Etiket arşivi: Sunay Akın

Sabah Ezanının İlk Okunduğu Cami ve Melih Aşık

Melih AşıkMilliyet Gazetesindeki “Atatürk camileri” başlıklı 12 Ağustos 2011 tarihli yazısında Sunay Akın’a atıf yaparak dünyanın doğusunda sabah ezanının ilk okunduğu caminin Japonya’da ve Tokyo’da olduğunu iddia etmişti:

"Sunay Akın’ın dediği gibi: “Bu millet şunu biliyor mu! Bu gezegenin en doğusundaki (ve batısındaki) sabah ezanının ilk okunduğu camiyi Mustafa Kemal Atatürk yaptırmıştır.”"

Atatürk, Tokyo Camii ve Köşe Yazarlarımız” başlıklı yazımızda, Atatürk’ün Tokyo’da cami yaptırmış olduğuna yönelik iddiayı ele almıştık. Doğuda okunan ilk sabah ezanı iddiasını ayrı bir sayfada ele alalım istedik.

Ne yazık ki, Sunay Akın’ın ve Melih Aşık’ın alıntıladığı şekilde, Tokyo ne yazık ki en doğudaki camiye sahip değildir. Hızlı bir internet araması, Japonya’nın daha doğusunda kalan Avustralya ve Yeni Zelanda’da Tokyo Camii’nden önce ve sonra inşa edilen camiler mevcuttur.

Örneğin Avustralya’nın ilk camii olan Marree Camii 1882 yılında inşa edilmiştir. Adelaide Camii ise (Central Adelaide Mosque) ise 1888 yılında inşa edilmiştir. Yeni Zelanda’daki Christchurch’teki Canterbury Mosque, doğal olarak Tokyo’dan daha doğudadır.

Sydney’de bulunan 12 camide sabah ezanı Tokyo’dan ortalama 48 dakika önce okunmaktadır. Auckland Ponsonby’deki camide sabah ezanı Tokyo’dan yaklaşık 2 saat 20 dakika önce okunmaktadır.

Atatürk, Tokyo Camii ve Köşe Yazarlarımız

Tokyo Camii’ni Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptırdığı iddia edilir.

Ancak bu iddia doğruyu tam olarak yansıtmamaktadır.

Tokyo Camii’nin internet sitesinde caminin tarihinin anlatıldığı bölümde Atatürk’ün adı dahi geçmemektedir.

Caminin internet sitesinde, Tokyo Camii’nin 1938 senesinde yapıldığı bilgisi yer alır. Japon şirketlerinin yardımıyla Shibuya semtinde satın alınan araziye 1935 yılında bir okul binası yapılır ve bu okulun yanındaki arazi üzerine Tokyo Camii 1938 yılında inşa edilir. Yani, 1938 yılında Tokyo Camii Kazan Türklerinin önderliğinde Japon halkının da yardımlarıyla inşa edilir.

Zaman içerisinde hasar gören Tokyo binası camii 1986 yılında yıkılır ve akabinde cami ile okulun bulunduğu arazi, yeni bir cami yapılması şartıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne hibe edilir. Mülkiyetin devletimize geçmesiyle birlikte Diyanet İşleri Başkanlığınca 1997 çalışmalar başlatılır, Tokyo Cami Vakfı kurulur. 30 Haziran 1998 günü başlayan inşa çalışmaları neticelenir ve yeni Tokyo Camii 30 Haziran 2000 tarihinde ibadete açılır.

Ahmet Uzunoğlu’nun Tokyo Camii adlı kitabında da caminin Atatürk tarafından yaptırıldığına dair bir bilgi yer almaz. Ancak kitapta, caminin 1938’deki açılış töreni sırasında camiye Japon bayrağı ile birlikte bir de Türk bayrağı asıldığı belirtilir.

Cami bizatihi ve tamamen Atatürk tarafından yaptırılsaydı, cami tarihçesine dair bir kaynakta mutlaka bir atfı yer alırdı. Hiçbir kaynakta ya da belgede bu iddiayı teyit eden tatmin edici bir bilgi ya da kanıt bulunamamıştır.

Sunay Akın’ın “Gezegenin en doğusunda sabah ezanının okunduğu ilk camiyi Mustafa Kemal Atatürk yaptırdı” iddiasıyla daha da yaygın hale gelmişti. “2010 yılında Japonya’ya gittiğimde Tokyo Camii’ni Atatürk’ün yaptırdığını öğrendim Japonlardan. Bunu anlattım ve bir gazete yazarı çıktı; böyle birşey yok dedi. Ben bir çalışma yaparken, eğer karşımdaki başka birşey söylüyorsa ben onu dinlerim. Onun dedikleri benim için önemlidir. Ama hadi canım canım böyle bir palavra yok demek bir kere bilimsel bir üslup değildir. Saygısızlığı içerir. Yeni bir kitap yazıyorum herşeyi orada göreceksiniz” diyen Sunay Akın konuya ilişkin hâlâ tatmin edici bir belge ya da kanıt ortaya koyamadı.

Bir diğer iddiaya göre ise 1931 yılında Türkiye’ye gelip Atatürk’ü ziyaret eden (1932 yılında vefat eden) Japon Elçisi Torijori Yamada, Atatürk ile yaptığı görüşmede Türklerin Tokyo camiinin yapımına katkıda bulunmasını istemiştir. Yamada’nın bu isteğini geri çevirmeyen Atatürk, iddiaya göre Tokyo Camii’nin yapımına da katkıda bulunmuştur (Erdal Güven’in “Yumi-İstanbul’da Bir Geyşa, “Japon Kara Ejder Teşkilatı’ndan Kuvayı Milliye’ye”” başlıklı (belgesel) romanında Yamada’nın isteğiyle Atatürk’ün Tokyo Camii’nin yapımına katkıda bulunduğu iddiası yer almaktaymış. Ancak, ne cami sitesinde ne de cami sitesindeki Prof. Dr. Selçuk Esenbel’e ait “Türk-Japon İlişkilerinin Tarihi” başlıklı makalede ya da Türk-Japon ilişkilerinin  geçmişine dair diğer makalelerde bu konuda bir atıf yer almamaktadır).

Caminin resmi tarihçesine bakıldığında 1935 yılında arsasının alındığı ve 1938 yılında inşa edildiği düşünüldüğünde, Atatürk’ün 1931 yılında var olmayan cami için maddi katkıda bulunması iddiası temelsiz kalmaktadır.

Tokyo Camii, tamamen ve sadece Atatürk tarafından yaptırılmamıştır. Atatürk’ün cami inşasına maddi kaynak sunduğuna dair iddialar vardır. Her ne kadar çok somut ve ikna edici olmasa da bu iddialar, Atatürk’ün cami inşasına maddi kaynak sunduğunu kabul etsek bile bu durum caminin Atatürk tarafından yaptırıldığı anlamına gelmez.

Birkaç köşemen, köşelerinde Atatürk’ün Tokyo Camii’ni yaptırdığını iddia etme hatasına düştü:

Melih Aşık‘ın Milliyet Gazetesindeki “Atatürk camileri” başlıklı 12 Ağustos 2011 tarihli yazısından:

"Öte yandan... 1931 yılında Türkiye’ye gelip Atatürk’ü ziyaret eden Japon Elçisi Torijori Yamada, yaptığı görüşmede Atatürk’e Tokyo’ya bir cami yaptırmasını teklif etmiştir.
Atatürk’e daha önce kısa süre Japonca dersleri verdiği için O’nun “Hocam” diye karşıladığı Torijori Yamada, Ankara’yı ziyaretinden bir yıl sonra 1932 yılında vefat etmiş ama Atatürk verdiği sözü tutmuş ve Tokyo Camii’ni yaptırmıştır. Cami 1938 yılında tamamlanmıştır."

Hanefi Aytekin’in Yeni Meram’daki 2 Ocak 2017 tarihindeki “İman ve İslam Tokyo’daki Atatürk Cami’i Şerifi!-Hanefi Aytekin” başlıklı yazısından:

"Yıl 1931 JAPON ELÇİSİ Türkiye ye gelir. ATATAÜRK’e güven mektubunu sunarken Japon Kralının bir dileği TOKYO’ya bir CAMİ yapılması isteğini iletir. Ulu önder ATATÜRK, ülkem henüz harpten çıktı, Devletimizin imkanları çok sınırlı. KIRAL HAZRETLERİNİN İSTEĞİNİ kendi imkanlarımla yerine getireceğim der.
Uzak Doğunun bu süper gücü, Yüce İslam Dinine olağanüstü değer verip ilgi duyduğu içindir ki, dünyanın daha 1931’lerde bir dahi olarak bildiği ATATÜRK’ten Tokyo’ya bir cami yapımını istemesi derin anlamlar ifade etmektedir."

Hanefi Aytekin hikayeye kendinden de bir şeyler katmış. Keşke “Atatürk”ü ve “Kral”ı doğru yazabilse öncelikle.

İlaveten, Sunay Akın’ın şu sözü sıklıkla Tokyo Camii inşası ile ilgili olarak dile getirilir:

“Bu millet şunu biliyor mu! Bu gezegenin en doğusundaki (ve batısındaki) sabah ezanının ilk okunduğu camiyi Mustafa Kemal Atatürk yaptırmıştır.”

Tokyo ne yazık ki en doğudaki camiye sahip değildir. Hızlı bir internet araması, Japonya’nın daha doğusunda kalan Avustralya ve Yeni Zelanda’da Tokyo Camii’nden önce ve sonra inşa edilen camiler mevcuttur.

Örneğin Avustralya’nın ilk camii olan Marree Camii 1882 yılında inşa edilmiştir. Adelaide Camii ise (Central Adelaide Mosque) ise 1888 yılında inşa edilmiştir. Yeni Zelanda’daki Christchurch’teki Canterbury Mosque, doğal olarak Tokyo’dan daha doğudadır.

Sydney’de bulunan 12 camide sabah ezanı Tokyo’dan ortalama 48 dakika önce okunmaktadır. Auckland Ponsonby’deki camide sabah ezanı Tokyo’dan yaklaşık 2 saat 20 dakika önce okunmaktadır.

Ezcümle, doğudaki ilk ezan Tokyo’dan okunmuyormuş, Tokyo Camii en doğudaki cami değilmiş ve bu camiyi Atatürk tek başına yaptırmamış.

Çin Seddinin Uzaydan Görülmesi ve Köşe Yazarlarımız

Çoğu yurdum insanı, Çin Seddi’nin uzaydan çıplak gözle görülebilen tek yapı olduğuna inanmakta. Aynı asılsız iddia Mısır piramitleri için de dile getirilmekte.

‘Çin Seddi, uzaydan çıplak gözle görülebilen insan yapımı tek yapıttır” ve ”Piramitler, uzaydan kolaylıkla görülebilir ve ayırt edilebilir.” şeklinde ifade edilmektedir bu iddialar.

20. yüzyılın en ünlü maceracılarından Richard Halliburton’ın seyahatlerinin heyecan verici öykülerini içeren 1937 ve 1938’de yayımlanan Book of Marvels adlı iki kitapta ilk kez dile getirildiği iddia edilir bu yanlış bilginin.

Ancak, insan yapımı hiçbir yapıt uzaydan çıplak gözle görülememektedir. Çevresi ile insan gözü tarafından fark edilebilecek bir renk farklılığı oluşturmayan cisimler çıplak gözle uzaydan görülemezler.

Çin Seddi uzaydan

Bu hususta öncelikle uzay ile kastı netleştirmekte fayda var. Dünya yüzeyine yakın uzay boşluğu, ay ya da dünya etrafında tur atmakta olan uzay araçlarının seviyesini, bu iddianın odaklandığı “uzay tanımı” olarak addetmek en doğrusu olacaktır. Zaten bahse konu mesafeden uzaklaşmak, Çin Seddi ve piramitlerin görünümünü imkânsız hale getireceğinden, uzay tanımı sınırı için dünya üzerinde yörüngede dönen insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemlerini esas almak mantıklı bir seçenek olacaktır.

Öncelikle, uzayda görev yapmış astronotların şahitliğini alalım:

Ay’a ilk ayak basan insan olan Neil Armstrong, Çin Seddi’nin uzaydan görülüp görülmediğine dair kendisine yöneltilen bir soruya şöyle yanıt vermiştir:

"Kıtaları, okyanusları ve mavilikler üzerine serpilmiş beyaz lekeleri görebiliyordum. Ancak Ay’da bulunduğum süre içerisinde Dünya üzerinde, insan yapımı olan yapıtlardan hiçbirini göremedim."

1990’lı yıllarda Dünya yörüngesinde dönen bir uzay aracında görev yapmış olan NASA astronotu Jeffrey Hoffman ise kendisine yöneltilen sorulara şöyle cevap vermiştir:

"Uzayda çok uzun zaman geçirdim ve bu süre içinde Dünya’ya pek çok kez bakma fırsatım oldu. Hatta Çin’in üzerinden geçerken ayrı bir dikkatle inceledim fakat Çin Seddi’ni bir defa dahi görmedim. Burada olay şu ki, gözlerimiz kontrasta, yani renklerin zıtlığına duyarlıdır. Çin Seddi’nin rengi ise, bulunduğu araziden çok farklı değil."

NASA’nın ana bilim adamlarından olan Kamlesh P. Lulla Çin Seddi’nin uzaydan gözlemlenememesinin nedenini şöyle açıklamaktadır:

"Çin seddi'nin nasıl görülebildiğine dair çok şey söylendi ve yazıldı. Aslında, Çin Seddi'ni astronot fotoğrafçılığında ayırt etmek oldukça güç. Çünkü, Çin Seddi'nin yapımında kullanılan materaller, duvarı çevreleyenlerle renk, yapı ve diğer özellikler açısından oldukça benzerdir."

Ayrıca, Çin’in 2003 yılında uzaya gönderdiği ilk uzay aracında bulunan astronot Yang Liwei, Çin Seddi’nin uzaydan uzaydan ayırt edilemediğini ifade etmiştir.

İlaveten, uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığını, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini dile getirmiştir.

Dünyanın yer seviyesinden 165-330 km. yüksekte dönüş sergileyen uzay araçlarından, herhangi bir insan yapısının görülebilmesi için, büyüklükten ziyade, yer aldığı çevreye göre büyük renk farklılığına sahip olması gerekmektedir.

Dünyanın 7 harikasından biri olan Çin Seddi, yıkılmış kısımlarıyla birlikte 8851 km. uzunluğunda olsa da, günümüzde  2500 km civarındalık kısmı ayaktadır. Genellikle duvarlarının yüksekliği 4-6 metre arasında, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarındadır. Kalın olan yerlerin üzerinde atlar ve arabalar gidebilmektedir.  Çin Seddi her ne kadar uzun olsa da uzaydan bakıldığında varlığını işaret edecek bir gölge oluşturacak kadar yüksek değildir. Ayrıca, Seddin duvarları, uzaydan insan gözüyle ayırt edilebilecek şeklinde etrafını çevreleyen alanlardan bir renk farklılığına sahip değildir.

Şimdi bakalım, bu bilgi kirliliğine kapılıp giden köşe yazarlarımız kimler olmuş:

Güneş Gazetesi’nden Rıza Zelyut’un 22 Nisan 2013 tarihli “Biz Çapulcular” başlıklı yazısından:

"Biliyorsunuz uzaydan görülen tek insan yapısı, Çin Seddi'dir. Bu binlerce kilometrelik ve üstünde otomobiller giden duvarı Çinliler niçin yaptılar?"

Hayır öyle bir şey bilmiyoruz.

Özgen Acar’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 16 Nisan 2013 günü yayınlanan “Amida’dan Diyarbakır’a” başlıklı yazısından:

"6 km. ile en uzun sur olan Diyarbakır Kalesi’nde aynı hatalar yapılmazsa, hedefe tam anlamı ile ulaşılırsa Çin Seddi’nden sonra uzaydan çıplak gözle görülebilecek bir tarihsel yapıyı, bu kentimiz ve ülkemiz kazanacak demektir."

Çin Seddini uzaydan gördük de sırada Diyarbakır Kalesi var. Geniş hayal gücü işte böyle bir şey olsa gerek…

Yavuz Donat’ın Sabah Gazetesi’nde 22 Eylül 2004 tarihinde yayınlanan “Çin… Fırsatlar Coğrafyası” başlıklı yazısından:

"Amerikalı astronot "uzaydan çıplak gözle dünyaya bakınca net olarak görülen tek yer var" demişti: - Çin Seddi. Amerikalı'nın bu sözleri "Çin'deki ders kitaplarına" girmişti. Daha sonra Çin, uzaya içinde insan bulunan uydu fırlattı. Çinli astronot "uzaydan ben de baktım ama Çin Seddi'ni göremedim" dedi. "Bu gidişte öğrendik ki" Çinliler, ders kitabından "Çin Seddi uzaydan görünüyor" bölümünü çıkarmışlar. Amerikalı "aynı astronot" bugün yine uzaya gitse, Çin Seddi'ni görür mü bilemiyoruz ama... Çin'deki "değişimi" uzaydan bile fark edeceğine eminiz."

Yavuz Donat’ın iddia ettiği sözü söyleyen bir Amerikalı astronot yok. Bol keseden sallamış.

Sunay Akın’ın Şalom Gazetesi’nde 22 Ekim 2014 tarihinde yayınlanan “Çelengin ortasındaki kız” başlıklı yazısından:

"Uzaydan Çin Seddi’nin göründüğü söyleniyor. Peki, Rumelihisarı görünüyor mudur?"

Söyleniyor da, bir kontrol etmek lâzım köşeye aktarılan bilgileri değil mi?

Sencer Gültuna, Canlıhaber internet sitesinde 28 Haziran 2015 günü yayınlanan “Uyan Türkiye! Doğu Türkistan’da Katliam Var!” başlıklı yazısında Çin Halk Cumhuriyeti’ne atar yaparken bu yanlışa düşmüş:

"Türklerden korkusundan Çin Seddi'ni uzaydan görünecek kadar korkarak inşa eden bu döl kırıntıları, içinde kalmış bu ezikliklerini orada yaşayan insanlara nefret olarak kusmaktadırlar."

Konuya ilişkin son yorum Birgün yazarı Uğur Kutay‘dan gelsin:

"Belki bu erken postmodern maceraperest kendisi abartmıştı, belki de kendisinden önce Çin Seddi’nin büyüsüne kapılan bazı araştırmacıların -örneğin William Stukeley (1754) ve Henry Norman (1859)- benzer söylemlerinden etkilenmişti, bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, bu gerçekdışı bilgiye bugün bile inananların olduğu..."

Kaynak: NASA: China’s Wall Less Great in View from Space

Noel Baba’nın Geçmişi ve Köşe Yazarlarımız

Yeni yıl yaklaşırken bir şehir efsanesinin daha aslını hatırlatmakta fayda var.

Noel Baba adlı hayali karakterin bugün kamuoyuna mâl olmuş halinin Coca Cola’nın bir ürünü olduğu efsanesi, yine öldürülmesi zor bir zombi gibi varlığını korumakta.

İddiaya göre Coca Cola 1931 yılında Haddon Sundblom aracılığıyla siyah-beyaz resmedilen hayali kişilik Aziz Nikolas’ı ak saçlı, ak sakallı, koca göbekli, tonton dedeye çevirmiş.  Ancak, Noel Baba figürünün bugünkü haline Coca Cola tarafından getirildiği ve bir reklam figürü olarak ilk kez Coca-Cola tarafından kullanıldığı iddiası doğruyu yansıtmıyor.

Aziz Nikolas’ın bugünkü Noel Baba kıyafetleri ile ak saçlı, ak sakallı, tonton dede modeline uygun resmedilmesi 1930’lu yıllardan çok önce var olan bir şeydi.

Noel Baba’nın bugünkü modern imajını ilk resmeden sanatçılardan biri Amerikalı karikatürüst Thomas Nast. Harper’s Weekly dergisinin 29 Aralık 1863 tarihli sayısında yayınlanan resimde Noel Baba, Amerikan İç Savaşı’nda döneminde Birleşik Devletler bayrağı desenli ceketle yer alıyor.

1863-santa_claus

Bu resimden sonra, 1930’lu yıllara ve Haddon Sundbloom’a gelene dek, Noel Baba çoktan kırmızı kostümünü giyip ev ziyaretlerine başlamıştı bile.  1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu. Örnek olarak aşağıdaki 1902 tarihli Puck dergisinin kapağına bakalım:

1902 Puck Dergisi kapağı

Aşağıda yer alan fotoğraflar, Coca-Cola’dan çok önce soda ve maden suyu satışı yapan White Rock şirketinin Noel Baba figürünü reklamlarında kullandığını göstermektedir. Soldaki resim 1923 (Life Magazine), sağdaki resim ise 1915 (San Francisco Examiner) tarihli.

2618d-life121223a

efdee-sfe121915

Görüleceği üzere, Coca Cola’nın Noel Baba figürünü oluşturduğu iddia edilen 1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu.

Konuya ilişkin doğru bilgiler edinmek için Gürül Öğüt’ün Hürriyet Gazetesi’nde 14 Aralık 2013 tarihinde yayınlanan “Noel Baba’yı meşhur eden marka” başlıklı yazısı; ya da özet niteliğindeki aşağıdaki bölümü okunabilir.

Sundblom, şair Clement Clark Moore’un 1822 tarihli “A Visit From St. Nicholas” başlıklı şiirinden hareketle babacan, arkadaş canlısı, tombul, neşeli, çok daha insani bir Noel Baba çizer. Noel Baba’nın Coca-Cola’nın kurumsal kimliği nedeniyle kırmızı ceketle çizildiği yanlış bir bilgidir. Noel Baba, Sundblom’dan önce de kırmızı ceketle çizilmiştir.

Sundblom’un çizdiği Noel Baba, ilk kez 1931’de The Saturday Evening Post dergisinde yayınlanır. Ardından Ladies Home Journal, National Geographic, The New Yorker ve pek çok dergide daha düzenli olarak yer alır.

Gürül Öğüt’ün aksine Bakalım hangi köşe yazarları Noel Baba’nın geçmişi konusunda hata yapmış:

Yılmaz Özdil, Hürriyet Gazetesi’nde 29 Aralık 2011 tarihinde yayınlanan “Noel Baba” başlıklı köşe yazısını tamamen bu şehir efsanesine ayırma hatasına düşmüş:

Aslında...
Dolaptan girdi.
Buzdolabından!
*
Hıristiyan filan diyorlar ama, Papa dahil, kimsenin umurunda değildi. Taaa ki, 1930’a kadar... Amerikan zekası Coca Cola, günde 9 milyon şişe satıyor, ne yapsak da daha fazla satsak diye kafa yoruyordu. Şirin bi reklam figürü yaratıp, çocukların ilgisini çekmeye karar verdiler.
*
Dönemin en yetenekli illüstratörü Haddon Sundblom’la anlaştılar. Amerikan Sanat Akademisi mezunu Sundblom, göçmen bi ailenin çocuğuydu, babası Finlandiyalı, annesi İsveçli’ydi.
*
Popüler kültürde yeri olmayan, o güne kadar sadece 1863 senesinde, o da sadece bir kez, siyah-beyaz resmedilen hayali kişilik Aziz Nikolas’ı aldı, ak saçlı, ak sakallı, koca göbekli, tonton dedeye çevirdi. Dini tınıdan kurtulmak için, Aziz’i, yani Saint’i attı, kulağa daha arkadaşça geliyor diyerek, Santa dedi, Santa Claus yaptı. Dünya çapında en çok reklam yatırımı yapılan renklere, Coca Cola’nın kırmızı-beyaz-siyah renklerine boyadı, bilekleri beyaz tüylü kırmızı cüppe, beyaz ponponlu kırmızı kukuleta, siyah kemer ve siyah çizme giydirdi. Kendisi İskandinav kökenli ya... Geyikleri ilave etti, çocuksu düşleri gıdıklamak için, bindirdi kızağa, uçurdu.
*
Coca Cola da satışta uçtu... Gazeteler, dergiler, duvarlar, panolar, el ilanları, her taraf bu sevimli reklam figürüyle donatıldı. Hollywood üstüne atladı, aynı tip’le filmler çevrildi. Ardından icat edilen televizyon derken, popüler kültürün ayrılmaz parçası haline geldi.

Selahattin Duman’ın Hürriyet Gazetesi’nde 24 Aralık 2015 günü yayınlanan “Noel Baba sorunsalı” başlıklı köşe yazısından:

"Coca-Colacılar 1931 yılında Noel Baba karakterinden sebeplenmek istemişler. Lakin yeni bir kılık aramışlar. Anlaştıkları ressam Sundblom da onlara "şişman, beyaz sakallı, uçları beyaz kürklü kırmızı bir kıyafet giyen, siyah kemerli, siyah çizmeli, yumuşak kırmızı şapkalı" bir Noel Baba yaratmış. Meşrubat kutusundaki kırmızı Noel Baba'ya çok yakışmış, kıyafeti öylece kalmış."

Güngör Uras da Milliyet Gazetesi’nde 29 Aralık 2014 günü yayınlanan “‘Noel Baba’ aslında Fethiyeli Niko Efendi” başlıklı yazısında bu masalı anlatmış:

"Şimdilerde yaygın biçimde kullanılan Noel Baba çiziminin yaratıcısı ise İsveçli Haddon Sundblom isminde bir ressamdır. Coca Cola firması için çalışan Sundblom, daha önce farklı biçimde resmedilen Noel Baba’yı 1931 yılında sempatik bir ihtiyar olarak çizdi. Coca Cola renklerini simgeleyen beyaz şeritli kırmızı elbiseler giydirdi."

Güngör Bey bu hataya sadece yukarıdaki yazılarında düşmemiş, biraz geçmişe gittiğimizde aşağıdaki yazılarında da aynı hatayı yaptığını görüyoruz:

Bu arada, dikkatimizi çekti, Haber Antalya yazarlarından Nizam Savaş, Yeni Yıl ve Noel Baba başlıklı yazısında Güngör Uras’ın 23 Aralık 2012 tarihli “Niko Efendi, nasıl Noel Baba oldu?” başlıklı yazısını kaynak belirtmeden birebir kullanmış. Bildiğiniz intihal yani.

Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Merve Kavakçı, “Derviş Nicholas’ı kim öldürdü (II)” başlıklı 2 Ocak 2015 tarihli yazısında, Noel Baba figürünün Coca Cola’nın girişiminden önce de kırmızı-beyaz renge sahip olduğunu gözden kaçırmış ve birtakım hatalar yapmış:

"Tarihi çarpıtmanın son hamlesi kapitalist sistemin sömürgeci pençesinde gerçekleşiyor ve Coca Cola şirketi, kendi açısından son derece akıllı bir hareketle, Nicholas’ı yeni bir demografiyle dünyaya sunuyor. Artık Noel Baba lakaplı Derviş Nicholas, doğduğu toprakların karakteristiklerini taşıyan, kumral, ince, narin biri olmaktan çıkıp mavimsi yeşil gözlü, göbekli, kar beyazı bir İskandinav’a dönüşüveriyor. Elinde de Coca Cola şişesi. Belli ki yorulmuş, susuzluğunu kolayla gideriyor. Böyle olunca da küçük çocuklar, “aman Noel Baba, ne zaman ki susarsın, gel bizim evdeki kola ile susuzluğunu gider” dualarıyla uykuya yatıyor, Coca Cola da böylece zenginliğine zenginlik katıyor.
Civliz’in belgeselinin galasından dönüşte, anlattıklarımı duyan kardeşim Ravza “tevekkeli, Noel Baba Coca Cola renklerinde, kırmızı beyaz giyiniyor” dedi, “Türk bayrağının renklerinden esinlenmediler herhalde.” Tarihsel süreçte hangi noktada Derviş Nicholas öldürüldü, bunun tahlilini size bırakayım."

Milat Gazetesi yazarlarından Zehra Türkmen de bu konuda hata yapanlardan. 2 Ocak 2014 tarihli “Yeni yıl ve müslümanlar” başlıklı yazısından:

"Şişman, beyaz sakallı, kırmızı beyaz bir kıyafet giydirilen popüler Noel Baba, Haddon Sundblum’un çizimleriyle 1931 yılından itibaren Coca-Cola şirketi için hazırlanır. Noel Baba’ya giydirilen kırmızı pelerin Coca-Cola rengini sembolize etmektedir."

Yine Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Abdurrahman Dilipak, 7 Aralık 2014 tarihli “Şehre iki aziz geldi” başlıklı yazısında, Noel Baba’nın ortaya çıkış tarihini şaşırmış:

"Bizim bildiğimiz Noel Baba denen kişi, 1920’lerde ABD’de Coca Cola tarafından üretilen bir kişilik.. Nordik pagan bir efsane.."

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 15 Aralık 2015 günü yayınlanan “Noel Partisi başlıklı yazısında da, Noel Baba’nın Coca Cola öncesindeki geçmişini silip atarak kendince alternatif bir tarih yazmış:

"Noel kutlamaları ile girmiştik söze. Bu yılbaşı gecesi, Digiturk platformunda, geçen yıl hikâyesini benim yazdığım Derviş Nikalaus belgeseli yayınlanacak. Birileri Derviş Nikalaus’u çalıp bir tüketim cinine, putuna çevirdi. Ona Nordik bir efsane ile ilgili geçmiş hikayesi uydurdular.. Derviş Nikalaus’u Demre’den kim çaldı derseniz, kemiklerini Bari’ye kaçıranlar İtalyan’dı, ama ruhunu Amerikalılar çaldı. Ona bir İskandinav geçmiş hikâyesi uydurdular. Noel Baba adını verdikleri dervişi size bir kola firması ile birlikte pazarladıklar. Yeni Noel Baba aslında kola yasağını delmek için uydurulmuş bir ajan karakterdi aslında.. İncil hafızı bir dervişten bir tüketim cini ürettiler.. Kolanın Noel Babası artık bir misyoner de değil. Ruhani görünümlü bir pagandan öte seküler, kutsal dışını kutsayan bir pazarlama ajanıdır. Dine karşı bir din misyoneridir.. Aman dikkat, birileri ılımlı İslam adına aslında İslam’ın içini boşaltmaya çalışıyor."

İbrahim Kiras’ın, Vatan Gazetesi’nde 24 Aralık 2014 tarihli “Noel Baba neyin simgesi” başlıklı yazısından:

"Yalnız bir de şöyle bir şey var: Noel Baba kavramı önce pagan, sonra Hristiyan kültürünün malı olsa da bugün bütün dünya üzerinde dolaşımda olan malum Noel Baba imgesinin yaratıcısı çok daha farklı bir kültür: O kırmızı-beyaz giysili tanıdık figür 1930'larda Coca Cola firmasının reklam kampanyası için üretilmiş. Yani bugün Müslüman evlerine kadar girmiş bulunan Noel Baba aslında Hıristiyan değerlerinden çok modern kapitalizmin bir simgesi."

Ayşe Hür, Radikal Gazetesi’nde 29 Aralık 2013 günü yayınlanan “Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı” başlıklı yazısında malumatfuruşluk yaparken bahse konu hatayı yapmış:

"Nast’ın siyah-beyaz Noel Baba figürünü, renklendirmeyi akıl eden kişi 1924 yılında, kapitalist tüketimin sembol içeceği Coca-Cola için reklâmlar tasarlayan İsveçli grafikçi Haddon Sundlom oldu. Bu buluş sayesinde, o tarihe kadar esas olarak sıcak mevsimlerde içilen Coca-Cola’nın kış aylarında da tüketilmeye başladığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ayrıca, figürün yaratılış hikâyesini bilmeyen biri için, Santa Claus gibi aziz bir kişinin renklerini taşıyan bir içeceğin, iddia edildiği gibi kötü bir içeriğe sahip olamayacağı bilgisinin bilinçaltına yerleştirilmesi de kolay olmuştu. "

Ayşe Hür, yukarıdaki yazısının içeriğini aynen kullandığı 1 Ocak 2012 tarihinde Taraf Gazetesi’nde yayınlanan “Noel Baba’ya karşı Geyikli Baba” başlıklı yazısında da aynı hatayı yapmıştı:

Nilay Örnek’in Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Paha biçilemez Karaköy” başlıklı 21 Ocak 2013 tarihli köşe yazısından:

'NOEL BABA'YI COCA COLA İCAT ETMİŞ' DESEM!
KARAKÖY gezimizin duraklarından biri olan Meryem Ana Kilisesi'nde; ziyarete açık bölümde küçük gümüş gemiler görüyoruz... Bunlar güvenli yolculuklar için Ayios Nikolaos'a (Malum, Aya Nikola aslında Antalyalı, pamuk sakallı ve tam bir deniz adamı; çocukların ve denizcilerin azizi) şükranlarını sunan denizciler tarafından yaptırılmış. 
Rehberimiz Saffet Emre Tonguç, bu noktada bir hikaye anlatıyor: 'ABD'yi sarsan 'Büyük Buhran' döneminde Coca Cola, halkın moralini düzeltmek (ve satışlarını da artırmak) için bir kampanya başlatıyor. Denizcilerin Azizi'ne kendi renklerinden kırmızı ve beyaz şapkalar, kıyafetler giydirerek tanıtım yapıyor, hediyeler dağıtıyor ve Noel Baba böyle doğuyor!' İnanamamıştım ama doğrulama yaptım! 
Günümüzdeki Noel Baba imajı karikatürist Thomas Nast'ın 1863 yılında Harper's Weekly dergisinde yayınlanan çizimlerine dayanıyor. Ama çizer Haddon Sundblom, 1931 yılından itibaren 'yaz aylarıyla' özdeşleşen Denizlerin Azizi'ne yine yaz ve sıcakla özdeşleşen ama kışın da içilmesi istenen Coca-Cola için firmanın renklerinde kalın kıyafetler giydiriyor. Ve popüler imaj böyle doğuyor!

Denizcilerin ve çocukların koruyucusu Demreli Aziz Nikola, Coca Cola çizeri Haddon Sundblom'ın elinden çıkma çizimlerle 'Noel Baba' imajına kavuştu!

Yalçın Bayer’in Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 29 Aralık 2011 tarihli “Noel Baba!..” başlıklı yazısı:

"Bugünkü Noel Baba’nın yüzü, Amerikalı karikatürist Haddon Sundblom’un eseridir. 1931 yılında Coca-Cola’nın reklamı için çizdiği figürde, arkadaşı ve Coca-Cola dağıtıcısı Lou Prentiss’in yüzünü resmeder. Arkadaşının ölümünden sonra da, bir ayna karşısına geçerek kendi yüzünü çizer. 1964 yılına kadar da her Noel’de ufak tefek değişiklikler yapar."

İrfan Özfatura’nın Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan “İz Bırakanlar” başlıklı 27 Aralık 2009 tarihli köşe yazısından:

"Haddon Sundblum dahi Thomas Nast gibi bir ressamdır ancak o "duvarda resmin olcaana, alemde ismin olsun" der, reklam sektörüne oynar. Noel Baba'nın eline Cola şişesini tutuşturuverir ve kasası dolarla dolar. (1931) Hatta Baba'yı külahından çizmesine kadar kola renklerine (kırmızı beyaz) boyar. İlerleyen yıllarda Noel Baba sadece kapitalist çarkları yağlamaya yarar. Yok oyuncak şirketleri, yok çikolatacılar..."

Yaşar Süngü’nün Yeni Şafak Gazetesi’nde 31 Aralık 2008 tarihinde yayınlanan “Coca Cola”nın Noel Baba”sı” başlıklı yazısından:

Biliyorsunuz her yılbaşında alışveriş merkezlerinde ortaya çıkan beyaz sakallı, kırmızı giysili Noel Baba bugünkü imajını Amerika''da Coca Cola sayesinde kazandı.
Coca Cola ile bütün dünyaya tanıtılan beyaz sakallı, kırmızı giysili Noel Baba çizimi İsveçli Haddon Sundblom isminde bir ressamın.
Bu resim, Coca Cola''yı çocuklara sevdirmek, yaz içkisinin kış aylarında da içilmesini teşvik etmek amacıyla 1931 yılında başlatılan bir reklam kampanyası için çizilmiş.
Önce yılbaşında dağıtılan Coca Cola takvimlerinde kullanılan çizim, daha sonra Noel Baba sembolü olarak benimsenmiş.
* * *
Aziz Nicholas Akdeniz kıyısında muhtemelen Antalya''da 4. yüzyılda yaşamış bir piskopos.
St. Nicholas tüm varlığını ihtiyacı olanlara, acı çekenlere, hastalara yardım ederek harcamayı seçmiş.
Bu hayırseverlik zamanla bir efsaneye dönüşmüş.
Coca Cola da bu efsaneyi 1931 yılından bu yana giydirdiği kırmızı beyazlı Noel Baba kıyafetiyle kapitalizmin hizmetçisi yapmayı başardı.

Sunay Akın’ın Şalom Gazetesi’nde yayınlanan 18 Aralık 2013 tarihli “Noel Baba Nasrettin Hoca’ya karşı” başlıklı yazısından:

"Noel Baba, Ren geyiklerinin çektiği kızağını bir ressama borçludur: Amerikalı ressam Thomas Nast, Moore’un şiirinden etkilenerek Noel Baba’nın resmini yapar ve onu Ren geyiklerinin çektiği bir kızağa oturtur. ‘Tombul ve tıknaz’ olan Noel Baba, kahkaha attığında ‘hop hop’ oynayan ‘yuvarlacık göbeği’yle tüm dünyada tanınmasına neden olan turuna 1930’larda çıkar. Renkleri olan kırmızı ve beyazdan Noel Baba’ya bir elbise diken Coca Cola, ‘yaşlı, neşeli bir cin’ e benzeyen ve Haddon Sundblom’un çizdiği bu sevimli ihtiyarı düzenlediği reklam kampanyasının kahramanı olarak tüm dünyaya tanıtır."

Sunay Akın, aynı içeriğin yer aldığı Cumhuriyet Gazetesi’nde 20 Aralık 2009 tarihinde yayınlanan yazısında da aynı hatayı yapmıştı.

Ayşe Özek Karasu, Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan 1 Ocak 2012 tarihli “Tek sorun bacadan girmesi olsaydı…” başlıklı yazısını, Noel Baba’nın geçmişini bilmeyip araştırmadan kaleme almış:

"Hikâye malûm. Noel Baba dediğin, biraz kuzey mitologyalarından biraz güneyden, yani bizim Demre ya da Myra’dan apartma bir figür. İşte Demre’nin Aziz Nikola’sı, Kuzey Avrupa kıyılarının Sinterklaas’ı ve daha yığınla efsanenin art zamanda harmanlanması neticesinde ortaya çıkan bir fenomen. Ve şu da malum; Coca Cola’nın 1930’larda çıkan o meşhur reklam kampanyası olmasa, Noel Baba asla ve asla tek tip figüre dönüşemeyecekti. O eski çizimlerdeki, yer yer orman cinini andıran haliyle kalacaktı."

Yurt Gazetesi’nden Hakan Gülseven’in “Sünnetli Noel Baba’nın Not Defteri” başlıklı 1 Ocak 2014 tarihli yazısından:

"‘Noel Baba’ figürünü Hıristiyanlık değil, yılbaşına doğru satışlarını artırmak için reklam kampanyası yapan Coca Cola icat etmiştir. İnsanlığa hiçbir faydası olmayan bu gazlı içeceğin 1931’deki reklam kampanyasında, Haddon Sundblom adlı karikatüristin çizdiği Noel Baba figürü, ‘Amerikan Emperyalizmi’yle beraber dünyaya yayılmıştır."

Kaynak: