Yavuz Donat Kanuni Sultan Süleyman’a Ait Hikayeyi Atatürk’e Maletmiş

Yavuz Donat, Sabah Gazetesinde 24 Aralık 2008 günü yayınlanan “Ne Mutlu Türküm Diyene” başlıklı yazısında İsmet İnönü’nün Türkiye’yi bütün azınlıklardan temizleme isteğinden Atatürk’ün çiçekli bir cevapla vazgeçirdiği “masal”ını paylaşma hatasına düşmüş.

Önce Yavuz Donat’tan “hikayesini” okuyalım:

Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş: 
- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin. 
- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz? 
- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım. 

***
İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış: 
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal. 
İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş: 
- Ne oldu böyle? 
- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük. 
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş: 
- Paşam, bahçenin durumu nedir? 
- Azınlıkları söküp attım İsmet. 
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş: 
Atatürk: 
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene" 
sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Benhayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanunçıkarılmasın.
"Bunları" dün bize Ateş Ünal Erzen anlattı. "İnan Kıraç'tan dinledim" dedi. Belediye Başkanı Erzen, Ermenilerin "Sevgi Sofrası" adını verdiği kutlamalarda bu "olayı" anlatmış. Dinleyenler ağlamaya başlamışlar.

***
Ateş Ünal Erzen gittikten sonra İnan Kıraç'la konuştuk. "Evet, doğru" dedi.
İnan Kıraç'ın babası Ali Numan Kıraç "Atatürk'ün 6 yıl Amerika'da okuttuğu, Türkiye'ninilk ziraat mühendisi." Atatürk onu "Atatürk Orman Çiftliği'ne müdür yapmış." "Anlattığımızolay", İnan Kıraç'ın bizzat babasından dinlediği bir olay. 

***
Büyük Atatürk'ün "verdiği dersi" bugün hâlâ anlayamayanların olması ne kadar acı.
Neyse "vesile" oldu, İnan Kıraç'la "Atatürk'ü ve babası Ali Numan Kıraç'ı" saygıyla andık.

İbretlik paylaşım vesselam.

Ancak, yanlış kişilere atfedilmiş bir hikaye. Yavuz Donat başkalarından dinleyip köşesine doğrusunu araştırmadan aktarmış.

Aslında, Yavuz Donat’ın aktardığı hadise Atatürk ile İsmet Paşa’nın arasında değil, yaklaşık 400 yıl önce Kanuni ile veziriazamı Rüstem Paşa arasında cereyan etmiştir. 1674 yılında da yayınlanmıştır.

Konuyu Murat Bardakçı ve Erhan Afyoncu detaylandırmıştı. Aktaralım:

Kanuni ile veziriazamı arasında gayrimüslimler konusunda cereyan eden ilginç bir olayı ilahiyatçı Stephan Gerlach anlatır. Gerlach 1573-1578 yılları arasında İstanbul’da elçilikte din görevlisi olarak çalışır.

Kaleme aldığı hatıralarında İstanbul’da olup bitenler hakkında teferruatlı bilgiler verir. Kanuni döneminde 1544-1553 ve 1555-1561 yılları arasında yaklaşık 15 yıl veziriazamlık yapan Rüstem Paşa bazı olumsuz yönlerine rağmen son derece başarılı, zeki ve uzak görüşlü bir devlet adamıydı. Özellikle gayrimüslimlere ve yabancı devletlere karşı çok sert biri olan Rüstem Paşa’yı Fransızlar “Korkunç Yaratık”, Almanlar “gaddar ve menfur” olarak tanımlar, Venedikliler de çok çekinirlerdi.

Rüstem Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ı ülkede bir tek din olmasını ve faydadan çok zarara sebep olduklarına inandığı Yahudiler’i ülkeden kovmaya ikna etmek isteyince, padişahın veziriazamına verdiği dersi Gerlach şöyle anlatır: “Sultan Süleyman, beyaz ve sarı yapraklı bir çiçek koparmış ve paşaya bu çiçeği beğenip beğenmediğini sormuş. Paşa da elbette beğendiğini, çünkü onu bu biçimiyle yaratanın Tanrı olduğunu söylemiş. Bu sefer Sultan Süleyman çiçeğin bütün sarı yapraklarını yolmuş ve paşaya çiçeği şimdi nasıl bulduğunu sormuş.

Paşa da yanıt olarak çiçeğin artık bütünlüğünden yoksun ve renksiz olduğunu söylemiş. Padişah bir başka çiçek koparmış ve onun da beyaz yapraklarını yolmuş, sonra da az önceki sorusunu yinelemiş. Paşa gene aynı cevabı vermiş. O zaman padişah demiş ki:

“Madem çiçeklerin renkli olmalarını bir mükemmeliyet olarak kabul edip bundan hoşlanıyorsun, neden Tanrı’nın yaratmış olduğu insanların da çeşitliliklerini kabul etmiyorsun? Bir çiçekte ne kadar çok renk olursa, o kadar güzel görünür. Tıpkı bunun gibi Türkler beyaz, Müslümanlar yeşil, Rumlar mavi, Ermeniler beyaz, kırmızı ve mavi veya siyah renklerin karışımı, Yahudiler de sarı renkte sarık kullanırlar. Bu renklilik nasıl hoşa gidiyorsa, Tanrı da dinlerin çeşitliliğinden hoşlanır!” (Türkiye Günlüğü, Kitap Yayınevi, İstanbul 2007, I, 145-146)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir