“Başıma bir iş gelmeyecekse Atatürk’ü sevmiyorum” sözüyle gündeme gelen Nuray Canan Songür’ün (Bezirgan) Kanada’da yaşadığı iddiası fasılalar hâlinde sosyal medyada paylaşılıyor.
İlkay MKA (@Kemalistilkay5): ““Başıma bir iş gelmeyecekse Atatürk’ü sevmiyorum. Laik düzeni getirdi” diyen Nuray Bezirgan, bugün ‘gâvur’ dediği Kanada’da yaşıyor. Madem laiklik bu kadar kötüydü, neden o ‘istenen düzenin’ hüküm sürdüğü Afganistan tercih edilmedi? Eleştirirken kaçtığın sistemin sunduğu özgürlükte yaşamak…”
“Başıma bir iş gelmeyecekse Atatürk’ü sevmiyorum. Laik düzeni getirdi” diyen Nuray Bezirgan, bugün ‘gâvur’ dediği Kanada’da yaşıyor.
Madem laiklik bu kadar kötüydü, neden o ‘istenen düzenin’ hüküm sürdüğü Afganistan tercih edilmedi?
Eleştirirken kaçtığın sistemin sunduğu… pic.twitter.com/sXmcrPf3ZY
— İlkay MKA (@Kemalistilkay5) April 1, 2026
28 Şubat sürecinde Türkiye’de başörtüsü nedeniyle eğitimine devam edemeyen Nuray Canan Songür (ilgili dönemdeki soyadıyla Bezirgan), iltica ettiği Kanada’da 7 yıl yaşayıp, Kanada vatandaşlığı alıp, eğitimini tamamladıktan sonra ülkemize döndü. Yani, hâlihazırda Songür, Kanada’da değil, Türkiye’de yaşıyor.
9yıl Kanada’da yaşadım.Türkiye devleti&milletiyle mülteciler konusunda çok daha ilgili v özveriyle çalışıyr ama bunu kompleksliler anlayamaz https://t.co/AzctRvW9Ty
— Nuray Canan Songür (@nuraycanans) January 28, 2017
Nuray Canan Songür, 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Tibbi Dökümantasyon Bölümü ikinci sınıf öğrencisiyken başörtülü sınava alınmadı. Polis zoruyla sınıftan çıkarılıp önce Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne, daha sonra da başka bir karakola götürüldü. Akabinde, final sınavında eğitim ve öğretimi engellediği gerekçesiyle hakkında dava açıldı. Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılamada 6 ay hapis cezası aldı. Hakkında verilen hapis cezası, iyi hal değerlendirmesiyle önce 1,8 milyon TL para cezasına çevrildi, ardından da ertelendi. Başörtüsüne özgürlük eylemlerine katıldı. Hakkında 2 farklı dava daha açıldı.
Başörtüsü yasağı nedeniyle eğitimine devam edemeyen Nuray Canan Songür, Türkiye’deki davalarından dolayı Kanada’ya siyasi sığınmacı olarak başvuruda bulundu.
İltica talebi onaylanınca Kanada’ya göçen Songür, 7 yıl bu ülkede yaşadı.
Songür, (eski) eşi Ömer Erol Bezirgan ve 1.5 yaşındaki oğlu Abdüsselam’la birlikte gittiği Kanada’da Ayşe Azade ve Ahmet Ammar isimli iki çocuk daha sahibi oldu.
Kanada vatandaşlığı alan Songür, 2005 yılında Türkiye’ye döndü.
Songür, verdiği demeçlerde Kanada’ya ilticası ve Türkiye’ye dönüşü hakkında şu ifadeleri kullandı:
“Boğaziçi’nde gözaltına alınmış öğrencileri görüyoruz. İşaret yapıyorlar, gülüyorlar, değişik değişik çok mutlular, kendileriyle gurur duyuyorlar. Yani bunu yapacak takatleri var. Benim adım atacak takatim yoktu inanın. İnsanları bulanık ve çift görüyordum. O kadar berbat bir durumdayım. Karnımda bir bebek ölmüş, diğeri de ölmek üzere, benim hayati tehlikem var ve polis ‘O serumlar kolundan sökülecek’ diyor ve söktürdüler. Birisini ölü, diğerini çok şükür diri olarak dünyaya getirdim. Bu mahkeme sonuçlandığında ben Kanada’daydım ve beraat ettiğimi öğrendim.”
“1977 yılında İstanbul’da doğmuşum. İlköğretimimi tamamladıktan sonra lise sınavlarını dışarıdan vererek üniversite sınavlarına girdim. İstanbul Üni. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’ndan mezuniyetime iki hafta kala başörtüsü yasağı sebebiyle mezun olamadım. İdealim iyi bir akademisyen olmaktı ancak inancımla kariyerim arasında tercih yapmak zorundaydım, hamdolsun olmadım. Birkaç yıl sonra Kanada’ya hicret etmek zorunda kaldım ve eğitimimi orada tamamladım. Kanada’da eğitimimi tamamlamak üzere geçirdiğim yedi yılımın bir kısmını Türkiye’de olsaydım büyük olasılıkla hapiste geçirecektim çünkü başörtüsü yasağı sebebiyle hakkımda kesinleşmiş bir ceza ve süren iki dava daha vardı. Türkiye’ye döndükten sonra İmkân-Der’i kurduk bir süre Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yaptım ve ülkemizin mülteciler için de kendi vatandaşları için de ne hazin bir durumda olduğunu bizatihi tecrübe etmiş oldum.”
“Oğlum kardeşleri, arkadaşları ve bizimle iletişim kurarken İngilizce’yi tercih etmeye başladı. Müslüman nüfusun az olması da diğer bir etken oldu. Kanada vatandaşlarıyla bu bağlamda ortak paydamız az olduğundan Türkiye’yi özlüyordum. Hem çocuklarımın kültürel erozyona uğramalarının önüne geçmek hem de kendi kökümüz Türkiye’de olduğu için dönme kararı aldım.”
“Yasak beni kaçırtmadı. Amacım, bu mücadeleyi yurt dışına taşımaktı. Kaçacak kadar korkak olsaydım zaten Türkiye’de bu kadar kendimi öne atmazdım.”
Sosyal medya paylaşımları incelendiğinde Nuray Canan Songür’ün Türkiye’de yaşadığı; ancak, Kanada seyahatlerini sürdürdüğü anlaşılıyor.
Regaib Kandiliniz Mübarek Olsun🌷
Rabbim yeryüzünde mazlum tek bir insanın dahi kalmadığı günlere erişmemizi nasib etsin🤲🏻
Ülkemize, milletimize, İslam ve insanlık alemine iyilikler versin..
Kanada’dan selamlar, güzel ülkemin gönlü güzel, kalbi merhamet dolu güzide insanları❤️ pic.twitter.com/8KOgl3n7ZK— Nuray Canan Songür (@nuraycanans) February 18, 2021
Şehidimiz #IsmailHaniya İsmail Heniyye’nin #SonÇağrı sına Kanada Toronto’dan icabet ettik.
Bir ölür, bin diriliriz
Her yerdeyiz 🇵🇸🇵🇸🇵🇸#Palestine #Gazze #BoycottOlympics2024 pic.twitter.com/S5A6LsPHIq— Nuray Canan Songür (@nuraycanans) August 4, 2024
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Songür’ün 2020 yılı Ekim ayındaki Kanada seyahatinin ABD tarafından engellendiğini belirttiği görülüyor.
Farklı kişiler de Nuray Canan Songür’ün şu an Türkiye’de yaşadığını beyan etti.
Nisa Çaydan (@Nisanurcaydan): “Yalan üretim bandınız yine çalışmış. Patolojik yalancı, bak bu fotoğrafı görünce sakın topuklayıp engelleme. Nuray Canan Songür Kanada’da değil, İstanbul’da yaşıyor. Hatta bize misafir oldu.”
Yalan üretim bandınız yine çalışmış.
Patolojik yalancı, bak bu fotoğrafı görünce sakın topuklayıp engelleme.
Nuray Canan Songür Kanada’da değil, İstanbul’da yaşıyor. Hatta bize misafir oldu. https://t.co/Bg1guUxWHB pic.twitter.com/tqGq8cDvXE
— Nisa Çaydan (@Nisanurcaydan) April 2, 2026
10 Haziran 2008 günkü Teke Tek adlı programda Fatih Altaylı ile Nuray Bezirgan arasında “Atatürk sevgisi” konulu şu diyalog geçmişti:
Fatih Altaylı: Sizin Facebook’ta bir siteniz mi var? Kevser adlı arkadaşımızın Facebook adlı paylaşım sitesinde İran devriminde Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafları yer alıyor. Doğru mu?
Kevser Çakır: Bir tane fotoğrafı var evet. Evet, seviyorum ve saygı duyuyorum.
Fatih Altaylı : Ama o Şii . Humeyni’nin nesini seviyorsun?
Kevser Çakır: Şii olması önemli değil. Benim için Müslüman biri. Hümeyni’yi seviyorum.
Fatih Altaylı: Ama İran’da baskı rejimi var.
Kevser Çakır: Ama İran’daki rejimi ben desteklemiyorum
Fatih Altaylı: Ama kurucusu Humeyni.
Kevser Çakır: Humeyni’nin aynı görüşleri sahip olması anlamına gelmez bu. Ben Humeyni’yi seviyorum şahsen.
Fatih Altaylı: Sen seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.
Fatih Altaylı: Atatürk’ü seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum. Atatürk’ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun’un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur.
Fatih Altaylı: Maraş’la Erzurum’u birbirine karıştırdın.
Nuray Bezirgan: Her neyse. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor. Sonuçta cepheye cephanelik taşıyan kadınlar o dönemin insanları, o dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz hep Müslüman insanlar.
Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.
Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk’ü sevmemi bekleyemezsiniz.
Kevser Çakır: Yani bir insanın ismi üzerinden ideolojik bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığı için bunlar oluyor. İyi Bir asker. Bunu biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bu ülkeyi düşmanlardan arındırma sebebi. En azından bir minnet duygun yok mu?
Kevser Çakır: İyi bir asker biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bugün sizin savunduğunuz özgürlükçü, cumhuriyeti kuran sizin temsil ettiğiniz iradenin, bugün iktidar olmasına olanak veren de rejimi kuran da yine Atatürk değil mi? Camileri de kapatmamış.
Nuray Bezirgan: Benim fikirlerimİ savunucak parti kurulamaz Türkiye’de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapatılır.
Müslümanlar haklarını elde etmek için gece gündüz çabalarlar. Birileri gelir parlementonun azıcık bir özgürlük tanımlamasına bile Atatürk adına, Cumhuriyetcilik adına, demokrasi adına ne adına olursa olsun özgürlüklerimizi elimizden alır.
Ben tamamiyle özgür olduğum hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir sistem istiyorum.Mesela siz nasıl ki başörtülü hakim bir hanımdan rahatsız olacağınızı söylüyorsanız ben sizin, mesela bu fikrinizin temelde Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet’te bizlerin hep tehdit olarak sizlere sunulmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Fatih Altaylı: Hayır ondan kaynaklanmıyor. Sizin “siz, biz” demenizden kaynaklanıyor.
Siz islami inançları sizin tarafınızda yaşamayan veya sizin gibi algılamayan insanları farklı görüyorsunuz. Sen, Recep Tayyip Erdoğan ve başkaları “siz- onlar, biz-onlar” dediğiniz zaman kendimi kötü hissediyorum.
Nuray Bezirgan: Sizin inancınız ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım değil. Kişi istediği dine sahip olur ya da olmaz yada dinsizdir. Bu benim size ikinci sınıf vatandaş olarak göreceğim anlamına gelmez. Ama Fatih Bey siz başörtülü bir hakimden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz
Fatih Altaylı: Önyargılı olur diye rahatsız olurum.
Nuray Bezirgan: Tabii ki. Önyargınızın temelinde 85 yıldır yürütülen laik sistemin dayatmalarının olduğunu düşünüyorum. Biz hiçbir zaman özgür olamadık. Hiçbir zaman kendimizi ifade edemedik. Siz hiçbir zaman başörtülü bir hakim tarafından yargılanmadınız. Dolayısıyla bu şekilde düşünüyorsunuz.
Fatih Altaylı: Senin rejimden istediğin ne? Üniversiteye gitmen, kamusal alanda görev yapman dışında ne isteğin var?
Nuray Bezirgan: Ben başörtümle birlikte sosyal hayatta da var olmak istiyorum.
2008 yılında katıldığı Teke Tek adlı programdan ilgili kısım: pic.twitter.com/RFOi6AQl9U
— Malumatfuruş (@malumatfurusorg) April 3, 2026
2008 yılında Nuray Canan Bezirgan’ın eşi tarafından öldürüldüğü asparagası da dolaşıma sokulmuştu.






