Özgür Özel’in “Sabaha kadar çılgınca Kürtleşelim mi? Ara beni. Kürt Kürt Kürt Kürt! dediği sanılan görüntü ve ses gerçek değil. Video, Özgür Özel’in 10 Mayıs 2025 Van mitinginden görüntüsü ve sesi kullanılarak oluşturulmuş. 

 

 

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim otobüsünün üzerinde konuşma yaparken arka arkaya defalarca Kürt dediği iddiasıyla bir video son günlerde sosyal medya platformlarında dolaşıma sokuldu.

 

Sabaha kadar çılgınca Kürtleşelim mi? Ara beni. Kürt Kürt Kürt Kürt! Kürt Kürt Kürt Kürt! Türk Kürt Türk Kürt! Türk Kürt Kürt!” sözlerinin duyulduğu bahse konu görüntü şöyle:

 


Söz konusu videoyu gerçekmiş gibi sunan ya da gerçek arka planına değinmeyen sosyal medya paylaşımlarından örnekler şu şekilde sunulabilir:

 

AnatoLia (@anatolialia): “Kürt kürt kürt kürt kürt kürt kürt kürt kürt asfhakjshsks Olum yapay zekâ falan değil lann 🤣🤣🤣 Şunlar ülkeyi yönetmeye talip.. Allah cez@nı versin senin Özkürt 🤦🏼‍♀️”

 

Darkhumour (@darkhumour_5): “Allah rızası için birisi yapay zeka desin”

🦈 (@yuzxrsif): “OGLUM BU NE AMKK YARİLDİM ASOİDJFKDODJDJD”

 

 

 

Söz konusu görüntü, Özgür Özel’in konuşmalarında Kürtlere değinmesini eleştiren “Özgür Özel Kürt Dedi mi?” gibi hesaplarca paylaşıldı.

 

 

 

Özgür Özel, “Sabaha kadar çılgınca Kürtleşelim mi? Ara beni. Kürt Kürt Kürt Kürt! Kürt Kürt Kürt Kürt! Türk Kürt Türk Kürt! Türk Kürt Kürt!” sözlerini sarf etmedi.

Paylaşılan video Özgür Özel’in 10 Mayıs 2025 günü Van’da düzenlenen mitingde yaptığı konuşma kullanılarak oluşturulmuş.

Videonun Özgür Özel’in Van mitingindeki konuşmasından görüntüsünün ve sesinin yapay zekâ aracıyla değiştirilerek hazırlandığı anlaşılıyor.

 

 

Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı olduğu dönemde, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Cumhurbaşkanı adayı, görevden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 10 Mayıs 2025 günü Van’da düzenlenen beşincisinde halka seslendi.

 

 

 

 

Kendisine hediye edilen Vanspor atkısı boynuna atıp konuşmasına devam eden Özgür Özel, PKK’dan beklenen silah bırakma ve kendini feshetme kararıyla ilgili değerlendirmede bulundu.

 

Özgür Özel, mitingde değindiği konunun odağı itibarıyla defalarca Kürt dedi.

 

Özel, Van mitinginde yaptığı konuşmada şu sözleri sarf etti:

“Bugün gönüllerin diyarı, kardeşliğin mekanındayız. Bugün güneşin şehrindeyiz. Bugün saklanan feryatları, gizlenen umutları taşın altından çıkarmaya, bugün bu meydanda bir miting yapmaya değil; barışın ve adaletin sesini duyurmaya, barışın ve adaletin umudunu haykırmaya, bu meydanda baskılara, zulme, kayyıma, halkın iradesini tanımayanlara, darbecilere, cuntacılara karşı eylem yapmaya geldik. Van’a eylem yapmaya geldik. Artık o eski siyaset dönemleri bitmiştir. Kaleler bitmiştir. ‘Orası benim kalem’, ‘Burası benim tapulu malım’ dönemi bitmiştir. Buraya Konya’nın selamını getirdim. Buraya Mersin’in selamını getirdim. Yozgat’ın, Samsun’un selamını getirdim. Buradan selam almaya, selamınızı ta İzmir’e götürmeye geldim. Selam olsun Van’a, selam olsun Konya’ya… Konya’nın selamı Van’da, Van’ın selamı İzmir’de çınladıkça barışın karşıtları, dostluğun karşıtları, bu memleketteki Türk’ü Kürt’e kırdırmak isteyen, Alevi’yi Sünni’ye düşman gösterenlerin bütün oyunları bozulacak. Bir olacağız, hep birlikte başaracağız. Konya’ya gidince kimi diyor ki, ‘Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi, AKP’nin kalesine gitti.’ Kale – male yok. Ne AKP’nin kalesi var artık, ne CHP’nin kalesi. Artık tüm Türkiye, tüm şehirler bu milletin, bu halkın, kardeşliğin kalesi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kaleleri Van’a feda olsun, size feda olsun. Biz demokrasiye inanmış bir gelenekten geliyoruz. Öyle ki Van’da oyumuzun arttığı da oldu, çok düştüğü de oldu. 1957’de yüzde 57 oyu da gördük, 2015’te yüzde 1,5’i de gördük. Millet karar verdi, beş vekilin beşini de aldık. Millet karar verdi, hiç milletvekili çıkaramadık. Millet karar verdi, 1963’te yüzde 70 oyla belediyeyi kazandık. Millet karar verdi, Van’da belediyesiz kaldık. Ama hiçbir zaman hatayı Van’a, hatayı Vanlılara yüklemedik. Kusuru kendimizde bildik, ‘Kendimizi doğru anlatamadık’ dedik. ‘Doğru söylemedik’ dedik, ‘Yeterince çalışmadık’ dedik. İşte şimdi, artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin sadece bir parti olarak değil; ‘Türkiye ittifakı’ diye söylediği yani sosyal demokratlarla muhafazakar demokratları, muhafazakar demokratlarla milliyetçi demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları, Türk’ün demokratıyla Kürt’ün demokratını birlikte kucaklayan Türkiye ittifakı ile geldik. Bu ittifak aslında sandığı savunan ittifaktır. Bu ittifak, ‘Ya otokrasi, ya demokrasi’ diyen ittifaktır. Bu ittifak, ‘Önce demokrasiyi kurtaralım, ondan sonra aramızda yarışırız’ diyen ittifaktır. Bu ittifak, tek adam anlayışına karşı halkın, halkların, milletin sesini duyan, duyuran ve eninde sonunda kazanacak olan ittifaktır. Demokrasi budur.”

“Demokrasi kazananın yönettiği, kaybedenin sırasını beklediği rejimdir. Ama maalesef geçmişte demokrasiden istifade edenler, hatta ‘Ya biz demokrasiyi istemiyorduk’ diyenlere bir trendir. ‘İşimize gelince bineriz, işimize gelince ineriz’ diyenler, maalesef bugün sandığı, geldiği sandığı inkar etmekte, işlevsiz kılmaktadır. Bunun ilk örneği de son örneği de Van’dadır. Van, bu konuda dertlidir. BDP’den Sayın Bekir Kaya, yüzde 53 oyla belediyeyi kazanmış ama ardından Van’ın iradesine kayyım atanmıştır. Ardından 2019 yılında HDP’li Başkan, birlikte milletvekilliği yaptığımız arkadaşımız Bedia Özgökçe Ertan ve Eş Başkanı birlikte sizlerin oylarıyla, verdiğiniz yüzde 53 oyla, her iki kişiden birinin rızasıyla seçilmiş, göreve gelmiş ama yerine kayyım atanmıştır. 2024 seçimlerinde daha bir yıl önce Vanlılar bu iki kayyıma, yani devletin ‘Seçsen de yönettirmem, benim adayımı seçeceksin. Benim adayımı seçmezsen Van’ı size yönettirmeyeceğim’ diyen inada karşı kendi iradelerini asla sakatlamamışlar. Oyu, bırakın bu baskılardan sinmek, geri adım atmak; artırarak yüzde 56 ile Sayın Abdullah Zeydan’ı ve Neslihan Şedal’ı Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanlığına seçmişlerdir. Ancak bu milleti tanımaz, Kürt’e düşman, Kürt’ün iradesine düşman irade yine üçüncü kez Van Büyükşehir’e kayyım atamış; kendi adayını seçmeyenlere, atadığı valiyi kayyım olarak dayatmıştır. Güvenlik, valinin… Valiliğine sözüm yok, emniyet tedbirlerine sözüm yok. Ancak valinin siyasetine sözüm var. Bir atanmış ve şu anda ayrıca Van’ın iradesine kayyım atanmış kişi, bu meydana gelinmemesi için, ‘Gelinirse şöyle olur, böyle olur’ diye ricalar, örtülü tehditler, kulak çekmeler, mesaj vermeler. Vali efendi, valiliğini bil, oturduğun yerde otur.

Sayın Abdullah Zeydan ve Neslihan Şedal, seçildiklerinde Van’ın bu iddialı, bu haklı, bu kendi iradesine sahip çıkan duruşuna daha ilk gün ‘Mazbatayı vermeyeceğiz, ikinci partiye mazbata vereceğiz’ diye bir hazırlığa giriştiler. O gün Vanlılar, bu hazırlığa karşı itiraz ederken, bu arkamda duran kardeşleriniz, evlatlarınız, canlarınız, canlarım geldi. Sizinle birlikte mücadele ettiler, o mazbatayı söke söke aldılar.”

“Biz kazandığımız seçimde kazanmasını biliriz, kaybettiğimiz seçimde saygı göstermesini biliriz. Ama biz asla ve asla milletin iradesine karşı çıkılmasına, direnilmesine, kayyım atanmasına, haksız tutuklamalara geçit vermedik, bundan sonra da vermeyiz. Şimdi gündemde bir süreç ve pek çok tartışma var. O konuya ayrıca değineceğim. Ama ben çıkıp şunu söyleyince, ‘Kürt sorunu vardır’ deyince birileri kızıyor ya. Kürt sorununu, varlığını kabul etmeden güya, söylemeden çözeceklerini sanıyorlar ya. Bak kardeşim Kürt sorunu nedir biliyor musun? Kürt sorunu tam da budur. Manisa’da Manisalı belediye başkanı seçiyor CHP’den. Geçiyor, yönetiyor. Osmaniye’de Devlet Bey’in memleketinde belediye başkanı seçiliyor. Gidiyor, yönetiyor. Rize’de Tayyip Bey’in memleketinde Rizeliler kendini kim yönetecek diye karar veriyor, oy veriyor, seçiyor. Yönetiyor. Van’a gelince, Diyarbakır’a gelince, Batman’a gelince, Mardin’e gelince ‘Siz belediye başkanı seçemezsiniz. Seçerseniz de yönettirmeyiz’ diyor. İşte sana Kürt sorunu. Kürt sorunu budur. O yüzden bu sorunları mutlaka hep birlikte demokrasiye ve birbirimize sarılarak çözeceğiz. Bakın sadece DEM’in değil… Evet, geçen dönem tam 49 belediye kayyım atadılar. Şu ana kadar 145 kez çeşitli dönemlerde Kürt’ün iradesine kayyım atadılar. Bizim de belediye başkanlarımıza, üç belediyemize kayyım atadılar. Bunlardan biri; Türkiye’nin en büyük ilçesi ve Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı, öz evladınız Ahmet Özer’dir. Buradan selam olsun Ahmet Özer’e. Ovacık’ta yapılan da Ahmet Özer’e yapılan da aynı şeydir. Şimdi diyorlar ki, ‘Ahmet Özer terörle ilişkili.’ Bakın Ahmet Özer’in suçu neymiş? Ahmet Özer’in suçu çözüme, barışa dair kitap yazmak. Ahmet Özer’in suçu… Geçen çözüm sürecinde Abdullah Öcalan’ın Ahmet Özer’in adını vermiş ‘İyi bir akademisyendir. Katkısı olur’ diye. Bunu yazmışlar iddianameye. Ahmet Özer’in suçu… Memleketi Van’da bir evlat ölmüş. Anneyi aramış. Anneye demiş ki, ‘Başın sağolsun. Ölen çocuğun gibi çok kıymetli evlatlar yetiştirdin.’ Altı evlattan, biri terör örgütü üyesiymiş, bu yüzden terör örgütü üyesinin anasına ‘Kıymetli evlatlar yetiştirdin’ deyince terörü övmek oluyormuş. Bu sebepten Ahmet Özer içeride. Lafı eğip bükmeyelim. Açık açık konuşalım, açık açık. Ahmet Özer’in suçu Esenyurt’u bir Kürt olarak kazanmaktır.”

“Kürt’ün iradesine de Kürt’ün başarısına da tahammül yoktur. Bunu şöyle anlatayım. Allah gani gani rahmet eylesin, çok yakın dostumdu. Hapisteyken de çok ziyaretine gittik arkamızdaki arkadaşlarla, bütün milletvekillerimizle. Sırrı Süreyya Önder ile özel bir hukukumuz vardı. Cezaevinden çıktı ve geldi. Benim odanın önünden geçerken, daldı içeri, sarıldı. İki – üç ay önce cezaevinde son ziyaretimi yapmıştım. ‘Hoş geldin’ dedim, ‘Otur.’ ‘Yok’ dedi, ‘Racondur. Cezaevinde gelene, cezaevinden çıkınca ziyarete gidilir. Ama ilk çayı sende içersem bizim DEM’liler beni mahveder’ dedi. ‘Önce bir kendi partime gideyim. Sonra gelip çay içeyim.’ İşte o Sırrı Süreyya Önder, bana hayatının önemli bir sırrını da emanet eden Sırrı Süreyya Önder. O sırrı bir kez de burada hatırlatayım. ‘Bir Cumhuriyet Şarkısı’ filmini izlememi istedi. Daha ilk haftasıydı. Gittik, izledik Gençlik Kollarıyla. Sordu, ‘Beğendin mi?’ Dedim, ‘Çok beğendim.’ ‘Atatürk nasıl anlatılmış?’ Dedim, ‘Çok güzel, gözlerim yaşlı, üç kere ağladım.’ ‘Sana bir sır vereceğim’ dedi, ‘Namusuna emanettir.’ Dedim, ‘Başım üstüne.’ Dedi ki, ‘Ben ölene kadar söylemeyeceksin.’ Dedim, ‘Söz olsun.’ Dedi ki, ‘O filmin senaryosunu ben yazdım.’ Dedim, ‘Niye afişe yazmadın?’ O zaman tabii Sırrı Bey’in resmini okşamıyorlardı. Sırrı Bey’i hapisten hapise sokuyorlardı, Sırrı Bey’e zulmediyorlardı rahmetliye. Onu şeytanlaştırıyorlardı. Ona terör örgütünü övmekten ceza veriyorlardı. Dedi ki, ‘Ya beni yazarsak, filmde oynayanın, çalışanın emeğine yazık olur. Filmi kötülerler. Sırrı yapmış derler, kusur bulurlar. Bu sende dursun. Ne zaman ölürüm, o zaman bunu sen söylersin.’ ‘Niye bana emanet?’ dedim. ‘Ya partinin birinci Genel Başkanı’nı anlatmışım, sonuncusuna emanet ediyorum. Kime edeceğim?’ dedi. Şimdi Sırrı Bey, bu Ahmet Özer’in durumuna ilişkin, sizin seçip de kayyım atanmasına ilişkin meselede şöyle söyledi hep. Derdi ki, ‘Bu ülkede doğru söylüyorlar Kürtler her şey oluyor. Olur abi, her şey olur. Bakan olabilir Kürt. Kürt Başbakan olabilir. Kürt’ten Cumhurbaşkanı olabilir. Kürt’ten Genelkurmay Başkanı da oluyor. Kürtler, bir tek Kürt olamıyor.’ ‘Kürt, Kürtlüğünü söylerse, Kürt Kürt olarak bir yere gelirse o zaman ona huzur vermiyorlar’ dedi. İşte o huzuru kaçıranlara karşı bu meydana huzur bulmaya, kucaklaşmaya geldik hep beraber.”

“Şimdi esas meselenin sonuna gelirken, bugünlerde çok konuşulan, adına bir şey koymadıkları, ‘Çözüm süreci’ bile demedikleri, ‘Barış süreci’ diyemedikleri ‘Süreç süreci’ ile ilgili bir şey söyleyeyim. Sırrı Başkan gelip anlattığında, rahmetli, ‘Bunun adına ne diyeceğiz?’ dedim. Dedi ki ‘Bir adı yoktur.’ ‘Peki nasıl ilerleyeceğiz?’ dedim, dedi ki ‘Geçen sefer denedik, uğraştık başımıza da iş açtık. Ama ben vazgeçmem, devam ediyorum. Geçen sefer önce çözüm sonra barış dedik, olmadı. Şimdi önce barış sonra çözüm’ diyoruz. Dedim ki ‘Sırrı Başkan böyle olur mu? Bu işin bir garantörü var mı?’ dedim. Dedi ki ‘Garantörü falan yoktur. Garantörü sensin, garantörü benim. Bu süreci kim sahiplenirse bu sürecin garantörü biziz. Hiçbir çıkar beklemeden, barışı savunanlar olacak bu sürecin garantörü’ dedi. Şimdi öyle günlerden geçiyoruz ki. Bu topraklar çok fırtınalardan geçti, savaş vurdu, sel vurdu, deprem vurdu. Ama adaletsizliğin ve eşitsizliğin vurduğu kadar bu coğrafyayı hiçbir şey vurmadı. Bir süredir bu yeni süreç ilerliyor. Biz Kürt meselesini inkar edenlerden hiç olmadık. Hep doğru yerde, tarihin doğru yerinde durduk. Bu sorunun var olduğunu, çözülmesi gerektiğini savunduk. En başından beri samimi, şeffaf, toplumsal mutabakata dayalı, Meclis zemininde çözülmesi gerektiğini, mağdurların, şehit ailelerinin, gazilerin bu süreçte zarar gören herkesin ortak rızasıyla, mutabakatıyla, anaların gözyaşının dinmesini savunduk. Partimizde kendi komisyonumuzu kurduk, çalıştılar, hazırlandılar ve çalışmaya da devam ediyorlar. Terörün bitmesi, barışın gelmesi için atılan ve atılacak samimi, kandırmaya, aldatmaya, pazarlığa yönelik olmayan her adımı destekledik. Bundan sonra da desteklemeye devam edeceğiz. Bu uğurda ömrünü barış yolunda harcayan Sırrı Süreyya Önder’i buradan ruhuna değsin diye bir yürekten şöyle kuvvetli alkışlayalım. Bu ülkenin tüm vatandaşları, cumhuriyetin eşit hissedarlarıdır. Çanakkale’de ‘Türkle Kürt yan yana, koyun koyuna yatıyor’ lafı metafor değildir. Gidip gördüğünüzde bir Türk’le bir Kürt’ün nasıl bir mezarı paylaştığını görürsünüz. Onun için bu konuda adım atmayanlar, senelerce karşısında duranlar, bir adım atınca biz onu mahcup edip tutarsızlığını, haksızlığını, geçmişteki zehirli dillerini hatırlatmak yerine, aksine ‘Atılan her adım kıymetlidir’ dedik. Hatta dedik ki ‘Katkı vereceğiz, biz Kürtlere kendilerini ait hissettikleri bir devlet vaat edeceğiz.’ Bunu kesip, biçip yalana çevirirken şöyle bir şeyi gördük, şöyle bir şeyi. Ve dedik ki ‘Biz Kürtlerin, bu devleti, Türkiye Cumhuriyeti devletini kendi devletleri olarak eşit haklara sahip oldukları, sahip çıktıkları, uğrunda dedelerinin can verdiği bu devleti kendi devletleri bildikleri kadar, demokratik atılması gereken hangi adım varsa bu adımların hepsini hep birlikte atacağız.’ Buradan bir kez daha söylüyorum. ‘Efendim terörsüz Türkiye’ye ne diyorsunuz?’ Biz terörün durmasını savunuyoruz. Terörsüz Türkiye’ye ‘evet’ diyoruz. Bugünlerde beklenen bir haberle terör örgütünün silah bırakacak olmasıyla ilgili haberin bir an önce gelmesini, silahların bırakılmasını, sonuna kadar destekliyoruz. Ve ardından birileri var olanı söyleyince kızsa da Meclis zemininde bugün Kürtlerin kendini eşit hissetmediği her türlü kötü, yanlış, eksik uygulamaları düzeltecek yasal adımların hep birlikte atılmasını ve en başta, en başta kayyım uygulamasının son bulmasını, siyaset tutsakların özgür kalmasını bekliyoruz. Hadi bakalım, hadi bakalım. Şimdi terörsüz Türkiye’ye ne diyorsun? Buna ‘evet’ demeyen bu sürecin dışındadır. Biz terörün bitmesini canı gönülden savunanlarız. Gözyaşının dinmesini canı gönülden savunanlarız. Peki, şimdi bakalım siz bundan sonra ne yapacaksınız? Sırrı Başkan’a sözümüz var, bu süreç akamete uğrarsa da, bu sürecin sonunda yine bunlar bir kötülük yaparlarsa da, Kürtlere verdikleri sözleri tutmazlarsa da biz eninde sonunda iktidar olacağız, Kürt’le Türk’ün kardeşliğini mutlaka sağlayacağız. Bize emanettir.”

“Şimdi ben buradan Manisa’ya gideceğim. Bir gün durmak üzere, Manisa’ya gidip anamın yanına varacağım. Yarın Anneler Günü. Annemin elini öpeceğim. Ondan hayır duası alacağım. Onun Anneler Günü’nü kutlayacağım. Buradan Manisa’ya gidip kendi anamın elini öpüp, bütün analar adına onun Anneler Günü’nü kutlamadan önce Van’dan bütün annelerin Anneler Günü’nü kutluyorum. Kürt annenin de Türk annenin de bir daha evlatlarını kaybetmemeleri için, gözleri yaşlı olmasın diye, o gözlerinden bir daha hiç yaş akmasın diye bir büyük mücadeleyi hep birlikte veriyoruz. Artık annelerin gözlerinin yaşı dursun istiyoruz. Anneler Gününüz kutlu olsun. Tüm annelerin ellerinden öpüyorum. Roja Dayikan pîroz be! Ez destên hemû dayîkan maç dikim. Anneler Gününüz kutlu olsun. Tüm annelerin ellerinden öperim. Kürt’ün ve Türk’ün kardeş olduğu, omuz omuza, en güzel günlerde yaşamak ümidiyle hepinizi saygı ile selamlıyorum: Sağ olun, var olun.”

 

 

 

Van mitinginde Özgür Özel’in konuşmasında Kürt dediği kısımlar bir araya getirilerek de paylaşıldı.


 

Yorumunuzu yazınız...