Etiket arşivi: Osman Tanburacı

Sus Küçüğün Söz Büyüğün Atasözü ve Köşe Yazarlarımız

Kamuoyunca genellikle “su küçüğün söz büyüğün” olarak bilinen atasözümüzün doğru versiyonu aslında “sus küçüğün söz büyüğün” şeklindedir.

Atasözünü yanlış bilmekle kalmayıp okurlarına da yanlış şekilde aktaran köşe yazarlarından inciler:

Osman Tanburacı’nın, Yenişafak Gazetesi’nde 21 Mart 2009 tarihinde yayınlanan “Sulu cümlelerle sulu götürüp susuz getirmek…” başlıklı yazısından:

Su testisi su yolunda kırılır

Pet şişe çıktı mertlik bozuldu...

Su küçüğün söz büyüğün

Boyundan büyük sözler eden nice küçük sucular biliyorum...

L. Doğan Tılıç’ın Birgün Gazetesi’nde 17 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanan “İkinci turda tıpış tıpış!” başlıklı yazısından:

"Madem güzel Türkçemizin “adam gibi”li “tıpış tıpış”lı deyimlerinden girdik, oradan devam edip “Su küçüğün, söz büyüğün” diyelim o zaman."

Güneri Civaoğlu’nun Milliyet Gazzetesi’nde 8 Eylül 2013 tarihinde yayınlanan “Show Tv rüzgârı” başlıklı yazısından:

"Günümüzde devam eden ritüeller ve deyimler de var: “Gidenin arkasından su dökmek; su küçüğün söz büyüğün” söylemi gibi..."

Etyen Mahçupyan’ın Taraf Gazetesi’nde 13 Ağustos 2008 tarihinde yayınlanan “Savaş çıkmış diyorlar” başlıklı köşe yazısından:

"Ataerkil toplumları en iyi anlatan sözlerden biri ‘su küçüğün söz büyüğün’ der... Suyun küçüğe ait olması, onun sabretmesini henüz bilmeyen yapısından gelir ama aynı zamanda büyüğün şefkatine, kollayıcı ve koruyucu özelliğine de gönderme yapar. Küçük suyu içerken, büyüğün ona sevecenlikle baktığını hayal ederiz. Öte yandan söz konusu sevecenlik, büyüğü kendi gözünde yüceltir, onun ‘iyi’ olduğunu kanıtlar... Bu özgüven sayesinde tümcenin ikinci kısmına daha rahat geçeriz. ‘Söz büyüğün’ derken, küçüğe ait bunu dengeleyecek artık hiçbir nitelik kalmamıştır. Sözün sınırını biçmek, etkisini tartmak, içeriğini değerlendirmek küçüğe düşmez... Küçük sözün altında ezilir, bir sonraki suyu içmek uğruna kendi sözünü yutar. Ama bu da yetmez, o su için müteşekkir kalması da istenir, çünkü suyun asıl sahibi sözü elinde tutandır..."

Dr. Sivilay Abla’nın Nokta Dergisi’nde 4 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan “Oksijen Maskesi” başlıklı yazısından:

"“Su küçüğün, söz büyüğün” atasözü bile işlevsiz kalır hava hukukunda."

Yeni Meram Gazetesi’nden Rıdvan Bülbül’ün 30 Nisan 2014 tarihli “Su üstüne” başlıklı yazısından:

Su sözcüğü geçen o kadar çok atasözü ve deyim vardır ki, kimi örnekler;

*Su içene yılan bile dokunmaz.
*Su küçüğün, söz büyüğün."

Yavuz Donat’ın Milliyet Gazetesi’nde 4 Mayıs 1997 tarihinde yayınlanan “Gençlik ve Politika” başlıklı yazısından:

SALiH Uzun 27 yasinda.
ANAP genclik kollari baskani.
Konusmaya bir ozdeyisle basladi:
Su kucugun, soz buyugun.
Sonra itirazini soyledi:
- Artik suya razi degiliz, soz de istiyoruz.

Aytun Çıray’ın İnternethaber’de yayınlanan 11 Şubat 2003 tarihli “İtiraf ediyorum kendime oy vermedim” başlıklı yazısından:

"“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, İdare et abi, su küçüğün, söz büyüğün” deyişlerinin hakim olduğu topluma bir de “buna da şükür, daha kötüsü de var” zihniyeti eklenince sonuç ortada idi: Bozuk düzen."

Necmi Tanyolaç’ın Hürriyet Gazetesi’nde 2 Şubat 2008 günü yayınlanan “Kartopu, buzgölü” başlıklı yazısından:

"Sivasspor, sadece 3 puan kaybetti. Su küçüğün, söz büyüğün derler. Az konuşup, çok çalışırlarsa, aldıkları bu dersin yararı olur."

 

Men Dakka Dukka ve Köşe Yazarlarımız

Men_dakka_dukkaMen dakka dukka“, Arapça bir darb-ı mesel olup “kapı çalanın kapısı çalanıranlamına gelir. Yani başkasının kapısını kötü niyetle çalan adamın, aynı şekilde onun kapısı da çalınacaktır. Manası, “eden bulur” şeklindedir. “Ne ekersen onu biçersin”,  “Çalma kapımı, çalarlar kapını”, “Ne edersen onu bulursun” gibi yorumları da mevcuttur.

Farklı tercümeleri yapılsa da, Muhtesip‘in daha önce gösterdiği üzere bazı köşe yazarları ise bu anlamı tam olarak kavrayamamış:

Hasan Karakaya’nın, Yeni Akit Gazetesi’nde 15 Aralık 2014 günü yayınlanan “Kendi manşetleri ile soruyoruz: Bu mu gazetecilik?” başlıklı yazısından:

Hani, atalarımız “Men dakka dukka” demişler ya, gerçekten de, “eden, buluyor!”

Hasan Karakaya’nın “ataları” ile hangi milleti kastettiği meçhul; ancak, bu atasözünün Arapça olduğunu vurgulamak gerek.

Mehveş Evin’in Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 13 Şubat 2012 tarihli “Hatay havalimanı rezaleti” başlıklı yazısından:

Antakya’da bulunduğum günlerde, Suriye haberleri büyük ilgiyle takip ediliyordu. Bir mekanda soluklanırken, televizyonda Başbakan’ın Esad’a “Men dakka dukka” dediğini duyduk. Yan masadan biri “Arapça’da böyle bir laf yok ki” diye şaşkınlığını dile getirdi. Malum, Antakya’da en yaygın dillerden biri Arapça. Merak ettim, her Arapça bilene sordum, “men dakka dukka” ne demek diye... Meğer Arapça’da “eden bulur” anlamına gelen bir deyiş değilmiş. Çok ayıp, argo bir sözmüş. Kadına yönelik söylenirmiş, anlamı da “kim döverse onu dövün”! Galiba Başbakan’ın Arapça bilen danışmana ihtiyacı var.

Men dakka dukka Arapçadır ve argo bir anlamı yoktur.

Yeni Meram Gazetesi’nden Rıdvan Bülbül, “Men Dakka Dukka” başlıklı 12 Şubat 2012 tarihli yazısında başlığından anlaşılacağı üzere bahse konu deyime değinmiş kapsamlı bir şekilde ama Farsça olduğu konusunda yanılmış:

Men Dakka Dükka, Farsça kökenli bir deyiştir. Aşağı yukarı aynı anlama gelen bir de Arap Atasözü var;
El hayyum gayyum ben gayyom.
Men Dakka duka’ya çeşitli anlamlar
yüklemek de olanaklıdır;
Bu, gerçek bir bakıma doğa yasadır;
Kimsenin yaptığı yanına kalmaz!
Aynı anlam yüklenmiş, sıkça yinelediğimiz bir deyim daha vardır,
“Mukabele bi’l-misil”
Arapça kökenli deyimin sözlük anlamı;
“Bir söz veya davranışa karşı, aynısını söyleyerek karşılık vermek, misilleme.”
Men dakka dukka’ya koşut başka deyimler;
Çalma kapıyı çalarlar kapını.
Kötülük eden kötülük bulur
Etme, bulma dünyası
Kısasa kısas.

Ahmet Tan, Cumhuriyet Gazetesi’nde 10 Şubat 2012 günü yayınlanan “Devlet Krizi mi İktidar Bunalımı mı” başlıklı yazısında “men dakka dukka”nın kökeni konusunda tereddüte düşmüş:

Halkına şiddet kullanan Suriye Devlet Başkanı’na Arapça (yoksa Farsça mı) şu mesajı göndermiş:
“Beşşar, men dakka dukka!”

Takvim Gazetesi yazarlarından Bülent Erandaç’ın 29 Eylül 2011 tarihli “Terör Koalisyonu” başlıklı yazısından:

Artık birilerine farsça bir söz olan 'Men Dakka dukka' demenin zamanı gelmiştir. (Çalma kapımı çalarlar kapını-Kötülük eden kötülük bulur)

Farsça değil, arapçadır. Söz değil, darb-ı mesel, yani deyim/atasözü/özdeyiştir.

Hakkı Devrim’in Radikal Gazetesi’nde 17 Aralık 2010 tarihli “Gazeteciliğe bakış açım değişmek üzereymiş gibi geliyor bana” başlıklı köşe yazısından:

Aradım taradım, bulamadım. Kusura bakmayın size de sormadan edemedim. «Men dakka dukka» Arapça mıdır gerçekten? Eğer Farsça ise, bu İmam Hatipler hiç mi Arapça öğretmez? Sadece ezberletir mi? -İkinci sualinizi anlayamadım. Men dakka dukka’ya gelince. Malum biz bu deyimi «Kapı çalanın kapısı çalınır», «Çalma kapımı çalarlar kapını», «Ne edersen onu bulursun», «Ne eker-sen onu biçersin» deyimleriyle eşanlamlı olarak kullanırız. Farsçayla ilişkisi var mı, bilmi-yorum. Arapça’da dakk, «çalma, vurma, vurulma» anlamında bir kelime; dakk-ı bâb, «kapı çalma» demek; dakketmek, «vurmak» anlamında eski Türkçe’de kullanılmıştır, diye biliyorum. Dakkak, «kapı kapı dolaşan, çok gezen, kapı aşındıran» demek. Menn gene Arapça’da «İyilik etme, bağışlama, ihsan» ve «Yapılmış iyiliği başa kakma» anlamlarına gelen bir kelime. Dukka’yı bilemiyorum. Ama deyişin Arapça kökenli olduğunu söyleyebiliriz.

Men dakka dukka, “İyilik etme, bağışlama, ihsan” anlamına gelmiyor, hele hele “Yapılmış iyiliği başa kakma” anlamına hiç gelmiyor. Ayrıca, Arapça bir deyimdir, kelime değil.

Benzer şekilde Osman Tanburacı, 22 Mayıs 2010 günü SporX’te yayınlanan “Basın toplantısı: Men dakka dukka” başlıklı yazısında aynı hataya düşmüş:

Aziz Yıldırım'ın basın toplantısı tam anlamıyla "men dakka dukka" Yani; Etme bulma dünyası .... Alavere dalavere manasına söylenen farsça bir deyiş.

Kaynak:

Men Dakka Dukka Ne Demek