Anasayfa » Tüm Yazılar » Nâzım Hikmet’in Dedesinin Yahudi Olduğu İddiası

Nâzım Hikmet’in Dedesinin Yahudi Olduğu İddiası

malumatfurusorg
nazım hikmet annesi kızkardeşi

Nâzım Hikmet’in Dedeleri Müşir Mehmed Ali Paşa ve Mustafa Celâleddin Paşa’nın Yahudi Olduğu İddiası Doğru Değil

Yanlış İddia

 

Nâzım Hikmet Ran’ın soyağacı Osmanlı ve Türkiye tarihinde iz bırakmış birçok isme sahip. Dedeleri Müşir Mehmed Ali Paşa, Mustafa Celâleddin Paşa ve Şair Nazım Paşa, annesinin kuzeni Ali Fuat Cebesoy, halasının oğlu Celalettin Ezine, büyük teyzesinin torunu Mehmet Ali Aybar, teyzesinin oğlu Oktay Rıfat ve ilk kadın ressamlar arasında sayılan annesi Celile Hanım gibi bazı isimler örnek olarak sunulabilir.

Nâzım Hikmet’in aile bireyleri hakkında öne sürülen bir yanlış iddia dedesi Müşir Mehmed Ali Paşa’nın Polonya Yahudisi olduğu yönünde.

Nâzım Hikmet’in büyük dedesi Mustafa Celâleddin Paşa’nın ve Mehmed Ali Paşa’nın aslen Polonya Yahudisi olduğu, Osmanlı Devleti’ne sığınmasının ardından ismini ve dinini değiştirdiği iddiası şöyle öne sürülmektedir: 

“Nazım Hikmet’in annesi Celile hanım, hem Polonya yahudisi Mehmet Ali (asıl ismi Ludwig Karl Friedrich Detroit) paşanın kızının (Leyla hanım) kızıdır, hem de yine Polonya yahudisi Mustafa Celaleddin (asıl ismi Konstantin Borzecki) paşanın oğlunun (Enver Celaleddin) kızıdır. Nitekim Nazım Hikmet’in Polonya pasaportunda soyismi “Borzecki” olarak geçmektedir.”

 

Bu iddiayı içeren örnek bazı paylaşımlar şu şekilde:

 

nazım hikmet dedesi yahudi

 

 

Nâzım Hikmet’in Büyük Büyük Dedeleri Müslüman Olmadan Önce Yahudi Değil Hristiyandı

Nâzım Hikmet (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963), Hikmet Bey ve Ayşe Celile Hanım’ın oğludur. Babası Hikmet Bey, çeşitli illerde valilik yapmış olan Çerkes Nâzım Paşa’nın oğludur. Annesi Ayşe Celile Hanım ise, dilci Hasan Enver Paşa ile Leylâ Hanım’ın kızıdır.

Müşir Mehmed Ali Paşa (1827-1878) (Ludwig Karl Friedrich Detroit) ve Mustafa Celâleddin Paşa (1826-1876) (Konstantin Borcenski / Konstanty Borzęcki (Lehçe)), Nâzım Hikmet’in annesi Ayşe Celile Hanım’ın dedeleridir. Müşir Mehmed Ali Paşa, Ayşe Celile Hanım’ın annesi Leyla Hanım’ın babasıdır. Mustafa Celâleddin Paşa ise Ayşe Celile Hanım’ın babası Hasan Enver Paşa’nın babasıdır.

Nâzım Hikmet’in baba tarafından dedesi Mehmed Nâzım Paşa’nın Mevlevî olduğu bilinmektedir.

Asıl ismi Konstantin Borcenski olan Mustafa Celâleddin Paşa, 1848 Polonya İhtilâli sırasında Osmanlı Devleti’ne göç etmesinin ardından Osmanlı vatandaşlığına geçmiş ve Müslüman olmuştur. Kolordu komutanı unvanıyla katıldığı 1875 Karadağ Olayları sırasında karnından yaralanmasının 6 ay sonrasında vefat etmiştir.

Müşir Mehmed Ali Paşa ise 12 yaşında Hamburg’dan kalkan bir gemide çalışırken gemisi İstanbul limanında demirlediği sırada kaçarak Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Mehmed Emin Âli Paşa’nın himayesine girmesinin ardından Harbiye’ye girerek Mehmed Ali ismini alıp 1853 yılında Osmanlı ordusunda göreve başlamıştır. Berlin Kongresi’nde de Osmanlı Devleti’ni temsil eden Mehmet Ali Paşa, bu antlaşma ile Arnavutluk’un Karadağ’a bırakılmasıyla Arnavutların düşmanlığını kazanmış ve 1878 yılında Arnavut isyancılar tarafından şehit edilmiştir.

Müşir Mehmed Ali Paşa ve Mustafa Celâleddin Paşa, Müslüman olmadan önce sanılanın aksine Yahudi değil Protestan Hristiyandı. Nâzım Hikmet’in 2 dedesi de Osmanlı ordusunda Paşa olarak görev yaparken şehit olmuştur. Bu Paşaların Yahudi olduğunu aktaran bir kaynak bulunmamaktadır.

 

nazım hikmet ran fotograf

 

Ayşe Celile Hanım, içinde İngiliz, Polonyalı, Fransız, Kürt ve İtalyan kökenli fertler bulunduran tam anlamıyla mozaik bir aile yapısına sahipti. Nâzım Hikmet, soyunun farklı milletlere dayandığını belirtmekle birlikte, Yahudi kanına sahip olmadığını eşi Vera Tulyakova Hikmet’e dile getirmiştir. Bayan Tulyakova Hikmet’in Nâzım Hikmet’in -kaderlerini paylaşmak amacıyla- Yahudi kanına sahip olmayı istediğini aktardığı sözler şu şekildedir (Vera Tulyakova Hikmet (2008). Bahtiyar Ol Nâzım. YKY. 1. Baskı. Derleyen Anna Stepanova. Çeviren Hülya Arslan) (Hikmet Akgül (2002). Nâzım Hikmet: Siyasi Biyografi. Çiviyazıları. Sf: 50):

“‘Neden Yahudi kanı yok bende?’ diye içtenlikle dertlendiğini anımsıyorum. ‘Türk, Polonya, Fransız, belki biraz Alman, hatta Gürcü kanı var, ama Yahudi kanı yok. Onların kaderini paylaşmak istedim. Ne kadar çileli bir halk!”

“‘Şu bizim Yahudi kardeşlerimiz, bu adamlar ne istiyor senden?’ Ve şakacıktan bir tehdit savururdun: ‘Beni Yahudi karşıtı yapacak tek unsur budur'”

 

Vera Tulyakova Nazım Hikmet

Nazım Hikmet ve Vera Tulyakova

 

Enver Paşa, Fransızca olarak çocuklarına vasiyet niteliğinde bıraktığı uzun mektubunda babasının Polonya dan gelişini şu şekilde anlatmaktadır:

“Sevgili çocuklarım, size ailemizin kuruluşunu tanıtmak istiyorum. Çünkü ailenin kaynağı babadır. Nesil ondan devam eder. Babam Constanty 1826 yılında Nisan ayında doğdu. Yetenekli bir eğitim gördü. Harikulade hafızası vardı. Tarihi bilgisi çok derindi. Hafızası Allah tarafından verilmiş bir kabiliyetti. Ne var ki babam bu Tanrı vergisini kendisine faydalı olarak kullanamadı. Babam aynı zamanda sanatkârdı. Fevkalade yazı yazar, kroki yapar, desen çizer, sulu boya ve yağlı boya resimler, minyatür ve gravür yapardı. Plan, harita, topografya üzerinde eserler vermiştir. Hatta yaptığı tablolar sarayın duvarlarına asılmıştır.

 

Yukarıda saydıklarımı, tamamıyla özel kabiliyeti sayesinde yapmıştır. Ne yazık ki bize eserlerinden hiçbiri kalmamıştır. Yalnız iki tablosunun fotoğrafı vardır.

 

Babanım tek ihtirası savaştı. Çünkü o, savaş yapmak için doğmuştu. Babası onu papaz yapmak istemiş ama o üniversiteye yönelmiştir. Aynı zamanda savaş alanlarını tercih etti. Bu alanlarda şecaat gösterdi Birkaç defa değişik savaş alanlarında yaralar aldı yılında Karadağ da, yedi yara alarak şehit oldu… “

 

Enver Paşa, babası Mustafa Celâleddin Paşa’nın İslâmiyeti kabul edi­şi hakkında şu sözleri sarf etmişti:

“… Babam zâhiren değil bütün iç duyguları ile İslamiyeti ka­bul etti. Çocukluğumda, bana İslam dininin şartla­rını anlatırdı…”

 

nazım hikmet konuşma yaparken

 

İlber Ortaylı, Hürriyet’teki “Muhteşem Süleyman’ın başarısı Rodos’un fethi” başlıklı 20 Aralık 2020 tarihli yazısında bu iddianın doğru olmadığını şöyle aktarmıştı:

 “Nâzım Hikmet’in dedesi Yahudi” diyorlar. Türkiye’deki bazı kasabalarda Yahudiliğin suç olduğuna dair düşünce, İkinci Cihan Harbi’nden sonra Alman-İsviçre etkisindeki dernekler ve eski Nazilerin tesiriyledir. İlginç olan bu kasabalarda Yahudi de yoktu.

 

Bu saçmalık bir yana, Konstantin Borzecki (Borjenski okunur) Polonyalı bir konttur. 1848 İhtilali sırasında cumhuriyet ilan eden Macar Kossuth Lajos’un kıtalarıyla birlikte Avusturya ve Rusya’ya karşı ayaklandılar. İhtilal ciddiydi, Avusturya baş edemeyince başbakan Metternich Rusya’dan yardım istedi. I. Nikola’nın amansız mareşali Ivan Paskevich Macar alaylarına karşı galiba bir parça daha merhametliymiş. Polonyalıları ise feci şekilde bastırıyordu. Macar-Polonyalı müşterek kuvvetinin başında Polonyalı General Jozef Bem vardı. Bize sığındılar. Türkiye bu sığınan askerleri Avusturya ve Rusya’ya iade etmedi. General Bem (Murad Paşa) ve Borzecki (Mustafa Celâleddin Paşa), tıpkı Czajkowski (Sadık Paşa) ve Koscielski (Sefer Paşa) gibi Müslüman olanlardandır.

 

Albay Borzecki’nin bütün vücudu yaralarla doluymuş. Tam bir savaşçıydı. Osmanlı ordusunda haritacılık ve topçuluk alanında önemli katkıları olduğu bilinir. Kırım Savaşı’nın komutanı Ömer Rüştü Paşa’nın kızıyla evlendi ve 1875 Karadağ Savaşı’nda şehit düştü.”

 

nazım hikmet çocukluğu

Nazım Hikmet’e ait bir çocukluk fotoğrafı

 

Taha Toros’un Cumhuriyet gazetesinde 2005 yılı Ekim ayında yayımladığı Nâzım Hikmet yazı dizisinde ailesi de ele alınmıştı.

Nâzım Hikmet’in büyük dedeleri Mehmed Ali Paşa ve Mustafa Celâleddin Paşa’nın hayatını şehit olarak kaybettiği ve Müslüman olmadan önce Hristiyan oldukları şöyle aktarılmıştı:

“Nâzım Hikmet’ in aile geçmişinde ün­lü paşalar vardır. Büyükbabası, Nâzım Hikmet’e adım veren, Mehmed Nâzım Paşa’dır. Annesinin babası, Polonya kö­kenli Enver Paşa’dır ki nüfus kütüğün­de ve Osmanlı Arşivi’nde bazen “Ha­şan Enver Paşa”, bazen “Enver Celaleddin Paşa” olarak yer almaktadır.

 

Nâzım Hikmet’in dedesi Enver Paşa’ya bazen “Büyük Enver Paşa”, bazen de “Küçük Enver Paşa” ismi verilmek­tedir. Enver Paşa’nın babası Mustafa Celaleddin Paşadır ki kökeni Polonya kontlarından, asilzade bir aileden gelmek­tedir.

 

… Constanty Bor­zecky, Polonya’nın hürriyeti için ayak­lanmaya katılarak sürgün edilmiş, Tür­kiye’ye sığınarak Müslüman olmuş ve Mustafa Celaleddin ismini almıştır. Mustafa Celaleddin Paşa, dönemin ünlü kişilerinden Serasker Ömer Pa­şa’nın kızı Safvet Hanım ile evlenmiş­tir. Nâzım Hikmet’in anneannesi olan Leyla Hanım, Müşir (Mareşal) Mehmed Ali Paşa’nın kızıdır. Mehmed Ali Paşa, genç yaşta şehit olmuş ve üç kızı Padi­şah tarafından himaye edilerek büyü­müştür. Bunlar asker kökenli kişilerle ev­lendirilmiş olup her üçünün kocası da ileride ordumuzun tanınmış generallik­lerine ulaşmışlardır: Hüseyin Hüsnü Pa­şa, Enver Paşa (Nâzım Hikmet’in dede­si) ve İsmail Fazıl Paşa (General Ali Fu­at Cebesoy’un babası). Nâzım Hikmet’in paşalar ailesinde bir de Hafız Paşa var­dır. Bu paşalar ailesinden iki ünlü şehit vardır: Mustafa Celaleddin Paşa ile Mü­şir Mehmed Ali Paşa.

 

Eskilerin belirttiğine göre Mustafa Celaleddin Paşa, savaş alanlarının hırs­lı bir kahramanıdır. Kendisini her zaman savaşlarda görmek isteyen bir kişidir. Savaş alanlarında beş kere yaralanmış­tır. Hatta altındaki atin da yaralanması üzerine at değiştirerek yaralı hali ile sa­vaşmaya devam etmiştir. Mustafa Cela­leddin Paşa’nın orijinal olarak mevcut olan fotoğrafına dikkatle bakıldığı tak­dirde, boynundaki eğrilik hemen fark edilir. Bu eğrilik, savaş esnasında isabet eden bir kurşunun eseridir. Yukarıda be­lirttiğimiz Mehmed Ali Paşa Arnavut­luk’ta şehit olmuştur. Bu iki şehit paşa­nın kökeni Hıristiyandır.”

 

nazım hikmet paşa ailesi

 

nazımın ailesi

 

nazım hikmetin cezaevi günleri

 

nazım hikmet taha toros

Mustafa Celâleddin Paşa’nın hayatı şöyle özetlenmiştir:

“Nâzım Hikmet’in ana ta­rafından aile çevresi Po­lonyalıdır. Sonradan Rus bölgesinde kalan Kleszow’da doğan ve soylu bir aileden gelen Constanty Borzecky, Nâzım Hik­met’ in annesinin büyükba­bası ve dedesi Enver Paşa’nın da babasıdır. 20 yaş­larında (1848’de) Türki­ye’ye sığınıp Müslüman olduktan sonra adı Mus­tafa Celaleddin’e dönüş­türülen, savaş alanlarındaki kahramanlıkları ile tanı­nan, sanat, kültür ve tarih sahalarındaki derin bilgisiyle orijinal bir kimliğe sahiptir.

Mustafa Celaleddin Pa­şa hakkında çok sayıda olan kaynaklarda, göğüs kabartıcı izler bulunmak­tadır. Babasımn papaz yap­ma isteğine karşı çıkarak Varşova Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Kendi di­linden başka Latince, Fran­sızca ve Rusçayı mükem­mel surette konuşup ya­zanlardandı. O sırada Rus- lar Polonya’dan kaçanları geri çağırdılar. Yukarıda belirtildiği üzere Constanty Borzecky Rusya’ya dön­meyerek Sultan Abdülme- cid’in, şefkatle bunlara ku­cak açması üzerine Türki­ye’ye sığındı. Türk ordu­suna büyük hizmetlerde bulunan Mustafa Celaled­din Paşa’nın ilmi kabili­yetleri arasında eski ve ye­ni Türkler üzerinde değer­li bir eser yazmış olması göğüs kabartıcıdır.”

 

Müşir Mehmed Ali Paşa’nın hayatı ise şöyle aktarılmıştı:

“Müşir Mehmed Ali Paşa, 1829 yılında Magdeburg’da doğdu. O zamanki adı Julien Detroit’dı. Bir Fransız ailesin­den gelen Prusyalı fakir bir müzisye­nin oğluydu. Almanya’daki Deniz Harp Okulu’ndan kaçıp bir yük gemisine işçi olarak girdiğinde 15 yaşında idi. Gemi tayfasından hay­li işkence görmüştü. Bu işkence nedeniyle şi­lep, Boğaziçi’nden geçerken Julien Detroit, Baltalimanı önlerinde denize atladı. Olayı o dö­nemde Hariciye Nazın olan Âli Paşa’ya duyur­dular. Ali Paşa, atlayan bu çocuğu buldurup ko­nağına getirtti. Gemi yöneticileri onu istediler­se de çocuk onların isteklerini reddetti.

 

Dışişleri Bakanı Âli Paşa, bu çocuğu himaye­si altına aldı ve adını Mehmed Âli’ye çevirdi.

 

Müslüman olan çocuk, çok yakışıklı ve çok ze­ki idi. Harbiye Mektebi’nde okutuldu. Buradan birincilikle diploma aldı. Almanya’ya ve Fran­sa’ya gönderilerek modem bir eğitim de gördü. Mehmed Ali’nin ilk görevi, Kırım savaşında Os­manlı ordularının başkumandanı Ömer Paşa’nın yaverliği idi. Mehmed Ali, gerek savaştaki kah­ramanlığı, gerek Batı dillerine aşinalığı dolayı­sıyla kısa zamanda kendisini herkese ve yaban­cılara sevdirdi ve tanıttı. Tuna kamplarındaki hiz­meti dolayısıyla, 1868 yılında 39 yaşında iken, paşalığa yükseltildi.

 

1868-1870 yıllarında Girit kumandam ve va­lisi oldu. Daha sonra Avusturya, Rusya, Sırbis­tan ve Karadağ savaşlarında büyük kahramanlık­lar göstererek ün kazandı. Mehmed Ali Paşa, Sof­ya’da vazifeli iken Padişah tarafından İstanbul’a çağrıldı. Padişah tarafından iltifatlar yağdırılarak geniş yetkilerle, Abdülkerim Paşa’nın yerine, Serdar-ı Ekremlik (Başkumandanlık) görevi ve­rildi ve Mareşal oldu. Mareşal Mehmed Ali Pa­şa, Türk-Rus savaşı sonunda, Berim Kongresi’ne Türk delegesi olarak katıldı. Ne var ki, Amavut- lar ile Karadağlılar, Berlin Antlaşmasından mem­nun olmadılar ve bir ayaklanma başlattılar.

 

Sultan II. Abdülhamit durumun halledilmesi ve yapılan Berlin Antlaşması ’nın anlatılması için Müşir Mehmed Ali Paşa’yı görevlendirdi. Oysa ayaklanan halk,. Mehmed Ali Paşa’nın bu göre­vinden memnun olmadılar. Mehmed Ah Paşa’nın kökeni bakımından Hıristiyan olduğu için, Berlin Antlaşmasında kendilerini Hıristıyanlara sat­tığı propagandasını yaymaya başladılar. Meh­med Ali Paşa, üç Arnavut muhafız bölüğü eşli­ğinde buraya gelince halkın aleyhte gösterileri ile karşılaştı.

 

2 Eylül 1878 günü, kaldığı bina petrol dökü­lerek yakıldı. Müşir Mehmed Ali Paşa, kendisi­ne bağlı 200 askerle, çemberi yarmak teşebbü­sünde bulundu. Ne var ki. ayaklananlar tarafın­dan öldürülerek cesedi sokaklarda sürüklendi. Padişah, Mehmed Ali Paşa’nın kaç çocuğu oldu­ğunu sordu. Küçük yaşlarda dört kızının olduğu­nu ve eşi Ayşe Sıdıka Hanım’ın dul kaldığını söy­lediler. Padişah’ın emri şu oldu: “Merhumun eşi­ne maaş bağlansın’ Kızlarının evlenme çağları geldiğinde ordu mensuplarından kabiliyetli birer eş seçilsin. Bütün cihaz masruflan hâzineden öden­sin’’

 

Padişah’ın emrine uyularak Mehmed Ali Paşa’nın evlenme çağına gelen kızlarına, istikbal vaat eden, ordu mensubu dört subay seçildi. Bun­ların üçü daha sonra Osmanlı ordusunda gene­ralliğe kadar yükseldiler.

 

Mehmed Ali Paşa’nın kızlarından ilki olan Hayriye Hanını, Hareket Ordusu Kumandanı Hü­seyin Hüsnü Paşa ile evlendirildi. Bu Paşa, ilk su­baylık döneminde Mehmed Ali Paşa’nın yaver­liğini yapmıştı. Hüseyin Hüsnü Paşa’nın iki oğlu ve bir kızı oldu. Oğullarından Mehmet Bey ço­cuksuz öldü. Diğer oğlu Tahsin Bey aynı meslek­ten değerli bir kurmaydı. Kısa müddet, Sultan Re-şad’ın ve Veliaht Yusuf Izzeddin Efendi nin ya­verliğinde bulundu. Bunun oğlu, ünlü düşünce ve siyaset adamı, Mehmet Ali Aybar’dır. Kızı Ni­met Hanım, ittihatçıların meşhur İzmir valisi Rahmi Bey ile evlendirildi.

 

Mehmed Ali Paşa’nın ikinci kızı Leyla Ha­nım, Polonya kökenli, Mustafa Celaleddin Paşa’nın oğlu, Haşan Enver Paşa ile evlendirildi. Bu En­ver Paşa, Nâzım Hikmet’in dedesidir. Üçüncü kızı Zekiye Hanım. Ankara’da bakanlık hizme­tinde bulunan İsmail Fazıl Paşa’nın eşi idi. Ünlü kumandanlarımızdan ve siyaset adamlarımızdan Ali Fuat Cebesoy. bu ailenin oğludur. Kültür dün­yamızın tanınmış kadınlarından Ayşe Sanalp ile Dr. İsmail Cebesov, Zekiye Hanım’ın torunları­dır. Bunların babalan da, dedelerininki gibi Meh­med Ali ismini taşır. Mehmed Ali Paşa’nın dör­düncü kızı olan Rabia Adeviyye Hanım ise iki ev­lilik yaptı. İlk eşi. Mareşal Zeki Paşa’nın yaveri Miralay Selahaddin Tevfik Bey ve ikinci eşi. Mu­tasarrıf Selami Bey idi. Rabia Hanım’ın her iki­sinden de çocuğu olmadı.”

 

mehmet ali paşanın yaşamı

 

Haluk Oral’ın İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan “Nâzım Hikmet’in Yolculuğu” adlı kitabında da Müşir Mehmed Ali Paşa ve Mustafa Celâleddin Paşa’nın hayat hikâyelerine yer verilmiş ve Müslüman olmadan önce Hristiyan oldukları belirtilmişti.

 

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

Yorum bırak