Anasayfa » Tüm Yazılar » Atatürk’ün Hayatında “Ege Denizi” Adını Hiç Kullanmadığı İddiası

Atatürk’ün Hayatında “Ege Denizi” Adını Hiç Kullanmadığı İddiası

malumatfurusorg

Mustafa Kemal Atatürk’ün Yaşamı Boyunca “Ege Denizi” Demediği, Bunun Yerine Hep “Adalar Denizi” Adını Kullandığı İddiası Gerçeği Yansıtmıyor

 

Atatürk’ün hayatı boyunca hiçbir zaman “Ege Denizi” adını kullanmadığı, daima “Adalar Denizi” adını kullandığı iddiasını ele alacağız…

 

Mavivatan.net‘teki bir yazıda bu iddia şu şekilde aktarılmış:

“Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Büyük Taarruz’da, Türk Ordularına, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.” emrini vermiştir. Atatürk’ün hedef gösterdiği deniz, bugün Akdeniz olarak bilinen Akdeniz değil, Adalar denizidir. Çünkü Atatürk, denizin gerçek adını kullanmıştır. Gerçekte geniş anlamda, Akdeniz bugünkü anlamda Adalar denizini de kapsamaktadır. Ancak ayrıntıya inildiğinde, Akdeniz’in bir iç kolu olarak “Adalar denizi” denmiştir. ATATÜRK, hayatı boyunca hiçbir zaman “Ege Denizi” adını kullanmamış, daima “Adalar Denizi” adını kullanmıştır.”

 

Bu iddiaiçeren paylaşım örnekleri şöyle sunulabilir:

“Atatürk EGE denizi ismini kabul etmediği için taarruz emrini, Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri” dedi, bunu anlamayan cahiller istismarla, emri verdiğinde sarhoştu dediler, diyorlar”

“Ege Denizi ismi Yunan mitolojisinden gelmektedir. Atatürk özellikle Ege Denizi ismini kullanmaktan bu yüzden kaçınmıştır çünkü Yunanlılar bu bölgede hak iddia etmekte ve ısrarla Ege ismini kullanmaktaydılar.”

“MUSTAFA KEMAL ve kurduğu cumhuriyet bu bölgeye ve denize asla ege dememiştir ve resmi olarakta kabul etmemiştir. Atatürk ege ismini kullanmaktan hep imtina etmiştir. ondan sonra gelenler 1941 den itibaren bu ismi yaygınlaştırmışlardır. Yanlışın neresinden dönülürse kardır.”

“Ege Denizi değil “ADALAR DENİZİ” Ege Bölgesi değil “BATI ANADOLU BÖLGESİ” demek gerekir Adalar Denizi ecdadımızın kullandığı ifadedir. Artık Yunan ad ve terimleri kullanılmamalıdır. Atatürk de bu coğrafyaları tarif ederken hiçbir zaman Ege ismini kullanmamıştır. (Cihat YAYCI)”

“Ege Denizi için “Adalar Denizi”, Ege Bölgesi için de “Batı Anadolu Bölgesi” demeliyiz. Bu stratejik algı açısından önemlidir. Atatürk de Ege kelimesini kullanmamıştır. “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!” demiştir.”

 

Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı Cihat Yaycı, Habertürk TV’de 24 Temmuz 2020 günü katıldığı “Özel Röportaj” adlı programda şu söylemde bulunmuştu:

“Selçuklu, Osmanlı “Ege” kavramı yerine ‘Adalar Denizi’ tabirini kullanmış, Atatürk “Akdeniz’in bir parçası” olarak görmüştür. 1942’de ‘Ege’ kavramı envanterimize girdi. Lozan’da da ‘Adalar Denizi’ olarak geçer. O deniz Yunan’ın denizi değil, bizim de denizimiz. Önce bu algıyı yıkmalıyız.”

 

 

Katıldığı bir yayında Yaycı, şu yorumda bulunmuştu:

Ege ismi Yunan Tanrısı Theseus’un oğludur. Adalar Denizi ismi atalarımızın kullandığı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı, Lozan Anlaşması’nda kullanılan isimdir. Yunanistan’ın rahatsız olması da doğru bir terminoloji kullandığımızı gösteriyor.”

 

 

Cihat Yaycı’nın Lozan Antlaşması metninde “Ege” değil “Adalar Denizi” atfının geçtiği yönündeki iddiası Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Twitter hesabında şöyle aktarılmıştı:

“Cihat Yaycı ; Adalar Denizi isminin kullanılmasına karşı çıkanlara Lozan Antlaşması metnini okumalarını ve metinde “Ege” değil “Adalar Denizi” geçtiğini öğrenmelerini tavsiye ediyorum. NOKTA!!”

 

https://twitter.com/turkdegs/status/1577302090623422464

 

Tarihte Ege Denizi için hep Adalar Denizi isminin kullanıldığı, Atatürk’ün de hiçbir zaman bu deniz için Ege ismini kullanmadığı iddiası gerçeği yansıtmıyor (Lozan Antlaşması’nın Fransızca orijinalinde yer alan Ege Denizi anlamındaki “La Mer Egée” tanımı, Lozan Sulh Muâhedenâmesi’nin Kabulüne dair Kanun’da Türkçemize Adalardenizi olarak çevrilmiş).

 

Atatürk’ün “Ege” kelimesini kullandığı bazı örnekleri sıralayalım…

 

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Seyrisefain İdaresi tarafından 1927 yılından itibaren kullanılmaya başlanan Ege Vapuru‘nu yurt gezilerinde farklı dönemlerde kullanmıştı.

 

ege vapuru ataturk

(Milliyet, 1 Kanunuevvel 1930, s. 1, 3. No. 1727)

 

12 Şubat 1931 tarihinde Mersin’e seyahat eden Atatürk, gezi sonrasında vapurun anı defterine şu satırları yazmıştı (Atatürk’ün Bütün Eserleri. Cilt: 25. Kaynak Yayınları. Sf:87):

Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi
Ege Vapuru
Mersin 12.II.1931
1930 Senesi nihayetlerinde Marmara ve Ege Denizi ve Akdeniz sahilleri tetkik seyahatlerini Ege Vapuru’yla yaptım. Vapurun seyrüseferde ve her türlü hizmetlerde gösterdiği kabiliyetten dolayı Seyrüsefain Umum Müdürü Sadullah Bey’i tebrik ve vapurun süvarisi zabitan ve bütün efradını takdir ederim.
Gazi Mustafa Kemal

 

ataturk ege vapuru

 

E. Tuğamiral Alaettin Sevim, “Ege Denizi mi, Adalar Denizi mi?” başlıklı 2 Şubat 2021 tarihli yazısında Atatürk’ün Ege Vapuru ile seyahatlerine şöyle değinmişti:

“Burada Atatürk’ün Ege kelimesini hiç kullanmadığı iddialarına yanıt vermek de yerinde olacaktır. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndaki ünlü emri ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!’ de niçin Akdeniz kelimesini kullanmıştır? Çünkü o dönemde denizin adı yukarıda açıklandığı üzere Akdeniz’di. Ancak Atatürk’ün Ege kelimesini hiç kullanmadığı iddiası da incelenmeye değerdir. Atatürk ‘Ege Vapuru’ ile çıktığı yurt gezisinde vapurun anı defterine, ‘1930 Senesi nihayetlerinde Marmara ve Ege Denizi ve Akdeniz sahilleri tetkik seyahatlerini Ege Vapuru’yla yaptım. Vapurun seyrüseferde ve her türlü hizmetlerde gösterdiği kabiliyetten dolayı Seyrüsefain Umum Müdürü Sadullah Bey’i tebrik ve vapurun süvarisi zabitan ve bütün efradını takdir ederim’ notunu yazmıştır. 1927 yılından itibaren alınarak Seyrisefain Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmete giren gemilere ‘Ege’, ‘İzmir’, ‘Konya’ ve ‘Akdeniz’ gibi isimler verilmiş olması da ‘Ege’ isminin 1941 yılında resmi olarak kabulünden önce kullanılmaya başlandığını göstermektedir. Ege Vapuru, Atatürk’ün en çok yolculuk yaptığı gemidir. Soyadı Kanunu 1935 yılında yürürlüğe girdiğinde kendisini gemisi ile özdeşleştirmiş Ege Vapuru’nun kapsanı ‘Özege’ soyadını almıştır. Kaptan Sait Özege, Savarona’nın da ilk Türk kaptanıdır.”

 

18 Şubat 1935 tarihinde ise Atatürk, Zafer Destroyeri’nin hatıra defterine şu satırları yazmıştı (Atatürk’ün Bütün Eserleri. Cilt: 27. Kaynak Yayınları. Sf: 136):

17.2.935 saat 17’de Çeşme önlerinden 18 , saat 7’ye kadar Ege adaları alanında ve saat 10.30’dan sonra Antalya yolu ile dönüşte Zafer içinde geçirdiğimiz saatlerin hatırası unutulmayacaktır.

 

Çoğu geceye rastlayan bu yolculuğumuzda Zafer’in bütün erat, subay ve komutanlar ve Filotilla Komodoru Sait Halman’ın gösterdikleri dikkat ve vazifeseverliği çok takdir ettim. Bu değerli arkadaşlara olan teşekkürümü buraya kıvançla yazdım.

 

Zafer’e refakat eden Adatepe’de de aynı gayret ve vazifeseverlik tamamen görülmekteydi. Onun da erat, subay ve komutanlarına selam ve muhabbet.

 

Kamal Atatürk

 

1 Temmuz 1933 tarihinde Galatasaray Lisesi’nde öğrencilere “Ege mıntıkası iklimiyle Akdeniz mıntıkası iklimi arasında ne gibi farklar vardır? Şimendifer siyasetimiz?” sorularını yöneltmişti (Atatürk’ün Bütün Eserleri. Cilt: 26. Kaynak Yayınları. Sf:200).

Atatürk’ün 17 Kasım 1930 günü çıktığı inceleme gezisine dair hazırladığı raporlarda “Ege iktisat mıntıkası” ve “Ege Denizi” atfına yer verdiği görülüyor.

31 Ocak 1931 tarihinde İzmir Ticaret ve Sanayi Odası’nda yaptığı konuşma AA tarafından şöyle haberleştirilmişti:

“İzmir, 31 (AA) – Reisicumhur Hazretleri bugün saat 1 4 buçukta dairelerinden ayrılarak İzmir’in mali ve ticari müesseselerini ziyaret etmişlerdir. Ziraat Bankası’nı teşrif ederek müdüriyet odasında bankanın üreticilere yaptığı yardımın derecesini, zirai kooperatiflerin vaziyet ve faaliyetleri ve Ege iktisat mıntıkası ismini verdikleri Adalar Denizi iktisadi mıntıkasındaki banka şubelerinin sermayeleri ve faaliyet istikametlerindeki irtibatları üzerinde esaslı incelemelerde bulunmuşlar, muhtelif kooperatiflerin temsilci ve idare heyetleri üyeleriyle konuşmuşlardır. Verilen malumat ve bizzat köylülerin izahatı, kooperatiflerin nasıl derin bir ihtiyaca cevap teşkil ettiğini ve bu köylerde daha teşekkül/eri devrinde üreticilerin üçte ikisini etraflarına topladı­ğını göstermektedir. Hariçte kalan üçte bir nispetindeki üreticiler kendilerini yüksek faizlerle faizcilerin pençesine kaptırmış bir vaziyette bulunanlardan ibarettir ki, bunların da imkdn buldukça ortak olmak için kooperatiflere müracaat etmekte oldukları anlaşılmıştır.”

Haberde yer verilen Atatürk’ün konuşmasında Ege iktisat mıntıkası atfı şöyle geçmiş:

“İzmir’in çok kıymetli ve muteber tüccarları ve tüccarlarının temsilcileri huzurunda bulunmaktan fevkalade memnun ve mütehassis oldum. Katibi Umumi Beyefendi’nin Ege iktisat mıntıkası hakkında genel olarak, İzmir ve civan hakkında özel olarak vermiş olduğu izahattan istifade ettim. Bundan dolayı hepinize teşekkür ederim. Genel olarak aldığım his ve intiba şu olmuştur ki, bütün arkadaşlarımız iktisadi hayatımızın olgunlaşması için ve ilerlemesi için icap eden şeylerin yapılmasını çok samimi olarak belirtiyorlar. Temas buyurduğunuz vergilerdeki değişiklikler ve hafifletmeler hakikaten hepimizin hatırına gelen şeylerdir. Sizin de söylediğiniz gibi bu vergilere ait kanunlar yenidir. Tatbikat ve teferruatında bazı hatalar olabilir. Zamanla bunların ortadan kalkacağı kanaatindeyiz. Yine zamanla ve tatbikattaki tecrübelerle noksan veya fena yönler sabit oluyor. Bütün bu görüşmeler o kanunların düzeltilmesi neticesine gitmektedir. Cumhuriyet hükümeti şüphesiz bunlarla yakından alakadardır, meşguldür. Emin olabilirsiniz ki, bunların hepsi yapılacaktır. Ticaret ve sanayi erbabı yapılması mümkün bütün kolaylığın gösterileceğine şüphe etmemelidirler.”

Ege iktisat mıntıkasındaki bütün insanların kazançlarını, zekalarını3 ve gayretlerini birleştirmesi, muhakkak verimli neticeler verecektir.”

 

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal tarafından yazdırılan ve 4 Temmuz 1932 günü Birinci Tarih Kongresi’nde Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Üyelerinden Hasan Cemil (Çambel) Bey tarafından okunan bu konferans bildirisi “Ege Medeniyetinin Kökenine Genel Bir Bakış” başlığını taşıyordu (Hasan Cemil Çambel (1964). Makaleler Hatıralar. Türk Tarih Kurumu Yayınlan. Ankara. Sf: 77-78).

Bahsi geçen bildiriden bazı alıntılar şöyle sunulabilir (Atatürk’ün Nöbet Defteri‘nde 1 Temmuz 1932 günü “Reisicumhur Hazretleri’nin hiç yatmaksızın saat 13.30’a kadar Hasan Cemil Beyefendi ile çalıştıkları” kaydı yer almaktadır):

“Bugün huzurunuzda bir konuşma yapacağım. Konuşmam hepinizin incelemenizden geçmiş bulunan Ege medeniyetine genel bir bakıştan ibaret olacaktır.”

 

“Ege medeniyetinin insanlık tarihinin genel gelişme ve seyrinde en mühim ve zengin kültür merhalelerinden biri olduğunu ve bu medeniyetin İyon medeniyetinin anası olduğunu bilirsiniz”

 

“Klasik Grek medeniyeti bağımsız bir medeniyet değildir. Onun aslı Ege medeniyetinin doğurduğu İyon medeniyetidir.
Ege medeniyeti dediğim zaman onun Girit’te gelişen ve nurlarını adalara ve sahillere yayan Minos medeniyetini ve Peloponez’den Minos medeniyetine el uzatan Miken medeniyetini ve nihayet bu iki medeniyetin kavuşmasıyla yükselen bir medeniyeti kastediyorum.

İyon medeniyeti dediğim zaman da maksadımın Ege medeniyeti varislerinin Batı Anadolu’da Eti medeniyeti temasında yeniden yükselmiş olan medeniyet olduğunu anlamış bulunduğunuza şüphe yoktur.”

 

“Mesela Ege medeniyeti, Küçük Asya’da yerleşen ve gelişen Eti medeniyeti, Tuna yalılarından Akalarımızla akıp gelen İskit medeniyeti, Mezopotamya’da büyük mihrakını kuran Sumer medeniyeti ve Delta’da başlayarak Nil’in çağlayanlarına yükseldikten sonra oradan çağlayanlar gibi Akdeniz sahillerini aşan, Ege havzasına da dalgalarını temas ettiren Mısır medeniyeti, bütün bu medeniyetlerin hepsi, bir zincirin halkalan gibi birbirine bağlıdır.”

 

“Bugün Ege havzasına izafetle ve coğrafi bir unvanla Ege medeniyeti denilen ve Homer devrini Doğu ve Asiya medeniyetlerine bağlayan büyük kültür halkası, bundan yanın asır evveline kadar topraklar altında gömülü yatıyordu. Yunanistan’la Asiya arasında aşılmaz bir uçurum vehmolunurdu; çünkü Asiya, içinde yürünemeyen karanlık bir diyar gibi gösteriliyordu.”

 

“Arkadaşlar, XIX. asırda ve XX. asrın başlarında canlı bir hız alan Doğu ve Mısır incelemeleri, Ege Denizi sahillerinde, Yunanistan’da, bütün Ön ve Orta Asiya’da ve dünyanın başka yerlerinde yapılan kazılar, ananelerin eleştirel surette yapılan tahlilleri ve bunların neticeleri, lehçe araştırması, mukayeseli lisan araştırmaları, edebiyat tarihi ve kitabe bilgisi, hukuk ve anayasa tarihinin, din tarihinin, sosyoloji ve iktisat tarihinin verdiği neticeler son zamanların tarihçileri tarafından nazarı dikkate alındı; araştırma işi bu tarihçilerin inceleme ve hükümleriyle daha ileriye götürüldü.”

 

“Nitekim, Ege medeniyetini kuranların dahi, o beşikten çıkan eski atalarımız oldu­ğunu yeri gelmişken söylemiştim.”

 

“Girit’e ve Ege Denizi‘nin diğer adalarına, Küçük Asiya’dan gelen Karyalılar ve Likyalılar gibi başka Türk kabilelerinin de hakim oldukları malumdur.”

 

“Ege medeniyetiyle Asiya medeniyeti arasındaki bağlar, yalnız fikri ve ruhi sahayla, yazıyla ve dinle sınırlı kalmıyor. Bu vaziyet harp, siyaset ve sanat vadilerinde de bariz bir şekilde göze çarpıyor.

Egelilerin Asiya’dan getirdikleri ve harp sanatında kullandıkları araba yaya askerden çok daha kıymetlidir. Yaya askerleri de Yunan Hoplitlerine benzememek üzere hafif giyinir.”

 

“Eski medeniyetlerden herhangi birinin incelenip araştırılmasının, tabiauyla insanı Orta Asiya’nın yüksek yaylalarına, o Türk anayurduna götürmemesi mümkün de­ğildir. Nitekim Ege medeniyetinin aslının ve mahiyetinin incelenmesinde böyle oldu.”

 

Atatürk’ün gözetiminde hazırlanan Türk Tarihinin Ana Hatları adlı kitapta Ege atfına birçok kez yer verilmişti.

Kitaptaki Ege Havzası alt  başlığında şu bilgilere yer verilmişti:

EGE HAVZASI
Minos medeniyeti, üç büyük devreye ayrılır: Eski Minos medeniyeti (E.M.), orta Minos medeniyeti (0.M.), son Minos medeniyeti (S.M.). Bu devirlerin her biri de üçer devreye ayrılır: /., il., ili.
Bu medeniyet devirlerini Girit’e, hatta Girit’te, Knos şehrinin hakim olduğu zamanlara hasretmelidir. Bu taksim hütün Ege Denizi havzasına tekabül etmez.

Girit’ten başka diğer adalarda Cilalı Taş Devri’ne ait insan izlerine tesadüf olunmuyor. Adalar tarihi de, Girit tarih devirleri gibi, her biri üç devirli üç büyük devreye ayrılabilir. Yunanistan adı verilmiş olan Akaeli’nde, Peloponez’de Cilalı Taş Devri medeniyeti eserleri yoktur. Tesalya’da vardır. Fakat bu, Girit’in Bakır Devri’ne tekabül eder.

Adı geçen kitap taslağına kendi el yazısıyla yaptığı düzeltmelerde Ege kelimesini yazdığı görülebiliyor (Atatürk’ün Bütün Eserleri. Cilt: 24. Kaynak Yayınları. Sf: 160).

 

ataturk ege duzeltme

 

Balkan Paktı’nın devamı, savaş ihtimalleri ve Türk-Yunan savunma işbirliği hakkında Yunanistan Başvekili Metaksas ile 19 Ekim 1937 günü yaptığı görüşmede Atatürk’ün Ege atıflarını içeren sözleri şu şekilde raporlanmıştı (Atatürk’ün Bütün Eserleri. Cilt: 30. Kaynak Yayınları. Sf: 51-55):

“Kapalı kapı, yukarıdan beri anlattığım askeri tedbirlerin toplamıdır. Bu kapıya alnını dayayan Bulgarlar, Batı ve Doğu Trakya’ya taarruz etmekten, Ege Denizi‘ne inmekten ümitlerini keseceklerdir. İşte o zaman onlara açık kapıyı göstermeliyiz; bu kapı, onlara kendi hakiki menfaatlarını gösterme ve anlaşma yoluna götürür ve onların da Balkan camiası içinde kendi hacimleri ile orantılı bir şekilde olumlu bir unsur olmaları sahasına çıkarır.”

 

“Biz böyle bir ihtimal bulunabileceği şıkkını dahi itibarda tuttuk. Tedbirlerimizi ona göre almış bulunuyoruz. Son Ege manevralarının konusu bu idi. Ordumuz, Anadolu topraklarına giren ve oralarda içerilere doğru epey ilerlemiş bulunan üstün kuvvette bir düşmanı sadece durdurmakla kalmamış, onu, geldiği sahillere tekrar dönemeyecek bir hale de koymuştur. İşte izah ettiğim bu ikinci safha da böyle bir hal vukuunda ne suretle işbirliği yapabileceğimizin incelenmesi olur.”

 

Atatürk, 1 Kasım 1937 günü TBMM’nin 5. devre 3. toplanma yılı açılış konuşmasında Ege ismine şöyle yer vermişti:

“İhracat mallarımızın hükümetin yakın kontrolü altında satışlarının teşkilatlandı­rılması mühimdir. Bunu göz önünde tutan Ekonomi Vekaleti, geçen yıl içinde: Iğ­dır’da, Ege, Trakya bölgelerinde türlü konulara ait satış kooperatifleri teşkil etmiş ve onları faaliyete geçirmiştir. Önümüzdeki yıl içinde, başta fındık olmak üzere, diğer belli başlı mahsullerimizi de alakalandıran birlikleri vücuda getirmelidir.”

 

“Sevgili Arkadaşlarım, Ordu, Türk Ordusu!.. İşte bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad! (Sürekli alkışlar.) Onu, bu yıl içinde kısa aralıklarla iki defa büyük kütleler halinde yakından gördüm. Trakya ve Ege büyük manevralarında. . . Disiplinini, enerjisini, subaylarının vukuflu gayretini, büyük komutan ve generallerimizin yüksek sevk ve idare kabiliyetlerini gördüm. (Alkışlar.) Derin iftihar duydum, takdir ettim. (Alkışlar.)”

 

Atatürk, isteği üzerine sinema öğrenimi alan ve hazırladığı oyunları beğeniyle karşıladığı Münir Hayri Egeli‘nin (1903-1970) aldığı soyada da mani olmamış…

 

Bahsi geçen iddianın gerçeği yansıtmadığını Cengiz Özakıncı da dile getirmişti.

1. Yalan:👉EGE adını Atatürk vermemiş.

Gerçek:👉EGE DENİZİ, MINTIKASI, MEDENİYETİ vs. adlar, yazarları arasında Atatürk’ün de bulunduğu lise tarih kitaplarında yer almış; devlet 1930 sonrası resmi yazışmalarında EGE adını kullanmıştır.

Sonuç:👉 @turkdegs yalan yayıyor. NOKTA.⤵️

 

2. Yalan:👉Atatürk EGE ismini ENDER olarak kullanmış.

Gerçek:👉Atatürk’ün başlattığı Türk Tarih Tezi yazım sürecinin ilk ürünü 1930’da basılan “Türk Tarihinin Ana Hatları”dır. 622 sayfalık bu kitapta, ADALAR DENİZİ 24 kez geçmesine karşılık, EGE daha çok (35 kez) kullanılmıştır.

 

Yalan:👉EGE ismini Atatürk vermemiş, ENDER olarak kullanmış.

Gerçek:👉Atatürk’ün yazı kurulunda bulunduğu ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca onbinlerce basılan Tarih I, II, III, IV ders kitaplarında 9 kez ADALAR DENİZİ, 52 kez EGE geçmekte olup, neden dolayı EGE dendiği açıklanmıştır.

 

https://twitter.com/cengizozakinci/status/1577573552294854656

 

Bir @turkdegs yalanı:👉 EGE DENİZİ adını Atatürk vermemiştir. Gerçek:👉 Kimi bölümlerini Atatürk’ün yazdığı lise Tarih-I ders kitabındaki haritalarda ADALAR DENİZİ adı HİÇ kullanılmamış, salt EGE DENİZİ adı kullanılmıştır. 🇹🇷Nokta⤵️

 

Kimi bölümlerini Atatürk’ün yazdığı lise Tarih-I ders kitabındaki haritalarda ADALAR DENİZİ adı HİÇ kullanılmamış, salt EGE DENİZİ adı kullanılmıştır: Bakınız: 4., 5., 6., 7. Haritalar.

 

Kimi bölümlerini Atatürk’ün yazdığı lise Tarih-I ders kitabındaki haritalarda ADALAR DENİZİ adı HİÇ kullanılmamış, salt EGE DENİZİ adı kullanılmıştır. Bakınız: 8., 9., 10., 11. Haritalar.

 

Kimi bölümlerini Atatürk’ün yazdığı lise Tarih-I ders kitabındaki haritalarda ADALAR DENİZİ adı HİÇ kullanılmamış, salt EGE DENİZİ adı kullanılmıştır. Metinde EGE sözcüğünün geçtiği sayfa numaraları şöyledir:⤵️

 

EGE adının Yunanca olmadığı ve ADALAR DENİZİ yerine EGE DENİZİ adını kullanmanın Atatürk tarafından başlattığı gerçeği, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Başkan Vekili Samih Rıfat’ın 02.08.1931 günlü Cumhuriyet’te yayımlanan “Ege Denizinin Adı” başlıklı makalesinde açıklanmıştır.⤵️

 

ege-denizinin-adi-samih-firat

 

https://twitter.com/cengizozakinci/status/1577698229923241984

 

“1. Lozan’ın özgün metni Fransızca’dır; Fransızca metinde “mer de l’Archipel” (ADALAR Denizi) yok; “mer Egee” (EGE Denizi) ve “iles de la Mediterranee Oriental” (DOĞU AKDENİZ ADALARI) vardır. Fransızca “mer Egee”, Türkçe’ye “Adalar Denizi” olarak çevrilmiştir.

 

2. Atatürk Ağustos 1922’de ordulara “İlk hedefiniz ADALAR DENİZİ’dir” dememiş AKDENİZ demiş ve ordular İzmir’e yönelmiştir. Çünkü bu deniz 1830’lara dek yüzyıllarca AKDENİZ olarak anılmış, son yüzyılda ADALAR DENİZİ yanısıra DOĞU AKDENİZ ADALARI da denmiştir.”

 

 

İşbu yazıyı, E. Tuğamiral Alaettin Sevim’in yukarıda alıntılanan yazısından yorumuyla sonlandıralım:

“Görüldüğü üzere Ege Denizi’nin tarihi isimlerinin kökenleri üzerindeki çok çeşitli görüşler vardır ve ‘Ege’ kelimesinin kökeninin Yunanca iddiası karşısında önemli tezler olduğu açıktır. Yerine teklif edilen isimlerin ise sakıncaları mevcuttur. ‘Ege’ ismi ulusumuz tarafından benimsenmiş ve hayatımızda, şarkılarımızda, şiirlerimizde, kısacası kültürümüzde yerini almıştır. Kelimenin sahiplenildiğinin en önemli delili insanlarımızın çocuklarına ‘Ege’ ismini vermesidir. Bu ismin sahiplenildiğinin bundan daha kuvvetli ne delili olabilir?”

 

Bu yazılara da göz atabilirsiniz

1 yorum

Türker 11 Ekim 2022 - 05:55

İnsanların uğraştıkları şeylere bakın yaa. Ondan sonra Türkiye neden geri kalıyor…

yanıt

Yazı İçeriğiyle İlgili Yorum Yapmak İsterseniz Buyrunuz