Etiket arşivi: Mehmet Ali Birand

12 Mart Muhtırasının 1970 Yılında Verildiğini Zanneden Köşe Yazarları

12 Mart 1971 günü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üst yönetimi Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra vererek görevdeki hükümeti istifaya zorlar. Bu askeri müdahale de tarihimizde “12 Mart Muhtırası” olarak anılmaya başlar.

Ancak, 12 Mart Muhtırasının gerçekleştiği yıla dair köşe yazarlarının zihinlerinde bir bulanıklık söz konusu.

Bazıları, bu muhtıranın 1971 yılı yerine 1970 yılında verildiğini sanıyor.

Kimlermiş ifşa edelim:

Yiğit Bulut‘un Habertürk Gazetesinde 28 Mayıs 2011 günü yayınlanan “Türkiye ‘darbeler tarihi’!” başlıklı yazısından:

"1968'de % 3.8 olan enflasyon, 1969'da % 7.8'e ve 1970 "muhtırası sonrası" % 16.5'e yükseldi."

Güneri Civaoğlu‘nun Milliyet Gazetesinde 11 Nisan 2001 tarihinde yayınlanan “Eşref saati” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 Muhtırası'yla kurulan, siyasi sorumluluğu 'adressiz' bu tür hükümetlerin başarılı oldukları söylenebilir mi?"

Mehmet Ali Birand‘ın Hürriyet Gazetesinde 28 Haziran 2004 günü yayınlanan “NATO dorukları darbe hatırlatırdı. Artık değil…” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 müdahelesinde de NATO rüzgarı Türkiye’de esmişti."

Yine Mehmet Ali Birand‘ın 24 Kasım 2009 tarihli “Hem “kollayın” diyoruz sonra da kızıyoruz…” başlıklı yazısından:

"Bu sistemle yetişen askerimiz,. 86 yıllık Cumhuriyetimizin “koruyucu ve kollayıcısı” olarak yönetime iki defa (27 Mayıs 1960- 12 Eylül 1980’de) direkt olarak el koydu, üç defa da (12 Mart 1970- 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2006) dolaylı şekilde müdahele etti."

Ve yine Mehmet Ali Birand‘ın 23 Nisan 2008 tarihli “Hepimiz zamanında, Avrupa Konseyini kışkırtmıştık” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 muhtırasında hükümetin istifaya zorlanmasından sonra olsun, 12 Eylül darbesinden sonra partilerin kapatılıp liderlerinin sürgüne gönderilmesinden sonra olsun, her defasında, Avrupa Konseyi Parlamentosunda üye olan ve mağdur duruma düşen partilerin milletvekilleri, Parlamentoyu tahrik etmişler ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı direnmeye, protesto etmeye çağırmışlardır."

Özdemir İnce‘nin Hürriyet Gazetesinde 20 Nisan 2008 tarihli “Hastalığın keşfi ve kıssadan hisse” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 darbesinin gerekçesini oluşturan hareketler."

Yine Özdemir İnce‘nin 30 Ocak 2005 tarihli “Adanalı Demirtaş Ceyhun (Göbekli)” başlıklı yazısından:

"12 Mart 1970 muhtırasının ve 12 Eylül 1980 darbesinin bütün ağırlığını yaşadı ve ödemesi gerekenleri ödedi."

Ve yine Özdemir İnce‘nin 3 Mart 2004 tarihli “ABD ve Türkiye’de insan hakları” başlıklı yazısından:

"14 Mayıs 1960, 12 Mart 1970, 12 Eylül 1980 ordu müdahalelerine arka çıkan ve özellikle 12 Eylül 1980 ihtilalini bütün gücüyle destekleyen ABD şimdi ordunun dolaylı etkisinden şikayet ediyor. Haklıdır, 12 Mart 1970’le başlayan sürecin sonunda, şu anda, ABD’nin hayal ettiği bir hükümet Türkiye’de iş başındadır."

Gündüz Vassaf‘ın Radikal Gazetesinde 11 Eylül 2005 günü yayınlanan “12 Mart, 12 Eylül, Bugün: Dilini Arayan Gençlik” başlıklı yazısından:

"12 Mart, 1970'de Demirel eline tutuşturulan muhtırayı radyodan okuduktan sonra 'şapkasını alıp giderken' öğrenciler, göğüslerinde kalpaklı Mustafa Kemal resimleri askeri alkışlıyordu."

Mine G. Kırıkkanat‘ın Radikal Gazetesinde “Hak alınmaz, verilmez!” başlığıyla 2 Mart 2002 günü yayınlanan yazısından:

"1970 darbesi öncesi, sırası ve sonrasını yaşayanlar bilir: Sol sloganlardan biriydi, 'Hak verilmez, alınır!' diye haykırırdı gençlik."

Fuat Bol‘un Türkiye Gazetesinde 29 Mayıs 2005 günü yayınlanan “27 Mayıs darbesi” başlıklı yazısından:

"İşte; 1961 Anayasası demokrasi adına bu yanlışları beraberinde getirmiş; nitekim, aynı zihniyetin salikleri "1970 Muhtırası"ndan sonra geldikleri iktidarda aynı anayasa ile idarenin mümkün olmadığını görüp, kendi elleriyle onlarca maddesi tadil edilmiştir."

Oral Çalışlar‘ın Radikal Gazetesinde “Güle Güle Nihat Ağabey” başlığıyla yayınlanan 20 Kasım 2010 tarihli yazısından:

"12 Mart 1970 darbesi döneminde TİP, Kürt sorununda aldığı kurultay kararı nedeniyle ‘bölücülük’ gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı."

Doğan Hızlan‘ın Hürriyet Gazetesinde 29 Mart 2011 günü yayınlanan “‘Fahrenheit’ 2011” başlıklı yazısından:

"Yıl 12 Mart 1970 mi? Yoksa 12 Eylül 1980 olabilir mi? Daha fenasıydı. Bu “karanlık” günlerin bile üzerinden onlarca yıl geçmiş, yeni bir on yıllık döneme girmiştik. 2011’deydik!"

"12 Mart 1970, Altın Kitaplar Yayınevi’nin yayın yönetmeniyim. Kitaplar toplatılıyor, sorumlular emniyete çağırılıyor."

İzge Günal‘ın SoL Haber’de 13 Mart 2014 günü yayınlanan “12 Mart darbesi ve bilim” başlıklı yazısından:

"Önce kısa bir özet: 12 Mart 1970 tarihinde yapılan askeri darbe ile 1960 yılında kazanılan özgürlükler askıya alınmıştı."

Yılmaz Murat Bilican‘ın T24’te 30 Ekim 2014 günü yayınlanan “Kısa Türkiye Cumhuriyeti tarihi” başlıklı blog yazısından:

"Neyse ki ordumuz “Cumhuriyeti koruma ve kollama” yetkisiyle 12 Mart 1970’te hükümete bir muhtıra verip iktidardan uzaklaştırdı."

 

 

“Urfa’da Oxford Vardı Da Biz Mi Gitmedik” Sözü vs. Köşe Yazarlarımız

“Urfa’da Oxford Vardı Da Biz Mi Gitmedik” sözüne çoğu kişi aşinadır ve bu sözün sahibinin İbrahim Tatlıses olduğunu düşünüyordur. Ancak, ‘Urfa’da Oxford vardı da okumadık mı?’ sözünün sahibi konusunda bir kargaşa bulunmakta.

Gani Müjde, anılan sözün kendisine ait olduğunu iddia etmekte. 2006 yılına Vatan Gazetesi’nde yayınlanan yazısında Gani Müjde konuyu şu şekilde aktarmışdı:

Urfa’da Oxford yoktu… 
Ben yazdım oldu… 
Bilkent Urfa'da kolej açacakmış.
Hürriyet bu güzel haberi "İbrahim Tatlıses'in Oxford hayali gerçekleşiyor" gibi bir başlıkla verince düzeltme gereği hissettim.
Bakın son defa yazıyorum, bi' daha yazmam.
Bu kaynaktan alıntı yapınız...
Belki inanmayacaksınız ama bir zamanlar uğur yücel bu ülkenin en popüler komedyeniydi. sahneye çıktığı her yer tıka basa dolar, kahkahalara gark olan mekânda ayakta bile yer bulunmazdı.
İşte o günlerden birinde yeşil kabare'de sahneye çıkan Uğur Yücel, benden sahnede yaptığı İbrahim Tatlıses taklidi için bir metin yazmamı istemişti.
Ben de içinde bu cümlenin de yer aldığı metni yazmıştım. “Evet cahilim” diyordu sahnedeki İbrahim Tatlıses… “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık kardeşim?” 
Tamam Uğur Yücel taklidi çok başarılı yapıyordu ama bu cümleyi İbrahim Tatlıses değil, hatta Uğur da değil, netice itibarı ile ben söylemiştim.

Gani Müjde böyle iddia etse de, İbrahim Tatlıses TV1’de katıldığı bir programda nasıl okumayı yazmayı öğrendiğini anlatırken “Urfa’da oxford mudur neydir işte, okul yoktu ki biz okuyalım” cümlesini kullanmıştı (bkz ilgili kayıt – 3.03’te İbrahim Tatlıses bahse konu cümleyi sarfediyor).

Hangisi bu sözü daha önce söyledi ve telifi kime ait şu an kestiremiyoruz. Ancak, İbrahim Tatlıses’in bu sözün kendine ait olduğunu iddiasında bulunmaması ve Gani Müjde’nin bu konudaki ısrarcı tutumu, sözün ilk kez Gani Müjde’nin kaleminden çıktığını düşünmemize vesile oluyor.

Muhtesip, bu konuda yanlış yapan köşe yazarlarını şu ve bu ihtisaplarda afişe etmişti; ancak, üzerinden geçen zaman hasebiyle bu sözü İbrahim Tatlıses’e aitmişçesine alıntılayan köşe yazarları listesini paylaşmakta fayda var: Hakkı DevrimReha MuhtarGüneri Civaoğlu, Mehmet Ali BirandGüven SakYüksel AytuğElif Ergu...

Cengiz Çandar ise bu söylemi alıp 27 Haziran 2009 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Süryani hayali, Kürt ve Arap gerçeği…” başlıklı yazısında teze çevirmiş:

Muhterem Peder Saliba Özmen, tam 640 yıl Süryani Kadim Kilisesi’nin Patriklik Makamı olan Deyruzzafaran’a Oxford’dan geldi. Oxford’dan Teoloji doktorası sahibi. Böylece” dedim “İbrahim Tatlıses’in Urfa’da Oxford vardı da gitmedik mi şeklindeki tezi çöktü. Mardin’de Oxford mu vardı. Ama Peder Saliba, Mardin’den Oxford’a gitmiş işte...”

oxford universitesi