Etiket arşivi: Mehmet Barlas

“Nush ile uslanmayana etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”i Atasözü Sanan Köşe Yazarları

1825-1880 arasında yaşamış olan Ziya Paşa’nın 1870 yılında kaleme aldığı ünlü Terkîb-i Bend adlı eserinden bir beyt:

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

Terbiye ve yola getirme konusunda sıklıkla dile getirilen dizelerdir.

Günümüz Türkçesiyle anlamı ise şu şekilde aktarılabilir: “Nasihat ile yola gelmeyeni azarlamalı, azardan anlamayanın hakkı dayaktır”

Ziya Paşa’nın kaleminden aruz vezniyle çıkan mısralar olmasına rağmen köşe yazarları tarafından çoğunlukla “atasözü” ya da “eskilerin deyimi” olarak nitelenir. Kimi bu mısraları yani bir bakıma vecizeyi atasözü olarak tanımlar. Kimi zaman da doğru şekilde aktarılmaz.

Genellikle “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” şeklinde yanlış kullanılır. Bu durumu bir örneği aşağıdaki görselde ve köşe yazarlarından aktardığımız hatalarda görülebilir:

Abbas Güçlü, Milliyet Gazetesindeki “Dayak Utancı” başlıklı 15 Nisan 1999 tarihli köşesinde Ziya Paşa’nın beytini kısaltıp dayakta tekdire gerek görmeden nasihatten sonra kısa yola başvurmuş ve bu beyitleri deyim olarak tanımlama hatasına düşmüş:

"Kızını dövmeyen dizini döver. Dayak cennetten çıkmadır. Eti senin kemiği benim. Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir. Öğretmenin vurduğu yerde gül biter... Dayakla terbiye konusunda dilimize yerleşmiş yukarıdaki gibi tam 64 deyim var."

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesinde 13 Mayıs 2009 günü yayınlanan “Allah’ın sopası yok” başlıklı yazısında “Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir” şeklinde olan dizeyi farklı aktarmış:

"Bülent Ersoy telefon bağlantısıyla katıldığı yayında, “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir” dizesinin hakkını verircesine Ali Bulaç’a ayar üstüne ayar veriyor."

Hadi Uluengin, Hürriyet Gazetesinde 23 Mart 1999 tarihli “Ültimatom” başlıklı yazısında hem dizeyi farklı aktarmış hem de Ziya Paşa’nın mısralarını eski söz olarak nitelemiş:

"ESKİ söz, ‘nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir', Holbrooke'un Miloseviç'e dün akşam nihai ‘tekdir'i yani ‘ültimatom'u vermesinden sonra ve eğer Sırp lider yine geri adım atmazsa, uluslarası camianın Kosova'da mutlaka ve mutlaka harekete geçmesi gerekiyor."

Gökhan Özcan, Yenişafak Gazetesinde22 Ekim 1999 günü yayınlanan “Büyük adamlara ibret drajeleri” başlıklı yazısında kısayolu kullanıp 2 mısrayı birleştirmiş:

"Gerekçeli "nush ile uslanmayanın hakkı kötektir" mevzuatı."

Fatih Altaylı da Habertürk Gazetesinde 1 Mart 2017 günü yayınlanan “Havuz kozunu kullanmalılar” başlıklı yazısında ilk dizeyi farklı aktarmak yanlışına düşmüş:

"“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir."

Emre Aköz, Sabah Gazetesinde 19 Ekim 2007 tarihinde yayınlanan “Ne biçim demokratsın” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın mısralarını deyişe çevirmiş:

"Dün tezkereden sonra yapılacaklara ilişkin tahminimi şu deyişle özetlemiştim: 'Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir'."

Yalvaç Ural, Milliyet Gazetesinde 15 Nisan 2007 günü yayınlanan “Anibal gelsin de gör!” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın beytini eskilerin öğretisine çevirmiş:

"Korkutmak, şiddetten önce başvurulan bir yol. Yani, eskilerin öğretisiyle, "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!""

Mehmet Barlas’ın Sabah Gazetesinde 1 Mart 2006 günü yayınlanan “Tavsiye ve nasihat vermek çizgisinde bir dış politika” başlıklı yazısında ilk dizeyi tahrif etmiş:

"Hatta bu sırada "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir/ Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" gibi özlü dizeler bile seslendirilir."

Osman Gençer, Yeni Asır Gazetesinde 5 Eylül 2004 günü yayınlanan “Yuh!..” başlıklı yazısında bahse konu mısraları atasözü olarak belirtmiş:

""Nush ile (nasihat) uslanmayanı etmeli tekdir. Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" atasözü bizim olmaya bizim de tekdirin bunca medeni biçimini bir "Yuh" içine sığdırıp hemen köteğe geçmeye kalkmak yirmi birinci yüzyılı adımlayan bir ulusun kültürüne artık yakışmıyor."

Ruhat Mengi, Sabah Gazetesinde 5 Aralık 2000 günü yayınlanan “Havana purosu, Küba dostları ve kompleksler” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın beytini atasözü addetmiş ve biraz tahrif etmiş:

"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir... Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" demiş büyüklerimiz, ağızlarına sağlık!"

Hıncal Uluç da Sabah Gazetesindeki 24 Haziran 205 tarihli “Ziya Paşa’nın deyişleri!..” başlıklı yazısında beyti tahrif edenlerden olmuş:

"İlkokuldayken, annem söz dinlemediğimiz için ağbimle beni babama şikayet ettiğinde, parmağını şaka ile karışık sallar ve "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" derdi.."

Baskın Oran‘ın T24’teki 24 Şubat 2017 tarihli “Özdeyişler ve fıkralarla, korkutma’dan korkma’ya AKP” başlıklı yazısında söz konusu dizeleri “özdeyiş” olarak adlandırma ve ilk dizeyi farklı aktarma yanlışına düşmüş:

"Nush İle Uslanmayanı Etmeli Tekdir, Tekdir İle Uslanmayanın Hakkı Kötektir özdeyişini uyguladı hep; pek de nush ve tekdir’e aldırmadan."

Serdar Dinçbaylı, Fanatik Gazetesindeki “Nush, tekdir ve kötek” başlıklı yazısında ilgili mısraları “laf” olarak nitelemiş:

"Nush (nasihat) ile uslanmayanı etmeli tekdir (azarlama), tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (dayak). Çok sevdiğim bir laftır. Yanlışta ısrar edenler için söylenmiştir."

Ali Karahasanoğlu, Yeni Akit Gazetesindeki 6 Kasım 2016 tarihli “Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” başlıklı yazısında bahse konu beytin Ziya Paşa’ya ait olduğunun rivayet olunduğunu söyleyip, araştırmaya tenezzül edememiş ve  “yola gelmeyen” kısmını “uslanmayan”la değiştirmiş:

"Cümlenin tamamı, “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” şeklinde.. Ziya Paşa’ya ait olduğu söylenir.."

Çetin Altan, Milliyet Gazetesinde 24 Ağustos 2006 günü yayınlanan “Öfke patlamaları ve öfkenin ruhsal zemberekleri” başlıklı yazısında “Nush”u “laf”a çevirmiş:

"Ve Ziya Paşa'nın ünlü beyti:"Laf ile yola gelmeyeni etmeli tekdirTekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir""

 

* İşbu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden faydalanılmıştır.

 

 

 

Mehmet Barlas Atatürk’ün Yunus Nadi’ye Mektubunu Kesip Biçmiş

Mehmet Barlas, 25 Ocak 2017 günü Sabah Gazetesinde yayınlanan “Akıllı cep telefonu kullanan seçmenler artık çoğunlukta” başlıklı yazısında Atatürk’ün Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi’ye gönderdiği mektubu cımbızlayarak ana mesajını saptırmaya çalışmış:

"Mesela o dönemde 5 kuruşa satılan Cumhuriyet gazetesinin 10 Eylül 1930 günkü nüshasının birinci sayfasındaki manşet "Gazi Hazretlerinin Nadi Bey'e cevabı" şeklinde... Bu cevabında Gazi "Ben Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Umumi Reisiyim. Bu teşekkülle tarihen bağlıyım. Bu bağı çözmek için hiçbir sebep yoktur ve olamaz" diyor. "Gazi"nin Atatürk, "Nadi Bey"in Yunus Nadi, "Umumi Reis"in Genel Başkan ve "Cumhuriyet Halk Fırkası"nın CHP olduğunu öğrenmek için de arama motorlarına girenler herhalde olacaktır."

