Etiket arşivi: Muharrem Bayraktar

Oktay Sinanoğlu’nun Dünyanın En Genç Profesörü Olduğu Algısına Kapılan Köşe Yazarları

Sıklıkla karşılaşılan bir iddiadır merhum Oktay Sinanoğlu’nun dünyanın en genç profesörü olduğu. Ancak bu iddia doğru değil. Oktay Sinanoğlu, iddia edildiği gibi dünyanın en genç profesörü ünvanına sahip olamadı hiçbir zaman.

1935 yılında doğan “Türk Einstein”ı (Türk Aynştaynı) olarak adlandırılan Oktay Sinanoğlu, 28 yaşına vardığında, yani 1963 yılında Yale Üniversitesi bünyesinde teorik kimya alanında çalışmalarda bulunurken profesör ünvanını aldı.

Yale Üniversitesi’nin de açıklamasında görülebileceği üzere, Oktay Sinanoğlu bu başarısı ile Yale Üniversitesi’nin 300 yılı aşkın tarihinin (1961 yılı itibarıyla) en genç yaşta profesör ünvanına erişien 3 akademisyeninden biri oldu. Yale Üniversitesi, Oktay Sinanoğlu’nun, dünyanın en genç 3 profesöründen biri olduğunu iddia etmiyor. Kendi tarihlerinin en genç 3 profesöründen biri olduğunu belirtiyor.

Oktay Sinanoğlu’ndan önce profesör olan isimleri incelediğimizde ise Friedrich Nietzsche dikkatimizi çekiyor. 1844 doğumlu Nietzsche, 25 yaşında iken 1869 yılında Basel’de profesör olarak göreve başlar. Yani, Oktay Sinanoğlu’ndan yaklaşık 1 asır önce, Oktay Sinanoğlu’ndan 3 yaş daha genç haliyle profesör olmuştu Nietsche.

Günümüzdeki resim incelendiği ise Alia Sabur, dünyanın en genç profesörü olarak dikkat çekmektedir. Dünyanın en genç profesörü ünvanını, Seul’deki Konkuk Üniversitesinde tam zamanlı fakülte profesörü olarak 19 Şubat 2008 tarihinde atanan, 22 Şubat 1989 doğumlu Alia Sabur elinde tutmaktadır. Alia Sabur, dünyanın en genç profesörü ünvanına 19 yaşında erişmiştir. Bu başarısıyla Guinness Rekorunu da elinde tutmaktadır.

Tüm bunları aktardıktan sonra, gerekli araştırmayı yapmadan ezberlere düşen köşe yazarlarının kimler olduğuna bir bakalım:

H. Hümeyra Şahin, Akşam Gazetesinde 18 Şubat 2017 günü yayınlanan “18 yaş” başlıklı yazısında Oktay Sinanoğlu’nun yaptığı akademik çalışmalar neticesinde “en genç profesör” olduğunu iddia ederek hataya düşmüş:

"Daha yakın zamanlara gelelim; Oktay Sinanoğlu 26 yaşında Yale Üniversitesi’nde bilime yaptığı önemli katkılarla ‘en genç profesör’ oluyor."

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj Gazetesinde 22 Nisan 2015 günü yayınlanan “Beyaz saçlı adam; Oktay Sinanoğlu” başlıklı yazısında bu hataya düşenlerden olmuş:

"Dünyada en genç yaşta profesör olan ve Türk Aynştaynı denilen Oktay Hoca idi."

Fikri Akyüz İnternethaber’de 8 Eylül 2006 günü yayınlanan “Gündüz Aktan ulusalcılığı” başlıklı yazısında Oktay Sinanoğlu’nun Yale Üniversitesi’nin en genç profesörü olduğunu iddia etmiş; ancak, Sinanoğlu Yale’in en genç 3 profesöründen biri olmuştur. “En genç” değil:

"Örneğin; Yale Üniversitesinin en genç profesörü olma başarısını gösterecek kadar bilgili olan bir Prof. Oktay Sinanoğlu’nun eserlerini okuyup, söyleşilerini dinlediniz mi hiç?"

Necati Tuncer, Milli Gazete’de 24 Nisan 2015 tarihinde “Partileri paket icraatları maket” başlığıyla yayınlanan yazısında daha ileri giderek Oktay Sinanoğlu’nun dünyanın en genç öğretim üyesi olduğunu iddia etme yanlışını yapmış:

"Oktay Sinanoğlu’nun hayatındaki bu maddeden ne öğreniyoruz 1953 yılının lise birincilerinden bir tek o, bu ülkeden uzağa giderek, bu ülkenin üniversitelerinde orta zekalıya döndürülmekten, dönüştürülmekten kurtulmuştur. İkincisi, Amerikan üniversitelerinde zeka aşındırma programları ve eylemleri yoktur. 28 yaşında profesör olmak, en genç öğretim üyesi olmak, 50 yıldır çözülemeyen bir problemi çözmek… Türkiye’de kalsaydı çözülen kendisi olmayacak mı idi Çağdaşlık toplantıları, laiklik demeçleri, halkın sorunlarına eğilmekten belini doğrultamama durumları… Geldik mi şimdi Oktay Sinanoğlu’nun hayatındaki 1962 yılına. Yolu Türkiye’ye düşmüştür. ODTÜ yalnız ona mahsus bir ünvan tahsis etmiştir: Danışman Profesör’lük."

D. Mehmet Doğan, Vahdet Gazetesinde 22 Nisan 2015 günü yayınlanan “Sinanoğlu Oktay Bey” başlıklı yazısında, Oktay Sinanoğlunun dünyanın en genç profesörü olduğunu aktarmış:

"Oktay Sinanoğlu benim için meçhul bir şahsiyet değildi. Lisede o zamanın meşhur “16 Soru Bilgi yarışması”na Gazi Lisesi takımında hazırlanırken onun dünyanın en genç profesör unvanı alan ilim adamı olduğunu, kimya alanında genç yaşta başarılara imza attığını öğrenmiştik."

Erdal Atabek, Cumhuriyet Gazetesinde 4 Mayıs 2015 günü yayınlanan “Gençlerimiz ve dünya gençleri…” başlıklı yazısında bu hatayı tekrarlamış:

"Yakın bir zamanda kaybettiğimiz değerimiz Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu da yaşadıkları ve yaptıkları ile yakından tanımamız gereken bir bilim insanımız. Lisedeki başarısı nedeniyle okulun bursuyla Amerika’ya kimya mühendisliği öğrenimi için gönderilen Oktay Sinanoğlu, Berkeley ve MIT’teki eğitimlerini başarıyla bitirerek 26 yaşında Yale Üniversitesi profesörü oldu. En genç profesör olarak başarıdan başarıya koşan Prof. Oktay Sinanoğlu ülkesine döndü."

İsmail Kapan, Türkiye Gazetesinde 31 Mayıs 2004 tarihinde yayınlanan “Veziroğlu, Sinanoğlu ve diğerleri…” başlıklı yazısında aynı hatayı yapmış:

"Aynı şekilde bilim dünyasında yüzümüzü ağartan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, dünyada en genç yaşta profesör olmanın yanında, Amerika'nın en itibarlı dört beş üniversitesinde de kürsü sahibi..."

Roma Yanarken İmparator Neron’un Keman Çalması ve Köşe Yazarları

Büyük Roma yangını esnasında dönemin Roma İmparatoru Neron’un (ya da Nero) keman çaldığı iddia edilir bazılarınca.

Ama bilinmez ki, Neron lir çalabilirdi, keman çalamazdı.

Çünkü, keman çalabilmesi için 13 yüzyıl beklemesi gerekirdi.

Çünkü, 14. yüzyılda günümüzdeki anlamda ilk keman ortaya çıktıktan sonra 16. yüzyılda ünlü keman yapım ustası Andrea Amati tarafından modern şekli verilmiştir.

Peki, köşe yazarlarımız bu gerçeği atlayarak okurlarına nasıl malumatfuruşluk yapmışlar, sıralayalım:

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj’da 25 Mart 2015 tarihinde yayınlanan “AKP’de savaş başladı!” başlıklı yazısında bu hataya düşmüş:

Ve ülkeyi bu hale getiren zat, Roma yanarken keman çalan Neron gibi “yanan siyasetin ve ülkenin küllerinde” keman çalıyor.

Evin İlyasoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi’nde 17 Temmuz 2013 günü yayınlanan “Geç ve genç ölmek isterdi” başlıklı yazısından:

2000li yıllara doğru hâlâ geleneksel yöntemleri kullanan bestecilerden “Halka yaranmak için geçmişe sığınanlar” diye söz eder, “Beethoven, Mozart, Shakespeare’e körü körüne tutulanlar”ı acımasızca eleştirirdi. Onun toplumsal duyarlılığı yansıtan pek çok özdeyişinden biri: “Roma yanarken Neron keman çalarmış. Amerika batarken de Clinton saksofon çalıyor.”

Tabi bu noktada, Evin İlyasoğlu’nun atıfta bulunduğu, İlhan Mimaroğlu’nun Ertesi Günce isimli kitabında yukarıdaki yanlışa yer verdiğini de not etmekte fayda var.

Habertürk Gazetesi yazarlarından Durmuş Odabaşı, 24 Eylül 2011 tarihinde yayınlanan “Muhteşem sahnenin hatırlattıkları” başlıklı yazısında, İmparator Neron’a keman çaldırıp, günümüzde Neron’dan kalmış bir keman parçasının olmadığını belirtip, bir de üzerinden sosyal mesaj vermiş:

Roma tarihinde “kişinin yükseltilerek kendini kaybetme haline yakalanması” ile ilgili çok güzel iki örnek var: İmparator Neron, ömrünün son günlerinde keman çalmaya merak sarar. Zaman zaman konsülleri (meclis üyeleri) toplar, öğrendiği parçaları başını-gözünü yara yara seslendirirmiş. Bitiminde ise tüm konsüller ayağa fırlar, “yaşa... varol...” sesleri arasında dakikalarca alkışlarlar, Neron da mutluluktan “mest” haline girermiş. Gel zaman-git zaman, “Büyük İmparator” ölüm döşeğindedir. Zorlukla başını bekleyenlere döner ve “Şu dünyadan ne büyük bir sanatçı gidiyor” der. Ama günümüzde, Neron’dan kalmış bir keman parçası yoktur. Çünkü onu üç kuruşluk menfaat için çevresinde kümelenen “müritler”, “sanatçı” yapmıştır. Günümüzde de çevremiz, hep bu tür “mürit”lerle, “sanatçılar”la dolu değil mi?

Cumhuriyet Gazetesi’nden Özgen Acar’ın “Siyasacılardan Düş Kırıklığı!” başlıklı 11 Kasım 2011 tarihli yazısından (Times’ın bahse konu yönde bir iddiası bulunmayıp, söz konusu atıf Özgen Bey’in hayal gücünün ürünüdür):

Böylece İngiliz Times gazetesinin “İmparator Neron Roma yanarken keman çalıyordu, Silvio Berlusconi bunga-bunga yapıyordu. İtalya, bunga-bunga cumhuriyetine dönüştü” dediği başbakanın yerine, ekonomik bunalımı önlemenin mimarlığına aday olarak adı öne çıkıyordu.

Vatan Gazetesi yazarlarından Sanem Altan’ın 28 Ağustos 2010 günü yayınlanan “Yazarlar niye ölmek ister?” başlıklı yazısından:

Oliver Herford’dan İmparator Neron’a: “Neron keman çaldığı için insanlar Roma’yı yaktı.”

Zaman Gazetesi yazarlarından A. Ali Ural, 18 Ocak 2009 tarihli “Siyah nokta büyüyor!” başlıklı yazısında, İmparator Neron’un hiç kemanı olmadığını belirtmiş; ancak, bunun sebebini aktarmamıştır:

Neron'un Roma yangınıyla bir ilgisi olmadığını, yangını seyrederken keman çalmadığını (Zira o sırada şehirden elli mil uzaktadır, üstelik hiç kemanı olmamıştır.)

Benzer şekilde, Doğan Heper, Milliyet Gazetesi’nde 15 Ağustos 2013 tarihinde yayınlanan “Lider Sultası” başlıklı yazısında Neron’un kemanın olmadığını belirtip, sebebini aktarmamış:

Roma’yı yakan Neron değildi. O sırada Neron Roma’dan elli mil uzaktaydı. Roma yanarken keman çaldığı da doğru değildi. Çünkü kemanı yoktu.


imparator neron - buyuk roma yangini

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye Nasihat Rivayeti ve Köşe Yazarları

Sanal alemde, Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu Şeyh Edebali’nin devletin banisi Osman Bey’e nasihatini içerdiği iddia edilen bir metin dolanmakta:

“Ey oğul! Beysin… Bundan sonra öfke bize; uysallık sana, güceniklik bize; gönül alma sana, suçlama bize; katlanma sana, acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana, geçimsizlikler bize, çatışmalar bize, anlaşmazlıklar bize; adâlet sana, kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana.

Ey oğul! Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana, üşengeçlik, uyuşukluk bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana. Ey oğul sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı Allahu Teala yardımcın olsun, beğliğini kutlu kılsın; hak yoluna yararlı kılsın; ışığını parıldatsın, uzaklara iletsin; sana yükünü taşıyacak güç ayağını sürçtürtmeyecek akıl versin”

***

Osmanlı Devleti’nin kuruluş ülküsünün menkıbevî bir dille resmedildiği bu metin, bazılarınca gerçekten tarihi karakterlerin ağzından çıkmış gibi kabul görmekte.

Şeyh Edebali’nin 700 yıl önce Osman Gazi’ye verdiği nasihatlerin kayıtlı olmasını biz de çok isterdik. Ancak, farklı versiyonları bulunan bu nasihat metni Şeyh Edebali’ye atfedilmesine rağmen aslında Tarık Buğra’nın 1983 tarihinde yayınlanan “Osmancık” adlı romanından bir alıntıdır.

Tarik Bugra Osmancik romani

Romandan yapılan alıntı da zamanla çeşitli versiyonlar kazanmıştır. Son dönemde bazı metinlerde “çağları aşıp geldiği iddia edilen metnin” daha uzun versiyonları paylaşılmaktadır:

EY OĞUL!
İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN
Ey Oğul!.. Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül alma sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kem göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana.
Ey Oğul!.. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.
Ey Oğul!.. İnsanlar vardır şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki, dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür.
Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın hâ kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın.
Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilerle, ehil kişilere danışarak tutasın. Danışırsan yol alırsın, danışmazsan yolda takılıp kalırsın oğul.
Oğul! Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgârında savrulup gidersin.
Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun. Bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun.
Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmayasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sır vardır. Sırlar ki, ebedî muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken Cennet’in kapılarını aralayasın oğul.
Öfken ve benliğin bir olup aklını yener!
Dâima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil. Her işin gereğini vaktinde yap.
Öfke ateş, öfke âfet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerekir.
Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz.
Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde, ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına tâlip olmaktan kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaradan’ın kullarına ihsânıdır.
Oğul, açık sözlü ol!.. Her sözü üstüne alma, gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.
Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asâletini dünyaya yeniden hâkim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul.
Ama altının değerini sarraf bilir; sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Câhilin karşısında altınlarını çamura atmayasın.
Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez. Sağırdır, kem sözü işitmez. Dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu nâmusu bilir. (…)
Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!
Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahâdır olsa da, muhabbete tuş olur” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dâir hedeflerin var oğul!..
Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tâcını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.
İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı,
İyiliğe iyilik her kişinin kârı,
Kötülüğe iyilik, er kişinin kârı’ymış oğul.!
Ey Oğul!.. Üç kişiye acı: Cahillerin içindeki âlime... Zengin iken fakir düşene... Hatırlı iken itibarını kaybedene...
Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.
Osman!.. Sen bizim rüyâmız, sen bizim devâmız, sen bizim duâmızsın oğul. Dâima başın dik, alnın ak, gönlün pâk olsun.
Ey Oğul!.. Zümrüt-ü Ankâ’nı iyi seç ki, Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun.
Ey Oğul!.. Yolun uzun, işin çetin, yükün ağır. Allah-û Teâlâ (cc) yardımcın olsun.

***

Kitaptaki metinde Osman Bey için -adından da anlaşılacağı üzere- “Osmancık” hitabı kullanılır. İnternette paylaşılan metinlerde ise Osmancık yerine daha oturaklı bir şekilde “Ey oğul” hitabı yer almaktadır.

Söz konusu metnin Osmancık adlı kitapta geçtiğini, kitabın tanıtım yazısı da tasdik etmektedir:

"Osmanlı'nın sırrı nedir" sorusunun cevabını arayan yazarın Osmanlı kuruluş döneminin dinamiklerini ve felsefesini bugünkü dille inşa ettiği romandır. Duvarları süsleyen "Ey Osmancık; beğsin. Bundan sonra öfke bize, uysallık sana; güceniklik bize, gönül alma sana; suçlama bizde, katlanma sende; bundan böyle, yanılgı bize, hoş görmek sana; aciz bize, yardım sana; geçimsizlikler, uyuşmazlıklar, anlaşmazlıklar, çatışmalar bize, adalet sana; kötü göz bize, şom ağız bize, haksız yorum bize, bağışlama sana. Ey Osmancık bundan böyle, bölmek bize, bütünlemek sana; üşengenlik bize, gayret sana; uyuşukluk bize, rahat bize, uyarmak şevklendirmek, gayretlendirmek sana" gibi sözler bu kitabın eseridir."

Beyaz Tarih’in söz konusu nasihat metnine ilişkin açıklaması ise şu şekildedir:

Bu nasihatler, Osmanlı kuruluş devriyle ilgili ilk dönem kaynaklarında yer almayıp sonradan zâviyedeki şeyhlerden birisi tarafından vasiyet diye formüle edilmiş olabilir. Bu rivayetin Osmanlı son dönemlerinde gündeme gelmesinin ise II. Abdulhamid(1876-1909) devrinde İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidarı esnasında tarihî şahsiyetleri abideleştirerek halka Osmanlı kökenlerini hatırlatmak amacıyla kuruluş devri figürlerini yeniden canlandırma politikasıyla ilintili olduğu söylenilebilir. Nitekim yine bu devirde millî kökenlerin vurgulanması amacıyla Ertuğrul Gazi’nin mensup olduğu Kayılar’ın Karakeçili aşiretinden Türkmenler’in oluşturduğu “Ertuğrul Süvari Alayı/Söğütlü Maiyet Bölüğü” adlı saray muhafız alaylarının tertibi, Ertuğrul sancağına bağlı Karacaşehir köyüne söz konusu aşiretin iskânı ve Osmanlı kuruluş devrine ait pek çok şahsiyetin türbesinin restorasyonu da bu propagandayı pekiştirmiştir.”

Beyazperdeye aktarılan versiyona şu bağlantı aracılığıyla ulaşılabilmektedir.

Öte yandan, bazıları Şeyh Edebali’nin nasihat metninin yazılı olduğunu ve yüzyıllardır değişmeden günümüze geldiğini iddia etmektedir:

“Ünlü Osmanlı tarihçisi Cenabi’nin “Cenabî Tarihi” adıyla da bilinen “el-Hâfilü’l-Vâsıt ve Aylemü’z-Zâhirü’l-Muhît” adlı Arapça eserinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlı bir nüshasında bulundu. Mustafa Cenabi, 1540-1590 yılları arasında yaşamıştır, kendisi bütün kaynaklara göre Arap’tır, ondan önce kimse Edebalı’nın böyle bir vasıyetinden söz etmemiştir. Yüz yıllardır değiştirilmeden günümüze gelen Şeyh Edebalı’nın Osman Bey’e nasihatının, Mustafa Cenabi’ye göre tam metni var. Cenabi kitabında tam metne yer veriyor.”

1540-1590 yılları arasında yaşayan Mustafa Cenabi öncesinde bu metnin izine rastlanılmamıştır. Kuruluş Devrinden günümüze değin kayıtlı bir metin kalmamışken bu nasihat metninin kalmış olmasını gerçekten çok isteriz. Ancak, Mustafa Cenabi böylesi bir metne eserinde yer vermişse bile, yaklaşık 3 asır aradan sonra yazılı şekilde tek kaynakta görünmesi kuşku doğuruyor. Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrini aktaran Áşıkpaşazáde, Şükrullah ve Nişancı Mehmed Paşa gibi önde gelen tarihçilerin eserlerinde bu nasihat metninin izine rastlanmamıştır. Ayrıca, Tarık Buğra’nın romanının yayınlanmasına değin de bu metin hiç dillendirilmemiştir (Tarık Buğra, el-Hâfilü’l-Vâsıt ve Aylemü’z-Zâhirü’l-Muhît adlı eserinden haberdar mıydı bilemiyoruz). Mustafa Cenabi’nin eserinde yer alan metnin doğruluğu ispatlanamamış, önemine rağmen Arapçası dahi kamuoyuyla paylaşılamamıştır henüz. Ayrıca, şu an paylaşılan metnin birebir aynısı olduğu da net değildir. “Osmancık” romanının yayınlandığı 1980 yılı öncesinde bu nasihat metninin gündeme gelmemesi de ilginç bir noktadır. Son tahlilde, anlam itibarıyla her ne kadar büyük bir esin kaynağı olsa da, Şeyh Edebali tarafından verildiği iddia edilen öğütler rivayetin ötesine geçememektedir.

Köşe yazarlarımız da bu yaygın yanlışlığı tekrarlamaktan geri kalmamış. Daha önce “Muhtesip”, bu konuyu aktarmıştı; ancak, son dönemdeki yazılarla birlikte örnekleri derleyelim istedik:

Ekrem Kızıltaş, Takvim Gazetesi’nde 16 Haziran 2016 günü yayınlanan “Atın İyisine Doru” başlıklı köşe yazısında, Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihat hakkında bu yanlışa düşmüş:

"Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye yaptığı meşhur nasihati hemen hepimiz biliriz. 'Ey oğul' diye başlar nasihat ve "Beysin... Bundan sonra öfke bize; uysallık sana, güceniklik bize; gönül alma sana, suçlama bize; katlanma sana, acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana..." şeklinde devam eder. Edebali, adı üzerinde 'Şeyh' olmanın yanında Osmanlı'nın da ilk kadısı yani müftüsüdür. Osmanlı Devleti'nin manevi kurucusu kabul edilen bu zatın Osman Gazi'ye nasihatinin hemen her cümlesi de bilgi ve hikmet doludur. Şimdilerde başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye nasihatini baş tacı ettiklerini bildiğimiz devletimizin tepe yöneticileri içeriden ve dışarıdan birçok nasihate maruz bırakılmak isteniyorlar. Edebali'nin yaptıkları ile mahiyet ve niyet açısından uzaktan yakından alakası olmayan bu nasihatler, devlet işlerinin birilerinin arzu ettiği şekilde yürümesini temin sadedinde yapılıyor tabii ki..."

Ahmet Taşgetiren’in Star Gazetesi’nde yayınlanan 12 Kasım 2015 tarihli “Başbakan’ın önceliğini anlamak” başlıklı yazısından:

O zaman da Ak Partinin öncü kadrosu Şeyh Edebali’nin Osmanlı Beyliğinin başına geçen Osman Gazi’ye yaptığı tavsiyeyi hatırlamıştı. Şöyle diyordu Şeyh Edebali:
...nasihat metni...

Yavuz Bahadıroğlu’nun Yeni Akit Gazetesi’nde 7 Kasım 2015 tarihinde yayınlanan “”Herkes Sakin Olmalı” başlıklı yazısından:

Bakın, Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu sayılan meşhur ahi şeyhlerinden Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye öğütlerinde ne diyor: 
“Bundan sonra öfke bize, uysallık sana...
“Güceniklik bize, gönül almak sana... 
“Suçlamak bize, katlanmak sana...
“Acizlik bize, hoş görmek sana... 
“Anlaşmazlıklar bize, adalet sana...
“Haksızlık bize, bağışlamak sana...
“Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz...
“Ey oğul, insanı yaşat ki, devlet yaşasın!” 
Hadi “Şeyh Edebali öğütleri”ni kısaca şerhe çalışalım...

Yavuz Bahadıroğlu, bahse konu öğütlere 9 Eylül 2014 tarihinde yayınlanan “Tarihten devlet-millet öğütleri” başlıklı yazısında tekrar değinmiş:

Osmanlı Tarihi’nde “vasiyet” ve “öğüt”lerin çok önemli bir yeri var…
Bunların en meşhuru hiç kuşkusuz Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye öğütleridir ki, kuruluşundan itibaren Osmanlı Devleti’ne istikamet veren prensiplerin temelini teşkil etmektedir…
Bu öğütlerin pek çoğu bugün için de geçerli ve gereklidir: Eski öğütler, gerekdevlet yöneticilerine, gerekse “kanaat önderleri”ne hâlâ yol göstermektedir…
“Ey oğul, artık beysin” diye başlıyor, Osmanlı Devleti’nin çekirdeğiniOsman Gazi’nin varlığında devlete dönüştüren “manevi lider” Şeyh Edebali…
...nasihat metni...

Yeni Asır Gazetesi’nden Mehmet Demirci’nin, 13 Kasım 2015 tarihli “Seçimi sindirmek” başlıklı yazısından:

Edebali'nin Osman Gazi'ye dediği gibi: "Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Gücengeçlik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Geçimsizlik, uyumsuzluk, anlaşmazlık bize, adalet sana."

Ahmet Demirbaş, Türkiye Gazetesinde 27 Ocak 2017 günü yayınlanan “Anayasa olarak kabul edilen vasiyetname!..” başlıklı yazısından:

"Osman Gazi'nin, oğlu Orhan Bey'e bıraktığı vasiyetnameye bütün Osmanlı sultanları, candan sarılmış; üç kıtaya yayılan devletin altı asır hiç değişmeyen anayasası olmuştur."

...

Büyük Allah adamlarından Şeyh Edebali hazretleri, damadı Osman Gazi'ye buyurdu ki: 

"Ey oğul, artık Beysin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoşgörmek sana, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun."

Naci Cem Öncel, Hürriyet Gazetesi’nde 2 Kasım 2014 tarihinde yayınlanan “Kerbela’dan İş Kazalarına (6 Perdelik Temsil)” başlıklı yazısında “muhtemel” ifadesini kullanarak hatadan kurtulmuş:

Elbette Müslüman toplumlarda saltanatın gücü karşısında insanı savunan çok sayıda isim vardı. Örneğin, Şeyh Edebalı'nın Osman Gazi'ye o -muhtemel- nasihati bile, bu yönde bir çaba olarak okunabilir: "Devleti yaşat ki, insan yaşasın".

Yeni Akit köşe yazarlarından Şevki Yılmaz’ın “Dedemizden Başbakanımıza ve başkanlarımıza tarihi mektup!” başlıklı 20 Şubat 2014 tarihli köşe yazısından:

Osmanlı İslam Devletinin Manevi Lideri Şeyh Edebali Hazretlerinden, Osmanlı’nın banisi, kurucusu Osman Gazi’ye nasihatlarını içeren mektubunu, Müslümanların geleceği adına önemli bir tarihi süreçten geçtiğimiz bir dönemde, önce kendi nefsimize, sonra da ilgili makam sahipleri kardeşlerime, sevgimizin ve Hakkı tavsiye görevimizin gereği arz etmek istiyorum.

...Nasihat metni...

Rahim Er, Türkiye Gazetesi’nde 29 Ağustos 2014 günü yayınlanan “Şeyh Edebali Hazretlerinin Atam Osman Gazi’nin Şahsında Devlet Reislerine Vasiyetidir” başlıklı yazısında, Şeyh Edebali’nin söz konusu öğütlerini devlet yöneticilerine vasiyet halinde aktarmış.

Zeki Ceyhan’ın Milli Gazete’de 19 Mayıs 2014 tarihinde yayınlanan “Şeyh Edebali ne demişti” başlıklı yazısından:

Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e dediklerini bir kez daha hatırlamaya ve hatırlatmaya ne dersiniz? Evet, asırlar öncesinin tavsiyelerine bugün de kulak vermek lazım! Öyleyse buyurun:
...nasihat metni...

Yeni Mesaj Gazetesi’nden Sabahattin Önkibar’ın “Şeyh Edebali ve Tayyip Erdoğan” başlıklı 14 Mayıs 2014 tarihli yazısından:

Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e öğütleri Türk-İslam devlet adamlarının yol haritası ya da yönetim manifestosudur ki bu mektuptaki öğütler Osman Bey kadar aynı milletin devlet adamları için de geçerlidir. Önce Edebali’nin malum öğütleri ile Tayyip Erdoğan’ın bilinen tepki ya da demeçlerinden birkaç örnek sunalım:
...nasihat metninin karşılaştırmalı versiyonu...

Muharrem Bayraktar’ın 12 Mayıs 2014 tarihinde Yeni Mesaj Gazetesi’nde yayınlanan “Ey Oğul! Hoş Görmek Sana!” başlıklı yazısından:

Ülkesinin baro başkanına EDEP'siz diyen başbakana Şeyh EDEBALİ'nin Osman Gazi'ye öğüdünden bir hatırlatma: 
...nasihat metni...

“Şeyh Edebali’den Çağları Aşan Nasihat” başlıklı Sabri Gültekin tarafından hazırlanan yazı metni, 28 Mart 2014 tarihinde Milat Gazetesi’nde yayınlanmış:

Şeyh Edebâli’yi daha iyi tanımak ve Osmanlı’nın kuruluşundaki hizmetinin önemini anlayabilmek için, onun Osman Gazi’ye ve onun şahsında bütün sultanlara yaptığı nasihati bilmek gerek. Bu nasihatten herkesin alacağı ders vardır.

...Nasihat metni...

Sedat Laçiner’in Star Gazetesi’nde 10 Eylül 2013 tarihinde yayınlanan “Ben kötüyüm sen iyi mi?” başlıklı yazısından:

Ben bunları söylerken eminim bazıları Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye öğüdü olarak efsaneleşmiş cümleleri hatırlatacaklardır ve yöneticilerin daha sabırlı olması gerektiğini iddia edeceklerdir. Doğrudur, yöneticiler daha sabırlı ve eleştirilere daha açık olmalıdırlar. Ancak Şeyh Edebali’nin “Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana....” sözlerinde ifadesini bulan tarzda bir yönetici tanımı günümüz demokrasilerine pek uymaz.

Yavuz Semerci, Habertürk Gazetesi’nde 1 Haziran 2013 tarihinde yayınlanan “Kendini hatasız sanmak” başlıklı yazısında bahse konu öğüdü “Şeyh Edebali’den Osman Gazi’ye tavsiye” notuyla yayınlamış.

Uğur Dündar, hatayı bir adım öteye taşıyarak Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatini yazdığını iddia etmiş Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan 7 Haziran 2013 tarihli “Ey Tayyip Erdoğan” başlıklı yazısında:

Bu­gün bir­den­bi­re ak­lı­ma, Şeyh Ede­ba­li­’nin Os­man Be­y’­e yaz­dı­ğı o meş­hur na­si­hat gel­di. Zi­ra bü­yük İs­lam ila­hi­yat­çı­sı, din bil­gi­ni, Ahi Şey­hi, İn­san-ı Ka­mil ve bir an­lam­da Os­man­lı Dev­le­ti­’nin fi­kir ba­ba­sı olan Şeyh Ede­ba­li­’nin, da­ma­dı Os­man Be­y’­e yaz­dı­ğı na­si­hat, bir ib­ret der­si ni­te­li­ğin­de.
Bu­gün bu na­si­hat­ten ba­zı bö­lüm­le­ri siz­ler­le pay­la­şı­yo­rum.
Çün­kü Şeyh Ede­ba­li­’nin çok an­lam­lı söz­le­ri­ni, ben­li­ği­ni ki­bir ve ik­ti­dar sar­hoş­lu­ğu­na tes­lim eden­le­re ha­tır­lat­mak is­ti­yo­rum.
Na­si­hat “Ey Oğul!” di­ye baş­lı­yor.
Ben “Ey Oğu­l”­u çı­ka­rıp ye­ri­ne “Ey Tay­yip Er­do­ğan!” yaz­dım.
Ha­tır­lat­mak biz­den, bü­yük bil­ge­nin na­si­ha­ti­ne ku­lak ve­rip ver­me­mek on­lar­dan!..
...nasihat metninin uyarlanmış hali...

Can Dündar da bu hataya düşenlerden. Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 12 Şubat 2012 tarihli “Dindar bir nesil sayılmasak da…” başlıklı yazısında Şeyh Edebali’ye atfedilen sözleri aktarmış:

Oysa ne demişti Şeyh Edebali:
“Ey oğul! Beysin. Şimdi yanılgı bize, hoşgörmek sana... Geçimsizlik bize, adalet sana...”

Yeni Mesaj Gazetesi’nden Oğuz Köroğlu ise, 22 Ocak 2012 tarihli “Nereden geldiğini unutma ki Nereye gideceğini unutmayasın” başlıklı yazısında, daha da ileri giderek, bahse konu nasihatnamenin aslında bir vasiyetname olduğunu iddia etmiş:

Bu gerçeğin en anlamlı örneğini Şeyh Edebali Hazretleri'nin (2), Osman Gazi'ye Vasiyetnâmesi'nde görebilmek mümkündür. Çoğumuz bilir bu vasiyetnameyi. Özellikle de siyasilerimiz… Lakin, gerek toplum hayatında gerekse devlet yönetiminde tarihî kaynakların değerini takdir edemeyenler için bu tür nasihatnemeler, zihinlerde hoş bir hatıranın ötesine geçememektedir malesef. Oysa ki, geçmişte atalarımıza her zaman ilham kaynağı olan ve devletin bekasına yön veren en önemli işaret taşları, mana sultanlarının gönüllerinden kopan bu hikmet dolu sözler olmuştur. 
Tarih boyunca "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" veciz sözüyle ismi hafızalara kazınan Şeyh Edebali Hazretlerinin, üzerinden asırlar geçmesine rağmen değerini hâlâ koruyan o meşhur vasiyetnamesi, özelde Osman Gazi için söylenmiş olsa da esasen tüm devlet ve millet büyüklerine hitap eden eşsiz bir nitelik taşımaktadır:

Mehmet Y. Yılmaz’ın Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “CHP’nin bir politikası var mı?” başlıklı 30 Haziran 2011 tarihli yazısından:

Şey Edebali’nin nasihatinin bir bölümünü burada tekrarlayacağım. Çünkü Başbakan belli ki bunları biliyor ama tam olarak içselleştirememiş, belki gazetede de yazılı olarak bir kez daha görürse işe yarar!
Şöyle diyor Şeyh Edebali:
...nasihat metni...

Nazlı Ilıcak’ın Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Şeyh Edebali’den Osman Gazi’ye” başlıklı 11 Eylül 2008 tarihli yazısından:

Şeyh Edebali hazretlerinin, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'ye verdiği nasihat, kulağımıza küpe olsun. "Ey Oğul, artık Bey'sin! / Bundan sonra, öfke bize, uysallık sana / Güceniklik bize, gönül almak sana / Suçlamak bize, katlanmak sana /... / Haksızlık bize, bağışlamak sana /.../ Güçlüsün kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın! / Ama, bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârında savrulur gidersin / Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. / Daima sabırlı, sebatlı, idarene sahip olasın..."

Nazlı Ilıcak aynı hatayı başka yazılarında da yapmış:

Emine Uçak Yazar ise Zaman Gazetesi Yorum bölümünde 20 Temmuz 2010 tarihinde yayınlanan “Kadın STK’larla Açılım Toplantısı – Algıların yönetilmesi şart” başlıklı yazısından:

Üslubuyla ilgili kendisine hatırlatılan Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye vasiyetindeki 'öfke bize, uysallık sana' sözlerini ise, "Bir yanağıma vurana, öbür yanağımı uzatacak kadar koyun değilim." şeklinde cevap verdi.

Faruk Çakır’ın Yeni Asya Gazetesi’nde 16 Ekim 2008 tarihinde yayınlanan “Öfke bize, uysallık sana” başlıklı yazısından:

Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye nasıl seslenmişti:
“Bundan sonra öfke bize; uysallık sana..
Suçlamak bize; katlanmak sana, hoş görmek sana...”
“Devlet”e öfke değil, hoş görmek yakışır...

Hayrullah Mahmud’un Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Geleceğin suçlusunu yetiştirmek” başlıklı 6 Haziran 2002 tarihli köşe yazısından:

Edebali Hazretleri'nin Osman Gazi'ye vasiyeti:
* Ey Oğul! Beysin... Bundan sonra öfke bize, uysallık sana... Güceniklik bize, gönül almak sana... Suçlamak bize, katlanmak sana... Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana...
*Ey Oğul! Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana... Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek, sana...
*Ey Oğul! Sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz.
*Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.
*Ey Ogul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Tanrı yardımcın olsun!
Bilmem bu öğütlerden birileri ders alır mı?
O birilerinin kim olduğunu söylememe gerek var mı?