1997 yılında Gaziantep’te baklava çaldığı gerekçesiyle hapis cezası alan çocuğa ait olduğu sanılarak paylaşılan fotoğrafta 1984 yılında Sultanahmet’teki eski adliyeye hırsızlık suçundan yargılanmak üzere elleri zincirli ve kelepçeli şekilde jandarma nezaretinde getirilen 12 yaşındaki Ahmet adlı çocuk görülüyor.

 

 

Elleri arkadan kelepçeli ve zincirli küçük bir çocuğun silahlı ve üniformalı askerler tarafından götürüldüğü görülen fotoğraf halkın tepkisini çeken rüşvet, yolsuzluk, dolandırıcılık iddialarının / vakalarının ardından sosyal medya platformlarında yaygın şekilde paylaşılıyor.

 

Atilla (@avatilla1970): “O baklava çalıp 9 yıl hapis yatan çocuk napıyor şimdi acaba ?”

 

 

1997 yılında üç arkadaşıyla beraber Gaziantep’te baklava çaldığı için 6 ya da 9 yıl ağır hapis cezası alan çocuğa ait olduğu iddiasıyla paylaşılan fotoğraf şöyle:

 

baklava-calan-cocuklar-sanilan

 

Sanılanın aksine bahse konu fotoğraf 1997 yılında Gaziantep’te baklava ve antepfıstığı çaldığı için hapis cezası alan 4 gence ait değil. 1984 yılında kaydedilen fotoğrafta askerler arasında zincirli kelepçe ile adliyeye getirilen 12 yaşındaki Ahmet adlı çocuk görülüyor.

 

Öncelikle, “baklava çaldığı için hapis cezası alan çocuklar”ın başına gelenleri özetleyelim…

 

10 Ağustos 1997 günü Gaziantep’te işten çıktıktan sonra evlerine dönen Ali Avcı, Ali Keklik, Levent Hamurcu ve Metin Subaşı, Elmacı Pazarı’ndaki Güllüoğlu Baklava Salonu’nun kapı kilidinin kırılarak baklava ve antepfıstığı çaldı. Olay sırasında 3’ü 14-17 yaşları arasında biri 19 yaşında olan 4 genç olaydan sonra yakalandı. Gençler ifadelerinde vitrinde gördükleri baklava ve fıstıklardan canları çektiği için yemek için hırsızlık yaptıklarını söyledi. Baklava salonunun sahibi Mehmet Güllü, 4 gencin 5 kilogram tuzlu antep fıstığı, yedi kilogram fıstık ezmesi, 10 kilogram baklava, 15 kilogram çekilmiş fıstık çaldıklarını öne sürdü. Ustabaşı Bayram Sarıbaş ise 1 kilogram ağırlığında 37 paket antepfıstığı, tepsi içinde 5 kilogram fıstık ezmesi, 10 kilo çekilmiş fıstık içi, soğutucuya ait uzaktan kumandanın ve ithal tansiyon aletinini çalındığını bildirdi. “Çete kurarak hırsızlık yapmak suçundan” dava açıldıktan sonra hazırlanan 6 Kasım 1997 tarihli keşif tutanağında çalınan tuzlu fıstığın 50 kilo, fıstık ezmesinin yedi kilo, satışa hazır baklavanın 10 kilo, çekilmiş fıstık içinin 15 kilo, ithal tansiyon aletinin kayıp olduğu belirtildi. “Baklava çetesi” üyeleri daha sonra ifadelerinin işkenceyle alındığını söyledi. Tutuklu yargılanan sanıklar 16 Aralık 1997 günü Gaziantep 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 9’ar yıl hapis cezasına çarptırıldı.  Olay tarihinde yaşı 18’den küçük olan Ali Keklik, Ali Avcı ve Levent Hamurcu’nun cezası daha sonra 6’şar yıla düşürüldü. Toplumun yoğun şekilde eleştirdiği ceza Yargıtay tarafından onaylandı. Sanıklardan Ali Keklik ve Ali Avcı cezalarını Elazığ Islahevi’nde, Levent Hamurcu ise Gaziantep’in Oğuzeli İlçesi Cezaevi’nde tamamlayarak İnfaz Yasası’ndan yararlanıp tahliye oldu. Levent Hamurcu ve Metin Subaşı cezaevindeyken askerlik çağı geldiği için birliğine sevkedildi. Sanıklar, “Rahşan Affı” olarak nitelenen 22 Aralık 2000’de çıkarılan af yasasından (4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası) faydalanıp serbest kalabildi.

 

Emekli hakim Halis Gümüşoğlu (baklava çaldığı için hapis cezası alan; fakat, yaşı 18’den büyük olduğu için aftan yararlanamadığı için şartlı tahliye edilen Metin Subaşı’na değindiği açıklamasında) olayı ve temyiz sürecini şöyle anlattı:

“Olay failleri, olay tarihinde gece sayılan bir zaman diliminde ki gece yarısından sonra diye anımsıyorum. Şehir merkezindeki tatlıcı dükkanının olduğu yere geliyorlar. İş yerinin demir kepengini yere bağlanan halkalarından ve asma kilitten kesici bir aletle keserek muhtemelen demir kesme makasıyla keserek ve içerideki kapının camını da kırdıktan sonra içeri giriyorlar. İşlenmiş iç fıstık olarak tanımlanan kilolarca fıstık. Belki çuval ya da çuvallarca ayıklanmamış fıstık bir kısım bozuk para hazır olarak bulunan tatlıları çalıyorlar. Bunun dışında iş yerinin yazar kasasını açmaya çalışmışlar. Fakat hatırladığım kadarıyla açamamışlar.”

“Ve Yargıtay tarafından da onanmış ve bu şekilde kesinleşmiş bir karar. Yani kararın doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmak bu aşamada bir şey ifade etmiyor. Ancak kişisel olarak sorarsanız dosya içeriğine, gerekçeye, delillerin işlenme biçimine, eylemlerin yasal tanımına göre baktığınız zaman verilen kararın içeriğinde hiçbir hata yok. Verilen karar son derece doğru bir karar. Yanlış haberler Türkiye’de adalet algısını nasıl etkiledi? Elbette ki kötü etkiledi. Zaten Türkiye’deki adalet algısı genellikle haberlerle çok fazla etkilenebiliyor.”

 

Baklava çaldığı için yargılanan ve hapis cezası alan çocukların gözaltına alınma, tutuklanma, adliyeye getirilme süreçlerine ait bir fotoğraf mevcut değil.

Baklava çalan çocuğun jandarma nezaretinde elleri arkadan zincirli kelepçeyle götürüldüğü görülen fotoğraf ise (yukarıda aktarıldığı üzere) 1984 yılında askerler arasında zincirli kelepçe ile adliyeye hırsızlık suçundan yargılanmak üzere getirilen Ahmet adlı 12 yaşındaki çocuğa ait.

12 Eylül askerî darbe rejiminin ve sıkıyönetim döneminin adalet sistemini gözler önüne seren kare farklı bir açıdan Ramazan Öztürk tarafından fotoğraflandı.

 

tutuklu-kelepceli-cocuk
Fotoğraf: Ramazan Öztürk / Depo Photos

 

 

Ramazan Öztürk’ün kaydettiği fotoğraf, “12 Eylül Türkiye’sinde 12 yaşındaki Ahmet isimli çocuk, askerler arasında zincirli kelepçe ile adliyeye getirilişi, 1984. ( Ramazan Öztürk – Depo Photos)” açıklamasıyla çeşitli haber sitelerinde yayımlandı.

Öztürk, 12 Eylül dönemi ile özdeşleşen 1984 tarihli ikonik fotoğrafın arka planını şöyle anlattı:

“1984 yılıydı. 12 Eylül darbesinin memleketin üzerine çökmüş gölgesi hala devam ediyordu. Cezaevleri dolu, mahkeme salonları suskun çığlıklarla yankılanmaktaydı. İstanbul’un kalbinde, Sultanahmet Adliyesi’nde adalet neredeyse kesintisiz çalışıyordu ama o adaletin terazisi çoktan eğrilmişti.

Ve o kalabalığın içinde bir çocuk vardı.

Henüz 14 yaşındaydı.

Suçu: Hırsızlık.

Günaydın Gazetesi’nin muhabiriyken bu fotoğrafı çektim.

Fotoğrafa baktığınızda gördüğünüz şey aslında suç değildir.

Gördüğünüz şey, elleri arkadan zincirlenmiş bir çocuktur.

Bir çocuğun ellerinin zincirlenmesi, yalnızca bir güvenlik önlemi değildir; bir zihniyetin ifadesidir. Devletin, karşısındaki insanı yaşına, hikâyesine, masumiyetine bakmadan “tehdit” olarak görmesinin ifadesidir.
O zincir, çocuğun bileklerine değil, gerçekte dönemin ruhuna vurulmuştur.

Ne yazık ki aradan onlarca yıl geçmesine rağmen, geçtiğimiz günlerde Cizre’de 15 yaşındaki bir çocuk, üzerindeki tişörtte “Kürdistan” yazısı var diye polis tarafından kalabalığın içinden zor kullanılarak gözaltına alındı.
Bu durum, zaman içinde ülkelerin ve toplumların değiştiğini; ancak bu coğrafyada bir kelime ya da bir isim üzerinden hâlâ fırtınalar koparıldığını gösteriyor. Çünkü geçmişin zihniyeti, bazı durumlarda bugüne sızıyor.

Kırk iki yıl önce mahkeme salonuna getirilen o küçük beden aslında tek başına değildi. Onunla birlikte, darbe sonrası tutuklanan binlerce insanın gölgesi de o salondaydı: siyasetçiler, aydınlar, gazeteciler, sağ ve sol görüşten insanlar ile Kürtler… Kısacası, darbecilerin zihniyetine sığmayan herkes.

Bu yüzden bu fotoğraf bir adli vakanın karesi değildir sadece.

Bu, adaletin nasıl bir disiplin aracına dönüştüğünün belgesidir.

Çocuğun yüzü görünür ya da görünmez; fark etmez. Çünkü bu fotoğrafta kimlikler silinmiştir. Geriye sadece “sanık” kalmıştır. Ve o sanık, daha çocuk yaşta, devletin sert yüzüyle tanıştırılmıştır.

Gazeteciler Cemiyetinin düzenlediği yarışmada ” Yılın Haber Fotoğrafı” dalında birincilik ödül alması tesadüf değildir. Çünkü bu kare, bir dönemin bütün gerçeğini tek bir anın içine sığdırmıştır. Ne bir cümle fazlasına ihtiyaç vardır ne de bir açıklamaya.

Aradan yıllar geçti.
Şimdi bu fotoğraf, bambaşka bir karanlığın içinde dolaşıyor. Sosyal medya denen mecrada, kaynağı belirtilmeden, başka olayların fotoğrafıymış gibi servis ediliyor. Gerçek yerinden koparılıyor, hafıza çarpıtılıyor.”

 

2018 yılında gündeme geldiğinde gazeteci Bülent Yöndem söz konusu fotoğrafın baklava çaldığı için hapis cezası alan çocuklarla ilgisi olmadığını, Sultanahmet’teki eski adliyede kaydedildiği beyan etti ve “Bu fotoğrafı birçok arkadaşımla Sultanahmet Adliyesinde çektik, baklava çalan çocuk diye paylaşıldı sosyal medyada yıllardır.” sözlerini sarf etti.

 

1980’li yıllarda 18 yaşından küçük çocukların güvenlik görevlileri tarafından zincire vurulup ya da kelepçelenerek adliyeye sevk edildiği, bu tip fotoğrafların gazete sütunlarında sık sık yayımlandığı biliniyor ((Milliyet. 6 Ocak 1990. “Çocuğa Kelepçe Yok” & Milliyet. 27 Ağustos 1987. “Çocuk Sanığa Zincirli Kelepçe”. Bayram Kartal. & Milliyet. 20 Aralık 1986. “Kelepçeli Çocuk Adliyede” & Cumhuriyet. 26 Şubat 1987. Sf: 8 & Cumhuriyet. 27 Ağustos 1987.).

 

 

 

* Sosyal medyada 1997 yılında Gaziantep’te çocukların “yemek amacıyla” baklava ve fıstık çaldığı ileri sürülüyor. Yukarıda aktarılan ifade detaylarından ve rapordan da anlaşılacağı üzere baklavacıdan çalınan baklava ve fıstığın miktarı “yemek amacıyla” sınırlı değil.

 

** 21 Kasım 1979 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan ” Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri” hakkındaki yasa, 15 yaşından küçük çocuklann işlediği suçlara bakmak üzere, her il ve ilçede çocuk mahkemeleri kumlmasını öngörüyordu. Bu yasa gerekli kuruluş hazırlıkları yapılmadığı için uygulamaya konulmadan 6 Kasım 1981 gün ve 2552 sayılı yasa ile bazı önemli değişiklikler geçirdi ve yürurlüğe girmesi 1 Haziran 1982 tarihine ertelendi. 1982 yılında yürürlüğe giren Çocuk Mahkemeleri Yasası 12 Eylül rejiminde hızla işlerlik kazanamadı. Bu süreçte kelepçeli ve zincirli çocuk fotoğrafları gazetelerden eksik olmadı. Çocuklar kelepçe vurularak mahkemeye çıkarıldı. Hüküm giymediği ya da verilen hüküm kesinleşmediği hâlde 18 yaşından küçükler, yetişkinlerle birlikte cezaevine nakledildi.

 

 

Yorumunuzu yazınız...