Mektubun metnini kafasına göre kesip biçmiş Mehmet Barlas.

Halbuki mektup metninde Mustafa Kemal, CHP’ye bağlı olduğunu; ancak, Reis-i Cumhurluk görevi nedeniyle siyaseten tarafsız olduğunu, Cumhurbaşkanlığı süresini bir yıl sonra tamamlamasının ardından partinin başında fiilen çalışacağını aktarıyor.

Mustafa Kemal Atatürk, mektubunda şu satırlara yer vermişti:

“…Ben, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın umumî reisiyim. Cumhuriyet Halk Fırkası, Anadolu’ya ilk ayak bastığım andan itibaren teşekkül edip benimle çalışan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin mevlûdudur.

Bu teşekküle tarihen bağlıyım. Bu bağı çözmek için hiçbir sebep ve icap yoktur ve olamaz.

Resmî vazifemin hitâmında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın başında fiilen çalışacağım. Bu noktada tereddüde mahal yoktur.

Benim bu esasî vaziyetim, bir sene nihayetinde hitam bulacak olan bugünkü muvakkat (geçici) resmî vazifemin bana tahmîl ettiği bîtaraflığı ihlâl edemez”.

Mektubun yazılma sebebi ise Murat Bardakçı’nın satırlarından şu şekilde aktarılabilir:

“Türkiye’de çok partili hayata geçişin ilk denemesi olan Serbest Fırka kurulmuş ve Fırka’nın lideri Fethi Okyar, miting yapmak için 5 Eylül 1930’da İzmir’e gitmişti. CHP’nin İzmir teşkilâtı parti binasında daha önce mukabil bir toplantı düzenledi, binanın önüne gelen Serbest Fırka taraftarları Fethi Bey’in lehinde sloganlar attılar ve Halk Fırkası’nın il idarecilerinden Sabri Bey slogan atanlara “Namussuzlar!” diye bağırınca olanlar oldu! CHP binası ile biraz ilerideki Anadolu Matbaası basıldı, polis önce havaya sonra da halka ateş açtı ve 12 yaşındaki bir çocuk ile bir partili hayatını kaybetti!

Ama, ortada tuhaf bir vaziyet vardı: Reisicumhur’u Halk Partililer de, Serbest Fırka yanlıları da paylaşamıyor ve her iki taraf “Mustafa Kemal bizi destekliyor” diyordu…

Yunus Nadi, bunun üzerine 9 Eylül’de Reisicumhur Mustafa Kemal’e hitaben gazetesinin birinci sayfasından bir açık mektup yayınladı ve “Partiler ezelî ve ebedî şefimiz olarak bildiğimiz zât-ı devletlerini kendilerine mâletmeye çalışıyorlar. Aziz şefimiz, bu işin aslı nedir, lûtfedip bizleri aydınlatsanız” dedi…”

 

Mehmet Barlas, Francolu İspanya’yı Nato’ya Sokmuş!

Mehmet BarlasSabah Gazetesi’nde 26 Ekim 2016 günü yayınlanan “İttifakın patronu için demokrasi teferruattır” başlıklı yazısında İspanya’nın NATO üyeliğine ilişkin bir yanlışa düşmüş:

"Gerçekten seçilmiş olmak ya da darbe ile işbaşına gelmiş olmak, "Patron Devlet" için fazla fark etmiyor. Örneğin Franco'nun İspanya'sı da NATO'da değil miydi?"

İspanya 1982 yılında NATO üyesi olmuştu.

Francis Franco ise 1975 yılında vefat etmişti.

Haliyle, Francolu İspanya’nın NATO’da olması mümkün değil.

* Hatayı malumatfuruş’tan önce tespit eden Kadri Gürsel‘e teşekkür ederiz.

Mehmet Barlas ve Sait Hopsait

Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nde 28 Eylül 2015 tarihli “Nasrettin Hoca’dan Sait Hopsait’e uzanan siyaset modeli” başlıklı yazısında Aziz Nesin’in Sait Hopsait karakteri hakkında büyük bir yanlışa düşmüş:

Sait Hopsait modeli 
Artık bizim demokratik siyaset modelimizi öğrenmiş olmamız gerekiyor... Bu modelin rol modeli Aziz Nesin'in "Sait Hopsait"idir... Diyelim ki sizin istemediğiniz bir parti iktidar ve sizin çevrenizden çok farklı bir çevreden gelen bir siyasetçi de başbakan oldu... Ona yüklenmeye başlarsınız.
Ağzından çıkan her cümleyi yerden yere vurur, icraatını ya görmezden gelir ya da karalarsınız.

Sait Hopsait Aziz NesinTam adıyla “Gol Kralı Sait Hopsait” Aziz Nesin’in, Sait Hopsait’in sevdiği kızın beğenisini kazanmak için futbolcu olma serüvenini içeren kitabıdır. Bahse konu kitap, Kemal Sunal’ın Sait Hopsait canlandırmasıyla beyaz perdeye aktarılmıştır. Hatırlayanlar bilecektir ki, ne kitapta ne de filmde siyasetle ilgili Mehmet Barlas’ın bahsettiği içerik yoktur.

Barlas büyük ihtimalle yine Aziz Nesin’in “Zübük” adlı kitabının Zübükzâde İbraam karakteriyle Sait Hopsait’i birbirine karıştırmış ve Hopsait soyadının “ofsayt” teriminden geldiğini dahi fark edememiş.

Halbuki Mehmet Barlas, Sait Hopsait karakterini konu edindiği 2008 yılında Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Sait Hopsait kuralları siyasette de geçerli…” başlıklı yazısında ve Yenişafak Gazetesi’nde 21 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan “Sen onlardan yana mısın” başlıklı yazısında mevzuyu doğru aktarmış.

* Katkısı için ahmetfirat‘a teşekkürler…

Mehmet Barlas ve Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir

Mehmet Barlas, 4 Haziran 2016 günü Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Bakarsınız birgün İstanbul’un işgalini de kınarlar” başlıklı yazısında “Cem”leri karıştırmış:

"Şimdi Alman Parlamentosu'nun da bu tehcire "Soykırım" demesi, 1915'te yaşananları başka bir zemine mi taşıyabilecek? Almanyalı Türk Cem Özer'in "Soykırım Tasarısı"nı kaleme almış olması ise, bu karmaşayı daha da derinleştirmiyor mu?" "Evet... Cem Özer gibi düşünenlere, bundan sonraki girişimleri için ilham kaynağı olabilir "İstanbul'un Fethi"ni de "Ermeni Soykırımı"nı olduğu gibi kınamak... Bakarsınız bundan sonra her yıl çeşitli ülkelerin parlamentolarında İstanbul'un Osmanlılar tarafından işgal edilmesi de kınanabilir..."

Almanya Parlamentosu’nda 2 Haziran 2016 günü oylanan 1915 olayları sözde Ermeni Soykırımı olarak tanıyan tasarısına destek oyu kullanan kişi, Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir’dir, Cem Özer değil.

Mehmet Barlas ve Politokrasi

Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nde 25 Mayıs 2016 günü yayınlanan “Siyasette Nöbet Yine Politokratlara Geçti” başlıklı yazısında politokrasi kavramına ilişkin temel bir yanılgıya düşmüş:

"Sonuçta "Politikacı" ile "Teknokrat"ın birlikteliğinden doğan "Politokrasi" yeniden siyasetin merkezinde..."

Mehmet Barlar, “politokrasi” kavramına daha önce Ajanshaber’e verdiği mülakatta, yine Sabah Gazetesi’nde 21 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanan yazısında, Milliyet Gazetesi’nde 24 Haziran 2007 tarihli yazısında ve Yenişafak Gazetesi’nde 15 Mart 2001 ve 17 Mart 2001 tarihlerinde yayınlanan yazılarında da yer vermiş ve aynı hatayı yapmıştı.

Öncelikle, kendisince kaleme alınan köşe yazıları dışında, sözlükler ve internet siteleri gibi Türkçe kaynaklarda politokrat atfı ya da kavramın tanımı olmaması nedeniyle herhalde kimse yanlışını ortaya çıkarmamış.

Uluslararası politika bilimi literatüründe politokrasi kavramı, Mehmet Barlas’ın iddia ettiği anlamıyla kabul edilmiş ya da yer almış değil.

Mehmet Barlas, “politokrasi”nin “politikacı” ve “teknokrat” kavramlarının birliğinden doğduğunu iddia etmiş; ancak, “teknokrat”ın politokrasi kelimesi içinde bir yeri yoktur.

Politokrası, ingilizce yazılışı ile politocracy, monarşi, aristokrasi ve demokrasi gibi bir rejim türüdür. “krasi” eki demokrasi kelimesindekine benzer şekilde yönetim iktidar anlamı taşır. Demokrasi halkın iktidarı anlamına geldiği gibi politokrasi de politik elit sınıfın (kendi menfaati için) yönetimini işaret eder. Aristokrasi de aristokrat sınıfın yönetimini tarif ederse politokrasi de politik elit sınıfın yönetimini ifade eder.

Politokrasi ise Mehmet Barlas’ın iddia ettiği gibi teknokratların politikacılığı ya da politikacıların teknokratlığını kastetmez.

Politokrasi, demokraside halkın ön plana çıkmasının aksine, halk yerine politik partinin ön plana çıktığı sistemi tanımlar. Teknokrasi (technocracy) ise teknokratların yönetimini belirtir.

Konuya ilişkin İngilizce kaynaklardan bazı atıflar:

"a legal-political order which in fact embodies true democracy"

"politocracy defines a comprehensive politico-constitutional order: multispherical government by the citizens (politai) of every political community over the specific res publica - the commonwealth - of the relevant community."

"The concept of politocracy has been derived from the Classic Greek concept of polis - the city state."
A POLITOCRACY is a political form of government that emerges in multi-party systems where the politicians work for the party, not the electorate, the raison d’etre of such a system is to get the party elected by using more scientific methods to win elections. Typically there is a convergence towards the mid-point of the political spectrum, hence little difference in policy between the main parties. The political class become self-serving thus divorced from objective governance.

An article in Praxis International (a Marxist humanist journal) in 1989 by Bogdan Denitch (an expert in the political sociology of the former Yugoslavia) says, “I think the best way to describe these systems is as politocracies, that is systems in which the political elites, ruling through the single communist party, control the state and the economy and through those the society.”

An article in The Spectator in 1997 talks of the politocracy as “a new social class which puts conviviality above confrontation, sociability before socialism”. Alice Miles here was talking of Labour and Conservative activists who basically shared the same interests and thus were able to socialise together despite being in opposing camps.
  • Greek Reporter adlı internet sitesindeki bir haberden:
This phenomenon is commonly known as Politocracy or Kommatokratia in Greek. It means that a new political elite class has evolved out of the old school, whose loyalty is to their own political party and every action taken is in the best interest for the Komma (Party) and not necessarily for the people
The communist system created a “politocracy,” as power was the main instrument of allocating social rewards and political office was closely intertwined with social status, generating what Andrew Janos called a “modern version of the old tables of rank.”
Instead of rule by a few vs. rule by all, we have “rule by some politicians” or “polito-cracy” as the outcome. These newly empowered representatives inevitably form an elite institutionally separate from the electorate that has chosen them competitively or the selectorate that has chosen them for their reputation.
Politocracy- when politics is the center of life and when only the few control politics.

