Etiket arşivi: Nur Çintay

Ersin Ramoğlu, Cem Boyner’in Çalışanlarına Gönderdiği İddia Edilen Yazıyı Kendisinin Kaleme Aldığını Sanmış

Ersin Ramoğlu, Sabah Gazetesi’nde 16 Aralık 2016 günü yayınlanan “İç savaş için provokatif işler” başlıklı yazısında, sosyal medyada yaygın şekilde paylaşılan Cem Boyner’in çalışanlarına attığı iddia edilen “durun gitmeyin” içerikli e-posta metninin Cem Boyner tarafından bizatihi kaleme alındığını iddia etmiş gerekli araştırmayı yapmaksızın:

Onu Gezi'de elinde tuttuğu kartondaki 'Ne sağcıyım ne solcu, çapulcuyum çapulcu'yazısıyla tanıdık.
Soyadıyla aynı adı taşıyan mağazalarıyla ünlüydü…
Ama 'çapulculuğu'yla daha da ünlendi!
Şimdi de şirket çalışanlarına 'gitmek' üzerine ironik bir yazı gönderdi…
Tuhaf…
Cem Boyner aykırı yazılar yazmayı seviyor…
7 düvel saldırıyor.
2. Kurtuluş Savaşı'ndayız.
Seferberlik ilan edildi…
O aldırmadı bile.
Halbuki Türkiye'ye bir şey olduğunda en büyük zararı o görecek!

***

Çapulcu Cem Boyner de şirket çalışanlarına gönderdiği ironik yazısında, "Herkeste bir gitme arzusu. Dolar uçuşa geçmiş, başkanlık tartışmaları canını sıkıyor, sınırımızda savaş, içeride terör belası, biliyorum."
'Git' diyor Çapulcu…
Damızlık bir tip omuz atıp geçiyorsa 'git' diyor…
Ama Amerika'ya gitmeyi unut diyor…
"Gidersen beyaz Amerikalıların çimlerini biçersin" diyor…
FETÖ gibi bu çapulcu da ABD'den umudunu kesti.
Morali bozuk.
Çünkü seçimi Hillary Clinton yerine Donald Trump kazandı.
"Küçük bir kasabaya git, yerleş.
Küçül, kalabalıktan uzaklaş, ruhunu temizle" diyor.

Cem Boyner’in çalışanlarına gönderdiği iddia edilen yazıyı paylaşalım öncelikle:

Herkeste bir gitme arzusu. Dolar uçuşa geçmiş, başkanlık tartışmaları canını sıkıyor, sınırımızda savaş, içeride terör belası, biliyorum

Ama, nereye gideceksin ki zaten?

Memleketin içinde debeleneceksen, git. Şehirden sıkıldıysan, trafikteki kornalar ruhunda çalıyorsa, asansördeki selamsız adam yüzüne bön bön bakıyorsa, damızlık bir tip omuz atıp geçiyorsa sokakta, masandaki dosyalar çalıştığın plazanın maketi gibi yükseliyorsa önünde, yürüyen bantta gibi hissediyorsan hayatta kendini; git.

Küçük bir kasabaya git, yerleş. Küçül, kalabalıktan uzaklaş, ruhunu temizle. Ama sıkılırsan, gel.

Artık Amerika’yı falan unut bir kere. Bu seçimden sonra oraya gidip anca beyaz Amerikalıların çimlerini biçersin. Amerikalılar Kanada’ya kapağı atmak için başvuru sitelerini çökertiyorlar yoğunluktan, senin orada ne işin var?

Meksikalılar, Kübalılar, El Salvadorlular, Porto Rikolular işgal etmiş zaten memleketi. İngilizcen yetmez, İspanyolcayı ana dil yapman lazım. Hintliler, Çinliler neredeyse bir Avrupa ülkesi kadar kalabalıklar. Sen işini gücünü bırakacaksın da, Amerika’ya yerleşeceksin cıbıl cıbıl. Kendine Türk arkadaş arayacaksın. Sonra sorgulayacaksın kendini, bu arkadaşımla Türkiye’de olsak arkadaşlık eder miyim?

Almanya’ya da gitme mesela. Büyük şişersin. Saat dokuz dedin mi sokakta adam bulamazsın. Oranın düzeni bizim insanı ruh hastası yapar. Karınca gibi planlı, düzenli, analitik olamazsın sen. İllaki kaytarmak isteyeceksin, bir kısa yol bulmaya çalışacaksın hayatta. Almanya’da yemez bunlar. Burada Almancı, Almanya’da yabancı olacaksın. Kapını bir kez çalmayacak hiç bir Alman komşun. Anca fazlaca gürültü yaparsan ‘Polizei’ gelecek kapına, ona dert anlatacaksın.

Uzak yerlere gitme. Avusturalya misal. Ya da dünyanın en yaşanılası yeri falan diye Yeni Zelanda’yı hedefleme. Arkanda kimse bırakmadın mı? Birine bir şey olsa, dönüp gelemezsin. Dünyanın bir ucu dedikleri yer oralar işte. Çok medeniymiş, çok mutluymuş insanlar. Evet öyle. Ama sen onlardan değilsin ki? Yanında kafanı da alıp götürdüğün için, Sydney’de bir kafede mutlu mutlu oturup ilkokul arkadaşın Samet’in Facebook sayfasına bakacaksın.

Çok soğuk yerlere de gitme. Herkesin medeniyet rüyası Kanada’ya sakın gitme mesela. Tam on bir yıl orada kalıp dönen arkadaşıma ‘neden döndün oğlum, manyak mısın?’ deyince, on bir yılını şöyle özetlediydi: ‘çok soğuk oğlum!’

Soğuk yere alışamazsın sen. Bizim bünyeler güneş ister. Bazen günün ortasında felekten bir saat çalıp, güneşin alnında malak gibi duralamak ister bizim bedenler. Bir de çay oldu mu yanında. Hele bir de senin gibi işsiz güçsüz bir dost, ömre bedel…

Kapının önündeki 3 ton karı küremezsin sen Kanada’da. Ellerin plaza eli, bedenin Akdeniz bedeni. Birine yaptırayım desen, Türkiye’deki Genel Müdür maaşını isterler. Sinirlenip kürek takımı alırsın, iki kürer, sonra bakakalırsın.

Çok medeni, mekanik Avrupa’da bir yer seçme Almanya dışında da. Irkçılık almış başını gidiyor. Birinci sınıf vatandaş olamayacağın bir memlekette nasıl huzur bulacaksın? Kara kafalar diyorlar bizim gibilere İskandinav dostlar, bilir misin?

-Ben çipil sarışınım arkadaş, kendimi aryan ırk arasına yediririm,

– Gider orada bir Türk mahallesine yerleşirim, Brüksel’de Burdurlular Kahvehanesinde takılırım,

– Biz zaten İtalyan’a benziyoruz milletçe, aralarına karıştım mı kimse anlamaz, gibilerinden bir diyeceğin varsa sen bilirsin.

Ama gittiğin yerde hep yabancı kalacaksın, unutma. Türk kahvesinde bir Euro’ya içtiğin ince belli çay bile hasret kokacak.

İngiltere’yi hiç düşünme. Çünkü İngiltere deyince Londra’yı düşlüyorsun biliyorum. Gofret kolisinden hallice bir apartman dairesine, Türkiye’deki yıllık maaşının yarısını vereceksin bir ayda. O da Londra’nın merkezinde falan değil ha, trene binip şehre gideceğin mesafede. Hesabını baştan yap. Londra’nın merkezinde oturman için ya bir prensle evleneceksin, ya da Chelsea’de top oynayacaksın. İkisi için de geç değil dersen, bilemem. Bence para biriktireceğine antrenmanlara başla, daha büyük bir olasılık var.

Sürekli yağan yağmurunu, hep kapalı havasını saymıyorum. Bizi bozar. Sütlü çayını içer, içinden bir Ege türküsü söylersin.

Londra dışını hiç düşünme sakın. Adanın diğer bölgelerinde misal bir pub’a girsen gece yanlışlıkla, kırmızı burunlu holigan abilerin bakışlarından öyle tırsarsın ki, bırak İngiltere’de kalmayı, Çorum Sungurlu’daki halanın evine yerleşmeyi tercih edersin.

Sayacak yer de çok, her birine takacağım kulp da.

Aslında demek istediğim şu:

Gitmeyin güzel insanlar, biz kardeşiz. Gittiniz mi birbirimizi özleriz. Yılda bir gelinen tatille falan da geçmez hasretimiz.

Bahse konu metin Cem Boyner tarafından kaleme alınmamıştır.

Çünkü yazı, AnlatanAdam’ın 16 Kasım 2016 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Durun Gitmeyin! Siz Kardeşsiniz” başlıklı köşesinde yayımlanmıştı daha önce.

Cem Boyner de bu yazı ile bir ilgisinin olmadığını sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada dile getirmişti.

Her ne kadar aksi iddia edilse de, Boyner Grup’un teyit.org’a verdiği bilgiye göre Cem Boyner çalışanlarına bu tarz bir ileti de göndermemiş (Bu noktada, Nur Çintay’ın Sabah Gazetesi’nde 18 Aralık 2016 günü yayınlanan “Tatile git ama ‘kürkçü dükkanı’na geri dön” başlıklı yazısındaki hatasını da not etmek gerek).

Ayrıca Ersin Ramoğlu, yazının temel mesajını kavrayamamış ve yazıyı galiba sonuna değin okuyamamış. Çünkü, yazının vermek istediği temel mesaj “gitmeyin” üzerine kurulu aslında.

Yazının son 2 cümlesini tekrar aktaralım:

Aslında demek istediğim şu: 

Gitmeyin güzel insanlar, biz kardeşiz. Gittiniz mi birbirimizi özleriz. Yılda bir gelinen tatille falan da geçmez hasretimiz.

Ersin Ramoğlu bir yazıda 3 hata yapmış:

  1. Yazı Cem Boyner’e ait değil.
  2. Cem Boyner çalışanlarına bu yazıyı göndermemiş.
  3. Yazının ana fikri “gitmeyin” diyor.

Okumadan, kavramadan, anlamadan, ezberden yazı yazmak…

 

Çince Krizin Anlamı ve Köşe Yazarlarımız

Öncelikle, “kriz, Çincede fırsat demektir” efsanesinin gerçeği yansıtmadığıyla başlayalım: “Çince kriz, fırsat ve tehlike demek değildir”

Kaynaklar, bu hususun ilk kez 1959 yılında John F. Kennedy tarafından dile getirildiğini işaret ediyor. Ancak, JFK de yanılmış durumda bu atfında.

Bu hususa Yalansavar da değinmişti.

Pennsylvania Üniversitesi’nde Çin Dili ve Edebiyatı Profesörü olan Victor H. Mair, konuya açıklık getirmiş:

“The explication of the Chinese word for crisis as made up of two components signifying danger and opportunity is due partly to wishful thinking, but mainly to a fundamental misunderstanding about how terms are formed in Mandarin and other Sinitic languages.”

Yani diyor ki (çeviri için Yalansavar’a teşekkürler);

“…Çince’de ‘kriz’ kelimesinin  ‘tehlike’  ve ‘fırsat’ anlamlarını önplanda tutan bileşenlerden oluştuğunu yorumlamak bir bakıma hayal ürünü olarak nitelendirilebilir fakat aslında bu anlamlandırma Mandarin ve diğer Sinitic dillerde (Çince ailesi) kelime yapılarının nasıl oluştuğu konusundaki temel bir yanlış anlamadan kaynaklanır…”

Ekohaber’den Meftun Tayan’dan da dinleyelim doğrusunu:

Krizin fırsat olduğuna dair inanç, kriz kelimesinin Çince'de fırsat anlamına geldiği iddiasıdır. Çince'den yapılan bu alıntı günümüzde artık bir klişe halini almış durumda. Kime kriz deseniz, kelimeyi fırsat ile tamamlamaktadır.
Krizi fırsat olarak değerlendirebilecek insanlar olabilir. Ancak söylenenlerin tersine, kriz Çince'de fırsat anlamına gelmemektedir. Bu bariz hatayı düzeltmek kendi ifadesine göre, "Polyanacılığa" son vermek için Pensilvanya Üniversitesi Çin Dili ve Edebiyatı Bölümünde Profesör olan of Victor H. Mair bir makale yazmış.
Mair, Çince'nin yapısını özetleyerek Weiji'nin anlamını okuyucuya anlatıyor. Weiji, wei ve ji kelimelerini içinde bulunduran bir sözcükmüş. Yalnız başına wei tehlike, ji fırsat anlamını taşımaktaymış. Ancak ji'nin weiji kattığı anlam farklıymış, ji bu şekliyle nokta, durum şeklinde anlam taşımaktaymış. 
Mair, Weiji'nin sanılanın aksine "tehlikeli nokta", "zor durum" anlamını taşıdığını söylemektedir. Ayrıca krizin ortasında fırsat yaratacağım diye risk alanların Çinlileri suçlamaması gerektiğini sözlerine eklemekte.

Radikal Gazetesi’nden Özgür Mumcu da 21 Mayıs 2014 tarihli yazısında hataya düşmeyip doğru bilgiyi okurlarına sunmuş:

"Fırsatçılığın ve çıkarcılığın süslü pazarlama cümlesini bilirsiniz: “Kriz, Çincede fırsat demektir.” Hem iş dünyasında hem de siyasi çevrelerde sıklıkla tekrarlanan bu basmakalıp ifadenin aslında gerçeği yansıtmadığını belirtmek lazım. Yani Çince uzmanlarına göre kriz Çince fırsat anlamına gelmiyor. Ama konumuz Çin dili ve edebiyatı değil."

Şimdi gelelim köşe yazarlarımız arasında bu hataya düşenlere:

Mehmet Tez’in Milliyet Gazetesi’nde 22 Mart 2015 tarihinde yayınlanan “Krize hazır mıyız?” başlıklı yazısından:

"Not: (“Kriz Çincede fırsat demekmiş” demeden bu yazıyı bitirdiğim için mutluyum.)"

Taraf Gazetesi’nden Ahmet Erdi Öztürk, 1 Mart 2015 tarihli “Sürdürülebilir Ohal” başlıklı köşe yazısında sormuş:

"Çincede krizin fırsat anlamına geldiği iddia edilir. Bilemem doğru mudur değil midir?"

Bayram Zilan’ın 19 Ekim 2014 tarihinde Milat Gazetesi’nde yayınlanan “7-8 Ekim Olayları’nın Z raporu ve yeni bir perspektif” başlıklı yazısından:

"Çincede “fırsat” ve “kriz” kelimesi aynıdır. Çincedeki bu kelimeyi dileyen fırsat anlamında dileyen de kriz anlamında kullanır."

Orkun Bulut-Life, Akşam Gazetesi’nde 12 Mayıs 2014 günü yayınlanan “Ustaların ustası” başlıklı yazısında aynı hataya düşmüş:

"Dünyada ekonomik kriz devam ederken bunu Çincedeki gibi fırsata çeviren nadir ülkelerden biri Türkiye."

Meliha Okur’un Sabah Gazetesi’nde 28 Aralık 2013 tarihinde yayınlanan “Geleceği Unutmak” başlıklı köşe yazısından:

"Yargı kriziyle sarsıldığımız şu günlerde dünya ekonomisinin yüzde 85'ini temsil eden G-20'de Rusya ve Avustralya ile birlikte üçlü troykaya girdik. Farkında mısınız? Yeni yılda G-20 zirvesinin ev sahipliğini Avustralya yapacak. 2015'te bayrağı biz devralacağız. Ne yazık ki bizim bunları konuşacak zamanımız yok! Çince'de kriz fırsat demektir. Oldum olası krizi fırsata dönüştüremiyoruz. Enerjimizi geleceği planlamak yerine toprağa veriyoruz. Geleceğimizi unutuyoruz!"

Emre Aköz’ün Sabah Gazetesi’nde 14 Aralık 2013 tarihinde yayınlanan “Gökyüzündeki kurtlar sofrası (2)” başlıklı köşe yazısından:

"Çincede kriz ile fırsat aynı kelimeymiş ya... İşte kriz, THY için fırsat oluyor. Şöyle: Kriz başladığında Avrupa ve ABD havayolları eleman çıkartıyor, zarar eden hatları kapatıyor ve yeni uçak alımını durduruyor."

Nur Çintay’ın Sabah Gazetesi Pazar ekinde 6 Ekim 2013 günü kaleme aldığı “Bir ‘kulübe’de lezzet peşinde…” başlıklı yazıdan:

"Çince'de 'kriz' ile 'fırsat' aynı kelime ya, benzer bir durum oldu: İki oda istedik, sadece bir tane kalmıştı."

Stelyo Berberakis’in Sabah Gazetesi’nde 5 Ekim 2013 tarihinde yayınlanan “Yeni yaşam tarzı: Mikel ve Nanou” başlıklı yazısından:

"Çince 'kriz' anlamına gelen kelimenin aynı zamanda 'fırsat'la eş anlamlı olduğu, ekonomik kriz geçiren Yunanistan'da iki işadamı tarafından fazlasıyla kanıtladı."

İlker Yağcıoğlu’nun Takvim Gazetesi’nde 23 Eylül 2013 günü yayınlanan “Cimbom krizden çıktı” başlıklı yazısından:

"Kriz kelimesi Çince iki harften oluşur. Harflerin biri tehlikeyi diğeri ise fırsatı temsil eder."

Banu K. Yelkovan’ın Radikal Gazetesi’nde 28 Temmuz 2011 tarihinde yayınlanan “İşte Şimdi Tam Zamanı” başlıklı köşe yazısından:

"“Kriz Çincede fırsat demektir” özlü sözünden yola çıkarak, artık kendimizi Metris çerçevesinden kurtararak, bu krizi nasıl bir fırsata dönüştürebileceğimizi tartışmanın zamanı gelmedi mi?"

Şükrü Kızılot, Hürriyet Gazetesi’nde 27 Haziran 2009 tarihinde yayınlanan “Apartmanda yönetici olmanın avantajı” başlıklı köşe yazısında JFK’nin yukarıda bahsedilen hata içeren vecizesine yer vermiş:

"KRİZ kelimesi Çince yazıldığında iki harften oluşmaktadır. Bu harflerden biri tehlikeyi, diğeri ise fırsatı temsil etmektedir. John F.Kennedy"

Şalom Gazetesi’nde Doret Habib de “Kriz dönemlerinde güçlenen yenilikçilik ruhu” başlıklı yazısında bu hataya düşmüş:

"Her ne kadar Çince bilmesem de, bir süredir “kriz” odaklı söyleşilerde başvurulan bir referans kavramı oldukça anlamlı buluyorum. Çin alfabesinde tek başına “kriz” anlamına gelen bir kelime yoktur; ‘tehlike” ile “fırsat” simgeleri (wei-ji) yan yana getirildiğinde ‘kriz” anlamına gelen yeni bir kelime oluşur."

Resul İzmirli’nin Türkiye Gazetesi’nde 8 Kasım 2008 tarihinde yayınlanan “Kriz fırsatçılık mı” başlıklı yazısından:

Çin­ce’de kriz di­ye ya­zar­sa­nız, bu­nun iki mâ­nâ­sı var­dır, bi­ri­si kriz­dir ama di­ğe­ri fır­sat­tır!” İş dün­ya­mız bu sö­zü ar­tık ez­ber­le­di.

Serdar Yalmanaç’ın 1 Kasım 2008 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Kriz ve Reklam” başlıklı yazısından:

"Çince’de "Kriz" sözcüğünün nasıl yazıldığını da ezberledik: "Tehlike" ve "Fırsat" sözcüklerinin bir araya getirilmesiyle "Kriz" kelimesi oluşuyormuş."

Nurettin Özdoğan’ın 26 Ekim 2008 tarihinde Zaman Gazetesi’nde yayınlanan “Kriz fırsatlar ve fıkralar için vardır” başlıklı köşe yazısından:

"Evet, dünyada da Türkiye'de de krizi fırsata çeviren birçok insan var. Belki garibinize gidecek ama "Kriz" Çincede "fırsat" anlamına geliyormuş!"

Oral Çalışlar’ın Radikal Gazetesi’nde 6 Temmuz 2008 tarihinde yayınlanan “Kriz: Tehlike ve Fırsat” başlıklı köşe yazısından:

"Reşat(Çalışlar) kriz üzerinde yazı yazdığımı görünce, Çince’den bir örnekle yanıma geldi. O, kelimelerin anlamlarını çözmeye meraklıdır, Çince’deki kriz kelimesinin karşılığı olan işaretin ‘tehlike’ ve ‘fırsat’ anlamlarını aynı anda içerdiğini söyledi."

Kaynaklar:

cince kriz firsat ve tehlike demek degildir