Etiket arşivi: Rahmi Turan

Rahmi Turan ve Mecelle’deki Evlenme Yaşı Sınırı

Rahmi Turan, Sözcü Gazetesinde 29 Eylül 2014 günü yayınlanan “Nedir bu Mecelle denilen ahmaklık?” başlıklı köşe yazısında Mecelle hakkında yanlışa düşmüş:

"Mecelle, 19'uncu Yüzyıl'ın ikinci yarısında dini esaslara göre hazırlanan ‘Osmanlı Medeni Kanunu'dur. 99 hukuk ilkesini içeren 1851 maddesi vardır. 986'ncı madde, kızların 9 yaşında bulûğa erdiğini kabul eder. Yani Mecelle'ye göre, aileler kız çocuklarını 9 yaşında evlendirebilir!"

Mecelle’de Rahmi Turan’ın bahsettiği gibi 9 yaşında kızların evlendirilebileceğine dair bir hüküm yoktur.  Yaş sınırı olarak Mecelle’nin 986. maddesi 9 yaşı belirlememiştir. 15 yaş, her iki cins için büluğ yaşı olarak belirtilir.

Günümüz Türkçesiyle Mecelle’nin 986. maddesi şu şekildedir:

“Büluğ yaşının başlangıcı erkekte tam on iki, kızda da dokuz ve sonrası, her ikisinde de tam onbeş yaştır”

Mecelle “Kızlar dokuz yaşında büluğa erip evlendirilirler” demez. Yukarıdaki maddeden anlaşılabileceği üzere kızlarda büluğ çağının 9, erkeklerde 12 yaşında başladığı, iki cinsin de akıl baliğ olmalarının 15 yaşı bulduğu aktarılır. İlgili madde akabinde, sonra “mürahik” ve “mürahika” kavramlarını, yani büluğun gecikmesini aktarır.

Kaynak: Murat Bardakçı’nın 1 Ekim 2014 tarihli “Bu köşeler böyle değildi” başlıklı yazısı

Türklerin Tarihte Sadece 16 Devlet Kurduğu Zannına Kapılan Köşe Yazarları

Türkler tarihte 16 devlet mi kurdu? Neden bazı köşe yazarları ya da diğer şahıslar bu yanlış iddiayı sürekli dile getiriyor?

İddia şu: “Türkler tarihte 16 devlet kurmuşlardır. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızlar da bunu simgelemektedir.”

Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 devletin imgesi var. Tamam. Peki Türkler tarihte 16 devlet mi kurdu?

Elbette hayır. Bu rakam çok daha yüksek olmalı. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldız sayısına ve neden bu şekilde belirlendiğine girmeden bazı gerçekleri aktaralım öncelikle.

Milletimizin en temel özelliklerinden birinin “devlet kurma” olduğu vurgulanarak, devletsiz dönem geçirmediğimizin altı çizilir. Teşkilatçılık ve devletçilik ruhuyla -her ne kadar devletlerimiz çeşitli nedenlerden ötürü yıkılsa da- bir yolunu bulup, örgütlenip yeni bir devlet şemsiyesi altında bir araya geldiğimiz dile getirilir.

Tarihimiz incelendiğinde bu hususun doğru olduğu görülür. Ancak, doğruluğu üzerinde şüphe bulutları yoğunlaşan iddia, devlet kurma istidadımız değil, tarihte sadece 16 devlet kurduğumuz.

Cumhurbaşkanlığı forsunda da yer alan 16 yıldız tarihteki 16 Türk devletini temsil eder. Bu devletlerin listesi şu şekilde:

1. Büyük Hun İmparatorluğu: MÖ 220- MS 216
2. Batı Hun İmparatorluğu: MÖ 48-MS 216
3. Avrupa Hun İmparatorluğu: 375-469
4. Ak Hun İmparatorluğu: 420-552
5. Göktürk Kağanlığı: 552-745
6. Avar Kağanlığı: 565-835
7. Hazar Kağanlığı: 651-983
8. Uygur Kağanlığı: 745-1368
9. Karahanlı Devleti: 840-1212
10. Gazne Devleti: 962-1183
11. Büyük Selçuklu Devleti: 1040-1157
12. Harezmşahlar Devleti: 1097-1231
13. Altın Ordu Devleti: 1236-1502
14. Timur İmparatorluğu: 1368-1501
15. Babür İmparatorluğu: 1526-1858
16. Osmanlı İmparatorluğu: 1299-1922

 

Forsdaki 16 yıldızın manası ve hangi devletleri temsil ettiğine dair elimizde somut bir bilgi, belge ya da vesika bulunmamaktadır. Kim hangi motivasyonla bulmuştur, belli değildir.

Peki tarihte kurduğumuz devletler bu 16 devlet ile mi sınırlı? Hayır. Türkler sadece 16 devlet kurmadı. Kurduğumuz devletlerin sayısı daha fazla.

En basitinden, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni devletten mi saymıyor bu iddiaya sahip olanlar? Yukarıda mezkur 16 devlete ilaveten Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC‘yi de eklerseniz eder size 18.

Kaldı ki, zamanında KKTC’ye 16 devlet arasında yer açmak adına Batı Hun Devletini listeden çıkarmak da tasarlanmış.

Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan nicedir peki? Türk devleti değil mi bunlar? 18+5=23.

Tarihte bazı devletlerimiz 2’ye ya da daha fazla parçaya ayrılarak farklı devletler oluşturulmuştur. Örneğin, Büyük Hun İmparatorluğu 2’ye ayrılıp Batı ve Doğu Hun Devletleri kurulmuştur. Batı Hun Devleti listede var ama Doğu Hun Devleti yok 16 Türk devleti listesinde. Bir diğer örnek de Göktürk Devletinin 2’ye bölünerek Batı ve Doğu Göktürk Devletlerinin kurulmasıdır. Bölünmelerden sonra oluşan devletler, neden 16’ye ilave sayılmıyor?

Tamam hadi, bölünmeyle oluşan devletleri eklemeyelim listeye. Anadolu Beyliklerini de yok sayalım. Mevcut özerk Türk Cumhuriyetlerini göz ardı edelim.

Ama yine de tarihte Türkiye Cumhuriyeti, KKTC ve bölünmeyle oluşan devletler dışında kurulan birçok Türk devleti bu listede yok.