Mehmet Barlas ve I. Dünya Savaşı

Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Gerçekler dünyasından ancak şiirlerle kaçılabilir” başlıklı 27 Aralık 2015 tarihli yazısında 4 Nisan 2011 tarihinde yayınlanan “Biz hem bize hem de tüm dünyaya benzeriz” başlıklı yazısının metnini tekrar kullanmakla kalmayıp yaptığı önemli bir hatayı tekrarlamış:

"Oysa 1'inci Dünya Savaşı sonunda yenilen imparatorlukların tümü çöküp dağılmış, bunlardan pek çoğu da cumhuriyet olmuştur. Bunlara örnek olarak Alman İmparatorluğu'ndan çıkan "Weimar Cumhuriyeti"ni, Avusturya Macaristan İmparatorluğu'ndan çıkan "Avusturya Cumhuriyeti"ni gösterebiliriz. Neticede Rus Çarlığı da 1'inci Dünya Savaşı yenilgisi sonunda "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri" olarak yeniden doğmamış mıdır?"

Rusya İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nda itilaf devletleri arasındaydı. Mehmet Barlas’ın iddiasının aksine I. Dünya Savaşı’nda yenilen grup arasında değildi. I. Dünya Savaşı henüz sona ermeden meydana gelen 1917 Ekim Devrimi neticesinde yıkılarak yerini Rusya Federal Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne (RFSSC) bırakmıştır. 1917’de ve izleyen yıllarda kurulan diğer bağımsız sovyet cumhuriyetleri 1922’de RFSSC’nin güdümüyle SSCB’yi kurmuşlardır. Yeniden doğduğu iddia edilen isim de “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri” değil, RFSSC, akabinde ise SSCB yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’dir.

* düzeltmesi için Emrecan Şalupacı’ya özel teşekkürler.

Mehmet Barlas ve Yalancının Mumu

Her ne kadar ihtisap olmasa da, Mehmet Barlas’ın 1 Kasım 2015 günü yayınlanan “Köşe yazarlığında başarının ölçüsü ne olabilir?” başlıklı yazısındaki “talihsiz” bir ifadeyi paylaşmakta fayda var:

İşimiz zorlaşıyor 
Bugün ise bırakın yeni bir kıta bulunmasını, önemli bir kişi başını kaşısa bile, 50 saniye sonra bütün dünya bunu öğreniyor. Başta televizyon ve arkasından da internet olmak üzere iletişim araçları, bilgiyi de haberi de sesten daha hızlı biçimde dünyaya açtı. Günümüzde okurlar gazete yazarları kadar hızla bilgiye ulaşabilmekte artık. Yalancının mumu yatsıya kadar dayanamıyor... Kısacası işimiz giderek zorlaşıyor.

“Yalancının mumu yatsıya kadar dayanamıyor” cümlesinden sonra “işinin giderek zorlaştığına” değinip böyle bir töhmet altında bırakmasaydı kendini keşke.

mehmet barlas yalancinin mumu

 

 

Mehmet Barlas ile Kopyala-Yapıştır

Mehmet Barlas, 28 Ekim 2015 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Uygar insanlığın tarihini laiklik ve demokrasi yönlendirdi” başlıklı köşe yazısında “Yiğit Bulut”vari kopyala yapıştır yapmış ve 2 farklı yazısından parçalarla voltranı oluşturmuş.

Söz konusu yazısında, 5 Mart 2008 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Çağdaşlığın sahipleri “ötekiler”e örnek model olabildiler mi?” başlıklı yazısından Milliyet Gazetesi’nde 12 Şubat 2008 tarihinde yayınlanan “Tek seslilikten çok sesliliğe geçişe alışmak kolay değil…” başlıklı köşe yazısından faydalanmış.

Mehmet Barlas ve Duayenin Etimolojik Kökeni

Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nde yayımlanan 21 Eylül 2015 tarihli ve “Bu ülkede “Ünlü” olmak da “Duayen” olmak da çok kolay” başlıklı köşe yazısında “duayen” sözcüğünün kökenine değinmiş:

"Latince "Decanus"tan kaynaklanan bu kelime, Fransızcada "Doyen", İngilizcede de "Dean" olmuş..."

Duayen, Mehmet Barlas’ın iddia ettiği gibi Latince kökene sahip değil. Fransızca “doyen” Latince decanus sözcüğünden evrilmiştir. Ancak “decanus” da Eski Yunanca dekanós (δεκανός) sözcüğünden alıntıdır. Bu durumda, “duayen” kelimesi Yunanca “dekanós”tan kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar: