Etiket arşivi: Necati Doğru

Emir Subayı ve Yaver Ayrımının Farkında Olmayan Köşe Yazarları

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin gündemine 2 ünvan çakıldı kaldı: yaver ve emir subayı.

Ne yazık ki toplumun büyük kesimi, köşe yazarları, basın mensupları ve sözüm ona elit, aydın ya da kanaat önderleri iki ünvan arasındaki farkın ayrımına varamadığı için yine bir bilgi kirliliği oluştu.

Önce kafaları netleştirelim:

Cumhurbaşkanı’nın yaveri, Genelkurmay Başkanı ve bazı kuvvet komutanlarının emir subayı olur. Yaverlik sistemi sadece Cumhurbaşkanlığında bulunur. Genelkurmay başkanının yaveri bulunmaz.

1920’den bu yana varolan yaverlik sistemi kapsamında Cumhurbaşkanlığı’nda bir başyaver, 4 de yaver bulunuyor. Cumhurbaşkanının her adımda yanında olan başyaver, makam aracına binen tek isim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı, Atatürk’ün ilk Meclis Başkanı seçildiği ve Başyaverlik kurumunun yeniden düzenlenmesi talimatını verdiği tarih olan 23 Nisan 1920, Başyaverliğin kuruluş tarihidir.

Yaverlik, Türklerde cumhuriyet öncesinde de devlet yönetiminde uygulanan köklü geleneklerdendir. Osmanlı Devleti’nde padişahın, veliahtların ve yüksek makamlarda görev yapan paşaların hizmetinde görev alan yaverler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ve ardından Cumhuriyet’in ilanıyla, yeni Türk devletinde resmi statüleri değişmiş, sadece cumhurbaşkanlığı nezdine atanarak cumhurbaşkanlığı örgütü içinde bir kurumsal yapı oluşturmuşlardır.

cumhurbaşkanı yaveri

Yaverlerin başı olan kimse, cumhurbaşkanının yaverlik hizmetini yürütmekle görevli en kıdemli subaydır. Başyaverlik; Başyaver, Kara, Deniz, Hava, Jandarma Yaverleri ve bürosundan oluşur. Emirleri doğrudan cumhurbaşkanından alır, görevlendirilmesi durumunda cumhurbaşkanını temsil eden kurumdur. Yaverler, cumhurbaşkanına veya devlet başkanına en yakın kişi olmakla, bir devletin kaderinde etkili olan büyük olayları yakından takip eden veya bizzat yaşayan insanlardır.

Genelkurmay Başkanı’nın yaveri olduğu iddiasında bulunma hatasına düşen köşe yazarlarını ifşa edelim:

Murat Yetkin’in Hürriyet Gazetesi’nde 8 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Türk-Rus krizini bitiren gizli diplomasinin öyküsü” başlıklı yazısından:

"Akar ise Çağlar'ın bakanlığı sırasında Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı'nın başyaveriydi."

Yazgülü Aldoğan’ın Posta Gazetesi’nde 21 Temmuz 2016 günü yayınlanna “Darbe teşebbüsü bir gecede olmadı” başlıklı yazısından:

"Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaverinin itirafları o kadar bağlantılı ki bu geriye gidişle. FETÖ, özellikle Anadolu’nun okumak isteyen, zeki, parlak çocuklarına el atıyordu."

Ali Eyüboğlu’nun Milliyet Gazetesi’nde 3 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Hainler nasıl yaver ve emir subayı oldu” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı’nın yaverinin nasıl seçildiğini sordum Genelkurmay yetkililerine."

Emin Pazarcı’nın Akşam Gazetesi’nde 21 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Tehlikeli, çok tehlikeli” başlıklı yazısından:

"İlginçtir, yine Genelkurmay Başkanı’nın sürekli olarak koruyup kolladığı yaveri Yarbay Levent Türkkan da darbeciler arasındaydı. O da başına silah dayadı."

Bekir Hazar’ın Takvim Gazetesi’nde 22 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Çuval” başlıklı yazısından:

"İki hayati önem taşıyan kilit noktayı ele geçirirseniz, ORDUDA her yere sızarsınız. Cumhurbaşkanı veya Genelkurmay Başkanı'na yaver mi lazım? Personel Daire Başkanı üç isim önerir. İstihbarat Daire Başkanı da "Bu isimler temiz, vatansever aslanlar" derse, ihanet şebekesinin önerdiği isimlerden birini seçersin. .."

Necati Doğru’nun Sözcü Gazetesi’nde 22 Temmuz 2016 günü yayınlanan “OHAL 14 yıllık bağırsak kirliliği” başlıklı yazısından:

"Genelkurmay Başkanı'nın yaveri yarbay darbeye kalkışınca ordu içinde bir üst rütbede Albay'a değil, PTT'de kadrolu “bir FETÖ'cü abiye” bağlı çıktı. Cumhurbaşkanı Başyaveri yarbay da ordudaki FETÖ'cü üstüne değil “Diyanet İşleri'nde cuma hutbelerini yazan abiye” bağlı çıkacak(!)"

Türkiye Gazetesi’nden Hakkı Arslan’ın 21 Temmuz 2016 tarihli “40 Yıllık Darbe” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı'nın yerini bilen yâveri. Marmaris baskınından kurtulunca bu sefer havadayken pilotu tam 15 defa arıyor, "uçağın koordinatlarını" istiyor ısrarla." "Boğazı sıkılan, işkenceye tabi tutulan Genelkurmay Başkanımızın yâveri de onu rehin alanlardan biri."

Habervaktim.com yazarlarından Mehmet Ocaktan’ın “Erdoğan’la hesaplaşma değil aptallık hikayesi” başlıklı 24 Temmuz 2016 tarihli yazısından:

"Bu nasıl bir tiyatro ki Hulusi Akar’ın yaveri Levent Türkkan ifadesinde darbe planlamasının Pensilvanya’nın talimatıyla yapıldığını açıkça itiraf ediyor"

Yurt Gazetesi’nden Mustafa Kul’un 4 Ağustos 2016 tarihli “Dereyi geçerken” başlıklı yazısından:

"Ülkemizde yaşanan darbe girişimi sonrasında, Cumhurbaşkanının başyaveri ve diğer üç yaveri, Genelkurmay Başkanının özel kalem müdürü, AKP Genel Başkan yardımcısının kardeşi Mehmet Dişli ve Genelkurmay başkanının yaveri Levent Türkkan, Genelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Yaşar Gürel'in, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak'ın ve Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın emir subayları, özel kalem müdürleri, korumaları ve yaverlerinin tamamının ''darbeci'' oldukları ve FETÖ çetesine mensup oldukları ortaya çıkmasına rağmen herkes koltuğunda oturmaktadır."

Kaynak: Cumhurbaşkanlığı ve Ajanshaber

Necati Doğru ve IŞİD’in Finansal Gücü

Necati Doğru, Sözcü Gazetesi’nde 11 Aralık 2015 tarihinde yayınlanan “Kabe mi? IŞİD’in petrolü mü?” başlıklı yazısında terör örgütü IŞİD’in finansal kaynaklarını konu edinmiş:

Suudi Arabistan’ı ele geçirdiğinde “Kabe’yi yıkacağını” ilan eden IŞİD’ in Suriye ve Irak’ da el koyduğu petrol sahaları çalıntı, hırsızlık, haydutluk… Kabe ile petrol yatağının kıyaslaması bile yapılmaz. Böyle soru olmaz. Biliyorum. Konuyu deşmek için soruyorum. IŞİD, bütün parasal gücünü silah zoruyla ele geçirdiği petrol yataklarından alıyor. Enerji uzmanları ile Rus ve ABD istihbarat örgütleri raporlarına göre “IŞİD’ in çalıntı petrolden günde 1 ile 1.5 milyon dolar geliri” var. IŞİD için “intihar bombacısı” çok önemli diye yazılır, çizilir, söylenir.

ışidNecati Doğru’nun, IŞİD’in bütün parasal gücünü petrol satışından elde ettiği iddiası gerçeği yansıtmıyor. Çünkü, IŞİD’in finansal gücünün tamamı sadece petrol satışından gelmiyor.

IŞİD’in halihazırda sahip olduğu 2 milyar dolarlık mali gücün kaynağı tam olarak bir bilmece. Ancak uzmanlar, bu mali gücün şu unsurlardan oluştuğunu vurgulamaktadır: (i) IŞİD’in Musul’a girdiğinde buradaki merkez bankasında bulunan 500 milyar Irak dinarı, yani yaklaşık 420 milyon dolara el koyması, (ii) Körfez ülkelerinin IŞİD’e yaptığı mali destek, (iii) petrol satışı ve  (iv) haraç şebekeleri aracılığıyla edindiği kaynak.

Petrol satışından elde edilen gelir, IŞİD’in ikinci büyük para kaynağı olarak nitelenmektedir.

Kaynaklar:

 

G20, Antalya Liderler Zirvesi ve Köşe Yazarlarımız

G20 Antalya Liderler Zirvesi, 15-16 Kasım 2015 tarihlerinde Antalya, Belek’te gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık ettiği bu üst düzey toplantı, gerek ülke gündeminin gerekse köşe yazarlarının gündeminde önemli bir yer tuttu.

G20’ye ve zirveye ilişkin önemli hatalar yapmayı unutmadı tabiki köşe yazarlarımız. Bu vesileyle, söz konusu hataları tek tek yazmak yerine, toplu şekilde dile getirelim istedik:

YeniŞafak Gazetesi’nden Ahmet Ulusoy, “Ne kadar işsiziz” başlıklı 20 Kasım 2015 tarihli yazısında, G20 Liderlerinin üzerinde uzlaştığı bir taahhüde değinmiş:

G20 (Antalya) Zirvesindeki en önemli taahhütlerden birinin de genç işsizliğin G20 ülkelerinde 2025 yılına kadar % 15 azaltmak olduğunu unutmayalım.

G20 Liderleri, genç işsizliğini 2025 yılına değin % 15 azaltmayı taahhüt etmedi. Liderler “G20 ülkelerinde işgücü piyasasında daimi olarak geride kalma riskini en çok taşıyan gençlerin oranının 2025 yılına kadar %15 azaltılmasını” taahhüt etti. Bu taahhüt, tüm genç işsizleri değil, işgücünde olmayan ve eğitim almayan gençleri kapsıyor.

Zaman Gazetesi yazarlarından Ali Yurttagül, “G-20, G-7, G-8 ve Şanghay grubu” başlıklı 19 Kasım 2015 tarihli yazısında G20 Antalya Liderler Zirvesi’nin ardından odak noktasına G20 platformunu almış:

Obama G-7 ve G-8 grubunun yetersizliğini gördüğü için kurulmuştu G-20. Haklıydı. Çin, Hindistan gibi ülkelerin masada olmadığı bir toplantıda dünya ekonomisini konuşmak anlamsızdı.

Malesef yanlış bir ifade. G20, 1999 yılında kuruldu, daha ABD Başkanı Barrack Obama ortalıkta yokken. G20, Liderler düzeyinde toplanmaya da 2008 Kasım ayında başladı, yani George Bush döneminde.

Şeref Oğuz, Sabah Gazetesi’ndeki “Zirve çıktıları” başlıklı 18 Kasım 2015 tarihli köşesinde Antalya Zirveleri çıktılarını konu edinmiş:

IMF üyelerinin kota paylarında adil dağılımı önerdik, SDR sepeti dâhil yeni dönemde kota yönetim reformu oluştu.

Kota ve Yönetim Reformu 2010 yılında kabul edilmişti. Ancak, hâlâ yürürlüğe giremedi. Yani, bu reform yeni oluşmuş değil.

Yaşar Süngü, YeniŞafak Gazetesi’nde 18 Kasım 2015 günü yayınlanan “Kısaca G20 ve alınan kararlar” başlıklı yazısında G20’ye 2015 yılında davet edilen ülkelere değinmiş:

Türkiye bu zirvede dönem başkanı olarak davet hakkını Azerbaycan, Malezya, Senegal ve Singapur için kullandı.

Sadece bu ülkeler davet edilmedi. Afrika Birliği’ni temsilen davet edilen Zimbabve’yi atlamış.

Yaşar Süngü hata yapmaya devam etmiş:

1999'da Asya ekonomik krizi çıkınca ABD ve Kanada Maliye Bakanları krizle baş edebilmek için bir grup kurmaya karar verdiler.

Asya krizi 1999’da çıkmadı. 1997 yılında etkileri hissedilmeye başladı. 1999 yılında ise G20 Finans Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları düzeyinde toplanıldı. G20’yi kurmaya sadece ABD ve Kanada karar vermedi.

Radikal Gazetesi köşe yazarlarından Güven Sak, 17 Kasım tarihli “G20, Türkiye yılında 20’nci yüzyıldan 21’inci yüzyıla adım attı” başlıklı köşe yazısında G20 Zirvesi çıktılarını konu edinmiş:

Üçüncü olarak, Arjantin’in cebinde parası olduğu halde, bu yıl mahkeme kararıyla iflas etmiş sayılmasına neden olan uluslararası alanda sorun teşkil eden devlet borçlarının yeniden yapılandırılması meselesi bildirgeye girdi.

Güven Bey, 2015 yılında T20’nin koordinatörlüğünü üstlenmişti.  Ancak, borç yeniden yapılandırma konusunun daha önce de G20’de ve Liderler Zirvesi’nde ele alındığı ve bildirgelere yansıdığını gözden kaçırmış. Örneğin, 2014 Brisbane Zirvesi‘nde “We welcome the progress made to strengthen the orderliness and predictability of the sovereign debt restructuring process.” ifadesiyle G20 Liderleri bu konuyu ele almış ve bildirgenin ek kısmında bu konuda çağrıda bulunmuştu.

Hilal Kaplan, 17 Kasım 2015 günü Sabah Gazetesi’ndeki “G20, Suriye ve biz” başlıklı yazısında, başlıktan da anlaşılacağı üzere G20 Zirvesini odak noktasına almış:

"Dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinden biri olarak, diğer 19 ülkenin liderini kusursuz bir organizasyonla ağırladık."

G20, küresel düzeyde sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak forumudur. En gelişmiş ülkelerden biri değiliz ve G20 de gelişmiş ülkelerin forumu değildir.

Verda Özer, Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 17 Kasım 2015 tarihli “G20’nin Hareketli Kulisleri” başlıklı yazısında B20 zirvesine değinmiş:

"Yani dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinin iş dünyasını  bir araya getiren B20 zirvesinde."

B20, G20’nin iş dünyasına yönelik açılım grubu. Yani, B20 ülkeleri değil, G20 üyesi ülkelerin iş dünyası temsilcilerini bir araya getiriyor. Ayrıca, G20, dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinin bir oluşumu değildir.

Mehmet Tekelioğlu, Star Gazetesi’nde 17 Kasım 2015 günü yayınlanan “G-20 ve AB İlerleme Raporu” başlıklı yazısında G20’yi ve Antalya Zirvesi’ni konu edinmiş:

İspanya, Hollanda, İsveç ve Norveç G-20’de yok

İspanya, G20 üyesi ülke değil. Ancak, G20’nin devamlı davetli üyesi (permanent guest member) ünvanını haizdir. Bu durum, sadece İspanya’ya özgüdür.  Yani bir bakıma, İspanya G20’de var.

Melih Altınok, Sabah Gazetesi’nde 16 Kasım 2015 günü yayınlanan “Zavallılık” köşe yazısında, G20’nin en gelişmiş 20 ülkeden oluştuğunu iddia etmiş; ancak, Hollanda ve İsviçre gibi gelişmiş ülkeler G20’de değildir, çünkü G20 en büyük sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan 20 ülkeyi bir araya getirmektedir.

Dünyanın en gelişmiş yirmi ülkesinin liderleri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde bir araya geldi.

Ceren Kenar, Türkiye Gazetesi’nde 16 Kasım 2015 tarihinde yayınlanan “Yeni bir dünya kurulurken G20 fotoğrafları” başlıklı yazısında G20’nin dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinden oluştuğunu iddia etme hatasına düşmüş:

Aynı real politik kaygılar, G20 zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile dünyanın en büyük 20 ekonomisinin liderlerinin samimi pozlarını da belirleyen unsur oldu.

Yeni Asır köşe yazarlarından Cahit Sönmez, 10 Kasım 2015 tarihinde yayınlanan “G-20 Gündemi” başlıklı köşe yazısında aynı hatayı sürdürmüş:

Milli gelir açısından dünyanın en büyük 20 ülkesinden oluşuyor G-20...

Bir hata da Yeni Akit Gazetesi yazarı Mehmet Koçak’tan. “Türkiye için G20 zirvesi bir fırsattır!..” başlıklı 14 Kasım 2015 tarihli yazısından:

"G20 zirvesi deyip geçemeyin. G-20 dünyanın en gelişmiş ve en büyük üretim hacmine sahip 19 ülkeden ve Avrupa Birliği Komisyonu’ndan oluşuyor."

Mehmet Koçak sadece bu hatayla yetinmeyip 26 ülke devlet başkanının katıldığı zirveye 20 başkanın katılacağını iddia etmiş:

20 ülkenin devlet başkanının katılacağı ve dünyanın önde gelen iş örgütlerinin temsilcilerinin iştirak edeceği zirveye Türkiye’nin ev sahipliği yapması çok önemlidir.

Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Hasan Aksay, 16 Kasım 2015 tarihli “G20, Maskeli savaşlar ve iyiliği hakim kılmak” başlıklı yazısında Avustralya’nın dönem başkanlığının yılını şaşırmış ve 2014 yerine 2013 olarak bahsetmiş.

2013 yılı Avustralya dönem Başkanlığında, yönetimin üçlü Troyka’sında yer alan; 2014’de Başkanlığı devralan Türkiye, gelişmiş ülkelerden biri olarak, manevi değerleriyle, gelişmekte olan ülkeleri de temsil eder bir yapıdadır.

Hilal Kaplan, Sabah Gazetesi’nde 13 Kasım 2015 günü yayınlanan “Başkanlık, tek adam sistemi midir?” başlıklı yazısında, G20 ülkelerinin yönetim sistemlerine odaklanmış:

"Örneğin bu hafta sonu dünyanın en gelişmiş ülkelerinin liderlerini Türkiye'de toplayacak olan G-20 ülkelerine baktığınızda, bunların on tanesinin Başkanlık sistemiyle, dokuz tanesinin parlamenter sistemle ve birinin monarşiyle yönetildiğini görüyoruz."

G20, 20 ülkeden oluşuyor gibi görünse de aslında 19 ülke artı Avrupa Birliği’nden oluşuyor. Yani toplamda 20’den fazla ülke var; ancak, doğrudan temsil edilen sadece 19 ülke var. Bu noktada, Hilal Kaplan’ın hesaplaması anlamsız kalıyor. 10 başkanlık, 9 parlamenter, 1 monarşi, toplam 20 ülke yapıyor. Aslında toplamda 19’a ulaşmalıydı.

İlaveten, ABD, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Güney Kore, Meksika başkanlık sistemiyle yönetilirken, Fransa ve Rusya yarı başkanlık sistemini kullanmaktadır. Güney Afrika’da cumhurbaşkanı parlamento tarafından seçilir ve yürütmenin başı olur, bu sistem de bir bakıma değişik bir başkanlık sistemi türüdür. Almanya, Kanada, Türkiye, Avustralya, Hindistan, Birleşik Krallık, İtalya parlamenter sistem kullanmaktadır. Suudi Arabistan’da monarşi hakim. Çin’de ise tek parti yönetimi. Japonya’da ise parlamenter meşruti monarşi hakim (Aslında, Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada gibi ülkeler de bu kategoride yer alabilir). Yani -Hilal Kaplan’ın G20’de başkanlık sistemiyle yönetilen 10 ülke olduğu iddiası karşısında- G20’de başkanlık sistemiyle yönetilen 9 ülke bulunduğu görülmektedir.

Abdurrahman Dilipak daha da ileri giderek, “G20 liderler zirvesi başlarken” başlıklı 13 Kasım 2015 tarihli köşe yazısında, 2-3 ülke hariç G20’nin tamamının monarşi, başkanlık ya da yarı başkanlıkla yönetildiğini iddia etme hatasını yapmış:

"En gelişmiş 20 ülkenin 2-3’ü hariç tamamı monarşi, başkanlık, yarı başkanlıkla yönetiliyor ya da fedarasyon. “Muasır medeniyet”çilere ne oldu da başkanlık sistemine karşı çıkıyorlar."

Şeref Oğuz, Sabah Gazetesi’nde 16 Kasım 2015 günü yayınlanan “Dünya artık 5’ten çoook daha büyük” başlıklı köşe yazısında G20 Antalya Zirvesi’nde 19 ülkenin katıldığını iddia etmiş:

19 ülke, AB ve uluslararası kurumların bir araya geldiği G20 Antalya Zirvesi'nde, 5 milyar insanın başkan ve yöneticisi, Türkiye'nin küreye sunduğu tezlerini bir kez daha dinledi.

G20 resmi internet sitesinde dile getirildiği üzere, 19 G20 ülkesine ilaveten davetli ülkelerle birlikte toplam 26 ülke katılım sağlamıştır.

Abdurrahman Dilipak, 15 Kasım 2015 tarihinde Yeni Akit Gazetesi’nde yayınlanan “G20 başlarken” başlıklı köşe yazısında Antalya Zirvesi’nin G20 için bir son olabileceğini iddia etmiş:

G20 organizasyonun saygınlığı bu zirveden çıkacak kararlara bağlı. Eğer bu zirveden tatmin edici bir karar çıkmazsa, bu zirve G20 için bir son da olabilir.

Dilipak, G20 Liderlerinin 2016 yılında Çin’de, 2017’de Almanya’da toplanacağını atladığı için böyle iddialı açıklamalarda bulunmuş.

Necati Doğru da Sözcü Gazetesi’nde 11 Kasım 2015 günü yayınlanan  “G-20 ırgatlığı iyi para getirecek!” başlıklı yazısında G20 Zirvesine 19 ülke liderinin katılım sağladığını iddia ederek yukarıda dile getirilen hataya düşenlerden olmuş:

Antalya’da 8’i dünyanın en zengini geri kalan 11’i de gelişmekte olan 19 ülke liderinin buluşacağı G-20 Zirvesi’nin “Liderler gelecek döviz bırakacaklar” düzeyine indirilmesi ırgatlığı (ya da ırgat başı diyelim) akla getirdi. Başbakan bir resepsiyon verecek, Cumhurbaşkanı da zirvenin kapanış bildirgesini okuyacak.

Star Gazetesi’nden Saadet Oruç, 10 Kasım 2015 tarihli “G20 Zirvesi taçlandıracak” başlıklı köşe yazısında Türkiye’nin bir sonraki G20 Dönem Başkanlığını 16 yıl sonra üstleneceğini iddia etmiş:

Antalya, haftasonunda Türkiye’nin ülke değerini uluslararası planda yükseltecek bir buluşmaya evsahipliği yapacak. G20 zirvesini organize edecek olan Türkiye, bir sonraki evsahipliğini 16 sene sonra yapacak. Liderleri ağırlayacak olan Antalya’nın misafirleri arasında, ABD Başkanı Barack Obama, Rus lider Vladimir Putin, Çin Başbakanı ve Suudi Arabistan kralı bulunuyor.

Platformun adından hareketle genellikle yazarların “20 yıl sonra üstlenilecek” şeklinde yaklaşması beklenir genelde. Ancak, G20 Dönem Başkanlıkları, “sepet” (bucket) olarak adlandırılan bölgesel ülke grupları arasında rotasyon yoluyla belli olur ve bir sonraki yıl başkan seçimi ülkeler arasındaki uzlaşıya bağlıdır. Dönem Başkanlığına ilişkin hangi ülkenin hangi yıl başkanlığı üstleneceğine dair kesinleştirilmiş bir çerçeve bulunmamaktadır. G20 20 yıl sonra varlığını sürdürür mü bilinmez; lâkin, geçmiş G20 dönem başkanları incelendiğinde de, ülkelerin G20’ye tekrar başkanlık etmesi için 20 yıl beklemesine gerek kalmayabilmektedir.

Murat Yetkin, Radikal’de 13 Kasım 2015 günü yayınlanan “Türkiye G20’yi kriz bölgesinde ağırlıyor” başlıklı köşe yazısında Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un G20 Zirvelerine götürülmediğini iddia etmiş:

Çünkü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, G20’de siyasi kriz tartışmanın BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto gücünü zayıflatacağı düşüncesiyle bugüne dek zirvelere dışişleri bakanıyla gitmemişti.

Murat Bey bu bilgiyi nasıl edindi bilmiyoruz; ancak, Sergei Lavrov, daha önce G20 Zirvelerine katılım sağlamıştı. Hatta, 2013 St. Petersburg G20 Liderler Zirvesi’nde ev sahibi rolüyle toplantılara katılmıştı. Ev sahibi olmadığı ve katılım sağladığı bir toplantı olarak 2012 G20 Los Cabos Liderler Zirvesini örnek verebiliriz.

Cemil Ertem, 10 Kasım 2015 günü Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “Antalya zirvesi ve iki G-20…” başlıklı yazısında 15-16 Kasım 2015 tarihlerinde gerçekleştirilecek G20 Antalya Liderler Zirvesi’ne ve G20 Büyüme Stratejilerine değinmiş:

Geçen sene Brisbane’de ülkelerin büyümeleri için bir eylem planı ortaya çıktı. Bine varan reform başlığı üretildi. Sonuç ise şu oldu; önümüzdeki beş yılda, G-20 ülkelerinde ortalama yüzde 2.1 seviyesinde bir büyüme gerçekleşebilir.

Cemil Bey, Brisbane Büyüme Stratejilerini doğru şekilde tasvir etmiş; ancak, bu stratejilerin G20 toplam hasılasına “ilave” % 2,1’lik büyüme sağlaması beklenmektedir.

Güngör Uras, 25 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan “G20 Ülkeleri Arasında Sıramız Geriliyor” başlıklı köşe yazısında, dolar kurunda yaşanan artış nedeniyle küçülen milli gelirimiz nedeniyle G20 üyeliğimizin tehlikeye girebileceği ifadesiyle yanılmış:

“Dolar fiyatı hızla yükseldi. Türk Lirası’yla hesaplanan milli gelir dolara bölününce dolar olarak milli gelir küçülüyor. Açık anlatımla, Türkiye’nin G20’lerden çıkması veya çıkarılması tehlikesi belirdi.”

G20 üyeliği, milli gelir sıralamasını birebir yansıtan ve yıldan yıla değişim gösteren bir yapı değildir. 1999 yılında oluşturulan platformun üyelik yapısı –uç senaryolar gerçekleşmediği müddetçe- sabit bir yapı arz etmektedir.

Perihan Çakıroğlu, 28 Ağustos 2015 tarihinde Bugün Gazetesi’nde yayımlanan “Nasıl bir ülke isterdiniz?” başlıklı köşe yazısında, Güngör Uras’ın hatasına düşmüş.

"Bakın, daha önce dünyanın 16’ncı ekonomik gücüydük, 17, 18, 19’u atlayıp 20’nci sıraya indik, 21’inciliğe düşme tehlikesi mevcut. Bu da G20 grubundan çıkmamız demek"

Uğur Gürses, 30 Ağustos 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Belirsizliğe teknokrat bakan” başlıklı köşe yazısında G20 Liderler Zirvesi’ne değinmiş.

"İkinci açı da yaklaşan G20 toplantısı. 1 Kasım'da seçim yapılacak ancak, 13-15 Kasım'da Antalya'da toplanacak olan g20 Bakanları, merkez bankası başkanları ve liderlerinin karşısında uluslararası deneyimi neredeyse olmayan bir bakanla temsil edilecek olmamız."

Uğur Bey, G20 Liderler Zirvesi’nin tarihini şaşırmış. Doğrusu 15-16 Kasım.  Ayrıca, Liderler Zirvelerinde müstakil Bakanlar toplantısı normalde düzenlenmiyor ve merkez bankası başkanları genelde zirvelere katılım sağlamıyor.

16 Eylül 2015 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında Cem Kılıç, 2015 G20 Türkiye Dönem Başkanlığı’na odaklanmış:

Bu yıl Türkiye başkanlığında gerçekleştirilen G20 zirvesinde cinsiyet eşitliğine dayalı bir ekonomik büyümeyi gerçekleştirebilme hedefine daha da yakınlaşabilmek için Kadın 20 (W20) adı altında yeni bir çalışma grubu kuruldu. 

G20 kapsamındaki bir diğer çalışma grubu, Gençlik 20, (Y20).

G20 Zirvesinin çok öncesinde yayınlanan köşe yazısında Zirveyi gerçekleştiren Kılıç, 4-5 Eylül 2015 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen G20 Finans Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nı Zirve olarak addetmiş. Ayrıca, Kadın-20, yani Women-20, kısaca W20’nin bahse konu Eylül G20 toplantısında değil, bu toplantının marjında gerçekleşen “W20 Açılış Toplantısı”nda kurulduğunu gözden kaçırmış. İlaveten,  W20 bir çalışma grubundan çok, G20’nin resmi hattının dış paydaşların gündem maddeleri hakkındaki görüşlerini almak için oluşturdukları bir “açılım hattı”dır. G20’nin resmi hattında faaliyet gösteren çalışma gruplarından biri değildir yani. Aynı durum Y20 için de geçerli.

G20 ile ilgili olmasa da not etmekte fayda var. Haber7 yazarlarından Prof. İbrahim S. Canbolat 16 Kasım 2015 tarihli “D-8’i yutan G-20 ne yapar?” başlıklı yazısında, G8’in adının aslında G7+1 olarak anıldığını iddia etme gafletinde bulunmuş:

Soğuk Savaş döneminde kapitalist blokta 7 gelişmiş ülke anlamında G-7 adı altında toplanan Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, ABD,Kanada ve Avustralya'ya Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra biraz da siyasi gerekçelerle Rusya Federasyonu da eklendi. Ama buna G-8 denilmedi, G-7+1 diye anıldı. Çünkü önceki grup üyeleri ile Rusya arasında hem gelişmişlik kriteri açısından hem de jeopolitik çıkar algısı bakımından farklılık söz konusu idi.

G20 Türkiye

Necati Doğru ile Ekonomi

Sözcü Gazetesi’nde 7 Kasım 2015 günü yayınlanan “İstikrar Garanti(!)” başlıklı yazısında Necati Doğru, milli gelir rakamını yanlış aktarmış:

"Söz gelimi diyorum. Asgari ücret yüzde 10 artar. Enflasyon ise yüzde 11 artar. Başladığın noktada durursun. İstikrar gelmiş gibi olur. Ekonomistler bu işleri bilir. Bir görünen (nominal) var. Bir de gerçek (reel) var. Topluma görüneni gerçek gibi yedirirsen “istikrar geri geldi” diye sevindirirsin. Kaldı ki, Türkiye’nin toplam milli geliri 2.2 trilyon TL. 22 milyar bunun yüzde 1’i ediyor."

Türkiye’nin toplam milli geliri 2.2 trilyon dolar değil henüz. 2015 Orta Vadeli Program verilerine göre 2015 yılı için beklenen milli gelir 1,93 trilyon TL. 2014 yılı gerçekleşmesi ise 1,74 trilyon TL.

Necati Doğru ve AKP-DP Yakınlaşması

Necati Doğru, 16 Eylül 2015 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında Ak Parti’nin Demokrat Parti’nin ittifak iddialarına değinmiş:

"76 bin oyu olan DP’nin bütün borçları ödeniyor ve “parti satın alınarak” AKP’lileştiriliyor."

Necati Doğru’nun bahsettiği durum gerçekleşmedi. Şu an iddiadan ibaret. Demokrat Parti Başkanı Gültekin Uysal’ın bu yöndeki iddiaları sert bir ifadeyle reddettiğini de not etmek gerek.

Kaynaklar:

Necati Doğru ve Ziya Gökalp’in Türklüğü

Necati Doğru, Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan 12 Eylül 2015 tarihli “Kafalar!” başlıklı köşe yazısında son dönem terör eylemlerine değinirken Ziya Gökalp’i konu edinmiş:

Ziya Gökalp, “Türkleri sevmeyen bir Kürt, Kürt değildir. Kürtleri sevmeyen bir Türk de, Türk değildir” demişti. Kafalar arasındaki mesafeyi kaldırmayı önermişti. Ziya Gökalp, Diyarbakırlı bir Kürt’tü.

Necati Doğru’nun Ziya Gökalp’i Kürt olarak nitelemesini gözden kaçırmışız ilgili yazımızda; ancak, Gökalp’in bir akrabası bu hususu kaçırmamış ve Necati Bey, 14 Eylül 2015 tarihli köşe yazısında bahse konu akrabadan gelen, Ziya Gökalp’in Türk olduğunu vurgulayan mektubu yayımlamış:

Bu son  makalenizde maalesef yanlış bir bilgiye rastladım, samimi bir okuyucunuz olarak, izninizle bu hususun doğrulanmasını istirham ediyorum. Sosyolog ve Düşünür ZİYA GÖKALP, baba ve anne tarafından Türk’tür. Ben, büyük düşünürün kendisinden iki yaş küçük kardeşi Merhum E.Top.Alb. NİHAT GÖKALP’in oğluyum ve kendimi bildim bileli biz ailecek ‘Türk oğlu Türk’üz. “Türkçülüğün Esaslarını” vaaz eden, bir çok şiirlerinde ve eserlerinde Türk’ü yücelten  ZİYA GÖKALP’in Türk olmasından tabii ne olabilir ki? Üstelik aynı kitabın kapağında kendi ifadesiyle “Türklük hem mefkurem ve hem de kanımdır” ibaresi yazılıdır. Sürekli bir okuyucunuz olarak bu gerçeği bilgilerinize sunar ve uygun görebileceğiniz zamanda ve tarzda düzeltilmesini, en iyi dileklerimle birlikte arz ve istirham ederim. Saygılarımla. Turfan Gökalp (E.Hv.Tuğg.)

Sunduğu yanlış bilgiyi, köşesinde doğrulayan Necati Bey’e bir alkış. Ama hatasını not etmemek olmaz.

Kaynaklar:

 

istanbullu_ziya_gokalp1

Necati Doğru ve İTO Başkanının Açıklaması

Sözcü Gazetesi yazarı Necati Doğru, 12 Eylül 2015 tarihli “Kafalar!” başlıklı köşe yazısında İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar’ın son demecine değinmiş:

Dünyanın en yüksek tüccar, sanayici, esnaf, özel girişimci üyesine sahip ticaret odalarından biri olan İstanbul Ticaret Odası’nın başkanı İbrahim Çağlar, feryat-figan bağırmaya başladı. Diyor ki; biz hesaplarımızı dolar yıl sonunda 2.50 olacak diye yaptık. Oysa şimdiden 3 TL’yi aştı. Biz özel sektör girişimcilerinin 35 milyar dolar dış borcumuz var. Dolar beklenmedik şekilde artınca aradaki kur farkı yüzünden borcumuz da 17.5 milyar dolar birden arttı. Devlet bize yardım etsin. Borcu olana 2.70’ten dolar satsın. Devlet bankaları da bize yüzde 50 faiz indirimli kredi versin.

Necati Bey, İTO Başkanı Çağlar’ın açıklamasındaki nüansı kaçırmış. Dolar/TL kurundaki değer kaybı neticesinde özel sektör girişimcilerinin dış borcunun 17,5 milyar TL arttığını belirtmiş İbrahim Çağlar. Artması beklenen tutar dolar değil yani.

Son dönemde kurda yaşanan % 15-20’lik kayıp, 35 milyar dolarlık borç stokunda 17,5 milyar dolarlık artışa yol açamaz. Hele hele, 1 $ = 3 TL bandında iken kurlar, telafuz edilen rakamların döviz cinsine ayrı bir dikkat edilmeli.

Ancak, haber kaynakları da manşetlerinde saçmaladığı için Necati Bey’in de bu nüansı atlaması normal gibi.

Örneğin Habertürk, açıklamayı ana özette yanlış, haber metninde doğru şekilde vermiş:

İTO Başkanı Çağlar, özel sektörün kur farkı nedeniyle borcunun 17.5 milyar dolar arttığına işaret ederek, “Merkez 2.70 liradan dolar satsın. Bu 3.5 milyar dolar maliyet demek. Bu Merkez’in bir yıllık kârı” dedi

Kaynaklar: