Etiket arşivi: Uğur Tarıman

Contorium Elementini Gerçek Sanan Köşe Yazarları

Yıl 2011.

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü öğrencisi Can G. Kuseyri, eğlence için “sadece Türkiye’de bulunan çok değerli” bir element uydurur.

2006 yılında Aktüel dergisi tarafından uydurulan, Saadet Partisi’ni seçim kampanyasına kadar giren “Feomidyum” şakasından esinlenen Kuseyri, uydurduğu Contorium elementi hakkında konulu hazırladığı videosunu YouTube’a yükler.

Türkiye’nin maden zenginliği hakkında türetilmiş komplo teorileriyle dalga geçen videoya göre, dünyada yalnızca İstanbul Boğazı’nın derinliklerinde bulunan “Contorium” 23 trilyon dolar değerindeydi ve Amerikan emperyalizmi Contorium’un çıkarılmasına izin vermiyordu.

Videonun içeriği aşağıdaki gibidir:

Contorium atom numarası 90 kütle numarası 367,4 olan sadece İstanbul boğazının diplerinde bulunan faydalı radyosyon yayan son yıllarda enerji üretiminde nükleer silahlarda özellikle roket yakıtlarında hat safhada faydalanan ABD, AB, bilimum asya ülkeri,antartika,Avustralya ve yeni Zelanda’nın peşinde olan sadece honduras basınında hakkında yüzlerce haber yapılan ve Türkçesi dönergeçli energeç olan araştırması yasaklanmış bir mineraldir.

Bilgisayarınızda con isminde klasör bile açamazsınız. Her şey bu kadar açıkken araştırılması dış mihraklarca engellenmektedir.

Contorium Nasıl Çalışır ?

Contoriu 367,4 kütle numarasına sahiptir. Küsuratlı kütle numarası olmasının sebebi çekirdeğinin çatlak olmasıdır.Ve bu sebeple çekirdeği ayrıştıracak hiçbir işleme, nükleer santrale gerek olmadan etrafa radyoaktif enerji yayar. Süper Nato Topografik Araştırma Kurumunun yaptığı incelemelerde Contorium’un anti radyasyon olarak kullanabileceği görülmüştür. Elektrik devrelerine sürüldüğünde bilgisayarın fişe takılmadan yıllarca çalışabilmesini sağlar. Bunun dışında nükleer santrallerin duvarlarını boyamak için kullanılan boylara katıldığında nükleer sızıntı olmasını engeller. Çünkü 1/x ışını saçar. Ve zararlı radyoaktif x ışınları ile çarpışıp etrafı nötrler.
1/x çarpı X = 1(nötr)
Bu maddenin saatte,cep telefonunda veya herhangi bir elektrik devresinde kullanılırsa her türlü zararlı radyasyona kalkan görevi sağlar. Tüm faydalarına rağmen yenmesi durumunda mutasyonlara sebep olur.

İstanbul boğazlarının diplerinde bulunan Contorium’dan yiyen balıklar şu anda Kurtuluş Atom Müzesinde sergilenmektedir.
Her maden bulunduğu toprağın görüntüsünü şekillendirir. Örneğin dibinde bakır bulunan toprağın üzerinde bakıra özel bir bitki örtüsü gelişir. Eski çağlarda insanlar madenlerin yerini bu şekilde tespit etmekteydi.
Sadece İstanbul boğazında bulunan mineral nedir ?  Contorium
Peki sadece İstanbul boğazında çıkan ağaç nedir ?  Erguvan
İkisinin de  aynı renkte olması sizce tesadüf müdür ? Contorium’un bulunduğu noktalarda çıkan erguvan ağaçların sebepli dış güçlerin Contorium’un yerini bulması için hiçbir şey yapmasına gerek yoktur.

En zengin Contorium yatakları Rumeli hisarı bölgesinde ve Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nün diplerinde bulunmaktadır.  Çıkarılmayan Contorium’u simgelemek amacıyla üstü boş şekilde güney kampüse dikilen meçhul Contorium anıtı öğrencileri ibretle titretmektedir.

İlk olarak Dimitri Mendeleyev tarafından bulunan Contorium Rusya’nın sıcak denizlere inme politikasının temelini oluşturur. Babası Sibirya Türklerinden olan Dimitri Mendeleyev periyodik cetvelde 90 numaralı yeri boş bırakması için baskı görmüştür. Ancak o günümüzde sebebi anlaşılabilen bir cinlikle oraya thorium yerleştirip onunda atom numarası 90 ileride bu elementle ilgili araştırma yapabilmesi için geleceğe ışık tutmuştur.

Peki nasıl ? Thorium atom numarası 90 atom ağırlığı 232 olan radyoaktif bir elementtir. Türkiye’de Manisa Göndes’de çıkartılır. Şimdi Türkiye haritasını periyodik cetvel gibi düşünün. Manisa Gördes’ten kuzeye 367 km, yani Contorium’un kütle numarası kadar gidince nereye gidiyoruz ? Cevap bellidir İstanbul Boğazı !!!

Periyodik cetvelde de aynı gurup içerisinde kuzey yönüne gidilince kimyasal özellikler değişmez. Peki daha sonraları Contorium’a sahip olma yarışında Rusya’ya saldıran kimdir ?

Tüm bu olaylardan sonra Türkiye’yi işaretlemek için Türkiye’ye uluslar arası telefon kodu olarak 90 numara, yani Contorium’un atom numarası verilmiştir. Tam o tarihlerde Milli Eğitimimizi düzenlemek isteyen Amerikalılar müfredatımıza aynı atom numarasına sahip iki ayrı element olamayacağı söyleyerek Contorium’un önünü kesmişlerdir.

Türkiye’de Contorium’un adı ilk olarak 1993 yılında geçmiştir. Konu ile ilgili açıklama yapmak isteyen bilim dünyasından insanlar susturulmuş  ve o sene boğaz yalılarına yabancı bankalarla arap şeyhleri normalin üstünde bir ilgi göstermiştir. Bir sene sonra çıkan Windows 95 işletim sisteminde con ismi klasör olarak açılamadığı gibi Contorium’un izotopları olan COM1 ve COM2 de isim olarak açılamamaktadır.

Yaklaşık 6 yıl sonra Türkiye’ye yaklaşmak adına Irak’a saldıracağı söylenen Amerika,nın planlarını gören Bill Gates vicdan azabına dayanamamış con isminde klasör açılması için kurmaylarına emir vermiştir. Peki bu emirden birkaç gün sonra ne olmuştur ? Con isminde klasör açılabilmesi için yapılan çalışmalar sırasındaMicrosoft merkezi alınmıştır.

Sadece İstanbul Boğazı ve Haliç’te bulunan bu minerali ele geçirmek için Haliç’i temizleme bahanesi sunan yabancılar şimdilerde boğazdan yalı satın almaktadırlar. Satın alınan yalılara hiçbir Türk’ün girememesi ve bu yalılarda tuhaf araştırmaların yapılması sizce tesadüf müdür? Marmarayprojesinin Türk’lere verilmemesi de mi bir tesadüftür? Boğazın yüzlerce metre altında ne araştırması yapılmaktadır ? Bilindiği gibi İstanbul’a 3.köprü yapılacak, bu köprünün İstanbul’un kuzeyinden geçmesi planlanıyor. İstanbul’un kuzeyinde zengin Contorium yatakları var. Brüksel uluslar arası köprü yapım kanunun B bendinin 23.maddesine göre köprü yapım sırasında temelden çıkan toprak ve madenler köprü yapan şirketin olacaktır. Bu şirket çıkanları çöpe de atabilir başka yerlerde de kullanabilir. Ne yazık ki köprüyü Japonlar’ın yapacağı söyleniyor.

Madenlerimize kanunen sahip olmalarını engellemek için tek şey köprü yapım anlaşmasını iptal edip bu iznin Türk bir şirkete verilmesidir.

Video ilk başta baya ilgi çeker. Herkes elementin peşine düşünce şaka kontrolden çıkar.

Contorium videosu “internet ortamına düştükten sonra” katlanarak çoğalır ve komplo teorisini imal eden adamın kontrolünden çıkarak bir “toplumsal kanaat” haline gelir.

Contorium safsatasının hikayesi, kendi ifadeleriyle aynen şöyledir:

“Contorium, en basit tabirle olmayan bir madenin viral reklamı. Tamamen benim uydurduğum bir kelime. Ben Contorium’u, internetteki bilgi kirliliğini ortaya çıkarmak, komplo teorilerinin bir kısmıyla dalga geçmek ve kendisine sunulanı sırf işine geldiği için araştırmadan inanan zihniyeti eleştirmek için yazdım. Ben bunu ilk olarak 2007’de yazdım Ekşi’de. Sonra bu benden bağımsız bir şekilde forward maillerle veya başka şeylerle yayılmaya başlayınca, dedim ben bununla ilgili bir de video hazırlayayım. Asıl patlama da 2011’de videoyu hazırladıktan sonra oldu. 2011’de Twitter vardı Facebook çok yaygındı ve Ekşi’nin haricinde bi sürü sözlük vardı. Uludağ, İTÜ, İnci vs. Ve contorium doğal olarak 2007’deki etkisinden çok daha popüler bir hale geldi. Contorium birbirinden bütünüyle bağımsız, tutarsız ve okuma yazma bilen herkesin bir kaç dakika içerisinde çürütebileceği bilgilerden ibaret olan bir parodi. Tek başına bir komplo teorisine sahip alt yapısı yoktu. Buna rağmen contorium sayesinde internette korkunç bir bilgi kirliliğinin olduğu ortaya çıktı. Contorium’a inanan mühendislerin doktorların öğretmenlerin olması bize verilen eğitimin niteliğini sorgulamamızı sağladı. İnanmak istediğimiz şeyler bilimsel açıklamalarla çürütülse bile onlara inanmaya devam ediyoruz. Çalışmak, okumak, araştırmak yerine, çalışmadan zengin edecek derinlerde gömülü definelerin peşine düşüyoruz. Bu açıdan ben Contorium’un faydalı trollük olduğunu düşünüyorum.

Yıl olur 2016.

‘Contorium’ madeni, halen konuşmalarda kendisine yer bulabiliyor.

Araştırmadan, beylik laflarla, genellemelerle, yalan yanlış bilgilerle okuyucularını tabir-i caizse “aptal” yerine koyan köşe yazarlarımız da “contorium”  cazibesine kapılmaktan kendini alamaz.

Anayurt Gazetesi’nden Oğuz Güler, “Sadece Toryumumuz 25 trilyon dolar ediyor…” başlıklı 21 Nisan 2016 tarihli yazısında contorium palavrasına balıklama atlamış.

Zaten, “Değerli okuyucuların bu yazıyı lütfen arşivleyin ve facenizde paylaşın.” diye yazısına başlayan birinden başka ne beklenebilir ki?

Korkmayın! Büyük resmi gören tek müstesna şahsiyet Oğur Güler değil. Bu ülkede daha nice büyük beyinler (!) var…

Körfezde Olay Gazetesi yazarlarından Uğur Tarıman da onlardan biri.

Şaka bi yana, Uğur Tarıman, Körfezde Olay Gazetesi’nde 20 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanan “Contorium” başlıklı yazısında bu safsataya inanıp, gerekli araştırmayı yapmadan okurlarına aktarmış:

"Bu elementi iki ay önce, muhalefet vekillerine hitaben yazmıştım.. Dünya da sadece İstanbul Boğazının dibinde blunduğunu Rezervin 127 bin ton olduğunu,Parasal değerinin ise 23 trilyon dolar civarında bulunduğunu yazmıştım.. Vekil beyler bunu Meclise taşıyın dedim…Kikm taşıyacak onlar sadece kendilerini tekrar meclise nasıl taşırım sevdasındalar, kim düşünür s…..boktan elementi….Değil mi ya? Boğaziçinde yapılan köprü, su altı tünelleri inşaatlarını yapan firmalar, hafriyatları ne yapıyorlar diye de eklemiştim…….. Yeni Meclis kurulduğunda bu konuyu iyiden iyiye açacağım…Belki duyarlı bir vekil seçebiliriz…"

Allah, milli meclisimizden böylesi trolleri  uzak tutsun! (Amin)

“BENİM EN BÜYÜK DÜŞMANIM CEHALETTER.. M.KEMAL ATATÜRK” vecizesini paylaşmış bir de Uğur Tarıman. Atatürk’e ait değildir ne yazık ki bu söz. Ne de sözün doğrusu aktardığı şekilde değildir.

Uğur Tarıman’ın uydurduğu ve Atatürk’e atfettiği vecizenin orjinalini aktaralım: Said Nurdi der ki:

“Bizim düşmanımız; cehalet, zarûret, ihtilâftır”

Mustafa Kemal Atatürk’ün cehaletle ilgili bir sözü ile de bitirelim:

Cehalet;Yenilmesi gereken en büyük düşmandır!

Oguz Guler Kose Yazisi

Uğur Tarıman köşe yazısı

Yararlanılan Kaynak: Taraf Gazetesi’nin “Türkiye’nin en vatansever elementi Contorium…” başlıklı haberi