Etiket arşivi: Özgen Acar

Çin Seddinin Uzaydan Görülmesi ve Köşe Yazarlarımız

Çoğu yurdum insanı, Çin Seddi’nin uzaydan çıplak gözle görülebilen tek yapı olduğuna inanmakta. Aynı asılsız iddia Mısır piramitleri için de dile getirilmekte.

‘Çin Seddi, uzaydan çıplak gözle görülebilen insan yapımı tek yapıttır” ve ”Piramitler, uzaydan kolaylıkla görülebilir ve ayırt edilebilir.” şeklinde ifade edilmektedir bu iddialar.

20. yüzyılın en ünlü maceracılarından Richard Halliburton’ın seyahatlerinin heyecan verici öykülerini içeren 1937 ve 1938’de yayımlanan Book of Marvels adlı iki kitapta ilk kez dile getirildiği iddia edilir bu yanlış bilginin.

Ancak, insan yapımı hiçbir yapıt uzaydan çıplak gözle görülememektedir. Çevresi ile insan gözü tarafından fark edilebilecek bir renk farklılığı oluşturmayan cisimler çıplak gözle uzaydan görülemezler.

Çin Seddi uzaydan

Bu hususta öncelikle uzay ile kastı netleştirmekte fayda var. Dünya yüzeyine yakın uzay boşluğu, ay ya da dünya etrafında tur atmakta olan uzay araçlarının seviyesini, bu iddianın odaklandığı “uzay tanımı” olarak addetmek en doğrusu olacaktır. Zaten bahse konu mesafeden uzaklaşmak, Çin Seddi ve piramitlerin görünümünü imkânsız hale getireceğinden, uzay tanımı sınırı için dünya üzerinde yörüngede dönen insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemlerini esas almak mantıklı bir seçenek olacaktır.

Öncelikle, uzayda görev yapmış astronotların şahitliğini alalım:

Ay’a ilk ayak basan insan olan Neil Armstrong, Çin Seddi’nin uzaydan görülüp görülmediğine dair kendisine yöneltilen bir soruya şöyle yanıt vermiştir:

"Kıtaları, okyanusları ve mavilikler üzerine serpilmiş beyaz lekeleri görebiliyordum. Ancak Ay’da bulunduğum süre içerisinde Dünya üzerinde, insan yapımı olan yapıtlardan hiçbirini göremedim."

1990’lı yıllarda Dünya yörüngesinde dönen bir uzay aracında görev yapmış olan NASA astronotu Jeffrey Hoffman ise kendisine yöneltilen sorulara şöyle cevap vermiştir:

"Uzayda çok uzun zaman geçirdim ve bu süre içinde Dünya’ya pek çok kez bakma fırsatım oldu. Hatta Çin’in üzerinden geçerken ayrı bir dikkatle inceledim fakat Çin Seddi’ni bir defa dahi görmedim. Burada olay şu ki, gözlerimiz kontrasta, yani renklerin zıtlığına duyarlıdır. Çin Seddi’nin rengi ise, bulunduğu araziden çok farklı değil."

NASA’nın ana bilim adamlarından olan Kamlesh P. Lulla Çin Seddi’nin uzaydan gözlemlenememesinin nedenini şöyle açıklamaktadır:

"Çin seddi'nin nasıl görülebildiğine dair çok şey söylendi ve yazıldı. Aslında, Çin Seddi'ni astronot fotoğrafçılığında ayırt etmek oldukça güç. Çünkü, Çin Seddi'nin yapımında kullanılan materaller, duvarı çevreleyenlerle renk, yapı ve diğer özellikler açısından oldukça benzerdir."

Ayrıca, Çin’in 2003 yılında uzaya gönderdiği ilk uzay aracında bulunan astronot Yang Liwei, Çin Seddi’nin uzaydan uzaydan ayırt edilemediğini ifade etmiştir.

İlaveten, uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığını, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini dile getirmiştir.

Dünyanın yer seviyesinden 165-330 km. yüksekte dönüş sergileyen uzay araçlarından, herhangi bir insan yapısının görülebilmesi için, büyüklükten ziyade, yer aldığı çevreye göre büyük renk farklılığına sahip olması gerekmektedir.

Dünyanın 7 harikasından biri olan Çin Seddi, yıkılmış kısımlarıyla birlikte 8851 km. uzunluğunda olsa da, günümüzde  2500 km civarındalık kısmı ayaktadır. Genellikle duvarlarının yüksekliği 4-6 metre arasında, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarındadır. Kalın olan yerlerin üzerinde atlar ve arabalar gidebilmektedir.  Çin Seddi her ne kadar uzun olsa da uzaydan bakıldığında varlığını işaret edecek bir gölge oluşturacak kadar yüksek değildir. Ayrıca, Seddin duvarları, uzaydan insan gözüyle ayırt edilebilecek şeklinde etrafını çevreleyen alanlardan bir renk farklılığına sahip değildir.

Şimdi bakalım, bu bilgi kirliliğine kapılıp giden köşe yazarlarımız kimler olmuş:

Güneş Gazetesi’nden Rıza Zelyut’un 22 Nisan 2013 tarihli “Biz Çapulcular” başlıklı yazısından:

"Biliyorsunuz uzaydan görülen tek insan yapısı, Çin Seddi'dir. Bu binlerce kilometrelik ve üstünde otomobiller giden duvarı Çinliler niçin yaptılar?"

Hayır öyle bir şey bilmiyoruz.

Özgen Acar’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 16 Nisan 2013 günü yayınlanan “Amida’dan Diyarbakır’a” başlıklı yazısından:

"6 km. ile en uzun sur olan Diyarbakır Kalesi’nde aynı hatalar yapılmazsa, hedefe tam anlamı ile ulaşılırsa Çin Seddi’nden sonra uzaydan çıplak gözle görülebilecek bir tarihsel yapıyı, bu kentimiz ve ülkemiz kazanacak demektir."

Çin Seddini uzaydan gördük de sırada Diyarbakır Kalesi var. Geniş hayal gücü işte böyle bir şey olsa gerek…

Yavuz Donat’ın Sabah Gazetesi’nde 22 Eylül 2004 tarihinde yayınlanan “Çin… Fırsatlar Coğrafyası” başlıklı yazısından:

"Amerikalı astronot "uzaydan çıplak gözle dünyaya bakınca net olarak görülen tek yer var" demişti: - Çin Seddi. Amerikalı'nın bu sözleri "Çin'deki ders kitaplarına" girmişti. Daha sonra Çin, uzaya içinde insan bulunan uydu fırlattı. Çinli astronot "uzaydan ben de baktım ama Çin Seddi'ni göremedim" dedi. "Bu gidişte öğrendik ki" Çinliler, ders kitabından "Çin Seddi uzaydan görünüyor" bölümünü çıkarmışlar. Amerikalı "aynı astronot" bugün yine uzaya gitse, Çin Seddi'ni görür mü bilemiyoruz ama... Çin'deki "değişimi" uzaydan bile fark edeceğine eminiz."

Yavuz Donat’ın iddia ettiği sözü söyleyen bir Amerikalı astronot yok. Bol keseden sallamış.

Sunay Akın’ın Şalom Gazetesi’nde 22 Ekim 2014 tarihinde yayınlanan “Çelengin ortasındaki kız” başlıklı yazısından:

"Uzaydan Çin Seddi’nin göründüğü söyleniyor. Peki, Rumelihisarı görünüyor mudur?"

Söyleniyor da, bir kontrol etmek lâzım köşeye aktarılan bilgileri değil mi?

Sencer Gültuna, Canlıhaber internet sitesinde 28 Haziran 2015 günü yayınlanan “Uyan Türkiye! Doğu Türkistan’da Katliam Var!” başlıklı yazısında Çin Halk Cumhuriyeti’ne atar yaparken bu yanlışa düşmüş:

"Türklerden korkusundan Çin Seddi'ni uzaydan görünecek kadar korkarak inşa eden bu döl kırıntıları, içinde kalmış bu ezikliklerini orada yaşayan insanlara nefret olarak kusmaktadırlar."

Konuya ilişkin son yorum Birgün yazarı Uğur Kutay‘dan gelsin:

"Belki bu erken postmodern maceraperest kendisi abartmıştı, belki de kendisinden önce Çin Seddi’nin büyüsüne kapılan bazı araştırmacıların -örneğin William Stukeley (1754) ve Henry Norman (1859)- benzer söylemlerinden etkilenmişti, bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, bu gerçekdışı bilgiye bugün bile inananların olduğu..."

Kaynak: NASA: China’s Wall Less Great in View from Space

Roma Yanarken İmparator Neron’un Keman Çalması ve Köşe Yazarları

Büyük Roma yangını esnasında dönemin Roma İmparatoru Neron’un (ya da Nero) keman çaldığı iddia edilir bazılarınca.

Ama bilinmez ki, Neron lir çalabilirdi, keman çalamazdı.

Çünkü, keman çalabilmesi için 13 yüzyıl beklemesi gerekirdi.

Çünkü, 14. yüzyılda günümüzdeki anlamda ilk keman ortaya çıktıktan sonra 16. yüzyılda ünlü keman yapım ustası Andrea Amati tarafından modern şekli verilmiştir.

Peki, köşe yazarlarımız bu gerçeği atlayarak okurlarına nasıl malumatfuruşluk yapmışlar, sıralayalım:

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj’da 25 Mart 2015 tarihinde yayınlanan “AKP’de savaş başladı!” başlıklı yazısında bu hataya düşmüş:

Ve ülkeyi bu hale getiren zat, Roma yanarken keman çalan Neron gibi “yanan siyasetin ve ülkenin küllerinde” keman çalıyor.

Evin İlyasoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi’nde 17 Temmuz 2013 günü yayınlanan “Geç ve genç ölmek isterdi” başlıklı yazısından:

2000li yıllara doğru hâlâ geleneksel yöntemleri kullanan bestecilerden “Halka yaranmak için geçmişe sığınanlar” diye söz eder, “Beethoven, Mozart, Shakespeare’e körü körüne tutulanlar”ı acımasızca eleştirirdi. Onun toplumsal duyarlılığı yansıtan pek çok özdeyişinden biri: “Roma yanarken Neron keman çalarmış. Amerika batarken de Clinton saksofon çalıyor.”

Tabi bu noktada, Evin İlyasoğlu’nun atıfta bulunduğu, İlhan Mimaroğlu’nun Ertesi Günce isimli kitabında yukarıdaki yanlışa yer verdiğini de not etmekte fayda var.

Habertürk Gazetesi yazarlarından Durmuş Odabaşı, 24 Eylül 2011 tarihinde yayınlanan “Muhteşem sahnenin hatırlattıkları” başlıklı yazısında, İmparator Neron’a keman çaldırıp, günümüzde Neron’dan kalmış bir keman parçasının olmadığını belirtip, bir de üzerinden sosyal mesaj vermiş:

Roma tarihinde “kişinin yükseltilerek kendini kaybetme haline yakalanması” ile ilgili çok güzel iki örnek var: İmparator Neron, ömrünün son günlerinde keman çalmaya merak sarar. Zaman zaman konsülleri (meclis üyeleri) toplar, öğrendiği parçaları başını-gözünü yara yara seslendirirmiş. Bitiminde ise tüm konsüller ayağa fırlar, “yaşa... varol...” sesleri arasında dakikalarca alkışlarlar, Neron da mutluluktan “mest” haline girermiş. Gel zaman-git zaman, “Büyük İmparator” ölüm döşeğindedir. Zorlukla başını bekleyenlere döner ve “Şu dünyadan ne büyük bir sanatçı gidiyor” der. Ama günümüzde, Neron’dan kalmış bir keman parçası yoktur. Çünkü onu üç kuruşluk menfaat için çevresinde kümelenen “müritler”, “sanatçı” yapmıştır. Günümüzde de çevremiz, hep bu tür “mürit”lerle, “sanatçılar”la dolu değil mi?

Cumhuriyet Gazetesi’nden Özgen Acar’ın “Siyasacılardan Düş Kırıklığı!” başlıklı 11 Kasım 2011 tarihli yazısından (Times’ın bahse konu yönde bir iddiası bulunmayıp, söz konusu atıf Özgen Bey’in hayal gücünün ürünüdür):

Böylece İngiliz Times gazetesinin “İmparator Neron Roma yanarken keman çalıyordu, Silvio Berlusconi bunga-bunga yapıyordu. İtalya, bunga-bunga cumhuriyetine dönüştü” dediği başbakanın yerine, ekonomik bunalımı önlemenin mimarlığına aday olarak adı öne çıkıyordu.

Vatan Gazetesi yazarlarından Sanem Altan’ın 28 Ağustos 2010 günü yayınlanan “Yazarlar niye ölmek ister?” başlıklı yazısından:

Oliver Herford’dan İmparator Neron’a: “Neron keman çaldığı için insanlar Roma’yı yaktı.”

Zaman Gazetesi yazarlarından A. Ali Ural, 18 Ocak 2009 tarihli “Siyah nokta büyüyor!” başlıklı yazısında, İmparator Neron’un hiç kemanı olmadığını belirtmiş; ancak, bunun sebebini aktarmamıştır:

Neron'un Roma yangınıyla bir ilgisi olmadığını, yangını seyrederken keman çalmadığını (Zira o sırada şehirden elli mil uzaktadır, üstelik hiç kemanı olmamıştır.)

Benzer şekilde, Doğan Heper, Milliyet Gazetesi’nde 15 Ağustos 2013 tarihinde yayınlanan “Lider Sultası” başlıklı yazısında Neron’un kemanın olmadığını belirtip, sebebini aktarmamış:

Roma’yı yakan Neron değildi. O sırada Neron Roma’dan elli mil uzaktaydı. Roma yanarken keman çaldığı da doğru değildi. Çünkü kemanı yoktu.


imparator neron - buyuk roma yangini