“Kemalistlerin karşı olduğu tek din İslam’dır. Savaştıkları tek tarih Osmanlı’dır.” sözünün sosyal medyada Oktay Sinanoğlu’na atfedilerek kullanılmaya başlandığına şahit oluyoruz.
— …CİMİCURİ… (@uziTURGttinta) June 20, 2026
Bahse konu ifadeler geçmişte, Kemalizm karşıtlığıyla tanınan Kadir Mısıroğlu imzasıyla paylaşıldı.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Bahsi geçen ifadeler herhangi bir isme atfedilmeksizin anonim şekilde de kullanıldı.
Kemalistlerin karşı olduğu tek din İSLAM’dır.
Savaştıkları tek OSMANLI’dır.,, https://t.co/bUoHomdIcd pic.twitter.com/sU6nGviuVZ— HASAN_KARAYAKA (@_HASAN_KARAYAKA) March 8, 2025
Bu gönderiyi Instagram’da gör
19 Nisan 2015 günü vefat eden, Teorik kimya, atom ve molekül fiziği, moleküler biyofizik-biyokimya alanlarındaki öncü araştırmalarıyla tanınmış ve TÜBİTAK Bilim Ödülü, Alfred Sloan Ödülü, Alexander von Humboldt Ödülü gibi bir çok bilim ödülünün sahibi Prof. Oktay Sinanoğlu’nun bahse konu sözleri sarf ettiğine dair bir delil bulunmuyor.
Kemalizm’in ve tek parti dönemi uygulamalarının doğrudan İslamiyet’i ve Osmanlı İmparatorluğu’nu hedef aldığı yönündeki sözün Oktay Sinanoğlu tarafından dile getirilmiş olamayacağı kanaatindeyiz.
Sinanoğlu’nun yaşadığı dönemde yayımladığı kitaplarda ve yaptığı konuşmalarda Atatürk’ten büyük saygı ve övgüyle bahsettiği, vefatının ardından Atatürk’ün düşünce sisteminin sürdürülmediğini, ilke ve inkılaplarının akamete uğradığını söylediği, laiklik odaklı Atatürkçülük anlayışını eleştirse de Kemalizm karşıtı açık bir tutum izlemediği biliniyor.
Oktay Sinanoğlu, eserlerinde ve söyleşilerinde Mustafa Kemal Atatürk’e saygısını müteaddit kez dile getirdi:
“Ben sizinle bu söyleşiyi, halkımıza, gençlerimize bazı önemli meseleleri, Batı’nın Türkiye’nin başına yıllardır sinsi sinsi ne çoraplar örmekte olduğunu, bunlara karşı nasıl tedbir almamız gerektiğini, bilimde, teknikte, eğitimde, ve hatta, bunların hepsinin temelde dayandığı dış siyasette Türkiye’nin nasıl kendine özgü hedefleri olabileceğini, oralara doğru, dünyadaki güçler arasında denge sağlayarak nasıl hem küresel, hem de bağımsız, onurlu, şerefli, ulusumuzu köle olmaktan koruyacak, refaha ve huzura kavuşturacak bir yolda yürüyebileceğimizi, bugünkü vahim durumumuzdan sıyrılmak için yeniden Kuvayı Milliye ve Atatürk ruhunu nasıl canlandırmamız gerektiğini duyurmak için yapıyorum. ”
Türk Aynştaynı “Oktay Sinanoğlu Kitabı”. Söyleşi: Emine Çaykara. 4. Baskı. Ocak 2002. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. Sf: 7
“Kelime çıplak bir şey değildir, söylediğinde o kültüre bağlı olarak bir çağrışım bulutunu havidir, onun için dili değiştirirsen o çağrışım bulutları gider, kültürün gider. “Milli” deyince Türkiye’de akla bambaşka şeyler gelir; kimisinin aklına ırkçı, faşist -1960’tan sonra kelimenin manasını saptırdılar- kimisininkine milletini, kültürünü sevmek, Atatürk gelir”
Türk Aynştaynı – Sf: 325
“Ona diyeceğim yok, ancak bu kalabalık Türkiye’nin bazı hedefleri için (en azından ulusal bir ekol kurmak için) yetiştirilmedi. O sıralarda (’60’lar, ’70’ler) Türkiye’de, Amerikan toplum mühendislerinin marifetiyle, korkunç ve içeriksiz bir sol-sağ kutuplaşması yaratıldı. Halbuki o zamana kadar herkes Atatürk milliyetçisi idi. Gençlik bölündü, birtakım sloganlardan ibaret ülkülemlerle ( “ideoloji”) birbirine düşürüldü. Binlerce genç heba oldu, hatta yaşamını yitirdi (hepsine Allah rahmet eylesin, kıştırtıcı ajanları cezasız bırakmasın). Tabii o arada, ulusal birlik ve beraberlik duygusu, ülkenin, Türk Milleti’nin çıkarlarını, geleceğini ön plana almak, Atatürk ruhu, ve milli eğitim kurban edildi. ( Ve işte sonunda bugünkü acıklı günlere geldik. Durumun vahametini görmeyenlerin veya umursamayanların çokluğu, kültür/toplum mühendislerinin ve onların gizli cemiyet üyesi yerli işbirlikçilerinin, heyhat, ne kadar başarılı olduklarını gösteriyor) . İşte fizik dalı da bu oyunlara alet edildi.”
Türk Aynştaynı – Sf: 388
“Batı’nın, özellikle İngilizin, sonra da Amerika’nın oyunlarını daha kaç yüzyıl yutacağız? Milletçe, topyekun, her kesim, birlik ve beraberlik içinde, Batı’nın “gündem dışı” , derin ve korkunç oyunları karşısında bilinçlenip, ” ouR! ” dememiz lazım. Oyuna gelip birbiriyle uğraşacağına, herkesin bir şey yapması gerek. Esnafsan, önce dükkanının adını Türkçe yap bakalım. Siyasetçi isen, hangi fırkadan olursan ol, IMF ve Avrupa Birliği’ne yurdumuzun varını yoğunu, sonunda topraklarını bile teslim etmeden ulusal kurtuluş yolları ara bakalım. Daha zor şartlarda Atatürk’ün yüce önderliğinde bu millet kendi yolunu bulmadı mı? IMF’den ne soruyorsun? Kediye ciğer teslim edilir mi? Atatürk’ün bugünler için dediklerinden akıl al, yeter de artar bile. Her kesimde üstte ayarlı takım var, tabanda ise her tarafta samimi insanlar. Bozulmamış halktan kuvvet alıyoruz biz.”
Türk Aynştaynı – Sf: 404- 405
“Maddiyatla maneviyatı dengeleyin. Formülümüz, ” bilim + gönül”dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize, ne ulusunuza, ne de insanlığa hayrınız dokunur. Gündelik siyaset, çıkar grupları, dışardan güdümlü gizli veya açık “cemiyet” lerden uzak durun. Atatürk’ün dediklerini bol bol okuyun, onları işte bu günler için demiş, yazmış. Türkiye’nin şerefli, refahlı, itibarlı ve bağımsız geleceği için Atatürk yolumuzu çizmiştir. Dış ülkelerden, onların yerli kuyruklarından medet ummayın. Gayeleri bize yardımcı olmak değil, Türk adını tarihten silmektir.”
Türk Aynştaynı – Sf: 432
Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan kurtulması için “tekrar Kuvayı Milliye ve Atatürk ruhu”na ihtiyacı olduğu görüşündeydi:
“O zamanki durum farklıydı. . . Bir sürü alçak, vatan millet haini vardı ama, düzgün, vatansever, şerefli insan da çoktu. Türkler, en az on bin yıllık tarihleri boyunca bir ataya, öndere bağlı olmuşlar, büyük önderler çıktığında büyük işler başarmışlardır. Batı’nın kültür mühendisleri Türkün bu ata özlemini çok iyi biliyor. Arada bir, bir “baba” gönderiyor. Gerçek ata, Atatürk’te olduğu gibi vatanın, milletin bağrından çıkar, milletine dayanarak, güvenerek ülkesini kurtarır. Vatanı, milleti için her fedakarlığa hazır bir taban gerekiyor. Bu taban son elli yılda hayli eritilmiş, kafası, gönlü karıştırılmış, birbirine düşen kesimler, dışa bağımlı sahte aydınlar, ekmek parasını yabancıdan bekleyen, ufak çıkarlar hesabı içinde vatanın geleceğini düşünemeyen, daha da acısı vurdumduymazlaşmış kalabalıklar oluşturulmuştur. Bu durumda gerçek bir önder çıkabilse bile başarılı olması ihtimali azdır. Şimdi yapılacak iş, hızla bu toplumun yeniden kaynaşmasına, bilinçlenmesine, vatanını, milletini kendisinden önce düşünen insanların çoğalmasına önayak olmaktır. Türkiye’yi tekrar Kuvayı Milliye ruhu, Atatürk ruhu kurtaracaktır.”
Türk Aynştaynı – Sf: 433 – 434
Sinanoğlu, Atatürk’ün vefatının ardından ilkelerinin izlenmediği, Atatürkçülük kisvesi altında bıraktığı mirasın istismar edildiği görüşündeydi:
“Her ülkenin milli hedefleri vardır ve bilim, teknik, araştırma, sanayi, iktisattaki hedefler, devletin hedeflerine ve siyasetine bağlıdır. Olmadan bu olmaz, mesela eğitimde bir milli hedefin, tarzın, meşrebin oluşu, bilimde ve eğitimde milli hedeflerinin oluşu o ülkenin siyasetine bağlıdır. Her ülkede bilimle siyaset iç içedir. Bilim/teknik, araştırma siyaseti, sanayi ve tarım siyasetine, onlar iktisadi genel siyasete, öbürü şuna derken sonunda hepsi dış siyasetine bağlıdır. Bu konuların hiçbirinde 50 senedir Türkiye’nin kendi siyaseti yoktur. Atatürk’ten beri, hele İnönü’den sonra hiç yoktur.”
Türk Aynştaynı – Sf: 420
“Simdi milletler için de bu böyle: Bence Türkiye’nin birinci sorunu, (biz de dogdugumuzdan beri bunları gecegündüz düsünüyoruz), ne “para sismesi” (enflâsyon), ne Avrupa Birligi’ne bizi almamaları, ne o parti, ne bu fırka. Birinci sorun hedefimizi sasırmıs olmamız. Milletçe sormamız lâzım: Atatürk’ten beri bu milletin hiçbir hedefi, gayesi var mı? Ne olmalı? Yoktur. Birileri dayatıyor, , “illâ küçük Amerika olacagız” derlerdi, sonra “illâ Avrupa’lı olacagız.” Nedeni yok, baska bir sey yok; onun için de millet gittikçe dagılıyor, o zaman birbiriyle ugrasıyor. O zaman dısarıdan oyunlar çok kolaylasıyor; sag, sol, basörtüsü, ıvır zıvır falan bütün bunları çıkarıp milleti mesgul etmek, futbol maçı, seçim maçı, onu seçtik, bunu seçtik, o geldi, bu gitti. Bunlar kolay olur; çünkü milli bir hedef yok. Ýnsanları birlestiren bir sey yok, Atatürk’ten beri yok. Bakın var mı söyleyin, nerede? Yok. Onun için milletçe sunu soralım: Bu millet Atatürk’ten beri kim olduguna, ne olduguna, nereli olduguna, ne olması gerektigine, ne istedigine karar veremez hâle geldi.. Milleti 1500 parçaya bölmüsler; kimi der biz Avrupalıyız, kimi kendini Yunanlı zanneder, kimi buradaki medeniyetlerin kalıntısı zanneder, onların da ne oldugunu bilmiyor ya, özendirilmis; kimisi Arap degildir ama, Araplıga özenir; Böyle bin parçaya bölünmüs. Aslında kimseye artık öz târihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Serefli Asya kökenimiz ögretilmiyor da, onun için. Kimlik olmayınca, hedef nasıl olacak?”
Oktay Sinanoğlu. Hedef Türkiye. Otopsi Yayınevi. Ocak 2002. 4. Basım. Sf: 34
Sinanoğlu, Atatürkçülüğün laiklik ve irtica ile mücadeleye indirgenmesini eleştirmişti:
“Mesela burada son yıllarda sağ-sol hangi hükümet göreve getirilirse ilk iş özelleştirme, küreselleşme, anayasayı değiştirelim, tahkim getirelim, gibi şeyler deniyor. Dikkat edin Atatürk lafı bir senedir bitti, Atatürk-Atatürkçülük diyenler bu sene hiç Atatürk’ün lafını etmiyor. Neden? Çünkü ” Atatürkçülük” , sadece laiklik, irtica gibi bir takım laflar için kullanılıyordu. Tahkim, kapitülasyonlar, bağımsızlık, ulus-devlete gelince şak diye kesildi. Tek tük birkaç yerde yazıyor.”
Türk Aynştaynı – Sf: 423
“Ne diyecektik? Evet: Önce, 19601970’lerde Amerika’nın yarattıgı sahte sag ve sahte solla bölündük ve millî degerlerden uzaklastırıldık. Sonra filim degisti; kaynak aynı Batı, hikâye aynı; kıyafetler farklı: :Bu sefer de sahte “Atatürkçü”, sahte “çagdas” ve sahte “dinci”. (“Dindar”la “dinci” kavramlarını ayırmalıyız. “Dindar'”a büyük saygımız var.) Yetkili bir Amerikalı vaktiyle birgün dedi ki: “Destekleriz, ne olacak? Onlar (yâni 196070’lerde saf ahalinin “komünist” zannettigi sahte “sol”) “liberal” (Yâni millî degil). Onları kullanarak Türk lâfını edilemez kıldılar. 1960’lara kadar Atatürk ruhu hâkimdi: Herkes “Türk”tü, herkes “Atatürk milliyetçisi” idi. Sonra hava degisti. Kimi zannetti ki “milliyetsizlik fikri” Rusya’dan geldi. Hayır efendim, sahtelerin ikisi de Amerika’dan geldi. Rusya’dan gelmez mi? Gelirdi elbet, ama Rusya’nın imkânı yoktu. Aynı oyunları Amerika kaç yerde yapmıstır, Güney Amerika’da vb… Her yerde bir sahte sag, bir de sahte sol kurar. Tabii bilmeyen taban saf, bunların pesinden gider; istenilen anda bunlar birbirleriyle kapıstırılırlar ve o ara sessiz sedasız sömürgeci ülkeyi alttan götürür. Bu gayet standart bir sey., Meksika’da demistim de, ’70’lerin baslarında, Meksikalı vatanseverler bana güllmüslerdi: “Sen yeni mi anlıyorsun? Burda herkes bilir; bütün Güney Amerikalı’lara hep böyle yapmıslardır.” dediler.”
Hedef Türkiye – Sf: 52-53
“Bizde herseyin sahtesi vardır. Sahte “Türkçü”, sahte “solcu”, sahte “milliyetçi”, sahte “dinci”, sahte “laik”, sahte “Atatürkçü” vardır. Bunların hepsinin kurulusları da vardır. Bunların sahtelerini teshis için tabana bakılmaz, üst tabakalarına bakılmalı…”
Hedef Türkiye – Sf: 329
“Bir Vecize Ya da Şiirin Sahibinin İddia Edilen Kişi Olup Olmadığı Nasıl Tespit Edilebilir?” sorusuna yanıt aradığımız içeriğimize de göz atabilirsiniz.






1 Yorum
– Kimin söylediğinin(yazdığının) önemi yok, haklılık payı var mı, var; kafayı bozmuşlar İslâm ve Osmanlı’yla; tamam ulan red-di mîras-ettik işte, bizim monarşik âîlemiz İngiltere’dir, onlar öyle buyurdu!!!
– Zâten manda ve himâye kabûl-edilemez diye yırtındığımız gün, aslında kabûl-ettik o zırvaları; Kamal olsan ne-yazar, Ayın-ştayın olsan “ne-yazar” Müslüm-baba’nın şarkıda dediği gibi!!!