Ankara’da 27 Aralık 1919 günü Atatürk’ü iki tabur İngiliz askerinin karşıladığı iddiası, dönemin askerî arşiv belgeleriyle ve tanıklıkla uyuşmuyor. Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye Ankara’ya gelmeden yaklaşık 7 ay önce İngiliz bölüklerin Ankara’dan 21 ve 22 Mayıs 1919 tarihlerinde ayrıldığı, geride yalnız temsilci ve demiryolu denetçisi olarak Vitol (Whittall) kardeşler olarak bilinen Hugh McKinley Whittall ve Vernon Whittall adlı iki İngiliz subayının kalmış olduğu biliniyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın Lideri Olarak Ankara’ya Gelişi
27 Aralık 1919 günü, Millî Mücadele’nin siyasal ve askerî merkezinin şekillenmesi bakımından Türk tarihinin dönüm noktalarından biri oldu.
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından Anadolu’nun işgale uğraması ve İstanbul’daki Osmanlı hükûmetinin etkisiz kalması üzerine Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkarak Millî Mücadele’yi örgütlemeye başladı. Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi ile Kurtuluş Savaşımızın temel çerçevesi oluşturuldu. Sivas Kongresi sonrasında Temsil Heyeti, mücadeleyi Anadolu’da yürütme kararı alırken yeni merkez olarak Ankara öne çıktı.
Sivas Kongresi’nin ardından 18 Aralık 1919 günü yola çıkan Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye üyeleri, Kayseri ve Kırşehir üzerinden geçen 9 günlük yorucu bir yolculuğun ardından 27 Aralık 1919 günü saat 14:00 civarında Dikmen sırtlarından Ankara’ya giriş yaptı.
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye üyeleri, Dikmen sırtlarında seymenler ve binlerce Ankara halkı tarafından büyük bir coşku, sevgi gösterileri ve sevinçle karşılandı.
Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları adlı hatıratında bu günü şöyle anlatmıştı:
“Heyeti Temsiliyeyi nasıl karşılamıştık?
Heyeti Temsiliyenin Ankarada yerleşmesi için yaptığımız hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz, Sıvasa bir telgraf çekmiş, hareketlerine intizar ettiğimi bildirmiştim. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları 22 Aralık’ta Sivas’tan ayrılarak Kayseri – Kırşehir yoluyla 27 aralıkta Ankaraya gelmişlerdi. Uğradıkları her yerde büyük tezahüratla karşılanmışlar ve teşyi edilmişlerdi. Fakat Ankara- nın gösterdiği hüsnü kabul hepsinin üstünde olmuştu. O günü hatırladığım zaman aynı heyecanı daima duyarım.
27 aralıkta saat on birde Temsil Heyetinin üç otomobilden mürekkep kafilesi, Dikmen sırtlarından geçen Kırşehir Ankara şosesinin Ankara havzasına döndüğü yüksek noktada görünmüştü. Burada, yanımda Vali Vekili Yahya Galip Bey olduğu halde Ankara namına kendilerini karşılamıştım. Birinci otomobilde Mustafa Kemal Paşa, Hüseyin Rauf ve Ahmet Rüstem Beylerle yaver Yüzbaşı Cevat Abbas Bey vardı. İkinci otomobilde Temsil Heyetinin diğer âzaları Süreyya, Mazhar Müfit ve Hakkı Behiç Beylerle kâtipleri yer almışlardı. Üçüncü otomobilden üçüncü ordu müfettişliği karargahından Paşaya refakat etmiş olan Doktor Binbaşı Refik (rahmetli Başvekil Doktor Refik Saydam), Erkânıharp Binbaşısı Hüsrev (eski Büyükelçilerden Sayın Hüsrev Gerede) Beylerle diğer bâzı zevat çıkmışlardı.
Muhteşem manzara
Otomobillerimizden inmiş, bulunduğumuz yüksek noktadan Ankarayı seyretmiştik. Etrafta dağlar karla örtülmüştü. Bizi Ankara şehrine götürecek olan yol, bugünkü Dikmen şosesinin istikametini takip ediyor, beyaz karlı tepelerin üstünden kıvrıla kıvrila İncesu vâdisine doğru iniyordu. İstikbale gelenlerin bir ucu bugün Harp Okulunun bulunduğu tepeden başlıyor, dolaşa dolaşa istasyon civarına iniyor ve oradan kıvrılarak hükümet konağına doğru uzanıyordu. Karşıcı gelenlerin adedini otuz kırk bine çıkaranlar olmuştur. O zamanlar Ankara şehrinin nüfusun yirmi iki bini geçmediği hatırlanırsa bu muazzam kalabalığın etraftan ve uzaklardan geldiği anlaşılır. Milli müfrezelerimizin atlı miktarı da tini geçmişti. İlk defa Ankaraya gelen Mustafa Kemal Paşa bu manzara karşısında fevkalâde mütehassis olmuş, âdeta gözleri dolmuştu. Kendisine:
Ankarayı nasıl buldunuz Paşam?
Diye sorunca, heyecanla ellerimi sıkmış:
– Cidden fevkalâde, tebrik ederim, Ankara hakikaten milli bir merkez haline gelmiş.
Cevabını vermişti. Paşanın bu sözleri, günlerdir devam eden yorgunluğumu unutturmuştu.
Mustafa Kemal Paşa halkı heyecanla selâmlıyordu
Mustafa Kemal Paşa: Karşıcı gelenleri bu soğukta bekletmiyelim! Dedi.
Otomobillere binerek hareket ettik. Paşa, Vali Vekili ile beni kendi arabasına almıştı. Kalabalığa yaklaştığımız sırada başta Ankara Müdafaai Hukuk Cemiyeti Reisi Müftü Rıfat (rahmetli Diyanet İşleri Reisi Rıfat Hoca) Efendi olmak üzere Kaymakam Mahmut ve Erkânıharp Reisi Binbaşı Ömer Halis Beyler kar- şıladılar. Paşa, yol yorgunluğuna bakmaksızın otomobilden inerek ellerini ayrı ayrı sıktı. Teşekkür etti, hatır sordu. Tekrar otomobillerimize binerek yola düzüldük. Bundan sonra ilk tesadüf ettiğimiz atlı milli süvari müfrezelerimizdi. Merhabalarımız Varol!. nidaları ile karşılanıyordu. İstikbale yaya olarak çıkan halkın baş tarafı bugünkü Milli Savunma Bakanlığının bulunduğu yerde idi. Bunlar yolun sağ tarafında mevki almışlardı. Aralıksız bir kütle halinde şehrin tâ içerlerine kadar uzanıyor, aylardanberi adını ve şöhretini işitmiş oldukları aziz misafirlerini ve arkadaşlarını bekliyorlardı.
Mustafa Kemal Paşa bâzen arabadan iniyor:
-Yaşayın, varolun! Sadaları, alkışlar arasında halkı selâmlıyordu.”
Ankara’ya geldiği 27 Aralık 1919 tarihinden TBMM Başkanlığına seçilmesine kadar önce Ziraat Okulunda, sonrasında Ankara İstasyondaki Direksiyon Binası adıyla bilinen taş binada ikamet eden Atatürk, 1921 yılının Haziran ayında Çankaya’daki Bağ Evi’ne taşındı.
Gerek yolculuk sırasında gerek Ankara’da halkın gösterdiği ilgi, Millî Mücadele hareketinin Anadolu’daki toplumsal karşılığını da ortaya koydu.
Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişiyle şehir kısa süre içinde Millî Mücadele’nin fiilî yönetim merkezi hâline geldi. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da açılması, bu sürecin en önemli aşaması oldu.
Yeni Türk devletinin siyasi merkezi hâline gelen Ankara 13 Ekim 1923’te başkent ilân edildi.
Ankara’nın Millî Mücadele sürecinin merkezi ve yeni devletin başkenti olarak tercih edilmesinin arkasında stratejik, sembolik veya siyasî nedenler mevcuttu. Ankara, Anadolu’nun ortasında bulunması, Batı Cephesi’ne görece yakınlığı, demiryolu bağlantısının olması ve İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan ulaşım güzergâhları üzerinde yer alması nedeniyle Millî Mücadele’nin yönetimi için gayet elverişliydi. Güvenilir ve millî davaya sadık 20. Kolordu Ali Fuat (Cebesoy) Paşa komutasında Ankara’da konuşlanmıştı. Ayrıca Ankara’da Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesinin güçlü olması ve Ankara halkının Millî Mücadele’ye verdiği destek de kararın önemli unsurlarıydı.
27 Aralık, her yıl Ankara başta olmak üzere tüm yurtta “Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi”nin yıl dönümü vesilesiyle büyük bir gurur ve çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.
Ankara’ya Gelen Mustafa Kemal Atatürk’ü Karşılayan İngiliz Askerleri
27 Aralık 1919 günü Mustafa Kemal Atatürk ve beraberindeki heyetin Ankara’ya gelişi sırasında Ankara’yı işgal eden İngiliz askerlerinin kendisini karşıladığı ileri sürülüyor.
Ancak, Ankara’da Atatürk’ü iki tabur İngiliz askerinin karşıladığı iddiası, dönemin askerî arşiv belgeleriyle ve tanıklıkla uyuşmuyor.
Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye Ankara’ya gelmeden yaklaşık 7 ay önce İngiliz bölüklerin Ankara’dan 21 ve 22 Mayıs 1919 tarihlerinde ayrıldığı da biliniyor.
Detaylandıralım…
Mezkûr iddiaya dayanak olarak Cumhuriyet gazetesinin “Atatürke Aid Menkıbeler” manşetli “Atatürk Ankaraya ilk geldiği gün bir Peygamber gibi karşılanmıştı.” “Bu arada, İngiliz askerleri de boş durmamakta idiler. Bu tarihî sahnenin kimi fotoğrafını alıyor, kimi de sinemasını çekiyordu.” cümlelerinin yer aldığı bir görsel paylaşılıyor.
Söz konusu görseli son günlerde sosyal medyada yeniden gündeme getiren sosyal medya paylaşımı şu şekilde:
Cengiz Acar (@yazar_acar): “Ben yorum yapınca çok kızıyorlar. Bu sefer yorum yapmayacağım.”
Ben yorum yapınca çok kızıyorlar. Bu sefer yorum yapmayacağım. pic.twitter.com/86q6ChWZx4
— Tarihçi Yazar Cengiz ACAR (@yazar_acar) September 1, 2026
Sosyal medyada paylaşılan “Atatürke Aid Menkıbeler” manşetli Cumhuriyet gazetesi sayfası, 2 farklı günden sayının birleştirilmesiyle oluşturulmuş.
Cumhuriyet’in 30 Kasım 1938 tarihli sayısının 5. sayfasındaki “Atatürk Ankaraya ilk geldiği gün bir Peygamber gibi karşılanmıştı” başlıklı kısma 1 Aralık 1938 tarihli sayıdaki “Telefon başına çağrılan Padişahla heyecanlı bir mülâkat” başlıklı 5. sayfadaki “Bu arada, İngiliz askerleri de boş durmamakta idiler. Bu tarihî sahnenin kimi fotoğrafını alıyor, kimi de sinemasını çekiyordu.” cümlesi eklenmiş.


Bu anlatımın kaynağı, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişi sırasında karşılama faaliyetlerini organize edenlerden olan “Ankara Valisi” Yahya Galip (Kargı).
Yahya Galip, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan hatıralarında Mustafa Kemal Paşa’yı 27 Aralık 1919 günü iki tabur İngiliz askerinin karşıladığını şu cümlelerle anlatmıştı:
“Dikmen sırtları, bir bayram yerine dönmüştü. Bir meddettenberi Ankaraya gelip yerleşmiş olan iki tabur İngiliz askeri de Mustafa Kemali karşılamağa gelenler arasındaydı.”
“Bu arada, İngiliz askerleri de boş durmamakta idiler. Bu tarihî sahnenin kimi fotoğrafını alıyor, kimi de sinemasını çekiyordu.
(Eğer imha edilmemiş, yahud bozulmamışsa, o filimlerin bizim için ne büyük kıymetli olduğunu takdirinize bırakırım.)
Mustafa Kemal de, bu yabancı askerleri görmüştü. Fakat hiç ses çıkarmadı. Hatta rahatça, filim çekebilmelerine müsaade edecek vaziyetler alarak, vilâyetin resmî otomobiline bindi.”

Atatürk Ansiklopedisi‘nde bu an şöyle aktarılmış:
“Mustafa Kemal Paşa, gelirken istasyonda bulunan İngiliz Kumandanı Mister Vitol, yağız bir atın üstüne binmiş duruyor; Forbus adlı bir İngiliz, fotoğraf çekiyordu. İstasyondan ayrıldıktan sonra şehre doğru ilerlediler. İleride Millet Meclisi olacak binada Fransız bayrağı çekilmişti. Millet bahçesindeki barakalarda bulunan Fransız askerleri de yüksek duvarın üstünden bu manzarayı seyrediyorlardı.”
Mondros Mütarekesi’nden sonra Ankara’da İngiliz ve Fransız işgali yaşandı. İstanbul’dan trenle gelen 200 askerlik küçük bir İngiliz birliği, tren istasyonunu işgal etti. Ardından Fransız birlikleri kente girdi. Bir İskoç birliği de Cebeci’de Demirlibahçe tarafına konuşlandı. Türkçe bilen, İzmirli Vitali ailesinden İngiliz komutan Yüzbaşı Vitol (Whittall) Ankara’yı işgal eden birliklerin idaresini üstlendi.
27 Aralık 1919 günü Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya geldiğinde kentin İngiliz işgali altında olduğu ve haliyle kendisini İngiliz askerlerinin karşıladığı, İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanının kendisine selam verdiği ileri sürüldü.
Ancak, ilgili dönemde ATASE belgeleri ve Ali Fuat Cebesoy’un aktarımları, işgalci İngiliz askerlerinin Atatürk Ankara’ya gelmeden tam 7 ay önce, 21-22 Mayıs 1919 tarihlerinde Ankara’dan ayrıldıklarını, geride yalnız temsilci ve demiryolu denetçisi olarak Vitol (Whittall) kardeşler olarak bilinen Hugh McKinley Whittall ve Vernon Whittall adlı iki İngiliz subayının kalmış olduğunu ortaya koyuyor (Hugh McKinley Whittall’un kuzeni Victor Whittall da Ankara’da bulunduktan sonra görev yeri değişti). Aynı şekilde 2 Fransız askerinin de gözlemci olarak Ankara’da kaldığı biliniyor. Yani, 27 Aralık 1919 günkü törende iddia edildiği gibi çok sayıda İngiliz ve Fransız askerleri katılmadı.
20. Kolordu Kumandanı Tuğgeneral Ali Fuat Cebesoy tarafından Ankara’dan Erkânıharbiye-i Umumiye Riyaseti’ne (Genelkurmay Başkanlığı’na) çekilen 21 ve 22 Mayıs 1919 tarihli telgraflarda Ankara’daki İngiliz birliğinin İstanbul’a dönüş emrini aldığı, Ankara’dan çekilen İngiliz birliğinden geride sadece 2 İngiliz subayının kaldığı belirtilmişti.
İlgili belgelerdeki ifadeler şu şekildeydi:
“SURET Ankara’dan: Erkânıharbiye-i Umumiye Riyasetine mevrut şifredir 21 Mayıs 35 tarih ve 1301 numaralı şifreye zeyldir. Ankara’daki İngiliz bölüğü ile burada bulunmakta olan İngiliz zâbitanı bu- günkü trenle hareket etmiş ve yalnız mümessil ve şimendifer kontrolları olan iki İngiliz zâbitinin burada kalmış olduğu mâruzdur. 22 Mayıs 35 Şube 1 3035 Aslı Şubeye verilmiştir. Dolap No.: 49 Göz No. : 7 Zarf No.: 11 Dosya No.: 60 XX nci Kolordu Kumandanı Mirliva Ali Fuat”
“Ankara’dan: Erkânıharbiye-i Umumiye Riyasetine mevrut şifredir Dersaadet’den hareketle Inebolu, Kastamonu, Kangırı üzerinden memuri- yeti mahsusa ile Ankara’ya gelmiş olan İngiliz Yüzbaşılarından Mister Selt ile görüştüm. Mumaileyh Anadolu’da şime ndifer kontrol memurlarının ve bâzı me- vakide bulunan İngiliz kıtaatının kâmilen Dersaadet’e avdet için emir almış olacaklarını söylemiş ve bunun da müttefikin arasındaki bir ihtilâf-1 efkârdan neş’et eylediğini zannetiğini beyan eylemiştir. Mumaileyhin ifadesinden kendi yerlerine İtalyan geleceği anlaşılmaktadır. Ankara’da bulunan İngiliz bölüğü de hareket için istasyona taşınmakta- dır. Erkânıharbiye-i Umumiye Riyasetine ve Yıldırım Kıtaatı Müfettişliğine ar- zedilmiştir. Şube 1 Adet 1301 21 Mayıs 35 Dolap No.: 49 Göz No. : 7 Zarf No.: 11 Dosya No.: 60 XX nci Kolordu Kumandanı Mirliva Ali Fuat”

Ali Fuat Cebesoy, bir röportajında İngiliz birliklerinden geriye iki kontrol subayının mütareke denetimi göreviyle Ankara’da bulunduğunu şöyle anlatmıştı (Ali Fuat Cebesoy’un Arşivinden Askeri ve Siyasi Belgeler. Yayına Hazırlayan: Osman Selim Kocahanoğlu. Temel Yayınları. İstanbul. Sf: 286 – 287):
“Söylemediler, söylemediler. En ziyade Pontus faaliyetteydi. Sonra İngiliz mümessili vardı iki kişi, Vitollerden, ihtiyat yüzbaşısı, ben gittiğim gün geldiler bana selam vermeden böyle ayak ayak üstüne attılar, terbiyesizce oturdular. Ben de cevap vermedim. Birtakım şeyler sordular mütarekeden. Cevap vermedim. Bize cevap vermeyecek misiniz? Sizin gibi adamlara cevap veremem dedim. Neden? Sizde dedim terbiyeyi askeriyeden şu kadar zerre yok dedim. Herşey olabilir ama dedim, sen yüzbaşısın ben general, ikimiz de üniformalıyız. Harb halinde değiliz, sulh halindeyiz, bir terbiye vardır. Kendini takdim edeceksin, selam vereceksin, oturacaksın, nazikane konuşacaksın. Ama siz zannediyorsunuz ki kabalıkla yıldıracağız bu kumandanları, filanları, bize itaat edecek bu memleket, müstemleke olacak. Eee bunda aldanıyorsunuz dedim. Evet Afrika’nın bilmem neresindeki halk yamyam, toptan tüfekten korkar, peki peki ağa der idare … Ama bu yedi yüz, sekiz yüz, bin, bin ikiyüz senelik bir millet, imkan yok dedim. Dedim size evvela ceza vermeden konuşamam sizle dedim. Ondan sonra çağırdım iki adam, kollarından tuttum, merkez kumandanına, üç gün hapsettim.”
“Ondan sonra orda, Ankara’da, bir İngiliz taburu var. Teftiş edeceğim dedim. Gittim teftiş ettim. İyi bir babacan kumandanı vardı, yarbay. Bunu işitince İstanbul hemen emir verdi, mümessili de al, taburu da al İstanbul’a gel, yani şey çekil dediler. Ben dedim tabur gider ama bu mümessilleri ben göndermem dedim. Çünkü bunlar memurdur dedim, burda kontrol, tatbikat memuru. Arka taraftan da ikiyüz bin lira Osmanlı Bankasına getirmişler, tiftik mubayaa ediyorlar. Haber gönderdim ben, sizi göndermem dedim, öyle vazifenize devam edeceksiniz, tiftikle mübayaa edersiniz dedim, ona karışmam dedim. Şimdi bunu gördüğünlen halk, Ankaralılar, eee yani gökten bir peygamber inmiş, ne günlere kavuştuk, hepsi böyle hükümete geliyor, evvela kolordu kumandanlığı karşısında bir selam veriyorlardı, gidiyorlardı hükümette işini görmeye. O kadar fikirler değişti. İngiliz prestiji sıfıra düştü. Sıfıra düştü, sıfıra düştü. Daha çok neler yaptık. Köprüleri yıktırdık, abluka ettik, bilmem ateş açtık, bunlar panik yaptılar, yoksa bunlar başka türlü … Eee siz de millet olsanız, İngilizi muharebede görmüşsünüz, herifin sekiz gün topu durmadan atıyor, bam bam bam bam bam bam atıyor. Galip de gelmiş. Asker de çok. Bir de harp meydanında başa çıkamadım, bir de burda mı, elim kolum bağlı diyor, bu akıl değil diyor. Eee biz de diyoruz ki İngiliz harb etmeyecek. Ama bizim bu keşfimizi bir Amerikalı, Brown, …”
Mustafa Kemal Paşa tarafından 12 Mart 1920 tarihinde Rauf Bey’e gönderilen telgrafta da Ankara’da İngiliz işgal kuvvetinden geriye kalan Vitol’ün bir önceki gün kenti terk ettiği şöyle belirtilmişti (Atatürk’ün Bütün Eserleri. 7. Cilt. Kaynak Yayınları. Sf: 91):
“RAUF BEY’E (12 MART 1920) İngiliz temsilcisi olarak Ankara’da bulunan “Vitol”, dün buradan ağır eşyasını da alarak şimendifere binip gitmiştir. Hükmetmek lazımdır ki, fevkalade hadiselerin arifesinde bulunuyoruz. Daha ziyade İstanbul’da vukuu ve tahakkuku beklenebilecek olan bu hadiselerin doğurabileceği mühim ve vahim vaziyetler üzerine arkadaşların nazarı dikkatlerini çekmekte acele ederim. Her ihtimale karşı bilhassa Anadolu’da bulunmaları faydalı olan arkadaşların gafil avlanmayarak icabında sürat ve emniyet- le Anadolu’ya geçmek için şimdiden tertibat almış olmaları lazımdır.”
(İddiayı yalanlayan) Araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı, mütarekede Ankara’da denetim subayı olarak görev yapan İngiliz subay H. Whittall’ün anılarını çevirip yayımlayan Osman Öndeş’in “Modalı Vitol Ailesi” kitabında “Ankara’da Fransız birlikleri bulunuyordu” cümlesinin yanlış çeviri olduğunu saptamış, Hugh Whittall’ün anılarının İngilizce metninde, Ankara’da Fransız birlikleri bulunduğu değil, birinin adı Boiseau olan Fransız mütareke görevlisi iki subay bulunduğunun aktarıldığını tespit etmişti (Alp Erdem de Vitol ailesinin şeceresini ilgili hatırattan alıntılamıştı).
Enver Behnan Şapolyo, “Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi” adlı kitabında Atatürk’ün Ankara’ya geldiği günü şöyle anlatmış (1958. Rafet Zaimler Baskı. 3. Baskı. İstanbul. Sf: 372):
“Atatürk’e bugüne ait intihalarını sorduğum zaman bana demişti ki:
— Ankaralılar beni misli görülmemiş bir heyecanla karşıladılar. Delikanlılar, millî elbiselerini giymişlerdi. Beni Yenişehir’in bulunduğu yerden İstasyona doğru götürdüler. O zamanlar Ankara’yı işgal eden İngiliz kumandanı, İstasyonda oturuyormuş, Onlara, milletin galeyanını göstermek için, merasim tertibatını bu şekilde yapmışlar!..
Mustafa Kemal’in Otomobili İstasyona doğru ilerliyor. Önüne bir grup kalabalık rastgeldiği zaman otomobilden iniyor, onlarla görüştükten sonra tekrar otomobiline biniyordu. Mustafa Kemal gelirken İstasyonda bulunan İngiliz kumandanı Misler Vitol, bir yağız atın üstüne binmiş duruyor, İngilizlerin ajanı olan Forbus adlı bir İngiliz de, mütemadiyen fotoğraf çekiyordu.”
Ankara’daki karşılamayı alanda bulunmuş gibi anlatan Enver Behnan Şapolyo’nun kendi otobiyografisinde Ankara’ya Atatürk’ten 9,5 ay sonra 10 Ekim 1920 günü geldiğini belirttiği biliniyor.








