Etiket arşivi: Serdar Akbıyık

Beynimizin Sadece Yüzde 10’unu Kullandığımızı Sanan Serdar Akbıyık

Serdar Akbıyık, Star Gazetesinde 9 Ağustos 2014 günü yayınlanan “Ya beynimizin tamamını kullanabilseydik?” başlıklı köşesine sıkça dile getirilen bir yanlış bilgiyi taşımış:

"Bilindiği üzere insan beyninin yüzde 10’unu kullanıyor. Peki bu oran yüzde 100’e varsaydı ne olurdu? Sadece bu ilginç soru bile film için bize çok şey vaat ediyor"

Pek öyle bilinmiyor ne yazık ki.

Lucy filmini izleyip, “kandırılmış” galiba Serdar Akbıyık.

İddia

Klasik bir safsatadır: “Beynimizin sadece % 10’unu kullanıyoruz” iddiası. Bir de devamı gelir “Demek ki %100’ünü kullansak kim bilir neler yapacağız”.

İddianın Temeli

1920 yılında Einstein ile yapılan bir röportajla daha fazla yaygınlaşan bu safsatanın kökenine dair Evrim Ağacı’nın açıklamaları şu şekilde:

Bu iddianın kökenleri, 1890 yılında Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde araştırma yapmakta olan bilim insanları olan William James ve Boris Sidis'in "rezerve enerji teorisi"ne dayanmaktadır. Bu teoriye göre insanların, günümüz beyin kapasitesi (kranyal hacim) sayesinde ulaşabilecekleri en yüksek IQ 250-300 arası olarak tahmin edilmektedir. Ancak James ve Sidis, insanların sadece belli bir yüzdesinin bu IQ sınırına düşebildiğini iddia etmişlerdir. Araştırmalarının sonucunda, şimdiye kadar yaşamış insanlar arasında %3-10'luk bir dilimin ancak 250 IQ'ya ve üzerine çıkabildiğini ileri sürmüşlerdir. Bu araştırmanın hatalı yorumlanması, hızlıca felakete dönüşmüştür ve günümüzde insanların zekalarının %3-10 arasını kullandığı şeklinde değerlendirilmiştir.

Daha sonradan bu mit, 1998 yılında Dr. James Kalat'ın yaptığı bir diğer araştırma üzerine yeniden hortlamıştır. Bu araştırma, bilim insanlarının beynin derinliklerini keşfetmeye devam ettikleri sürece gördükleri ilginç bölgelerin farklı yorumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Bilim insanları, beynin bazı bölgelerinin gün içerisinde pek az aktif olduğunu gözlemlemiştir. Ayrıca beyin içerisinde bulunan bazı gangliyonların (sinir düğümleri) yine gün içerisinde her zaman aktif olmadığını görmüşlerdir. Kalat, makalesinde "1930 yılı dolaylarında bilim insanları beynin sadece %10'unun kullanıldığını düşünmüşlerdir." şeklinde bir ibare geçmektedir. Bu ibareden yola çıkan insanlar, bilim insanlarının genelinin hala böyle bir düşünceye sahip olduğunu sanarak, medyanın da olayların üzerine körükle gitme merakından ötürü miti yaymaya devam etmişlerdir. Halbuki Biological Psychology dergisinde yayınlanan makalede Kalat, beynin tamamının kullanıldığını ve beynin bazı bölgelerinin gün içerisinde aktif olmamalarının, o bölgelerin kullanılmadığı anlamına gelmediğini açıklamaktadır.

Argümanlar

Nörobilim uzmanı B. L. Beyerstein’in konuya ilişkin 5 argümanını Teyit.org’un analizinden şu şekilde aktarabiliriz:

1- Beyin hasarı: Klinik nörolojiden örnekler beyin dokusunun çok azının kaybının bile ciddi olumsuz sonuçlar doğuracağını ortaya koymuştur. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, beynimizde meydana gelen hasarlar vücudumuzda ilgili noktaların işlevini kaybetmesi ile sonuçlanabilmektedir. Dolayısı ile beynin sadece küçük bir kısmını kullanıyor olsaydık pek çok beyin hasarını sorunsuz atlatabilirdik.

2- Evrim: Beynimizin kullandığı enerji yüzdesi oldukça yüksektir. Sadece nefes atma ve iç organlar için çalışan beyin kısımları bile beynin %10’Iuk kısmından fazlasına tekabül etmektedir. Yaklaşık 1300-1400 gram ağırlığı ile toplam vücut ağırlığımızın sadece %2’sini oluşturan beyin, kandaki oksijen miktarının ise %20’sini harcamaktadır. Bu durumda, çok küçük beyine sahip canlıların evrimsel olarak oldukça avantajlı olmaları gerekirdi. Ayrıca, evrimsel olarak kullanılmayan organların köreldiğini bilmekteyiz. Eğer beynimizin %10’unu kullanılıyor olsaydık geri kalan %90’lık parçayı vücudumuzun taşımasına gerek kalmazdı.

3- Beyin taramaları: Günümüzde Pozitron Emisyonlu Tomografi (PET) ve Fonksiyonel Manyetik Rezonans İmgeleme (fMRI) gibi teknolojik gelişmeler sayesinde beynin fonksiyonlarını detaylı bir şekilde görebilme olanağına sahip olmaktayız. Beyin cerrahisi uygulamalarında beynin bölgelerine verilen elektriksel uyarılar ışığında beyinde kullanılmayan ve algı, duygu veya hareketin bulunmadığı bir alan gözlemlenmemiştir. Taramalar en sakin olması tahmin edilen uyku durumlarında bile beynin aktif olduğunu gözler önüne sermektedir.

4- İşlevsel bölgeler: Beynin %10’unun kullanıldığına yönelik efsane, beynin bir bütün olarak çalıştığı yanılgısından kaynaklanmaktadır. Beyin, hepsi birlikte çalışan farklı işlevlere sahip farklı bölgelerden oluşmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, belirli bir işleve ayrılmış bir beyin bölgesi yoktur. Beyin kurgulanmış bir program gibi işlem yapan, sonuç üreten bir yapı olmamakla birlikte, bütüncül bir şekilde varsayılandan daha karmaşık özelliklere sahiptir.

5- Dejenerasyon: İnsan vücudunda kullanılmayan hücreler bir süre sonra dejenere olmaktadır. Bu dejenerasyon durumu beynimizin sadece belirli bir bölgesi kullanıldığında geriye kalan kısımlarda bulunan hücreler için de geçerli olmalıdır. Efsanedeki gibi, beynin %90’lık kısmı kullanılmıyor olsaydı beynin büyük bir kısmı henüz ölmeden yok olmuş olmalıydı.

Safsatanın bilimsel analizine dair bilgimiz ve uzmanlığımız dışına taşan birçok kaynak sanal dünyada mevcut. Şimdilik biz bunlarla yetinelim ve Evrim Ağacı‘nın tespitiyle noktalayalım:

“Matematikte “yüzde” kavramı, bir bütünün parçalarını tanımlamak için kullanılır. Yani “yüzde on (%10)” kalıbı, yüz birimlik bir bütünün on birimlik bir kısmına işaret eder. Burada şu soru sorulmalıdır: “İnsanlar beyinlerinin yüzde 10’unu kullandığı iddia ediliyorsa, bu %100 neye göre, kim tarafından belirlenmiştir?” Yani bizim sözde %10’luk zekamız veya beyin kullanımımız, hangi %100’e göre belirlenmiştir? Böyle bir bütün bulunmamaktadır. Çünkü insan zekasıyla kıyaslayabileceğimiz herhangi bir zeka formu tanımıyoruz, bilmiyoruz.”

 

Yararlanılan kaynaklar: