Etiket arşivi: Yiğit Bulut

Köşe Yazarlarının Tutuklanan İlk Muvazzaf General Yanılgısı

Cumhuriyet tarihimizde görevde tutuklanan ilk orgeneral, 27 Mayıs 1960’ta tutuklanan Rüştü Erdelhun’dur. 27 Mayıs 1960 Darbesi sürecinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun 26 Mayısı 27 Mayısa bağlayan gece saat 03:00’te tutuklanır. İdamla yargılanır. Hakkında idam cezası kararı verilir. Ancak idam cezası icra edilmez. Sonrasında emekliliğe sevkedilir.

Bu bilgi, Balyoz ve Ergenekon davaları sürecindeki general tutuklamaları yaşandığında göz ardı edildi. 30 Mayıs 2011 tarihinde Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın Balyoz soruşturmaları kapsamında tutuklanması ile birlikte kamuoyunda Orgeneral Balanlı’nın görevde iken tutuklanan ilk muvazzaf general olduğu algısı oluştu.

Rüştü Erdelhun, muvazzaf, yani görevde iken tutuklanan ilk generaldir. Bilgin Balanlı ise sivil idare tarafından tutuklanan, cezaevine konan ilk muvazzaf orgeneral ünvanına sahiptir.

Bu ayrıma varamayıp hataya düşen köşe yazarları ise şu şekildeydi:

Yiğit Bulut‘un Habertürk Gazetesinde 31 Mayıs 2011 tarihinde yayınlanan “Türk subayına açık mektubumdur” başlıklı yazısından:

"Sevgili dostlar, bu sabah, son 48 saat içinde yaşanan çok önemli iki gelişme sonrası daha açık ifadesiyle “12 Eylül generallerinin ifadeye çağrılması ve ilk defa bir orgeneral rütbeli askerin tutuklanmasından” sonra durumun ne kadar hassas olabileceğini de dikkate alarak ve yeni eklentiler yaparak mektubu yeniden paylaşmak istiyorum…"

Güneri Civaoğlu‘nun Milliyet Gazetesindeki “THE ECONOMİST de bir ıslık çaldı” başlıklı 4 Haziran 2011 tarihli köşe yazısından:

"Yeni bir Balyoz dalgasıyla ilk kez görevde bir orgeneralin ve onun yanı sıra gene görevde generallerin, 1 amiralin, rütbeli subayların tutuklanmaları..."

Cüneyt Arcayürek‘in Cumhuriyet Gazeteside 1 Haziran 2011 günü yayınlanan “Üstünlük Yarışı!” başlıklı yazısından:

"İlk kez görev başındaki bir orgeneralin tutuklanması, Hasdal Askeri Cezaevi’ne gönderilmesi; yorumlarda ve haberlerde biraz kıvançla, biraz şaşkınlıkla yer aldı..."

Can Ataklı’nın Vatan Gazetesindeki 1 Haziran 2011 tarihli yazısından (Bahse konu yazı ilgili gazete arşivinden kaldırıldığı için orjinal bağlantı sunulamamaktadır):

"Önceki gün Türkiye’de bir ilk yaşandı. İlk kez orgeneral rütbeli üst düzeydeki bir subay tutuklandı."

Eser Karakaş’ın Star Gazetesinde 1 Haziran 2011 günü yayınlanan “Olmadı Sayın Kılıçdaroğlu, olmuyor ey basın” başlıklı yazısından (Bahse konu yazı ilgili gazete arşivinden kaldırıldığı için orjinal bağlantı sunulamamaktadır):

"Doğrudur, Türkiye’de ilk kez bir muvazzaf orgeneral tutuklanmıştır ama ortada, işleyen sıradan bir yargı süreci vardır; tuhaf olan belki de Sayın Balanlı’nın, görevinin başında iken tutuklanan ilk orgeneral oluşudur."

Mustafa Ünal’ın 1 Haziran 2011 tarihinde yayınlanan “İlk orgeneral” başlıklı yazısından:

"Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı 'darbeye teşebbüs'ten tutuklandı. Ve ilk kez görevdeki bir orgeneral cezaevine konuldu."

* İşbu ihtisapta, Muhtesip.com arşivinden faydalanılmıştır.

12 Mart Muhtırasının 1970 Yılında Verildiğini Zanneden Köşe Yazarları

12 Mart 1971 günü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üst yönetimi Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra vererek görevdeki hükümeti istifaya zorlar. Bu askeri müdahale de tarihimizde “12 Mart Muhtırası” olarak anılmaya başlar.

Ancak, 12 Mart Muhtırasının gerçekleştiği yıla dair köşe yazarlarının zihinlerinde bir bulanıklık söz konusu.

Bazıları, bu muhtıranın 1971 yılı yerine 1970 yılında verildiğini sanıyor.

Kimlermiş ifşa edelim:

Yiğit Bulut‘un Habertürk Gazetesinde 28 Mayıs 2011 günü yayınlanan “Türkiye ‘darbeler tarihi’!” başlıklı yazısından:

"1968'de % 3.8 olan enflasyon, 1969'da % 7.8'e ve 1970 "muhtırası sonrası" % 16.5'e yükseldi."

Güneri Civaoğlu‘nun Milliyet Gazetesinde 11 Nisan 2001 tarihinde yayınlanan “Eşref saati” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 Muhtırası'yla kurulan, siyasi sorumluluğu 'adressiz' bu tür hükümetlerin başarılı oldukları söylenebilir mi?"

Mehmet Ali Birand‘ın Hürriyet Gazetesinde 28 Haziran 2004 günü yayınlanan “NATO dorukları darbe hatırlatırdı. Artık değil…” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 müdahelesinde de NATO rüzgarı Türkiye’de esmişti."

Yine Mehmet Ali Birand‘ın 24 Kasım 2009 tarihli “Hem “kollayın” diyoruz sonra da kızıyoruz…” başlıklı yazısından:

"Bu sistemle yetişen askerimiz,. 86 yıllık Cumhuriyetimizin “koruyucu ve kollayıcısı” olarak yönetime iki defa (27 Mayıs 1960- 12 Eylül 1980’de) direkt olarak el koydu, üç defa da (12 Mart 1970- 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2006) dolaylı şekilde müdahele etti."

Ve yine Mehmet Ali Birand‘ın 23 Nisan 2008 tarihli “Hepimiz zamanında, Avrupa Konseyini kışkırtmıştık” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 muhtırasında hükümetin istifaya zorlanmasından sonra olsun, 12 Eylül darbesinden sonra partilerin kapatılıp liderlerinin sürgüne gönderilmesinden sonra olsun, her defasında, Avrupa Konseyi Parlamentosunda üye olan ve mağdur duruma düşen partilerin milletvekilleri, Parlamentoyu tahrik etmişler ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı direnmeye, protesto etmeye çağırmışlardır."

Özdemir İnce‘nin Hürriyet Gazetesinde 20 Nisan 2008 tarihli “Hastalığın keşfi ve kıssadan hisse” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 darbesinin gerekçesini oluşturan hareketler."

Yine Özdemir İnce‘nin 30 Ocak 2005 tarihli “Adanalı Demirtaş Ceyhun (Göbekli)” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 muhtırasının ve 12 Eylül 1980 darbesinin bütün ağırlığını yaşadı ve ödemesi gerekenleri ödedi."

Ve yine Özdemir İnce‘nin 3 Mart 2004 tarihli “ABD ve Türkiye’de insan hakları” başlıklı yazısından:

"14 Mayıs 1960, 12 Mart 1970, 12 Eylül 1980 ordu müdahalelerine arka çıkan ve özellikle 12 Eylül 1980 ihtilalini bütün gücüyle destekleyen ABD şimdi ordunun dolaylı etkisinden şikayet ediyor. Haklıdır, 12 Mart 1970’le başlayan sürecin sonunda, şu anda, ABD’nin hayal ettiği bir hükümet Türkiye’de iş başındadır."

Gündüz Vassaf‘ın Radikal Gazetesinde 11 Eylül 2005 günü yayınlanan “12 Mart, 12 Eylül, Bugün: Dilini Arayan Gençlik” başlıklı yazısından:

"12 Mart, 1970'de Demirel eline tutuşturulan muhtırayı radyodan okuduktan sonra 'şapkasını alıp giderken' öğrenciler, göğüslerinde kalpaklı Mustafa Kemal resimleri askeri alkışlıyordu."

Mine G. Kırıkkanat‘ın Radikal Gazetesinde “Hak alınmaz, verilmez!” başlığıyla 2 Mart 2002 günü yayınlanan yazısından:

"1970 darbesi öncesi, sırası ve sonrasını yaşayanlar bilir: Sol sloganlardan biriydi, 'Hak verilmez, alınır!' diye haykırırdı gençlik."

Fuat Bol‘un Türkiye Gazetesinde 29 Mayıs 2005 günü yayınlanan “27 Mayıs darbesi” başlıklı yazısından:

"İşte; 1961 Anayasası demokrasi adına bu yanlışları beraberinde getirmiş; nitekim, aynı zihniyetin salikleri "1970 Muhtırası"ndan sonra geldikleri iktidarda aynı anayasa ile idarenin mümkün olmadığını görüp, kendi elleriyle onlarca maddesi tadil edilmiştir."

Oral Çalışlar‘ın Radikal Gazetesinde “Güle Güle Nihat Ağabey” başlığıyla yayınlanan 20 Kasım 2010 tarihli yazısından:

"12 Mart 1970 darbesi döneminde TİP, Kürt sorununda aldığı kurultay kararı nedeniyle ‘bölücülük’ gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı."

Doğan Hızlan‘ın Hürriyet Gazetesinde 29 Mart 2011 günü yayınlanan “‘Fahrenheit’ 2011” başlıklı yazısından:

"Yıl 12 Mart 1970 mi? Yoksa 12 Eylül 1980 olabilir mi? Daha fenasıydı. Bu “karanlık” günlerin bile üzerinden onlarca yıl geçmiş, yeni bir on yıllık döneme girmiştik. 2011’deydik!"

"12 Mart 1970, Altın Kitaplar Yayınevi’nin yayın yönetmeniyim. Kitaplar toplatılıyor, sorumlular emniyete çağırılıyor."

İzge Günal‘ın SoL Haber’de 13 Mart 2014 günü yayınlanan “12 Mart darbesi ve bilim” başlıklı yazısından:

"Önce kısa bir özet: 12 Mart 1970 tarihinde yapılan askeri darbe ile 1960 yılında kazanılan özgürlükler askıya alınmıştı."

Yılmaz Murat Bilican‘ın T24’te 30 Ekim 2014 günü yayınlanan “Kısa Türkiye Cumhuriyeti tarihi” başlıklı blog yazısından:

"Neyse ki ordumuz “Cumhuriyeti koruma ve kollama” yetkisiyle 12 Mart 1970’te hükümete bir muhtıra verip iktidardan uzaklaştırdı."

 

 

Meramını Tek Kelimede Aktaramayan Köşe Yazarları

“Tek kelime ile ….” sık kullanılan bir kalıp aslında yazarlar için.

“Tek kelime ile” ifadesinden sonra yazarın tepkisini sadece 1 (yazı ile bir) kelimede özetlemesini beklersiniz.

Teoride böyle olsa da köşecilerin yazılarında, yani pratikte sürecin beklediğimiz şekilde işlemediği örnekler mevcut.

Bırakın tek kelimeyi, meramını tek kelimeyle diye başladığı cümlelerle aktaranlar var.

Örnekleri aktaralım:

Medyum Memiş‘in Güneş Gazetesi’nde 9 Nisan 2016 günü yayınlanan köşe yazısının başlığından:

 "Tek kelimeyle vatan hainleri" 

Cengiz Çandar‘ın Radikal’de 9 Mart 2016 günü yayınlanan “Ankara ile Brüksel arasında “jeopolitik-realpolitik tango”” başlıklı yazısından:

"O yön, AB’yi tek kelimeyle “felç etmiş”, her türlü “değeri”ni bir yana bırakıp, kendisini “varoluşsal sorunlar” karşısında görmeye başlamasına yol açmış olan, Suriye ağırlıklı mülteci akımının AB ülkelerine “geçiş yolu”."

Melih Altınok‘un Sabah Gazetesi’nde 17 Kasım 2015 günü yayınlanan “Zavallılık” başlıklı yazısından:

"Bir süre önce Fethullah Gülen'le yaptığı telefon görüşmesinin ses kayıtları basına yansıyan ve o konuşmada "Emirlerinize hazırım efendim" dediği iddia edilen Turgay Ciner ise yeni "emir almamış" olacak ki TV'leri ve gazetesi G-20'ye karşı nötr bir habercilikle yetindi. 

Tek kelimeyle utanç verici!"

Nigar Börek 18 Ocak 2015 günü Türkiye Haber Ajansı adlı internet sitesinde yayınlanan “Ermeni-Rus-Fars Birliği” başlıklı yazısında, aynı hatayı 3 kez yapabilme becerisini göstermiş:

"Tek kelimeyle yardıma muhtaç ahalinin kadın, çocuk, yaşlı demeden hepsinin başına olmazın belalar getirdiler." 

"Tek kelimeyle Osmanlı devletine kimin nefreti varsa onu Ermenilerin yardımlarıyla hayata geçirmişlerdir." 

"Tek kelimeyle yeryüzünde Ermenilerin yaptıkları vahşilikleri kimse yapamaz."

Tek cümleyle deseymiş keşke.

Ali Eyüboğlu‘nun, Milliyet Gazetesi’ndeki 11 Nisan 2015 tarihli “Survivor yarışmacılarının final hayalleri” başlıklı yazısında yer verdiği yarışmacıların tanımlamaları tek kelimeye sığmamış nedense.

Taylan Kara‘nın SoL Haber’de 23 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Nuray Mert, Kadir Mısıroğlu’ndan ne kadar uzaktadır?” başlıklı yazısından:

"Tıp fakültelerinde embriyoloji okutup “ Leylek teorisini” okutmamak da Prof Dr Nuray Mert’in sözcükleriyle söylersek “Tek kelime ile son derece dayatmacı bir anlayış ve davranış."

Yalçın Doğan‘ın Hürriyet Gazetesi’nde 1 Haziran 2010 günü yayınlanan “31 Mayıs sendromu” başlıklı yazısından:

"Gazze’ye gönderilen insani yardım gemilerine İsrail’in saldırması, Türkiye dışında belki de ilk kez bu kadar güçlü biçimde AB ülkelerinde de kınanıyor. Bu tek kelimeyle, devlet eliyle korsanlık, devlet eliyle cinayet."

Yiğit Bulut‘un 15 Şubat 2010 tarihinde Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Aydın Doğan’a şapka çıkarırım” başlıklı yazısından:

"Sevgili dostlar, başladığım gibi bitireyim; eğer Doğan "söz konusu" şirketleri, "bu fiyattan" İpek'e satmayı başarırsa, onu ikna eder ve "bu mala bu parayı alırsa", tek kelimeyle şunu söyleyebilirim; Helal olsun!"

Hadi Uluengin‘in Hürriyet Gazetesi’nde 17 Ocak 2007 tarihinde yayınlanan “Kelle Kültürü” başlıklı yazısından:

"İdam sırasında "kopan" başı "Allah'ın takdiri" "dans edilmemesini" "iftihar vesilesi" sayan bir "kültür" nasıl tanımlanabilir? Hemen ve tek kelimeyle söyleyeyim: 

"Kel-le kül-tü-rü"!"

Yine Hadi Uluengin‘in yine Hürriyet Gazetesi’ndeki 23 Kasım 2003 tarihli “Bugün daha güçlüyüz” başlıklı yazısından:

"Türkiye 1928'den beri, tek kelimeyle, Kilise'yle Devlet'in en az Fransa'daki oranda ayrışmış olduğu laik bir devlettir."

Toktamış Ateş‘in Timetürk’te 10 Haziran 2010 günü yayınlanan “Ayrıntıda kaybolmak” başlıklı yazısından:

"Rahmetli Adnan Menderes'in bence çok haksız, anlamsız ve hatta alçakça idamının sonrasında; yıllarca ve yıllarca en ufak bir sesi çıkmayanların, en ufak bir tepki koymayanların; aradan yaklaşık 50 yıl geçtikten sonra birdenbire Menderes'in idamının üzerinden prim yapmaya çalışmaları tek kelimeyle utanç verici."

 

* İşbu metinde Sn. Burçin Aydoğan’ın “doğrulama” örneklerine yer verdiği internet sitesindeki ihtisaptan faydalanılmıştır.

Yiğit Bulut ve Türkiye’nin Borç Stoku Gelişimi

Yiğit Bulut, 13 Temmuz 2016 günü Star Gazetesi’nde yayınlanan “Gerçek tehdit yerleşik düzen ve sahipleri” başlıklı yazısında klasik tarzında makroekonomik verileri yorumlarken ülkemizin dış borç stokuna ilişkin hatalı istatistikler paylaşmış:

"1980-2003: 1980’de yok denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçenin yüzde 40-50’sini vermemize rağmen 300 milyar doların üzerine çıktı."

1. 1980 yılında borç stokunun yok denecek kadar az olduğu iddiası asılsızdır. Sadece dış borç rakamlarına bile odaklandığımızda bu yanlışı görebiliriz: Türkiye’nin 1980 yılındaki dış borcu 16,3 milyar dolar düzeyindedir. Bu oran 1980 yılındaki GSYH’nin % 29’una denk gelmektedir.

2. 2003 yılında kamu borç stoku 300 milyar doların üzerine çıkmadı. 2003 yılında toplam kamu borç stoku 297,3 milyar TL civarındaydı. 1,3958’lik dönem sonu ABD doları satış kuru üzerinden hesaplandığında yaklaşık olarak toplam kamu borç stokunun 212 milyar dolar civarında olduğu görülmektedir.

Kaynaklar:

Yiğit Bulut’un Tekrar Yazıları

Yiğit Bulut’un kopyala-yapıştır köşe yazılarını hergün yazmaktan bıktık. Bari, tek bir başlık altında bir araya getirelim artık, daha kolay olur dedik.

Star Gazetesi’ndeki köşe yazılarından yakaladıklarımızı sıralayalım:

Ezcümle, Star Gazetesi Yiğit Bulut’a ödediği maaşı gözden geçirmeli.

ctrl c v

Yiğit Bulut’la 5 Farklı Yazıda Aynı Hikaye

Kısa geçelim.

Yiğit Bulut’un Star Gazetesi’nde yayımlanan “‘Yeter söz milletin’ demek ve yapılanlar…” başlıklı 28 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı aşağıda sıralanan yazılarla büyük ölçüde aynı:

Gazete ve zaman fark etmeksizin aynı yazıyı kullanmaya devam eden Yiğit Bulut takdiri (!) hak ediyor.

ctrl c v

Yiğit Bulut ve ABD&AB’nin GSYH’si

Star Gazetesi’nde yayımlanan 25 Eylül 2015 tarihli köşe yazısında Yiğit Bulut bu sefer eski yazılarından birini kopyalayıp yapıştırmadan yeni bir metin kaleme almış ve ABD-AB-Çin’in Gayri Safi Yurt İçi Hasıla tutarlarını karşılaştırmış:

"ABD+AB, dünya toplam GSMH’sının neredeyse % 35-40’ını üretirken, tek başına Rusya ve o coğrafya’da kalan çevre ülkeler dahil % 2,5-4 bandında kalıyor."
Yazısında değinilen rakamlar incelendiğinde Yiğit Bulut’un nominal GSYH rakamlarına odaklandığını görüyoruz. IMF’nin Küresel Ekonomik Görünüm Veritabanı verilerine göre; 2014 yılı sonu itibarıyla ABD, 17,4 milyar dolarlık GSYH ile toplam küresel ekonominin % 22,5’ini oluşturuyor. 2015 yılı için ise beklenti 18,1 milyar dolar ile % 24,5 yönünde.
AB ise 2014 yılı sonu verilerine göre toplam 17,2 milyar dolarlık GSYH ile küresel ekonominin % 17,2’sini oluşturuyor. 2015 yılı için beklenti 15,3 milyar dolar ile % 20,7 yönünde. Toplamda ABD ve AB 2014 yılı sonunda küresel ekonominin % 44,7’sini üretiyorlar.
Keşke köşe yazarları salladıkları rakamları rapor-istatistik gibi kaynaklarla destekleseler.
Kaynaklar:

 

Yiğit Bulut’la Kopyala-Yapıştıra Devam

Kısa geçelim: Yiğit Bulut’un Star Gazetesi’nde yayımlanan 16 Eylül 2015 tarihli “Yeni bir ‘ekonomi’ için yola çıkıldı-II” başlıklı köşe yazısı, 9 Mart 2015 tarihli “Ekonomide önemli çıpa; liderlik, siyasi istikrar!” başlıklı yazısının büyük çoğunlukla aynısı.

Yiğit Bulut yeni içerikli bir köşe yazısı yazmayalı epey oldu.

Kaynaklar:

Yiğit Bulut’un 16 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı: http://haber.star.com.tr/yazar/yeni-bir-ekonomi-icin-yola-cikildiii/yazi-1056913

Yiğit Bulut’un 9 Mart 2015 tarihli köşe yazısı: http://haber.star.com.tr/yazar/ekonomide-onemli-cipa-3b-liderlik-siyasi-istikrar/yazi-1007677

 

Yiğit Bulut ve Tekrara Devam

Yiğit Bulut, yeni bir şeyler kaleme almamakta ısrar ediyor galiba. Eski yazıları ısıtıp ısıtıp okuyucularına yeni bir şeyler sunuyor gibi yapıyor.

Gelelim bugünkü tekrara: Star Gazetesi’nde yayımlanan 14 Eylül 2015 tarihli “Yeni bir ekonomi için yola çıkıldı” başlıklı köşe yazısı, 30 Mart 2015 tarihli “Neo-liberal teslimiyet ve çaresizliği” başlıklı yazısıyla giriş kısmı ve başlık dışında aynı.

Kaynaklar:

Yigit Bulut 14 Eylul 2015 Yigit Bulut 30 Mart 2015

Yiğit Bulut Köşe Yazıları Tekerrürden İbarettir

“Tarih tekerrürden ibarettir” denir ya, Yiğit Bulut köşe yazıları da tekerrürden ibarettir demek de gayet doğru olur.

Yiğit Bulut’un Star Gazetesi’nde yayımlanan 13 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı6 Temmuz 2015 tarihli köşe yazısıyla büyük çoğunlukla aynı.

Yigit Bulut 6 Temmuz 2015 Yigit Bulut 13 Eylul 2015

Kaynaklar: