, üzerinde üç kanlı, kesik kafanın sergilendiği bir kaide duruyordu. Üstteki başlıkta “Makedonya’daki Olaylar” deniyordu, altta ise bu korkunç görüntünün çok katmanlı bağlamını ortaya koyan ayrıntılı bir resimaltı vardı: “Paris’ten 40 saat uzakta neler oluyor. Fotoğrafçıda: Türk jandarmaları ve ganimetleri – Selanik ve Manastır’daki kitapçılarda sergilenen sayısız fotoğraftan birinin röprodüksiyonu.” (28)
Bu görüntüye başarılı ders kitaplarıyla nam salmış olan Fransız tarihçi Albert Malet’nin kaleme aldığı, Makedonya’da patlak veren büyük bir ayaklanma üzerine yazılmış uzun bir makale eşlik ediyordu (13). Malet, bölgede ihtilalcilerin ve Osmanlı birliklerinin başvurduğu büyük şiddeti anlatırken kapaktaki görüntüye sadece laf arasında değiniyordu: “Manastır’da insan, bu vesileyle Tanrı bilir nereden ödünç alınmış temiz üniformalarla Türk jandarmalarının, korkunç şekilde kesilmiş kafalarla kaplı bir masanın etrafında muzaffer bir edayla poz verdikleri fotoğraflardan satın alabilir.”29 Mesaj açıktı ve şok yaratması hedefleniyordu. Uygarlıktan sadece kırk saat mesafede barbarlık öyle bir sıradanlığa ulaşmıştı ki, dükkân vitrinlerinde sergilenen bir anı nesnesine dönüşmüştü.
Doğal olarak bu görüntünün yayımlanması Osmanlı yönetiminde bir heyecan yaratmıştı. 30 10 Mart 1903’te, Abdülhamid’in Mabeyn başkâtibi Tahsin Paşa, Rumeli Vilayetleri Müfettişliğine yazarak konunun araştırılmasını istedi:
“Paris’te tab ü neşrolunan İlüstrasyon gazetesinin Makedonya Vukuatı sernamesi altında bir resmi havi olan nüshası leffen irsal-i savb-i vala-yı asafaneleri kılındı. Resm-i mezkûrun musanna ve müretteb bir şey olduğu arz ü beyan olunur ise de mukaddema bu yolda bazı fotografilerin Selanik ve Manastır’daki kitapçı dükkânlarında mevki-i füruhta konulmuş olduğu cümle-i maruzattan olmasına nazaran şayet oralarda bulunan kitapçı dükkânlarında böyle bazı resimler satılmakta ise bunun men’iyle beraber hakikat-i keyfiyetin arz ü işarı irade-i seniye-i hazret-i hilafetpenahi icab-1 âlisinden olmağla… 31”
Olay L’Illustration ile sınırlı kalmadı. Daha bir gün önce, ikinci sınıf bir resimli dergi olan La Vie illustrée, aynı görüntüyü, üstelik özgün fotoğrafı kullanarak basmıştı. La Vie illustrée, L’Illustration’u da geçerek aynı tarzda iki korkunç görüntü daha yayımlamıştı (14, 15). Bunların başlığı ve resimaltları daha da saldırgandı ve Abdülhamid’e yönelik kişisel suçlamalar içeriyordu: “Majesteleri Abdul-Hamid’in subayları, astsubayları, askerleri ve jandarmaları, işkence ettikleri kurbanlarının kafalarıyla poz verirken” ve “Makedonya’da Türk Mezalimi -Cinayetin Boş Gururu.”32 Hemen ardından Abdülhamid yönetimi, bu kez 15 Mart 1903 tarihli Berliner Illustrirte Zeitung’da yayımlanan aynı korkunç kötü reklamın bir başka örneğiyle karşı karşıya geldi.33 Alman gazetesi iki hafta geç kalmıştı ve en azından kesik kafalar kapakta yer almıyordu (16). Makale Fransa’da yayımlanana benziyordu; “Makedonya mezalimi”ne atıfta bulunuluyor ve Türk askerlerinin, kurbanlarının kafalarını doldurdukları torbalarla soluğu ilk fotoğrafçıda aldıkları, “vahşetlerinin kanlı kanıtı ve süs nesnesi olarak bunları sergileyip kaydettikleri” anlatılıyordu.34 Avrupa’nın her yerinde muhtemelen başka örnekler de vardı; Edirne valisi bu tür görüntülerin Sankt Peterburg’da yayımlanan Novoye Vremya’da da çıktığını bildirmişti.35 Albert Malet, 1904’te Le Tour du monde’da yayımladığı Eylül 1902’deki Makedonya gezisi anılarından söz ederken de bu fotoğraflardan birini yayımlamıştı. Aynı yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde iki Bulgarin Makedonya sorunu üzerine yayımladığı bir kitabın kapağında ve başlık sayfasında da bu tür bir fotoğraf kullanılmıştı.37
Bu görüntülerin harekete geçirmeyi amaçladığı siyasal güç, özellikle La Vie illustrée’de yayımlanan metinde açıkça ortaya çıkıyordu. Derginin yazı işleri müdürü Henri de Weindel’in kaleme aldığı makale, Abdülhamid’e karşı şiddetli bir saldırı niteliğindeydi ve birliklerinin Makedonya’da sivil halka karşı işlediği zulüm nedeniyle onu doğrudan suçluyordu. Şiddet ve işkence sahnelerini ayrıntılarıyla anlattıktan sonra, bu cinayetlerin inkâr edilemez kanıtları olarak görüntülere değiniyordu:
“Ve işte belgeler burada: Hikâye yayımlamıyoruz, anekdotlar yayımlamıyoruz, edebi tasvirler yayımlamıyoruz, fotoğraf getiriyoruz. Ve gerçekten de bunların gözler önüne serdiği görüntü, dünyanın bütün anlatımlarından daha değerli, çünkü Babıali gerçekliklerini inkâr edemez; bir fotoğraf yalan söyleyemez. Bu fotoğraflar Eylül ve Aralık 1902 arasında çekildi; padişahın polisi bunların varlığını haber alır almaz bütün fotoğrafları yok ettirdi -ancak yeterince hızlı davranamadıklarından çok az sayıda baskıları yok olmaktan kurtuldu. Dünyada ne kadarı dolaşıyor? Beş veya altı, en fazla
on. Çok büyük zorluklarla bunları ele geçirmeyi başardık, burada en tipik olanları yayınlıyoruz.” 38De Weindel’in söylemi, foto muhabirliğinin büyük bir hızla geliştiği o yıllara özgü bir görüşü benimseyerek fotoğrafı gerçeğin kendisi olarak tanımlıyordu. Üstelik, de Weindel’in fotoğrafların “dünyanın bütün anlatımlarından daha değerli” olduğu yolundaki iddiası, Abdülhamid’e sık sık atfedilen düşünceyle de uyuşuyordu. Gerçekten de Osmanlı kayıtları, 28 Şubat 1903’te, La Vie illustrée’nin yayınından bir gün sonra ve L’Illustration’un piyasaya çıktığı gün, hükümetin kendisini zor duruma düşüren bu fotoğrafların peşine düştüğünü gösteriyordu. Ancak bu dergilerden arşivlerde ilk söz edilişi on gün sonradır. Bu durum, Osmanlı hükümetini harekete geçirenin görüntülerin yayımlanması değil, saraydan gönderilen bir emir olduğu anlamına gelir. Sarayın aldığı bilgiye göre “Makedonya hazelesinden bazıları Bulgar eşkiyasının maktu kafaları bir masa üzerinde polis ve jandarmalar etrafında olduğu halde alınmış fotografilerini teşhire” kalkışmışlardı. Başka bir deyişle, Osmanlı hükümetinin görüntülerin yok edilmesi için giriştiği hareket, başlangıçta bunların muhtemelen fotoğrafçı dükkanlarında sergilenmesi ve satılmasından kaynaklanmıştı.
Rumeli Müfettişliğine konuyu inceleme emri verilmişti; emre, tahmin edileceği gibi “bu yoldaki rivayat ve neşriyat erbab-1 mefasidin tasniat-ı habasetkâranesinden ibaret olarak külliyen hilaf-ı hakikat” olduğu yönünde bir yorum eşlik ediyordu.” Cevap ertesi gün geldi:
“1890-1891’de] Faik Paşa vali ve Mehmed Paşa Jandarma
kumandanı iken Görice’de italf edilen Yunanlı eşkiyanın ser-i maktuları Manastır’a getirilerek jandarma ve polis ile birlikte fotoğrafları alınmış ve bundan mevcut olan fotoğraflarla camının zapt ü imha edilmiş olduğu Manastir vilayetinden cevaben bildirilmiş olmağla diğer mahallerde de tahkikat-ı lazime icra edilerek böyle fotoğraflar var ise camlarıyla beraber toplattırılıp imha edilmesinin lazım gelenlere tebliğ kılındığı maruzdur.” 40Anlaşılan de Weindel, gazetesinin yok edilmemiş birkaç fotoğrafı ele geçirdiğini iddia ederken gerçeği söylüyordu. Bunun somut bir kanıtı da, günümüze kadar gelmiş olan üç albümin baskıydı; bunlardan ikisi basında yayımlanan fotoğraflara tam olarak uyuyordu (17-19),”
Bu fotoğrafların Avrupa kamuoyunda yarattığı etkiyi tahmin etmek zor değildir. Asıl sorun fotoğraf tarihinin bu ilginç olayının nasıl geliştiğini anlamaktır. De Weindel’in ortaya çıkarmaya bu kadar hevesli olduğu gerçek neydi? Yaptığı yazışmalarda Osmanlı yönetimi bu görüntülerden sürekli olarak hainane ve fesat dolu uydurmalar olarak söz ediyor, bunların bir şekilde sahte olduklarını ima ediyordu. Özgün fotoğrafların konusuna ilişkin bir kuşku yoksa da bunların kurgulanmış olmaları mümkün müydü? Yetkilileri birbirine katan panik havası, bu resimlerdeki tek kurgu unsurunun adamların verdiği poz ve stüdyo dekorundan ibaret olduğunu çok iyi bildiklerini gösteriyordu.
…
Ancak diğer tarafta da bazı tutarsızlıklar söz konusuydu. Bu görüntülerin Avrupa resimli basınında hemen hemen aynı anda ve bu kadar yoğun bir şekilde kullanılması, bir süreli yayından diğerine ulaşan zincirleme etkinin sonucu olabilirdi, ama Batı kamuoyunu bölgede işlenen cinayetlerin somut kanıtlarıyla bombardımana tutmak isteyen Makedonyalı özgürlük savaşçıları veya destekçilerinin ortak çabası olması da muhtemeldi. Ancak Manastır’dan gelen raporlara göre, fotoğrafların tarihleri konusunda on yıllık bir fark vardı. Osmanlı yetkililerinin bu fotoğrafları niteliği konusunda yalan söylemek için her türlü nedeni olsa bile, bunları on yıl geriye atmaları için bir neden yoktu.
…
Bir başka kafa karıştırıcı öğe daha vardı. Krizin başlamasından yaklaşık bir ay sonra, Selanik’teki yetkililer üç yüz elli kesik baş fotoğrafından oluşan bir stok ele geçirdi. Suçlanan kişi, aynı zamanda fotoğraf malzemesi de satan Bader adında bir Alman saatçiydi.” Görüntülerin baskılarını Almanya’dan sipariş ettiğini de itiraf etmişti. Fotoğraflar, “Makedonya komitelerinden iki kişinin re’s-i maktularını ve bir kişinin ber hayat olarak şeklini havi” olarak tanımlanmıştı (20). Jandarma ve askerler yok olmuştu; pekiyi bir sivil olduğu anlaşılan “ber hayat kişi” kimdi? Cevap, Malet’nin 1904 seyahatnamesindeki bir başka görüntüde yer alıyordu. “Selanik’teki istasyon dükkânlarında satılan bir Makedonya kartpostalı” şeklinde bir resimaltıyla yayımlanan bir resim, bir kartpostalın iki yüzünü gösteriyordu. Resim tarafında sakallı bir adam, yine sakallı iki kesik kafanın arkasında duruyordu.” Kartpostal daki yazıları okumak zordu ama neyse ki Selanik’teki Makedonya Mücadelesi Müzesi’nde kartpostalın bir örneği bulunmaktadır.” Yayıncının “G. Bader, Selanik” olarak verilen adı, bunun 1903’te el konulan kartpostallardan biri olduğunu göstermektedir. Resimaltı da sahneyi tanımlamaktadır: “Makedonyalı eşkiyalar. 1899 Simotta vakası.” O tarihte Karalivanos çetesi, Simotta adında Selanikli bir tüccarı kaçırarak hane halkından üç kişiyi öldürmüştü. Simotta kırk gün esir olarak kaldıktan sonra, çeteden birinin ihbarı sayesinde kurtulmuş ve çetenin bazı üyeleri de öldürülerek kafaları kesilmişti.” Kartpostal bu kesilen kafaları gösteriyordu -büyük olasılıkla devletin korkunç ve amansız adaletinin güven verici bir ifadesiydi bu. Ancak resimde kendisi de eşkiyayı andıran canlı bir insanın da bulunması şaşırtıcıydı. İbret olsun diye poz vermeye zorlanan hayatta kalmış eşkiyalardan biri miydi, yoksa çeteden firar edip ihbarda bulunan kişi mi?
Sır perdesi bugün de devam etmektedir. De Wein del’in “bir fotoğraf yalan söyleyemez” şeklindeki iddiasına rağmen, bu fotoğrafların kesin anlam ve koşullarını belirlemek mümkün görünmemektedir. Kesik kafaların yanında poz vermek, kuşkusuz stüdyo fotoğrafçılığının bir alt türü olarak popüler hale gelmişti.
…”
Sonuç niyetine;
Kesik kafalarla poz veren Osmanlı askerlerine ait olduğu öne sürülen görsellerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını Berliner Illustrirte Zeitung, L’Illustration ve La Vie Illustrée gibi yayınlarda aktarılmasının üzerinden 117 yıl geçtikten sonra inceleyebilecek durumda değiliz haliyle. İşbu yazının amacı görsellere dair iddianın teyidi değil, görsellerin devletler tarafından propaganda amacıyla kullanımına dair bir örnek sunmak olduğunu da vurgulayalım…









12 Yorumlar
Her iki taraf da birbirini çok öldürmüş.Tarihi iyi öğrenelim.Öldürmenin hiçbir haklı gereķçesi yok, ihtiyacınızdan fazla mala mülke, toprağa sahipmolmak için giriştiğiniz savaşlarda.
Osman hangi asırda hangi çağda para mal mülk için savaştıki ozaman savaşsın bizi kötüleyen avrupa devletleri heryeri sömürdü tabiki bunda ittihat terakki denilen o melun partiyi unutmammak lazım balkanlarda yanlış siyaset hicaz bölgesinde yanlış siyaset türk tarihinin en rezil dönemidir İttihat Terakki
Gerçek orijinal fotoğrafı yayınlayın o zaman
Kelle kulesi diken Osmanlı bunu mu yapmayacak. Neymiş resmi kaynaklar yalanladığı için doğru kabul edemezmiş malumatfuruş isimli arapçı tayfa.
At kafası osmanlılar kelle almış kelle kulesi yapmış iyide yapmış bu MAL yorumunla osmanlıyı karaladığını zannediyosan haçlı seferlerine bak, nasıl binlerce Türk insanını kazanlarda diri diri haşlayıp yemelerini oku. Anglo saksonların ingilterede kızartıp yedikleri küçük kızların ve Amerika’daki insan tarifli yemeklerinin izlerini sür.
Ayrıca ne kadar Arapçı varsa alayının awq ben.
Atasını inkar eden tayfa,, 600 yıl adaletle dünyaya hükmetmiş atalarımızla biz gurur duyuyoruz,,, soyunu İNKAR eden gitsin soyuyla yaşasın,,, Başka hiçbir ırkta atasını karalama İNKAR etme yok,, maalesef bizim ülkede değişik soydan birçok ırk olunca böyle oluyor,,, Osmanlının TIRNAĞI olamayacak tipler dini imanı İslamı yok etmek için az çalışmadı ve kahraman olarak anlatıldı,, biz onların nasıl bir sahtekar İslam düşmanı okduğunu çok iyi biliyoruz,,, Biz Müslümanlar olarak ne arabı ne çerkezi, ne kürdü hiçbir ırkı dışlamıyoruz ve üstünlük takva iledir diyoruz dışlayan kendini dev aynasında gören sarhoş tipleri de Allah’a havale ediyoruz,, Hesap günü böyle örtecek mi göreceğiz,,,
Suçlularsa kafa gider baba…
Şeriat sonuçta..
Müebbet verip sonra şartlı tahliye ile af mi edilselerdi.
Maalesef bugün bile aynı şeyler……
Fazla hoş görü cilde zarar. Kefere kafir her mezalimi caniliği vahşeti yaparlarda. Onlara düşmana karşı bizde dinimiz gereği hoşgörü anlayış göstermek iyi davranmak el kolumuz bağlı yürek yangın yeri. Bazen ata Cengiz han gb ver kamçıyı ses gelsin bize kalmayan Dünya zalimin başına yıkılsın diyesi gelmiyormu insanın. Acıya acıya yada vicdanlı davrana davrana acizmişiz gb yada bizlerin atamızın iyliğimizi iyiken zalim göstermiş ya batı ve yandaş avanesi. Hain şerefsiz pc lerini de bırakmışlar dıştan sanki biz içleri lağım çukuru gb olanlarda varya hani.
Nasılda kirli provaganda yapmışlar geçmiş tarihte kirli yüzlü sahte batı. Hatta bazı lavuk kendini bilmez yalamalı tüp kafalı beyni angutlarda yine yavrusu oldukları tarafı tutar yorum yapmışlar. Hain herzaman her tarihte haindir. Düşmanında şereflisini olsun.
Ya resim gerçek olsa ne olacak adamlar isyancı terörist. Asker devletin gücünü göstermiş . Ne yapacaktı tutuksuz mu yargılayacaktı.
Zahmet edip de yazınızda koleksiyonunu zikrettiğiniz Edhem Eldem’in çalışmalarını (ki arşiv belgeleri de kullanır) okusaydınız fotoğrafların gerçek olduğunu, Makedonya’da çekildiğini ama haydut avı sonucu olduğunu (yani komitacı değil), asakirin bireysel inisiyatifiyle (büyük ihtimal fotoğrafçının vereceği para için) çekildiğini bilirdiniz. Hem doğru bilgi verme amacı güttüğünüzü iddia ediyorsunuz, hem de saçmalıyorsunuz. Sizin araştırmacılık herhalde interneti şöyle bir taramaktan ibaret?