Listeye girmeyi başaramayan bazı örnekler şu şekilde sıralanabilir: Sakalar, Asya Avar Devleti, Karluk Devleti, Kansu Uygur Krallığı, Peçenek Hanlığı, Tolunoğulları, Memlük Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Kırım Hanlığı, Kırım Halk Cumhuriyeti, Kazan Hanlığı, Safevi Devleti, Bakü Hanlığı, Çağatay Hanlığı, Batı Trakya Türk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Kıbrıs Federe Türk Devleti, Hatay Cumhuriyeti.

İrili ufaklı devlet oluşumlarını da eklerseniz bu listedeki Türk devleti sayısı 50’ye yaklaşır.

Türklerin kurduğu devlet sayısını 16 ile sınırlı tutanları anlamak mümkün değil. Devlet mi seçiyorlar, kurulanları devlet olarak mı görüyorlar, başka gayeleri mi var yoksa gerçekleri mi umursamıyorlar anlaması güç.

Tespit için bir kıstas kullanılmış mıdır diye sorgulayacak olursak; sahip olunan topraklar ya da hükmedilen halk üzerinden de gitsek, bu liste yine de 16 devlet ile kısıtlanamayacak ölçüde geniş.

Türkçülüğün önde gelen isimlerinden Nihal Atsız, 1969 yılında Ötüken dergisinde yayımlanan “16 Devlet Masalı ve Uydurma Bayraklar” adlı makalesinde bu durumu “16 Türk devleti efsanesi” olarak nitelemiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“16 Türk devleti efsanesini, sayın Tekin Erer’in Ocak 1969’da kendi sütununda yazdığı “Türklüğün 16 Avizesi” başlıklı makaleden öğrendim. Bu makalede sayılan 16 devlet arasında Samanlılar gibi Türk olmayan devlet bulunduğu gibi Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Mısır Kölemenleri gibi büyük ve muhteşem Türk devletlerinden bahsedilmeyişi, hele cihan tarihinin en büyük imparatorluğu olan Çengiz devletinin anılmayışı konuyu daha başlangıçta sakat hale getirmektedir. Bundan başka 16 devlet telâkkisi bizim millî ülkümüze, büyüklük düşüncemize, süreklilik vetîremize aynı zamanda tarihî gerçeklere de şiddetle aykırı düşmektedir. 16 büyük devlet… Tabii, Karamanoğulları ve daha küçükleri gibi ötekilerini de sayınca bu rakkam kabaracak, en aşağı 50 devlet olacaktır.”

Murat Belge de Radikal Gazetesinde yayınlanan “Gelelim 16 Türk devletine” başlıklı ve 26 Kasım 2005 tarihli yazısında yazısında Prof. Dr. Coşkun Üçok’un “16 Türk devletinin efsane olduğu”na yönelik tespitlerini şu şekilde aktarmıştı:

“Coşkun Üçok bu ’16 devlet’in hiçbir temeli olmadığını söylüyor. Şöyle bir alıntı vereyim: “Cumhurbaşkanlığı forsunun üst sol köşesinde bulunan güneşi çevreleyen 16 yıldızı her kimse, birisi a priori olarak bu yıldızların 16 Türk devletini simgelediğini kabul etmiş ve sonra da tutmuş her yıldıza bir devleti münasip görmüş. Ancak Türk tarihi hakkında, herhalde yeterli bilgisi olmadığı için, küçükleri bırakıp büyük bütün Türk devletlerini saysa bile 16 sayısını çok aşacağı için hiçbir ölçüte uymayarak keyfi bir biçimde 16 devletin adını sıralamıştır. Bunların içinde Türk oldukları kuşkulu olanlar bulunduğu gibi, devlet kurucularının Türk olmadıkları kesin olanlar da vardır. Buna karşılık kurucusu da, halkı da öz be öz Türk olanlar bu 16 içinde yer almamışlardır. İşin daha hoş yanı bu devletler içinden birini çıkarıp yerine başkası da konulabilmiştir. 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulunca, bu küçük devlete 16’lar içinde yer verilebilmesi için o zamana kadar kitaplarda, broşürlerde, posterlerde yer alan Panu’nun kurmuş olduğu Batı Hun İmparatorluğu (48-216) listeden çıkarılmış ki, 16 sayısı bozulmasın.”

Efsaneyi icat etmiş kişiye Coşkun Üçok ‘her kimse’ ve ‘birisi’nden daha fazla yaklaşamıyor. 12 Eylül Vaka-i Hayriye’sinin ışığı altında yaşadığımız 80’lerde, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü 1984-85 ders yılı açılış töreninde bu 16 devleti tanıtan bir kitapçık dağıtmış. Bu bilim kurumunun sunduğu bu faydalı eserde, Üçok’un anlattığına göre, Attila’nın Hunları İ.S. değil de İ.Ö. 5. yüzyılın Türk devleti olarak tanıtılınca, ortaya 1000 yıllık bir fark çıkmış. Uygurların ‘matbaa tekniği’ni ‘keşfettikleri’ de söylenmiş. Karahanlılar devletinde halk tamamen Türk ve kısmen İranlıdır denmiş. Bu da ancak Türklere özgü bir marifet olsa gerek. Ayrıca, Altınordu devleti içinde yer alan bir Cuci ulusu varmış.”

Tüm bunları aktardıktan sonra gelelim hangi köşe yazarlarının Türklerin kurduğu devlet sayısını 16 ile sınırlamakla hataya düştüklerini aktarmaya:

Bekir Hazar, Takvim Gazetesinde 10 Mart 2017 günü yayınlanan “16’nın sırrı” başlıklı yazısında

"Biz Türkler gururluyduk... Tarihte 16 DEVLET kurmuş şanlı bir Millettik."

...

"16 Devlet kuran Türkler olarak o 7 yıllık kısacık dönemde tam 16 HÜKÜMET kurmayı başardık."

...

"16 Devlet kuran Türkleri dışarıdan yönetmeye kalkanların en büyük kozunu elinden alacaktır.
Ne dersiniz? Yedi yılda 16 Hükümet mi?.. 16 Devlet mi?"

Rahmi Turan‘ın Sözcü Gazetesinde yayınlanan 18 Ocak 2015 tarihli “Tarihte ders almıyorlar!” başlıklı yazısından:

"Açıklamaya göre bunlar tarihteki 16 büyük Türk Devleti'ni temsil ediyorlardı.
16 devleti kurmuş ve batırmışız!
Evet, kurmak başarı ama… Ya batırmak?!
Türkiye Cumhuriyeti 17'nci büyük Türk Devleti."

...

"Dünya tarihinde bir rekordur. 16 devlet kurmayı başarmışız."

Rahmi Turan, tarihten çok ders almış belli ki, kurduğumuz devlet sayısını 16 ile sınırlayıp başkalarının tarih bilgisine dil uzatıyor.

Ergün Diler’in Takvim Gazetesinde 21 Mayıs 2016 günü yayınlanan “Yeni-Eski Savaşı” başlıklı yazısından:

"16 DEVLET KURAN TÜRKLER'i en iyi yabancılar bilir...."

Sedat Ergin‘in Hürriyet Gazetesinde 22 Ağustos 1999 günü yayınlanan “Ölülerimize sahip çıkacaksak” başlıklı yazısından:

"Ulus olarak en çok övündüğümüz hasletlerimizden biri, insanlık tarihi boyunca 16 devlet kurmuş olmaktır. Büyük çilelerden geçerek kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz 16. devletimiz 21. yüzyıla adım atmamıza dört ay gibi kısa bir süre kalmışken, kendi varoluş süresinin en büyük felaketini yaşıyor. Bu felaket, aynı zamanda 16. Türk devletine musallat olmuş virüsleri iyice teşhir etmesi bakımından aslında hayırlı bir başlangıcın nüvesini de içinde taşıyor."Ulus olarak en çok övündüğümüz hasletlerimizden biri, insanlık tarihi boyunca 16 devlet kurmuş olmaktır. Büyük çilelerden geçerek kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz 16. devletimiz 21. yüzyıla adım atmamıza dört ay gibi kısa bir süre kalmışken, kendi varoluş süresinin en büyük felaketini yaşıyor. Bu felaket, aynı zamanda 16. Türk devletine musallat olmuş virüsleri iyice teşhir etmesi bakımından aslında hayırlı bir başlangıcın nüvesini de içinde taşıyor."

Mustafa Balbay‘ın Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan “16 Türk devleti” başlıklı 15 Ocak 2015 tarihli yazısından:

"Tarihte kurduğunuz 16 devlet varsa, onların hiçbiri bugün yaşamıyorsa, bunun Türkçesi şudur: Demek ki, 16 devlet batırdınız!"

Bekir Ağırdır‘ın T24’te 29 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan “Herkesin tarihi kendine göre” başlıklı yazısından:

"Orta Asya’dan Göktürklerden başlayıp bugüne gelen, 16 devlet kuran ama 15 devlet batırmayan (onları dış mihraklar ve dış dinamikler sona erdirdi çünkü) zaferler ve kahramanlıklar tarihi."

Fadime Özkan‘ın Star Gazetesinde yayınlanan 16 Eylül 2013 tarihli “Muhsin Kızılkaya: Türkçe edebiyat bayrağını Kürt yazarlar yükseltti” başlıklı yazısından:

" Devlet kurmak bir işe yaramaz çünkü. Türkler 16 devlet kurmuş 15’ini yıkmış. Bu sürede onları var kılan şey Türkçe olmuş."

Kafalar bir hayli karışmış. 15 devlet yıkıldı, toplam 16 devlet kuruldu demiş. Forstaki 16 devlet yıkılmıştı hani. 17. bizdik?

Hasan Pulur’un Milliyet Gazetesinde 1 Şubat 2015 günü yayınlanan “Olaylar ve insanlar” başlıklı yazısından:

"Hele Çankaya Köşkü’nün sökülen forsu yok mu? Tarihteki 16 Türk devletini temsil ediyordu. Yani 16 devlet kurmuş, batırmışız. Ortadaki şekil de 17. Türk devletini belirtiyordu. Bakalım 17. devletin hali ne olacak, göreceğiz."

Harun Halil’in Millet Gazetesinde 17 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Devlet ve Ülke arasındaki fark” başlıklı yazısından:

"Örneğin Türkler tarihte 16 devlet kuran millet olarak diğer milletlere nazaran devlet tecrübesine sahip bir millettir."

M. Necati Özfatura‘nın Türkiye Gazetesinde 4 Mart 2003 günü yayınlanan “Tezkere ile ilgili durum muhakemesi” başlıklı yazısından:

"Türkler, 16 devlet kurmuş, onurlu şerefli bir millettir. ABD işgaline hayır diyen milletvekilleri en hayırlı hizmeti yapmışlardır."

Deniz Kavukçuoğlu‘nun Cumhuriyet Gazetesinde 4 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “‘Özgürlükçü Türkiye’ ya da Bir Yandaş Yazar Denemesi” başlıklı yazısından:

"Ne var ki Türkiye’nin, dünyanın 17. büyük ekonomisi olmasını içine sindiremeyen, hele 2023 yılında ilk 10’a girmesinden büyük korku duyan Batı, Türkiye’deki işbirlikçileriyle el ele tarihte 16 devlet kurmuş ecdadımızın şanlı mirası üzerine bina ettiğimiz Türkiye’nin uluslararası alanda binbir türlü çabayla kazandığı saygınlığı yıpratmak için elinden geleni ardına koymuyor."

Ragıp Zarakolu’nun Evrensel’de 11 Eylül 2012 tarihinde yayınlanan “44 gazeteci mahkeme önünde” başlıklı yazısından:

"Yüzyıllardır 16 devlet kurmuş olmak, Avrupa Birliği’ne Almanya’dan sonra ikinci en güçlü devlet olarak girmek, Ortadoğu coğrafyasında ‘Yeni Osmanlıcı’ bir hegemonya kurmak iddiasındaki tüm Türk siyasetçileri bu manzaradan utansın."

Bayram Coşkun’un Yeni Mesaj’da 21 Ocak 2015 günü yayınlanan “16 Türk devleti çöktü sıra 17’nci de mi?” başlıklı yazısından:

"Tarihte kurulmuş 16 Türk devleti son günlerde çok moda, özellikle de bu devletlerin askerleri."

...

""Türkiye bölünmez, Türkiye'yi bölemezler" diyenlere en güzel örnek tarihteki 16 Türk devleti değil mi? Doğrudur bu millet 16 devlet kurmuştur ama bu devletler ne yazık ki yaşatılamamıştır. Zaten devlet sayısının bu kadar çok olması da durumu tek başına ortaya koyuyor."

...

"Asıl hastalıklı zihniyet yıkılan 16 devlet örneği ortada iken 17. devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'ni yok edecek adımları görmeyenler değil mi?"

Bülent Erandaç’ın, Takvim Gazetesi’nde 4 Haziran 2016 günü yayınlanan “Kirli Kardeşlik” başlıklı yazısından:

"Türkler tarihte 16 Devlet kurdu. Bunların hiçbiri dıştan yıkılmadı. Hep içeriden yıkıldı."

16 devlet kurulması hususuna yukarıda değinmiştik.

Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan 16 yıldızı simgeleyen 16 Türk devletinin yıkılma sebeplerine bakıldığında Bülent Erandaç’ın iddia ettiği gibi bu devletlerin tamamının iç sebeplerden yıkıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Hiçbirinin dışardan yıkılmadığı iddiası da saçmadır. En basit ve son örneği Osmanlı Devleti. Somut bir başka örnek olarak ise Gazne Devleti’nin Büyük Selçuklu Devleti’ne yenilmesinin ardından Gurluların giderek güçlenen etkisinin devleti zayıflatması ve Gurlular tarafından son hükümdarının esir alınması ile birlikte tarihe karışması sunulabilir.

Rahmi Turan ve Lloyd George’un Atatürk Hakkındaki Sözü

Rahmi Turan, Sözcü Gazetesi’nde 10 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “10 Kasım mektubu!” başlıklı köşe yazısında, Lloyd George’un Atatürk hakkında söylediği iddia edilen bir vecizeyi paylaşmış:

- Lloyd George (İngiltere Başbakanı) 
"Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi, çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Anadolu'da karşımıza o çıktı. Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelirdi? Ona yenildik!" 
(İngiltere Başbakanı Meclis'teki bu konuşmasından sonra 19 Ekim 1922'de istifa etmiştir).

Bu iddiayı daha önce “Lloyd George’un Mustafa Kemal Hakkındaki Sözü ve Köşe Yazarlarımız” başlıklı ihtisabımızda ele almıştık. Tekrar aktaralım:

1916-1922 yılları arasında İngiliz Hükümetinde Başbakanlık görevini üstlenmiş olan Lloyd George’un Mustafa Kemal Atatürk hakkında “İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki Küçük Asya’da çıktı. Hem de bize karşı.. Elden ne gelebilirdi?” vecizesini söylediği sanal alemde bazı kaynaklarda dile getirilmektedir. Bazıları anılan vecizenin Lloyd George’un anılarında geçtiğini, bazılarıysa Lloyd George’un bir konuşmada bu sözü söylediğini belirtmektedir.

Rahmi Turan, belki bu konuda bir ilke imza atarak, Lloyd George’un bu sözü Meclis’teki konuşmasında söylediğini iddia etmiş. İnternet kaynaklarında yer alan söze de baya ekleme yapmış. Ancak, ne yaptığı eklemeler ne de vecizenin söylendiğini iddia ettiği yer gerçeği yansıtmamakta.

Öncelikle, bu sözün gerçekten Lloyd George tarafından söylendiğini belirten sağlam bir kanıt ya da kaynak bulunmamaktadır (Bilen söylesin).

Lloyd George’un I. Dünya Savaşı’ndan anılarını bir araya getirdiği “War Memoirs of David Lloyd George” adlı kitapta (1. ve 2. ciltlerinde) bu yönde bir söz yer almamaktadır. Yazılı ve sözlü güvenilir hiçbir kaynakta da Lloyd George’un bu sözü bir konuşmasında dile getirdiğine dair bir işarete rastgelinememiştir.

İlber Ortaylı’nın “Yakın Tarihin Gerçekleri” adlı kitabında  (sf. 106), bu sözün doğruluğunun belgelenemediğini belirtilmektedir.

Wikiquotes adlı sitede de, bahse konu sözün 1994 yılında çekilen Kurtuluş adlı filmde geçtiği ifade edilerek “kaynağı belli değil” şeklinde belirtilmektedir.

Voltaire’e Ait Sanılan “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” Sözü

Muhtesip“, daha önceleri -düşünce özgürlüğünün önde gelen savunucularından- Voltaire’e atfedilen “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” ya da -farklı bir versiyon olan- “Düşüncelerine katılmıyorum, ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim” vecizesinin aslında Voltaire’e ait olmadığını, yazılı hiçbir eserinde ya da ondan aktarılmış hiçbir kayıtta Böyle bir sözün geçmediğini, 1700’lerde yaşamış Voltaire’e bu sözü yakıştıran kişinin 1906’da onun biyografisini yazan Evelyn Beatrice Hall olduğunu belirtmişti.

Ve şöyle eklemişti: “Norbert Guterman A Dictionary of French Quotations [Fransız Vecizeleri Sözlüğü] adlı eserinde Voltaire’e ithaf edilen bu sözün aslının Voltaire tarafından 6 Şubat 1770 tarihinde Le Riche başkeşişine yazdığı şu sözler olduğunu ileri sürer: “Monsieur l’abbé, je déteste ce que vous écrivez, mais je donnerai ma vie pour que vous puissiez continuer à écrire” [Muhterem (başkeşiş), yazdıklarınızdan nefret ediyorum ama yazmaya devam etmeniz için canımı veririm]”

Daha sonra da, bu hatanın münferit olmadığı, birçok köşe yazarı tarafından tekrarlandığını gözler önüne sermişti.

Bahse konu ihtisapların ardından yaklaşık 4-5 yıl geçmesine rağmen bu hatanın hâlâ köşe yazarları arasında yaygın olduğunu görüyoruz.

Tespit ettiğimiz hataları paylaşalım:

Hüseyin Aslan’ın 17 Nisan 2015 tarihinde Habertürk Gazetesi’nde yayımlanan “İfade özgürlüğü sınırlandırılamaz” başlıklı köşe yazısından:

İfade özgürlüğünün alanı daralırsa inanç özgürlüğü dahil diğer tüm özgürlüklerin alanı da daralır. Filozof Voltaire, “Söylediklerinizin hiçbirine katılmıyorum fakat bunları söyleme hakkınızı ölünceye kadar savunacağım...” diyor. Voltaire’nin bu sözü düşünce ve ifade özgürlüğü yolundaki ortak mücadelenin ne kadar gerekli olduğunu özlü bir biçimde yansıtmaktadır.

Soner Yalçın’ın 31 Mart 2015 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Kemal abi” başlıklı köşe yazısından:

"Filozof Voltaire hep şu sözlerle tanımlanır: “Söylediklerinizin hiçbirine katılmıyorum; fakat bunları söyleme hakkınızı ölünceye kadar savunacağım.” Düşünce özgürlüğü yolundaki mücadeleyi en özlü bir biçimde sanıyorum bu söz yansıtır."

Orhan Kemal Cengiz’in Bugün Gazetesi’nde 16 Ocak 2015’te yayınlanan “Bugün susunca” başlıklı köşe yazısından:

Voltaire’nin fi tarihinde söylediği “Düşüncelerine katılmıyorum ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim” sözünü bugün dahi diyemiyorlar...

Haşmet Babaoğlu’nun Sabah Gazetesi’nde 15 Ocak 2015 tarihinde yayımlanan “Biliyorum, siz Voltaire seversiniz!” başlıklı köşe yazısından:

Hebdo saldırısından sonra Batı sosyal medyasında Voltaire aşkı kabardı. 18. yüzyıl Fransız "aydınlanma"sının malum sözü hemen yardıma çağırılıverdi: "Fikirlerinize katılmıyorum ancak onları ifade etmeniz için hayatımı feda etmeye hazırım." Eh doğru! Pek yakışıklı ve yiğitçe bir ifadedir. Aforizma tutkusunun tavan yaptığı bir döneme de uygun düştü.

Ersoy Dede’nin, Vakit Gazetesi’nde 12 Ocak 2015 tarihinde yayınlanan “#JeSuisAhmed” başlıklı köşe yazısından:

Ben öldükten sonra Voltaire’in sözüne atıfla, sanki ben Charlie için ölmüşüm gibi; “düşüncelerine katılmasa da onun bu düşüncelerini söyleyebilmesi için canını verdi” diyenler oldu.. Fransa’ya Fransız kalanlar bilseydi ki Voltaire’in, bu; “düşüncelerine katılmasam da canımı veririm” falan dediği günlerde, İngiliz Monarşisi’nin, insan hakları bakımından Fransa’nın önünde olduğunu savunduğu için ülkesinden kovulduğunu, başka örnekler ararlardı..

Yavuz Alogan, 22 Aralık 2014 tarihinde İleri Haber’de yayımlanan Voltaire tavrı başlıklı köşe yazısında bahse konu vecizenin Voltaire’e atfedildiğini belirterek hatadan kurtulmuş:

Voltaire’e atfedilen şu söz mesela: “Sevgili dostum, sizin görüşlerinize katılmıyorum ancak bu görüşlerinizi rahatça ifade edebilmeniz için canımı feda etmeye hazırım.” İnsan hakları ve düşünce özgürlüğü gibi kavramların en saf haliyle belirdiği, henüz hiçbir siyasi manipülasyona uğratılmadığı bir 18. asır özdeyişi… Son sıralarda istismar ediliyor; Fethullahçı köşe yazarları, ekranlardan kamuoyunu irşat eden gerici artistler hep lafa bununla başlıyorlar: “Sizin görüşlerinize katılmıyorum, ancak…”

Umur Talu’nun Habertürk Gazetesi’nde 1 Eylül 2014 tarihinde yayınlanan “Adalet Mülkün Yemeğidir!” başlıklı köşe yazısından:

Mağduriyet mevsimlerinde, muhtemelen Voltaire’in meşhur sözü herkesin işine geliyordu: Düşüncelerinize katılmıyorum ama onu ifade edebilme hakkınızı ölümüne savunurum! Voltaire, ölmüş geçmiştir!

Müge İplikçi’nin, 27 Mayıs 2014 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınlanan “Düşünce Suçları Müzesi” başlıklı köşe yazısından:

Said Nursi, Bülent Ersoy, Füsun Erdoğan, Musa Anter, Behice Boran... Bu müzede yer alan isimlerden bazıları. En temel konuların başında ise Twitter ve YouTube yasakları geliyor. Ve mesaj Voltaire’in sözüyle belirginleşmiş durumda: ‘Söylediklerini kabul etmeyebilirim ama söyleme hakkını ölünceye kadar desteklerim.’

Kurtuluş Tayiz, 23 Mayıs 2014 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Voltaire de Özdil için hayatını feda eder miydi?” başlıklı köşe yazısında Voltaire’e atfedilen söze atıf yapmış.

T24 yazarlarından Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 13 Eylül 2013 tarihli “Voltaire ne demişti?” başlıklı yazısından:

Demokratikleşmeyi ne zaman başaracağız? Bir başkasına tahammülü, düşüncelerine katılmasa da onun düşüncelerini ifade etmesi için sonuna kadar yanında olmayı söyleyen Voltaire'i işimize geldiği zaman anıp pratiğe geldiği zaman hatırımıza bile getirmeyecek miyiz? Evet, herkese sormak lazım, Voltaire ne demişti?

Yonca Tokbaş’ın, 15 Nisan 2013 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Voltaire hayatta olsaydı Fazıl Say için ne derdi?” başlıklı köşe yazısından:

"Sonra Voltaire’in bir sözü geldi aklıma. "I do not agree with what you have to say, but I'll defend to the death your right to say it." Yani: “Söylemek istediğin şeye katılmıyorum; ama onu söyleme hakkını ölümüne savunacağım.” Voltaire. İfade özgürlüğü ve onu savunmak ve inanmak böyle bir şeydir işte."

Yağmur Atsız, 17 Nisan 2013’te Star Gazetesi’nde yayınlanan “Voltaire’in İngilizcesi Benim Türkçem” başlıklı köşe yazısında Yonca Tokbaş’ın 15 Nisan 2013 tarihli yazısına tepki göstermiş; ancak, bu sözün Voltaire’e ait olmadığı gerçeğini atlamış:

"Değerli meslekdaşımız Yonca Tokbaş dünki köşesinde ondan bir alıntı yapmış. Voltaire diyormuş ki (şimdi sıkı durun!) “I do not agree whith what you have to say, but I’ll defend to the death your right to say it.” Anlaşıldı mı? Beni rahatda dinleyin! Yâni diyesi ki “Senin söylediklerinle mutâbık değilim ama bunları söyleme hakkını daölümüne savunurum.” İyi de bunu doğrudan Türkçe yazmak dururken önce gâvurcasını yazıp sonra çevirmek neyin nesi oluyor, biiiir! İkincisi, mâdem gâvurcasını yazacaksın, Voltaire’e İngilizce konuşturmak hangi aklın eseri? Evet, Voltaire gerçi mükemmel İtalyanca ve İngilizce de bilirdi ama sen İngilizce bildiğini ve bu lakırdıyı da İngilizce bir metinden aldığını okuyucuna ihsâs edeceksin diye böyle bir saçmalığa tevessül etmenin âlemi ne? İlle gâvurca olacak diyor idiysen Voltaire’in söylediği gibi Fransızcasını vermem gerekmez mi idi, a Mübârek?"

Hürriyet Dünyası yazarlarından Melis Alphan, 2012 yılı Haziran ayında Hürriyet’e verdiği demeçte bahse konu vecizenin Voltaire’e ait olduğunu belirtmiş:

"Voltaire demiş ki; "Ben senin düşüncelerine asla katılmıyorum. Ama düşüncelerini savunman için canımı bile feda edebilirim." Şevval Sam'ın böyle bir laf etti mi etmedi mi bilmiyorum. Ama velev ki etti; bu onun düşüncesidir ve yargısız infazla konserlerini iptal etmek büyük haksızlık. Sam'ın sözleri ifade özgürlüğü içinde kabul edilmeli. İlla dini veya siyasi bir boyuta çekmemek lazım."

Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi’nde 14 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “Kötülüklere karşı sadece buğz ederek demokrasiyi ilerletemeyiz” başlıklı köşe yazısında bahse konu vecizenin Voltaire’e atfedildiğini belirterek doğru bir hareket yapmış:

Bizde de her ne kadar çok kişi, Fransız düşünür Voltaire’e atfen “Görüşlerinize katılmıyorum ama bunları açıklayabilmeniz için sonuna kadar yanınızda olacağım” gibi fiyakalı sözler etse de değil farklı düşüncede olanlarla, kendilerine yakın kişilerle bile, mağdur duruma düştüklerinde dayanışma içine girmekten nedense kaçınıyorlar.

Aslı Aydıntaşbaş’ın Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “Fransa’da Voltaire anlatıp burda gazeteci tutuklamak” başlıklı 22 Aralık 2011 tarihli köşe yazısından:

Paris’te Ermeni soykırım tasarısına karşı lobi yapan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Fransızlara ünlü düşünür Voltaire’in “Düşüncelerinize karşıyım ancak onları savunma hakkınızı korumak için ölmeye hazırım” lafını hatırlatmış.

Nihat Demirkol, Hürriyet Gazetesi’nde 25 Aralık 2011 tarihinde yayınlanan “5 yıl önce sormuşum: Bunlar kimin çocukları?” başlıklı köşe yazısında, söz konusu vecizeye ilişkin durumu doğru bir şekilde aktarmış:

Kimileri de iddia ediyor ki,
Voltaire hiç bir yerde, “fikir hürriyeti üzerine” öyle sanıldığı gibi keskin bir lâf etmemiştir. 
Karmaşa, meşhur cümleyi hesapsız kitapsız kullanan, 1906 tarihli Evelyn Beatrice Hall biyografisinden kaynaklanır (Friends of Voltaire). Şuna benzer bir şey yazar Hall; hem de alıntı yaptığını filân iddia etmeden: 
“Fikrinizden nefret ediyorum, ama onu söyleme hakkınızı ölümüne savunurum, Voltaire’in tavrı haline gelmişti...”

Engin Ardıç, Sabah Gazetesi’nde 22 Aralık 2011’de yayınlanan “Voltaire şaklabanları” başlıklı köşe yazısında aynı hatayı yapmış:

"Fakat Voltaire'in bir lafını mürekkep yalamış hemen herkes bilir: "Düşüncelerinize karşıyım ama onları özgürce savunabilmeniz için canımı vermeye hazırım!" Montesquieu okuyan zengin kızları da herhalde biliyorlardır."

Hilmi Yavuz’un Zaman Gazetesi’nde 30 Mart 2011’de yayınlanan “İkiyüzlü Bir Aydınlanmacı: Voltaire” başlıklı köşe yazısından:

"18. yüzyıl Fransız Aydınlanması'nın Türkiye'de alımlanış biçimi daha çok Voltaire üzerinden olmuştur. 'Sizin düşüncelerinize katılmasam da onları sonuna kadar savunmanızda hep yanınızda olacağım' ya da 'hurafeleri yıkın!' gibi sözleriyle anılır ve yüceltilir."

Özgür Mumcu, Radikal Gazetesi’nde 21 Şubat 2011 tarihinde yayınlanan “Voltaire’e gel Voltaire’e” başlıklı yazısında durumu doğru şekilde resmetmiş:

Belki de boşuna tabii buraya yazdığım. Neticede neredeyse her köşe yazarının “Söylediklerinize katılmıyorum, ama bunu savunmanız için hayatımı verebilirim” sözünün Voltaire’e ait olduğunu sandığı bir memlekette yaşıyoruz. Nüanslara özen ne haddimize.

Rahmi Turan’ın, Hürriyet Gazetesi’nde 4 Aralık 2010 tarihinde yayınlanan “Türkler ve Voltaire!” başlıklı köşe yazısından (Rahmi Turan bahse konu vecizeyi baya tahrif etmiş):

Voltaire’in “Fikirlerinizden nefret ediyorum ama onu ifade etmenizi ölümüne savunurum” sözleri, onun inançlara ve fikir özgürlüğüne verdiği önemi gösterir.

Semih İdiz, 26 Kasım 2010 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “İslami ‘aydınımıza’ Voltaire’i öneririz” başlıklı köşe yazısında, anılan vecizenin Voltaire’e ait olup olmadığı hususundaki tartışmalara değinerek doğru bir adım atmış:

"Kimi uzmanlara göre hatalı olarak olsa da, Fransız düşünürü Voltaire’e atfedilen bir söz vardır. Din ile hiç arası olmayan Voltaire’in 1770’te bir din adamına yazdığı mektupta şöyle dediği belirtilir. “Yazdıklarınızdan nefret ediyorum, ancak yazmaya devam edebilmeniz için hayatımı veririm” (Monsieur l’abbé, je déteste ce que vous écrivez, mais je donnerai ma vie pour que vous puissiez continuer à écrire). Voltaire’in bunu bu şekilde söyleyip söylemediği tartışmalı olsa bile, fikir özgürlüğü ve hoşgörü üzerine yazdıklarını bilenler böyle bir düşüncenin kendisi için ters olmadığını da bilirler. İşi biz Türkler açısından daha da ilginç kılan bir yanı var."

Uğur Vardan’ın Radikal Gazetesi’nde 23 Temmuz 2010 tarihinde yayınlanan ‘Dikkayt, komutan sağda…’ başlıklı köşe yazısından:

Evet, ben de lise çağlarından beri biliyorum ki Voltaire'in,  şeklinde çok güzel bir sözü vardır. Lakin bu söz, karşınızda fikir oldukça anlam kazanır, savaş çığırtkanlığına soyunulduğunda değil

Ahmet Hakan’ın Hürriye Gazetesi’nde 26 Ekim 2010 tarihinde yayımlanan “Renklere Göre Türkler” başlıklı köşe yazısından:

VOLTAİRE'in “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” şeklinde çok bilinen bir veciz sözü var ya... Çok ama çok iyi niyetli bir söz olmasına karşın bana acayip mübalağalı gelir. Bu sözü her işittiğimde, “Katılmadığın fikirlerin ifade edilmesini savun savunmasına da, can vermek de neyin nesi Voltaire Dayı?” demek gelir içimden.

Engin Ardıç’ın Sabah Gazetesi’nde 23 Temmuz 2009 tarihinde yayımlanan “Liberalizm eşeklik değildir” başlıklı köşe yazısından:

Ama bir tokat atana öbür yanağını uzatmak da hiç değildir, o Hazret-i İsa'ya mahsustur. Sizi düşüncelerinizden ötürü kınama ya da kısıtlama hakkım yoktur ama onlara katılma zorunluluğum da yoktur (elbette sizin de benimkilere)... Hiçkimse de katılmadığı düşüncelerinizi savunabilmeniz için kendi canını verecek kadar enayi değildir, o Voltaire'in yumurtladığı parlak bir palavradır.

Hıncal Uluç’un Sabah Gazetesi’nde 17 Şubat 2009 tarihinde yayınlanan “Türkiye’nin kaderi bu mudur?” başlıklı köşe yazısından:

"Bu fikre karşı çıkmak sapıklıktır.." Yüzlerce yıl önce Fransız İhtilali'nin, yani dünyada özgürlüğü başlatan devrimin simgelerinden Voltaire "Fikirlerine karşı olabilirim ama onları söyleyebilmeniz uğruna hayatımı verebilirim" derken, bugün hem de CHP lideri, kendi fikrine karşı çıkanlara "Sapık" diyebiliyordu.

Hıncal Uluç aynı hatayı 8 Nisan 2008 tarihinde yayınlanan “İfade özgürlüğü ve sahte demokratlar!..” başlıklı köşe yazısında da tekrarlamış:

Tepedeki ikinci laf işte bu sebeple Voltaire'den alınmıştı. Fransız İhtilalinin fikir yapısını hazırlayarak dünyada çağ değişimine sebep olanların başında gelen Voltaire'den.. "Düşüncelerinize karşı olabilirim. Ama onları ifade edebilme özgürlüğünüz için canımı verebilirim."

Mehmet Altan, Yasemin Çongar, Avni Özgürel, Etyen Mahçupyan’ın yazarı olduğu 2008 yılında basılan “Hrant Dink Cinayeti” başlıklı kitabın arka kapağından:

Senin düşüncelerine katılmıyorum, ama düşüncelerini savunman için canımı bile feda edebilirim. -Voltaire, ünlü Fransız yazar ve filozof-

Reha Muhtar’ın, Vatan Gazetesi’nde 7 Şubat 2007 tarihinde yayınlanan “Beni çok yanlış anladınız hanımefendi!” başlıklı köşe yazısından:

"O yazıyı yazmasının nedeni aydınlanma çağının ünlü düşünürü Voltaire’in tek bir sözüdür: “Fikirlerinize sonuna kadar karşıyım... Ama onları savunabilmeniz için ölmeye hazırım...” Voltaire komünizmden teokratizme kadar bu ilkeyi en rizikolu kesimlere karşı benimsemiş insanları arıyor... Benim etkilendiğim kişi Voltaire’dir hanımefendi..."

Hilmi Yavuz’un Zaman Gazetesi’nde 22 Ekim 2006 tarihinde yayınlanan “Aydınlanma mı, evet hangisi?” başlıklı köşe yazısından:

Fransız Parlamentosu'nun Ermeni soykırımının inkarını yasaklayarak cezai yaptırımlara bağlayan kararı, Türkiye'de, özellikle de entelektüel kesimlerde, Fransa konusunda büyük bir hayal kırıklığı yaratmışa benziyor;- çoğu defa da, Voltaire'in o bildik vecizesi hatırlatılarak: 'Düşüncelerinize katılmıyorum, ama düşüncelerinizi dilegetirme hakkınızı sonuna kadar savunacağım!'

Mahmut Övür’ün Sabah Gazetesi’nde yayınlanan 13 Haziran 2006 tarihli “Voltaire, Erdoğan ve Perihan Mağden” başlıklı köşe yazısından:

Tam bu noktada, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 2001'de AK Parti'yi kurduğu gün yaptığı bir konuşmayı hatırlıyorum. Genel Başkan Erdoğan, partisinin temel ilkesini ünlü düşünür Voltaire'in şu sözleriyle açıklıyordu: "Sevgili dostum, sizin görüşlerinize katılmıyorum ancak bu görüşlerinizi rahatça ifade edebilmeniz için canımı feda etmeye hazırım." Anlaşılan o günlerden bugüne çok şey değişti.

Oktay Ekşi’nin Hürriyet Gazetesi’nde 13 Mayıs 2006 tarihinde yayınlanan “” başlıklı köşe yazısından:

"GÖRÜŞLERİNİZE katılmasam bile, onları savunma hakkınızı her zaman savunurum" diyen tanınmış yazar ve filozof Voltaire'in ülkesi Fransa'nın bunu yapacağı akla gelir miydi?

Altan Öymen’in 24 Eylül 2005 tarihinde Radikal Gazetesi’nde yayımlanan “Bari Voltaire’i hatırlayalım” başlıklı köşe yazısından:

AB bir yana... Ünlü Fransız düşünürün bundan iki buçuk yüzyıl önceki sözünü hatırlamak yeter: 'Düşüncelerinize karşıyım. Ama onları söyleme hakkınızı hayatımın sonuna kadar savunacağım'

Reha Muhtar’ın 19 Eylül 2004 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Sen Voltaire’i bilir misin Hıncal Abi?” başlıklı yazısından:

Ama bana senin de okuduğun Mülkiye'deki Hocalar daha ilk derse girdiğimde Voltaire'in bir sözünü öğrettiler.. Voltaire düşüncelerine karşı çıktığı birine aynen şöyle diyor: "Fikirlerini ve söylediklerini asla kabul edemem.. Ama onları söyleme hakkını ölünceye kadar savunurum.."

Milliyet Kültür Sanat yazarlarından Nalan Bahçekapılı’nın  22 Nisan 2002 tarihli “”Micromegas” ve Voltaire” başlıklı yazısından:

Aydınlanma yazarlarından olan ve "Söylediklerinize katılmıyorum, fakat onu söyleyebilme hakkınızı ölümüne savunurum, " sözüyle de tanınan Voltaire renkli kişiliğiyle şiir, oyun, tarih, felsefe ve bilimi de kapsayan geniş bir yelpazede ürün verdi.

Kaynaklar:

voltaire dusuncelerinize katilmiyorum

Rahmi Turan ve THY Garezi

Rahmi Turan, Sözcü Gazetesi’nde 14 Eylül 2015 günü yayımlanan “Ah THY ah!” başlıklı köşe yazısında THY’ye yüklenmiş.

Bir zamanlar Türkiye’nin gururu olan Türk Hava Yolları (THY), bu işten anlamayan insanların elinde dünyanın alt düzey havayollarından biri haline gelmek üzere…

THY, uçak değil dolmuş yapan minibüs işletiyor sanki!

THY’den bilet almışsanız, başınıza neler geleceğini, Allah bilir! Üstelik THY, dünyanın en pahalı 3 havayolundan biri… Paraları alıyor ama görevlerini lâyıkıyla yapamıyorlar!

Rahmi Bey’in bir tanıdığı, uçuş iptali için arzu edilmeyecek bir durumla karşılaşmış. Geçmiş olsun. Ancak, Rahmi Bey’in THY’ye temelsiz şekilde yüklenmesi biraz absürt bir vaka olmuş.

Rahmi Bey, “Bir zamanlar Türkiye’nin gururu olan Türk Hava Yolları (THY)” demiş ama o zamanlar ne zaman hatırlayamadık. Kendisi -büyük ihtimalle- özellikle son 10 yılda THY’nin yaptığı atılımı göz ardı edip geçmişte adı sanı bilinmeyen ya da hatırlanmayan hava yolu firmamızı Türkiye’nin gururu olarak lanse etmiş. THY’den hoşlanın/hoşlanmayın, son 4 yıldır üst üste Avrupa’nın en iyi havayolu seçilmiş bir firma. Ayrıca, çevrimiçi seyahat servisi eDreams’in yaptığı ankette THY dünyanın en iyi 5. havayolu şirketi seçildi.

THY’nin dünyanın en pahalı 3 havayolundan biri olduğu hususuna gelirsek. “Neye göre kime göre” (hangi uçuşta hangi koşullarda) diye sormadan Rahmi Turan’ın ekonomi sınıfı biletleri referans edindiğini varsayalım. Ki, business sınıfı bilet pahalılığı sıralamalarında THY’nin adı geçmiyor. Ekonomi sınıfında da -yoğun çaba sarf etmemize rağmen bir araştırma ve endeks bulamadık. Rahmi Bey büyük ihtimalle kendi tecrübelerinden hareketle böyle bir yorumda bulunmuş. Dünyadaki tüm havayolları firmalarını deneyimleyerek böylesi bir sonuca ulaşan duayene (!) laf etmek bize düşmez elbette…

Kaynaklar:

thy140715

Rahmi Turan ve Güncel Olmayan Köşe Yazısı İçeriği

27 Ağustos 2015 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında Rahmi Turan,  seçim hükümeti oluşturulma süreci kapsamında MHP’li vekillere yapılacak bakanlık teklifi hakkında görüşlerini şu şekilde paylaşmış:

***

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Başbakan Davutoğlu’nun, partilere değil, kişilere bakanlık teklif edeceğini, açıklamasını, partilerin içine fitne sokmak olarak değerlendirip:
“Hiçbir arkadaşım bu onursuz teklifi kabul etmez!” diyor.
Kendi hesabıma ben buna inanıyorum.

***

Tuğrul Türkeş’in bakanlık teklifini kabul ettiği, Rahmi Turan’ın bahse konu köşe yazısı yayımlanmadan 1 gün önce (26 Ağustos 2015) saat 17:00 sularında basına düşmüştü. Ama Rahmi Bey, yazılarını herhalde 3 gün önceden yazıp buzdolabında saklayıp yayına koyduruyor ki, bir gün önce akşam tüm haber bültenlerini işgal eden böylesi bir haberi atlayıp, “ben hiçbir MHP’linin bakanlık teklifini kabul etmeyeceğine inanıyorum” diyor.

Ne diyelim, ters köşe olduğunu böylelikle tüm okuyucularıyla paylaşmış oldu.

 

Kaynaklar:

– Rahmi Turan’ın ilgili köşe yazısı: http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/rahmi-turan/onursuz-teklif-920428/

– Tuğrul Türkeş’in bakanlık teklifini 26 Ağustos 2015 saat 17:14 öncesinde kabul ettiği bilgisini yansıtan T24 haberi: http://t24.com.tr/haber/basbugun-oglu-tugrul-turkes-mhpnin-ahlaksiz-dedigi-bakanlik-teklifini-kabul-etti,307571