Etiket arşivi: Memiş Hoca Memişçe

Memiş Memişce ve Azerbaycan / Azerbeycan Sorunsalı

“Tek Millet İki Devlet” tanımına mazhar olduğumuz kardeş AzerbAycan’ın isminin yazılışında kafalar bazılarında muğlak. Kimisi AzerbEycan kimisi AzerbAycan diyor. Bazıları ise her ikisini de ortaya karışık kullanıyor.

Memiş Memişce, Güneş Gazetesinde 1 Mart 2017 günü yayınlanan “Hocalı katliamı” başlıklı yazısında, Azerbaycan ve Azerbeycan’ı karıştırarak birlikte kullananlardan olmuş.

Azerbaycan’ın resmi Azerice adı Azərbaycan Respublikası, yani Azerbaycan Cumhuriyeti şeklindedir. Adının doğru yazılışı ve telaffuzu AZERBEYCAN değil, AZERBAYCAN şeklindedir.

Memiş Memişce THY’nin Satılmadığına ve Satılmayacağına İnanıyor

Memiş Memişce, Güneş Gazetesinde 11 Şubat 2017 günü yayınlanan “Satacaklarmış öyle mi?” başlıklı yazısında geçtiğimiz günlerde Varlık Fonu’na devredilen Türk Hava Yolları’nın (THY) satışına dair yanlış bilgilerini gözler önüne sermiş:

"Hükümet hele hele THY'yi satacak öylemi? Kardeşim THY bu milletin göz bebeği, dünya standartlarının çok üstünde olan bir kurum nasıl satılır? Ne zaman yurt dışına çıksam tek gurur duyduğum Türk hava yollarıdır. Neredeyse dünyamın her yerine uçuş yapan THY satılacak öyle mi? 

Artık Türkiye'yi kimse tutamaz 

Kardeşim büyüyen kar eden bir şirket satılır mı hiç? Geçen yıl Batman ve Superman filmiyle 800 milyon kişinin takip ettiği THY, şimdi son reklam filmiyle dünyada konuşuluyor. THY bu yıl yeni reklamını dünyaca Oscar ödüllü sanatçı Morgan Freeman'la yaptı. THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı, “Morgan Freeman ile yaptığımız anlaşma, küresel marka bilinirliğimize büyük katkı sağlayacak” diyor. Zaten Morgan Freeman'la yapılan THY reklam filmi şimdiden konuşulur oldu. Neymiş efendim dünyanın imrendiği THY sosyal medyadaki iftiracılara göre satılacakmış. Hadi oradan sizi gidi fitneciler sizi. Aklınızca hükümeti yıpratmak için iftiralar atıp karalama kampanyası yapıyorsunuz öylemi? Başaramayacaksınız çünkü millet sizlerin kim olduğunu çok iyi biliyor."

Medyum Memiş THY’yi tamamen kamuya ait sanıyor görünen o ki. THY’nin halihazırda hisselerinin % 50,88’i satılmış halde zaten. Çoğunluk hissesi halka açık.

Hissedar Nominal Pay Tutarı (TL) Sermaye Oranı (%) Pay Adedi Oy Hakkı (%)
T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
(A Grubu Nama)
677.884.849 49,12 67.788.484.857 49,12
T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
(C Grubu Nama)
0,01 <0,01 1 <0,01
Halka Açık A Grubu 702.115.151 50,88 70.211.515.142 50,88
TOPLAM 1.380.000.000 100,00 138.000.000.000 100,00

Hisselerinin yüzde 50,88’i yatırımcılara geçen THY, hâlâ bir kamu şirketi gibi yönetiliyor gerçi “altın hisse” yapısı nedeniyle. Açıklayalım:

Tablodan görülebileceği üzere THY’nin hisseleri A ve C olmak üzere iki gruba ayrılıyor. C grubu hisseler, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından atanan bir üye tarafından temsil ediliyor. Bu hisseler, gerek görülürse şartlara uygun diğer bir kamu kuruluşuna devredilebiliyor. THY Yönetim Kurulu 7 üyeden oluşuyor. Bunlardan 6’sı A grubu hissedarların belirlediği adaylar arasından seçiliyor. 1’ini ise C grubu hissedar öneriyor. Kısaca C grubu hissedarın temsilcisi, bir bakıma “altın hisse”yi elinde bulunduruyor. Birçok konuda da bu üyenin oluru alınmadan karar alınamıyor. Halka açık hisseleri alan yatırımcılar ise  ana sözleşme gereği sadece 2 YK üyesini belirleyebiliyor.

Kaldı ki, THY yıllardır Özelleştirme İdaresi Başkanlığının özelleştirme portföyünde. Hatta THY’deki Özelleştirme İdaresi’nin sahip olduğu paylar özelleştirme kapsam ve programından çıkartılarak Türkiye Varlık Fonu’na devredildi.

 

Medyum Memiş, özelleştirmelerde sadece zarar eden kuruluşlar satılıyor sanıyor galiba… Büyüyen ve kâr eden şirketler de satılabilir. Gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde gerçekleştirilen binlerce özelleştirmede kâr eden şirketlerin satışı söz konusu olmuştur. Ülkemizden Türk Telekom’un ve Tüpraş’ın özelleştirilmesi sürecini hatırlatmak kâfi.

Meramını Tek Kelimede Aktaramayan Köşe Yazarları

“Tek kelime ile ….” sık kullanılan bir kalıp aslında yazarlar için.

“Tek kelime ile” ifadesinden sonra yazarın tepkisini sadece 1 (yazı ile bir) kelimede özetlemesini beklersiniz.

Teoride böyle olsa da köşecilerin yazılarında, yani pratikte sürecin beklediğimiz şekilde işlemediği örnekler mevcut.

Bırakın tek kelimeyi, meramını tek kelimeyle diye başladığı cümlelerle aktaranlar var.

Örnekleri aktaralım:

Medyum Memiş‘in Güneş Gazetesi’nde 9 Nisan 2016 günü yayınlanan köşe yazısının başlığından:

 "Tek kelimeyle vatan hainleri" 

Cengiz Çandar‘ın Radikal’de 9 Mart 2016 günü yayınlanan “Ankara ile Brüksel arasında “jeopolitik-realpolitik tango”” başlıklı yazısından:

"O yön, AB’yi tek kelimeyle “felç etmiş”, her türlü “değeri”ni bir yana bırakıp, kendisini “varoluşsal sorunlar” karşısında görmeye başlamasına yol açmış olan, Suriye ağırlıklı mülteci akımının AB ülkelerine “geçiş yolu”."

Melih Altınok‘un Sabah Gazetesi’nde 17 Kasım 2015 günü yayınlanan “Zavallılık” başlıklı yazısından:

"Bir süre önce Fethullah Gülen'le yaptığı telefon görüşmesinin ses kayıtları basına yansıyan ve o konuşmada "Emirlerinize hazırım efendim" dediği iddia edilen Turgay Ciner ise yeni "emir almamış" olacak ki TV'leri ve gazetesi G-20'ye karşı nötr bir habercilikle yetindi. 

Tek kelimeyle utanç verici!"

Nigar Börek 18 Ocak 2015 günü Türkiye Haber Ajansı adlı internet sitesinde yayınlanan “Ermeni-Rus-Fars Birliği” başlıklı yazısında, aynı hatayı 3 kez yapabilme becerisini göstermiş:

"Tek kelimeyle yardıma muhtaç ahalinin kadın, çocuk, yaşlı demeden hepsinin başına olmazın belalar getirdiler." 

"Tek kelimeyle Osmanlı devletine kimin nefreti varsa onu Ermenilerin yardımlarıyla hayata geçirmişlerdir." 

"Tek kelimeyle yeryüzünde Ermenilerin yaptıkları vahşilikleri kimse yapamaz."

Tek cümleyle deseymiş keşke.

Ali Eyüboğlu‘nun, Milliyet Gazetesi’ndeki 11 Nisan 2015 tarihli “Survivor yarışmacılarının final hayalleri” başlıklı yazısında yer verdiği yarışmacıların tanımlamaları tek kelimeye sığmamış nedense.

Taylan Kara‘nın SoL Haber’de 23 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Nuray Mert, Kadir Mısıroğlu’ndan ne kadar uzaktadır?” başlıklı yazısından:

"Tıp fakültelerinde embriyoloji okutup “ Leylek teorisini” okutmamak da Prof Dr Nuray Mert’in sözcükleriyle söylersek “Tek kelime ile son derece dayatmacı bir anlayış ve davranış."

Yalçın Doğan‘ın Hürriyet Gazetesi’nde 1 Haziran 2010 günü yayınlanan “31 Mayıs sendromu” başlıklı yazısından:

"Gazze’ye gönderilen insani yardım gemilerine İsrail’in saldırması, Türkiye dışında belki de ilk kez bu kadar güçlü biçimde AB ülkelerinde de kınanıyor. Bu tek kelimeyle, devlet eliyle korsanlık, devlet eliyle cinayet."

Yiğit Bulut‘un 15 Şubat 2010 tarihinde Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Aydın Doğan’a şapka çıkarırım” başlıklı yazısından:

"Sevgili dostlar, başladığım gibi bitireyim; eğer Doğan "söz konusu" şirketleri, "bu fiyattan" İpek'e satmayı başarırsa, onu ikna eder ve "bu mala bu parayı alırsa", tek kelimeyle şunu söyleyebilirim; Helal olsun!"

Hadi Uluengin‘in Hürriyet Gazetesi’nde 17 Ocak 2007 tarihinde yayınlanan “Kelle Kültürü” başlıklı yazısından:

"İdam sırasında "kopan" başı "Allah'ın takdiri" "dans edilmemesini" "iftihar vesilesi" sayan bir "kültür" nasıl tanımlanabilir? Hemen ve tek kelimeyle söyleyeyim: 

"Kel-le kül-tü-rü"!"

Yine Hadi Uluengin‘in yine Hürriyet Gazetesi’ndeki 23 Kasım 2003 tarihli “Bugün daha güçlüyüz” başlıklı yazısından:

"Türkiye 1928'den beri, tek kelimeyle, Kilise'yle Devlet'in en az Fransa'daki oranda ayrışmış olduğu laik bir devlettir."

Toktamış Ateş‘in Timetürk’te 10 Haziran 2010 günü yayınlanan “Ayrıntıda kaybolmak” başlıklı yazısından:

"Rahmetli Adnan Menderes'in bence çok haksız, anlamsız ve hatta alçakça idamının sonrasında; yıllarca ve yıllarca en ufak bir sesi çıkmayanların, en ufak bir tepki koymayanların; aradan yaklaşık 50 yıl geçtikten sonra birdenbire Menderes'in idamının üzerinden prim yapmaya çalışmaları tek kelimeyle utanç verici."

 

* İşbu metinde Sn. Burçin Aydoğan’ın “doğrulama” örneklerine yer verdiği internet sitesindeki ihtisaptan faydalanılmıştır.

Köşe Yazarlarının Noel, Noel Baba ve Yılbaşı Konusundaki Kafakarışıklığı Devam Ediyor

Noel (25 Aralık) ve “Yılsonu/başı” (31 Aralık) birbirinden farklı günlerdir!

1902 Puck Dergisi kapağıLatince “doğum” anlamına gelen “Natalis” kelimesinden türetilen Noel ile mesih anlamındaki “christ” ve gönderilen peygamber anlamındaki “messa”nın birleşiminden oluşan christmas aynı günü, yani (Katolik) Hristiyanlarca her yıl 25 Aralık günü kutlanan Hz. İsa’nın doğum yortusunu temsil eder (Doğu kiliselerince 6 Ocak günü kutlanır). Noel, Hristiyanlığın 3 yortusundan biridir (Diğerleri Paskalya ve Pentakosta) (Yazının ilerleyen bölümlerinde Noel yortusu tarihi 25 Aralık olarak kullanılacaktır).

Milâdî yılbaşı, aslında daha doğru bir tabirle yılsonu, ise  31 Aralık günü kutlanır ilgililerince.

Yani, Noel/Christmas ve Yılbaşı kutlamaları farklı günlerde gerçekleşir. Biri 25 Aralık’ta kutlanırken diğeri haliyle 31 Aralık’ta kutlanır.

Noel Baba’nın ise Noel arifesini Noel’e bağlayan 24 Aralık gecesi evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılır. Noel Baba’nın, adından da anlaşılabileceği üzere, yılbaşı gecesi bir hediye dağıtım faaliyetinin olduğuna inanılmaz.

Ancak, gelin görün ki, okumadan araştırmadan hayatını sürdüren toplumumuzun önemli bir kesmi Noel/Christmas ile yılbaşını birbiriyle karıştırır. Bizimkiler, Noel Baba’nın 31 Aralık gecesi hediye dağıttığına inanır, hatta bazıları 31 Aralık gecesi Noel Baba’nın hediyeleri için çocuklarına çorap astırır. Kısaca, Hristiyan dünyasının Noel adetleri, bir bakıma ülkemizde yılbaşına yansıtılır ve kullanılır.

Bu yıl bu hataya düşen köşe yazarları kimler olmuş bakalım (tahmin edilebileceği üzere Yeni Akit yazarları listeyi domine etmiş durumda):

İrfan Atasoy, Türkiye Gazetesi’ne 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel, Noel Baba, Christmas, Yılbaşı…” başlıklı yazısı baştan aşağı bir skandal:

"Noel, Noel Baba, Christmas, Yılbaşı...

Gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz?.. 

Mîlâdî yılbaşı, Hristiyan olmayan başka birçok ülke gibi bizim ülkemizde de, Hristiyan batı ülkelerindeki gibi karşılanıyor ve 'bizden'miş gibi kutlanıyor. Peki bu doğru mu? Ya da biz bunun neresindeyiz, neresinde olmalı veya olmamalıyız? Her yıl yeni mîlâdi sene yaklaşırken notlarımı karıştırır, konuyla ilgili neler yazılmış bakarım. 
Bu sene de aynısını yaptım… Mîlâdî yılbaşı, Hristiyan âlemince ulü'l-azm bir peygamber olan Hazreti İsa'nın (aleyhisselâm) doğum yıldönümü olarak biliniyor. (İman’ın şartlarından biri de Peygamberlere imandır. Biz bütün peygamberlere iman ediyoruz. Peygamberlere iman etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sâdık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Zira onlardan birine inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur…)"

İrfan Atasoy yazısına soruyla başlamış (Gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz?). Görünen o ki kendisi doğrusunu bilmiyor meselenin.

Konuyla ilgili neler yazılmış her sene baktığını belirtmiş ama kendi yanlışlarını düzeltecek bilgileri görmezden gelmiş acaba. Yazının neresine el atsak elimizde kalıyor.

“Hz. İsa milâdi yılbaşında doğmamıştır, 25 Aralık günü doğumgünü kabul edilir” diyip geçelim. Yukarıdaki açıklamalar “aklını kullanan” okurlar için yeterli düzeltme donesini veriyor diye düşünüyoruz.

Memiş Memişçe‘nin Güneş Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Müslüman’a Yılbaşı Kutlamak Yakışmaz” başlıklı yazısında bu ülkede Noel’in kutlandığını iddia etmiş.

"Acıların ölümlerin felaketlerin yaşandığı islam coğrafyasında Ne yazık ki müslümanlar Noel ve yılbaşını kutluyor. Yani bizi bize kırdıran, Müslümanlar'ı acımasızca gözünü kırpmadan öldürenlerin, inancını kültürünü Noel ve yılbaşını kutlamak için bilhassa alışveriş merkezleri ve otellerde aylar öncesinden hazırlıklar yapılıyor. Neymiş efendim güya Hz. İsa'nın doğum gününü kutlayıp sonrada yeni yıla mutlu gireceklermiş! "

Yok öyle bir durum!

Hacı Yakışıklı, Yeni Akit’te 17 Aralık 2016 günü yayınlanan “Babası Noel olanın, dedesi Ebu Cehil’dir!” başlıklı yazısında Noellere bu ülkede yer olmadığını söyleyerek Noel kutlamalarına karşı çifte dalmış:

"93 sene evvelki son Osmanlı’nın ellerinin sıcaklığını yeniden hissediyoruz. Ona öyle yaklaştık ki bir daha o limandan hiçbir Vahdettin’i göndermeye niyetimiz yok! Yeni Türkiye’de her yana doluşan misyoner Noellere de yer yok! 

Biz Müslümanız ve Noel kutlamıyoruz, kutlayanlar da dinleri neyi gerektiriyorsa onları yapmakta özgürler. Milli Piyango tam bir hastalık, bu illeti devam ettiren hükümet vebal altındadır. “Milli kumar” artık kaldırılmalı! Bunları yıllardır yazıyoruz, kalkana kadar yazmaya devam edeceğiz!"

İyi de, halkın kutladığı Noel değil ki, yılbaşı…

Şevki Yılmaz, Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yılbaşında hilal mi haç mı?” başlıklı yazısında ülkemizde Noel reklamlarının yayınlandığı iddiasında bulunmuş:

"Hristiyan âleminin yılbaşını halkımıza sevdirerek kutlatmak için medyamızdaki utanç verici yüzkarası Noel reklamları tam bir Hristiyanlık propagandasına dönüştü!"

Noel reklamı değil de, yılbaşı kutlaması içerikli reklamlar olmasın onlar? Daha ne izlediğini bile bilmiyor…

Yavuz Bahadıroğlu‘nun Yeni Akit’te 31 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bu yılbaşı Noel Baba gelmeyecek” başlıklı yazısında yılbaşı gecesi Noel babanın gelmeyeceğini belirterek aynı hataya balıklama atlamış:

“Noel Baba” efsanesine inanan ve bunu İslâm dünyasına da bulaştıran Batı kültürü, yılbaşında boşu boşuna “Noel Baba”yı beklemesin!..

Çünkü gelmeyecek!..

Batı emperyalizmi, 2016 yılı içinde, Afganistan’da, Filistin’de, Gazze’de, Irak’ta, Türkiye’de (canlı bombalar ve bomba yüklü arabalarla), Suriye’nin çeşitli bölgelerinde ve özellikle Halep’te ve göçler sırasında öylesine çok çocuğun ölümüne seyirci kaldı ki, “Noel Baba” bile utandı!

Göç sırasında boğulmuş çocukların, Akdeniz sahillerine vuran körpecik cesetlerini görmemek için gelmeyecek!..

Bombalardan kaçarken, dağlarda donarak kaskatı kesilen masum bedenleri görmemek için gelmeyecek!..

Kirletilen annelerine, işkence altında öldürülen babalarına, çalınan vatanlarına ağlamalarını görmemek için gelmeyecek!..

Suriyeli, Iraklı, Afganlı, Arap, Türkmen, Kürt, Türk çocuklar ölürken Avrupalı çocuklara hediye taşımayı ahlâkî bulmadığı için...

Bu yılbaşında “Noel Baba” gelmeyecek...

Bu sene “Noel Baba” boykotta!.."

Noel Baba’nın 24 Aralık gecesi, yani Noel arefesi geldiğine inanılır zaten. 31 Aralık gecesiyle bir ilgisi yok ziyaretinin.

Osman Ünlü‘nün 31 Aralık 2016 günü Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan “Noel gecesini kutlamak” başlıklı yazısından:

"Büyük Kostantin putperest iken, Hristiyanlığı kabul etmiş ve putperestlikten de birçok şeyi Hristiyanlığa sokturmuştur. Noel gecesinin yılbaşı olmasını da kabul ettirmiş, böylece yeni bir Hristiyanlık dini kurulmuştur."

Dilde tüy bitti söylemekten ama köşemenler kavrayamadı şu farkı. Noel gecesinin yılbaşı olduğu falan yok yahu… Daha konuyu doğru düzgün kavramadan fetva aktarmaya çalışıyor Osman Ünlü.

Ahmet Gülümseyen‘in Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel’in bitirdiği ligde tartışma bitmiyor!..” başlıklı yazısında çok açık olmasa da yılbaşı-noel ayrımı konusunda bir kafa karışıklığı seziliyor:

"Süper Lig’de ilk devre, bir hafta kala tamamlandı. Ligin ilk devresinin bir hafta kala sonlandırılmasının nedeni, yabancılara tanınan ‘Noel’ tatili kıyağı. Nedeni ise öncekilerden farksız olmayan, yabancılar yılbaşını kendi ülkelerinde daha rahat kutlasınlar diye! Kimsenin inancına bir şey diyeceğimiz yok. Sözümüz, lig takvimini düzenleyen federasyonların ‘değerli’ yöneticilerine. Yabancıya gösterilen bu tür hassasiyet, inancını, dini bayramlarda v.s. yaşamak isteyen kendi sporcu, seyirci, yöneticilerine neden gösterilmiyor?"

Noel tatilinin yılbaşını kapsadığı doğrudur. Ancak, Noel tatili 31 Aralık’ta futbolcular yılbaşını kutlamalarındansa 25 Aralık’ta Noeli kutlamaları amacıyla veriliyor. Zaten Ahmet Gülümseyen inanç soslu tepkisel cümlesinde yılbaşını da hedef almasıyla kafa karışıklığı konusundaki şüpheleri daha belirgin hale getiriyor.

Mevlüt Özcan, Milli Gazete’de 24 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel bizim neyimiz olur?” başlıklı yazısında birtakım hatalar yapmış konu ile ilgili:

"Yabancı dille yazılmış eserlerde bile Noel hakkında, “Çocuklara Noel gecesi (yılbaşı gecesi) bir takım hediyeler getiren efsanevi kişidir” denilmektedir. Onun Hıristiyanlıkla bir ilgisi yoktur."

Noel babanın, adından da anlaşılacağı üzere Noel gecesi hediye dağıttığına inanılır. Yılbaşı gecesinde değil.

"Hıristiyanlar Noel’i 24 Aralık’ta kutlarlar."

25 Aralık’ta kutlanır.

Ali Canip Olgunlu da Milliyet Gazetesi’nde 25 Aralık 2016 günü yayınlanan “Anadolu’dan bir portre: Noel Baba” başlıklı yazısında Noel Baba’nın geçmişine dair klasik bir hatayı tekrarlamış:

"Bir pazarlama taktiği 

Halk arasında çocukların ve gemicilerin sevgilisi olarak efsanelere konu edilen St. Nicholas’ın erken devir tiplemesi; yeşil tunik giyen, altında eşeği olan ve zayıf yapılı görünümdedir. Yüzyıllar sonra Noel Baba olarak karşımıza çıkarılacak olan tiplemeyle Anadolulu Nicholas’ın hiçbir tarihsel gerçeklik zemininde benzerliği olmayacaktır. Yeşil elbisesinin yerini kırmızı-beyaz renkli tunik alır, eşeği yerine dokuz geyiğin çektiği bir faytona biner ve sıska adamın yerini tombul biri alır. 

Değerli dostlar, bu imaj değişikliğinin sebebi Coca-Cola markasıdır. Şöyle ki, yeni kıta olan Amerika’ya kolonist olarak giden Hollandalılar kendi kültürlerini ve inançlarını da yeni kıtaya doğal olarak taşımışlardır. Sinterclas adlı mitolojik at efsanesine göre her yeni yılda bu at, tahta ayakkabı içerisine konan otları yer ve karşılığında da o evin çocuklarına hediye bırakır. Bu kuzey kökenli mitsel geleneğin Amerika’ya taşınmasından sonra Sinterclas ismiyle Santa Nicholas ismi birbirleri içerisinde zamanla eritilir. Çocukların sevgilisi St. Nicholas ile çocuklara hediye getiren mitsel varlık birlikte kavramlaştırılır. 

Piyasaya yeni sürülen Coca-Cola’nın hedef kitlesi çocuklardır ve bu firma yöneticileri İsveçli bir resssama günümüzdeki sevimli Noel Baba tiplemesini çizdirterek hem kendi marka renklerini kullanırlar hem de önemli bir imge yaratırlar. Bir anlamda St. Nicholas’ın tarihsel kimliğine zarar vermiş, öte yandan da yaratmış oldukları portreyle hedef kitle olan çocuklara bir kahraman yaratmışlardır."

İddiaya göre Coca Cola 1931 yılında Haddon Sundblom aracılığıyla siyah-beyaz resmedilen hayali kişilik Aziz Nikolas’ı ak saçlı, ak sakallı, koca göbekli, tonton dedeye çevirmiş.  Ancak, Noel Baba figürünün bugünkü haline Coca Cola tarafından getirildiği ve bir reklam figürü olarak ilk kez Coca-Cola tarafından kullanıldığı iddiası doğruyu yansıtmıyor.

Aziz Nikolas’ın bugünkü Noel Baba kıyafetleri ile ak saçlı, ak sakallı, tonton dede modeline uygun resmedilmesi 1930’lu yıllardan çok önce var olan bir şeydi.

Noel Baba’nın bugünkü modern imajını ilk resmeden sanatçılardan biri Amerikalı karikatürüst Thomas Nast. Harper’s Weekly dergisinin 29 Aralık 1863 tarihli sayısında yayınlanan resimde Noel Baba, Amerikan İç Savaşı’nda döneminde Birleşik Devletler bayrağı desenli ceketle yer alıyor.

1863-santa_claus

Bu resimden sonra, 1930’lu yıllara ve Haddon Sundbloom’a gelene dek, Noel Baba çoktan kırmızı kostümünü giyip ev ziyaretlerine başlamıştı bile.  1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu. Örnek olarak aşağıdaki 1902 tarihli Puck dergisinin kapağına bakalım:

1902 Puck Dergisi kapağı

Aşağıda yer alan fotoğraflar, Coca-Cola’dan çok önce soda ve maden suyu satışı yapan White Rock şirketinin Noel Baba figürünü reklamlarında kullandığını göstermektedir. Soldaki resim 1923 (Life Magazine), sağdaki resim ise 1915 (San Francisco Examiner) tarihli.

2618d-life121223a

efdee-sfe121915

 

 

Görüleceği üzere, Coca Cola’nın Noel Baba figürünü oluşturduğu iddia edilen 1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu.

Aynı hataya Faruk Eskioğlu, Olay Gazetesi’nde 20 Aralık 2016 tarihli “Noel Baba, Coca Cola’nın adamı mı?” başlıklı yazısında düşmüş.

İbrahim Bektaş, Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!” başlıklı yazısında, Nurettin Veren de yine Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Acılarımızı çok çabuk unutup, meydanı tekrar FETÖ’ye kaptırmayalım” başlıklı yazısında “yılbaşı kutlaması tepkisi” içerikli şiiri Mehmet Akif Ersoy’a atmetme hatasında bulunmuşlar:

"Yapılan onca ikaza kulak tıkayan bu laftan anlamaz takımına, bu defa Merhum Akif’in bir şiiri ile seslenmek istiyorum. 
Belki O’nu dinlerler. 
İşte o şiir:"
"Yine bugüne benzer, 100 yıl önce yaşamış olduğumuz felaket dolu günlerimizde, büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerini aynı gaflet içerisindeki, o günün insanlarına bir uyarı olarak söylendiği gibi, bizim de içimizi titretir ve gerilimimizi muhafaza etmemize vesile olur diye, önce kendime, sonra da size faydalı olur düşüncesi ile yazmak istedim."
Mehmet Akif Ersoy’dan YENİ YIL MESAJI

Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, 
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı, 
Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle 
Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, 

Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

Malesef şiir Mehmet Akif Ersoy’a ait olmadığı gibi bazı hatalara sahip. Memlekette kutlama yapılan yılın son gecesinde yeni yıl kutlaması. Noel kutlayan müslüman mı görmüşler bu ülkede?

2015 yılı ve öncesinde Noel-yılbaşı ayrımına varamayan köşe yazarlarını ifşa ettiğimiz yazımızı da bilahare inceleyebilirsiniz.

Kim bilir tespit edemediğimiz daha nice hata mevcut…

Aris Nalcı ne güzel özetlemiş mevzuyu:

"Bilir misin? Yeni yıl sadece miladi takvimde bir gün (yıl) dönümüdür...

Hıristiyanlar Noel'i 24'ünde, Ermeniler de 6 Ocak'ta kutlar."

Mutlu yıllar!

Medyum Memiş ve Türkiye’nin Dünya Bankası’na Borç Vermesi

Memiş Hoca Memişçe, nam-ı diğer Medyum Memiş, Güneş Gazetesi’nde 15 Ekim 2016 günü yayınlanan “Millet isterse Türkiye’nin başkanı olur” başlıklı yazısında, ülkemizin IMF’ye taahhüt ettiği 5 milyar dolarlık borç kaynağının ötesine giderek Dünya Bankası’na da borç verildiğini ima etme hatasını yapmış:

"Allah'a çok şükür şimdi Türkiye dünya bankasına ve IMF'ye borç verecek bir ülke oldu."

Ülkemizin Dünya Bankası Grubu’na sermaye payı dışında borç taahhüdü bulunmamaktadır.

Türkiye, Dünya Bankası Grubu bünyesinde yer alan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası‘nın henüz geri ödenmemiş kredi bakiyesi itibariyle altıncı en büyük müşterisidir.

Noel-Yılbaşı Farkı ve Köşe Yazarları

Noel (25 Aralık) ve “Yılbaşı” (31 Aralık) birbirinden farklı günlerdir!

1902 Puck Dergisi kapağıLatince “doğum” anlamına gelen “Natalis” kelimesinden türetilen Noel ile mesih anlamındaki “christ” ve gönderilen peygamber anlamındaki “messa”nın birleşiminden oluşan christmas aynı günü, yani (Katolik) Hristiyanlarca her yıl 25 Aralık günü kutlanan Hz. İsa’nın doğum yortusunu temsil eder (Doğu kiliselerince 6 Ocak günü kutlanır). Noel, Hristiyanlığın 3 yortusundan biridir (Diğerleri Paskalya ve Pentakosta)(Yazının ilerleyen bölümlerinde Noel yortusu tarihi 25 Aralık olarak kullanılacaktır).

Milâdî yılbaşı, aslında daha doğru bir tabirle yılsonu, ise  31 Aralık günü kutlanır ilgililerince.

Yani, Noel/Christmas ve Yılbaşı kutlamaları farklı günlerde gerçekleşir. Biri 25 Aralık’ta kutlanırken diğeri haliyle 31 Aralık’ta kutlanır.

Noel Baba’nın ise Noel arifesini Noel’e bağlayan 24 Aralık gecesi evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılır. Noel Baba’nın, adından da anlaşılabileceği üzere, yılbaşı gecesi bir hediye dağıtım faaliyetinin olduğuna inanılmaz.

Ancak, gelin görün ki, okumadan araştırmadan hayatını sürdüren toplumumuzun önemli bir kesmi Noel/Christmas ile yılbaşını birbiriyle karıştırır. Bizimkiler, Noel Baba’nın 31 Aralık gecesi hediye dağıttığına inanır, hatta bazıları 31 Aralık gecesi Noel Baba’nın hediyeleri için çocuklarına çorap astırır. Kısaca, Hristiyan dünyasının Noel adetleri, bir bakıma ülkemizde yılbaşına yansıtılır ve kullanılır.

Bu hataya düşen köşe yazarları kimler bakalım:

Yalçın Bayer’in Hürriyet Gazetesi’nde 31 Aralık 2015 günü yayınlanan “Suudi Arabistan” başlıklı yazısından:

"2. Mahmud zamanında pek çok Batılı giyim ve adet ülkeye girdiği gibi Hristiyan yılbaşı da (Noel) kutlanmaya başladı."

Miladi takvim konusunda Yalçın Bayer’in ve okurunun kafası karışmış belli ki.  Çünkü, aralarındaki farktan haberleri yok. Noel, yani Hz. İsa’nın doğumgünü 25 Aralık’ta kutlanır. Yılbaşı ise 31 Aralık’ta.

Özkan Güven, Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde yayınlanan “Tavuğu Erol Taş gibi yemek ya da Noel Baba” başlıklı 27 Aralık 2015 tarihli yazısında, yılbaşı akşamı Noel Baba’nın hediye dağıttığına inandırılanlardan olduğunu -doğru bilgiyi sunmaksızın- itiraf etmiş:

"Biz kalabalık bir aileydik, yılbaşı akşamları hiçbir masraftan kaçınmayıp herkesin payına yarım tavuk düşürürdük. Bize o tavuğun Noel Baba’dan bir hediye olduğu söylenirdi. İnsan, çocukken her şeye inanabilirdi. Hiç unutmam, bir yılbaşı gecesi, Noel Baba’nın bize getirdiği tavukları yedikten, ağzımızı Erol Taş filmlerindeki gibi bileğimizle temizledikten sonra eğlence faslına geçtik."

Yavuz Fettahoğlu da Yeni Şafak Gazetesi’nde 15 Aralık 2015 günü yayınlanan “Vicdansız Noel Baba” başlıklı yazısında, Noel Baba’nın yılbaşı akşamları gezintiye çıktığını (müslüman toplumu yılbaşı kutlamalarına yönlendirdiğini belirterek) zımnen iddia etmiş:

Putları tek tek yıkan İbrahim AS'ın milletini nasıl kandırdın? Sana bir itirafta bulunayım; bana en büyük darbeyi ne zaman vuruyorsun biliyor musun?
Gecenin köründe, kafasında kukuleta, ağzında düdüğüyle eğlenmekten yorgun düşmüş tesettürlü hanımları, küçük mücahitleri gördüğümde vuruluyorum. Yanlış anlaşılmasın; İslami yılbaşı partisi… Alkol yok. Sadece eğlence…

Noel Baba’nın Noel gecesi hediye dağıttığına inanılır. Gerçek suç, yılbaşı kutlamalarına Noel Baba’yı bulaştırma hatasını işleyenlerde değil midir?

Bekir Coşkun’un Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Badem bıyıklı Noel Baba…” başlıklı 25 Aralık 2015 tarihli yazısından:

"Yılbaşı gecesi de keza gayrimüslim işi olduğu için bize aykırıdır… Bu bakımdan Hicri takvime göre olan Hz. Muhammed’in doğum gününü getirip Hristiyanların Miladi takvimine bağladılar… Noel aslında yılın sonudur, yılbaşı ise başıdır…"

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 15 Aralık 2015 günü yayınlanan “Noel Partisi başlıklı yazısında, Noel Baba’nın Coca Cola öncesindeki geçmişini silip atarak kendince alternatif bir tarih yazmış ve Noel-yılbaşı ayrımını yapamamış:

"Noel kutlamaları ile girmiştik söze. Bu yılbaşı gecesi, Digiturk platformunda, geçen yıl hikâyesini benim yazdığım Derviş Nikalaus belgeseli yayınlanacak. Birileri Derviş Nikalaus’u çalıp bir tüketim cinine, putuna çevirdi. Ona Nordik bir efsane ile ilgili geçmiş hikayesi uydurdular.. Derviş Nikalaus’u Demre’den kim çaldı derseniz, kemiklerini Bari’ye kaçıranlar İtalyan’dı, ama ruhunu Amerikalılar çaldı. Ona bir İskandinav geçmiş hikâyesi uydurdular. Noel Baba adını verdikleri dervişi size bir kola firması ile birlikte pazarladıklar. Yeni Noel Baba aslında kola yasağını delmek için uydurulmuş bir ajan karakterdi aslında.. İncil hafızı bir dervişten bir tüketim cini ürettiler.. Kolanın Noel Babası artık bir misyoner de değil. Ruhani görünümlü bir pagandan öte seküler, kutsal dışını kutsayan bir pazarlama ajanıdır. Dine karşı bir din misyoneridir.. Aman dikkat, birileri ılımlı İslam adına aslında İslam’ın içini boşaltmaya çalışıyor."

Mevlüt Özcan, Milli Gazete’de yayınlanan 27 Aralık 2015 tarihli “Yılbaşı bizim bayramımız değildir” başlıklı yazısında Hz. İsa’nın doğum günü kutlamalarından başlayarak konuyu yılbaşı kutlamalarıyla ilişkilendirerek, Hristiyan geleneğinin yılbaşı yutturmacası ile kutlandığını iddia etmesiyle Noel/Christmas/Yılbaşı kutlamaları hakkındaki kafa karışıklığını gözler önüne sermiş:

"Yılbaşı, global (evrensel) kültür kandırmacası ile aşağılayıcı bir teslimiyet ile içimize sızmış bir habis urdur. Türkiye’de kel keleş bir grubun ısrarla Hıristiyan geleneğini yılbaşı yutturmacası ile kutlaması milletimizi tehlikeli uçurumlara itelemektedir. Asırlardır sinsice yürütülen kültür emperyalizmi ile dinini yaşayanlara “sakıncalı personel”, İslâmiyet ise “İrtica” maskesi ile ülkenin bir numaralı tehlikesi gibi göstermektedirler. Bu acıyı Müslümanların duyarlı olanları iliklerine kadar duyuyor."

Memiş Hoca Memişçe, nam-ı diğer Medyum Memiş, Noel,Christmas ve yılbaşı kavramlarını birbiri yerine kullananlardan olmuş. Güneş Gazetesi’nde 31 Aralık 2013 günü yayınlanan “Yeni yıla nasıl girmeliyiz?” başlıklı yazısından:

Birincisi Christmas kutlamaları, yılbaşı eğlenceleri bizim dinimizde olmadığı gibi, aslında kültürümüzde de yoktur.
Ama bilhassa 1940'lardan bu yana "yeni yıla giriyoruz" adı altında ülkemizde kutlamalar
yapılıyor.
Bence aslında yeni yılı şöyle kutlamalıyız.
Bir insan kendisini inzivaya çekip, "Ben bir yıl boyunca neler yaşadım, ticaretimde zarar mı ettim, kâr mı ettim, yapmış olduğum görevlerde vicdanen rahat mıyım, kimleri mutlu ettim, kimlere zarar verdim, kimlere faydalı oldum" diyerek kendisini sorgulamalıdır.
Sonra ise yeni yıla, yani 2014 yılına pozitif mutlu olarak ve ayrıca takvim olarak yeni yıla girdiğimizde, "Yarabbi yeni yılda bana ve sevdiklerime sağlık ve sıhhat ver, işlerimi rast getir, rızkımı bollaştır, devletimize milletimize huzur ve saadet ver" diye girebiliriz.
Sevgili okuyucularım; eğer doğruyu konuşmak gerekir ise; alkol, uyuşturucu, kumar ve dansözlü eğlenceler dinimizde kesin olarak haramdır.
Bizler mutlaka ALLAH'ın yasaklamış olduğu haramlardan kaçınmalıyız.
Bazı insanları görüyorum; yılbaşında evlerini süslemek için, ellerinde Noel Baba figürü almış götürüyorlar. Halbuki bu insanların bir çoğu kendi babasına, annesine belki bu kadar düşkün değil ve kıymet vermiyorlardır.
Noel Baba denilen zat aslında bir papazdır. Nasıl olur da bu yanlışlığa düşüp, bir papaza kıymet verip, kuklası ile evlerimizi süslüyoruz.
Yeni yıla zil zurna alkol alıp yerlerde sürünerek girmekte doğru değildir.

Zabit Durmuş, Referans Gazetesi’nde 30 Aralık 2015 günü yayınlanan “Müslüman Yılbaşını Kutlayamaz” başlıklı yazısının giriş cümlesinde konuya ilişkin bilgi eksikliğini aşikâr etmiş:

"Yılbaşı yâda noel olarak ifade edilen günün İslam kültüründe hiçbir yeri yoktur."

Yavuz Bahadıroğlu, Yeni Akit Gazetesi’nde yayınlanan “Bugün Hicrî yılbaşı” başlıklı 14 Ekim 2015 tarihli yazısında yılbaşı akşamları Noel Baba’ya çorap koklatıldığını ifade etmiş:

"Miladi Takvim’in yıldönümlerinde de kırıp dökmeyi sürdürüyorlar.
Kavga, gürültü, şamata, taciz kıyamet! Tedbirlere rağmen bir türlü önlenemeyen ağaç katliamını, envai çeşit çam devirmeleri ve Noel Baba’ya çorap koklatmaları hesaba bile katmıyorum. 
Yıl değişimi ise bu da yıl değişimi, yılbaşı ise bugün de yılbaşı!..
Ama Milâdi yılbaşılarda olduğu gibi, şamatalı-kavgalı, gürültülü-patırtılı değil..."

Cübbeli Ahmet Hoca da Vahdet Gazetesi’nde 25 Aralık 2014 günü yayınlanan “Yılbaşında hindi yemek caiz değil” başlıklı yazısında Hz. İsa’nın doğum gününü temsil eden Noel ile yılbaşı gecesinin ayrımına varamamış:

YE­Nİ YIL KUT­LA­MA­SI ŞİRK ME­RA­Sİ­Mİ
İsa (Aley­his­se­lâm)ın doğ­du­ğu gün­de ona rah­met oku­ma­nın, sa­da­ka ve­rip ru­hu­na gön­der­me­nin, Ku­r’­an oku­yup he­di­ye et­me­nin (ki öl­me­miş­tir ken­di­si ama ru­ha­ni­ye­ti­ne gi­der) bun­da bir sı­kın­tı yok.
Ama İsa (Aley­his­se­lâm) nor­mal bir pey­gam­ber de­ğil. Ya­hu­di­ler Mu­sa (Aley­his­se­lâm)a tap­mı­yor ama Hris­ti­yan­lar İsa (Aley­his­se­lâm)a ta­pı­yor. On­dan do­la­yı bu şirk me­ra­si­mi olu­yor. Ku­r’­ân-ı Ke­rîm: “Al­lah üçün üçün­cü­sü­dür di­yen­ler mu­hak­kak kâ­fir ol­muş­lar­dı­r” (Mâi­de Sû­re­si:3) di­yor. Ba­ba, oğul, kut­sal ruh bu ne­dir?! Mer­yem an­ne­mi­zi de bü­yük if­ti­ray­la Al­la­h’­ın ha­nı­mı yap­mış­lar. Ha­şa! Tam bir şirk me­ra­si­mi!
Do­la­yı­sıy­la me­se­le Haz­re­ti İsa (Aley­his­se­lâm) ın do­ğu­mu­nun kut­lan­ma­sın­dan ile­ri geç­miş, ona ta­pın­ma, Al­la­h’­ın oğ­lu ol­du­ğu id­di­ası bo­yu­tu­na ulaş­mış­tır ki, bu da şirk­le­rin en bü­yü­ğü­dür. İh­las Sû­re­si sırf bu­nun için na­zil ol­muş­tur. “O Al­lah do­ğur­ma­dı ve doğ­rul­ma­dı.” Do­ğur­ma­dıy­sa oğ­lu yok. Doğ­rul­ma­dıy­sa ana-ba­ba­sı yok. Bi­zim ih­la­sı­mı­zın, ima­nı­mı­zın te­me­li “Do­ğur­ma­dı ve doğ­rul­ma­dı­” il­ke­si­dir. 
Sen şim­di bu nok­ta­da “Al­la­h’­ın oğ­lu va­r” di­yor­san, Al­la­h’­a şirk ko­şu­yor­sun. Bun­lar bu ka­fa­dan­dır. Al­lah ıs­lah et­sin. Bun­la­rın kut­sal say­dı­ğı ge­ce Haz­re­ti İsa (Aley­his­se­lâm)ın do­ğu­mu­nu kut­la­mak­tan ile­ri ge­çip ona ta­pın­ma­la­rı­na dön­müş­tür. Ya­ni bu olay mev­lit me­ra­si­min­den çık­mış ve şirk me­ra­si­mi­ne dön­müş­tür.
Şirk me­ra­si­mi de ol­du­ğu za­man se­nin bu­na ka­tı­lıp kut­la­man teh­li­ke. Bu hu­sus­ta bir­çok aye­ti ke­ri­me var. “Ey inan­mış kul­lar sa­kın Ya­hu­di ve Hris­ti­yan­la­rı dost edin­me­yin.” (Mâi­de Sû­re­si:51)

Hikmet Köksal, Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan 28 Aralık 2014 tarihli “Geyikli sahtekâr” başlıklı yazısında Noel Baba’nın yılbaşında hediye dağıttığını sandığını gözler önüne sermiş:

"Noel Baba hikâyelerinin boy gösterdiği; Hıristiyanlık propagandasının diz boyu olduğu aralık ayının sonuna geldik. Kuzey Kutbu'ndaki evinden her yılbaşında hareket edip Ren geyiklerinin çektiği kızaklarla uçarak dünyayı dolaşıp, bacalarından girdiği evlerdeki çocuklara hediyeler dağıttığı safsatasına konu edilen bu iskambil kâğıdı papazı kılıklı herif kimdir?"

Ahmet Zeki Gayberi, Milat Gazetesi’nde yayınlanan 31 Aralık 2012 tarihli “Yılbaşı mı, yol sonu mu?” başlıklı yazısında yılbaşı ile ‘Christmas’ın farklı günler olduğunun farkında olmadığını okurlarına göstermiş:

"Sevgililer Günü (Saint Velantine) veya Yılbaşı (Merry Christmas) gibi ‘şirin’ özel gün cinlikler de oluyor bu malların içinde Maya Takvimi gibi felaket senaryoları da!"

İsmail Özcan, Zaman Gazetesi’nde 31 Aralık 2005 tarihinde yayınlanan “Yılbaşı üzerine çarpıcı iki yazı” başlıklı yorum yazısında, Hz. İsa’nın doğum yıl dönümünün 31 Aralık tarihi olduğunu iddia etmiş. Doğru bilginin 25 Aralık olduğunun farkında olmadan yorum yazısı döşenmiş bir de:

"Milâdî yılbaşı, sıra dışı (ulü'l-azm) bir peygamber olan Hz. İsa (as)'nın doğum yıldönümüdür. Böyle bir yıldönümü için tercih edilen, sergilenen etkinlikler, davranışlar hiçbir şekilde bir peygamberin saygınlığı ile bağdaşmıyor. Çünkü bu etkinlikler, yılbaşı dolayısıyla içine girilen bu psikoloji; yeni bir yılı idrak etme sebebiyle gülmek, eğlenmek; beklentilerin gerçekleşmesini ümit etmek; ziyaretler yapmak, hediye alıp vermek gibi masum duygu ve çabaları çok aşıyor. Ölçüsüz ve sınırsız alkol tüketildiği, kumar tutkusunun zirveleri aştığı, bunlara bağlı, bunların sonucu olan olumsuzlukların doruklara tırmandığı bir zamanı simgeliyor."

Habervaktim yazarlarından Ahmet Doğan İlbey, 31 Aralık 2013 tarihli “Yılbaşı Kutlama Pespâyeliğini M. Kemal Resmîleştirdi” başlıklı yazısında, Noel ve yılbaşı kutlamaları arasındaki kafa karışıklığını köşesinde resmetmiş, Noel kutlamalarını yılbaşı kutlaması sanıp okurlarına birtakım yorumlar aktarmayı denemiş:

"Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi”nde anlatılan azınlıkların yılbaşı kutlamaları, Batılılaşma yanlısı olanların yılbaşına nasıl meylettiğine dair ipuçları veriyor: “19. asırda oda oda kiraya verilme saikiyle en fazla da Musevî azınlık tarafından yaptırılan ve bu özelliğinden dolayı da Müslüman Türklerce ‘Yahudihâne’ olarak adlandırılan apartmanlar Noel kutlamaları’nın yapıldığı mekânlardı. Buralardaki kiracı Hıristiyan ekalliyet, Noel'e karşı olan Yahudi ev sahiplerinin evinde Noel kutlarlar, İstiklal Caddesi'nde ‘Noel alayları’ düzenlerlerdi. Bunlardan bazılarının fazlaca çan çalmaları ve sair taşkınlık yapmaları nedeniyle zaman zaman Müslüman halk ya da kamu otoritesinin müdahalesiyle karşılaştıkları da olurdu.”"

Halime Gürbüz, Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan 30 Aralık 2011 tarihli “Pembe Zamanlar” başlıklı yazısında Noel Baba’nın yılbaşı gecesi ziyaretlerde bulunduğunu belirtme hatasına düşmüş:

"Yılbaşı diye evine köyüne, beynine, kalbine elin adamını, pardon Santa Klaus'unu alıyorsan o senin bileceğin iş. Belli... Ancak... Küçücük çocuklara "Bak Noel Baba, sana hediyeler getirecek" dendiğini duyunca, alışveriş merkezlerinde ve sokaklarda çocukları Noel Babaların kucaklarına verildiğini görünce tıkanıyorum!.. Yurdumun 'Noel Baba'ları da zaten bir deri bir kemik (promosyon ücretli gariban gençler), beyaz sakal ve kırmızı şapkanın arasını full kaplayan dört parmak kara kaş!.. Bir de babamızın helâli 'Noel Anne'ler dolanıp durdu ki bu da sözün gerçekten tükendiği yerdir."