Etiket arşivi: M. Necati Özfatura

Türklerin Tarihte Sadece 16 Devlet Kurduğu Zannına Kapılan Köşe Yazarları

Türkler tarihte 16 devlet mi kurdu? Neden bazı köşe yazarları ya da diğer şahıslar bu yanlış iddiayı sürekli dile getiriyor?

İddia şu: “Türkler tarihte 16 devlet kurmuşlardır. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızlar da bunu simgelemektedir.”

Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 devletin imgesi var. Tamam. Peki Türkler tarihte 16 devlet mi kurdu?

Elbette hayır. Bu rakam çok daha yüksek olmalı. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldız sayısına ve neden bu şekilde belirlendiğine girmeden bazı gerçekleri aktaralım öncelikle.

Milletimizin en temel özelliklerinden birinin “devlet kurma” olduğu vurgulanarak, devletsiz dönem geçirmediğimizin altı çizilir. Teşkilatçılık ve devletçilik ruhuyla -her ne kadar devletlerimiz çeşitli nedenlerden ötürü yıkılsa da- bir yolunu bulup, örgütlenip yeni bir devlet şemsiyesi altında bir araya geldiğimiz dile getirilir.

Tarihimiz incelendiğinde bu hususun doğru olduğu görülür. Ancak, doğruluğu üzerinde şüphe bulutları yoğunlaşan iddia, devlet kurma istidadımız değil, tarihte sadece 16 devlet kurduğumuz.

Cumhurbaşkanlığı forsunda da yer alan 16 yıldız tarihteki 16 Türk devletini temsil eder. Bu devletlerin listesi şu şekilde:

1. Büyük Hun İmparatorluğu: MÖ 220- MS 216
2. Batı Hun İmparatorluğu: MÖ 48-MS 216
3. Avrupa Hun İmparatorluğu: 375-469
4. Ak Hun İmparatorluğu: 420-552
5. Göktürk Kağanlığı: 552-745
6. Avar Kağanlığı: 565-835
7. Hazar Kağanlığı: 651-983
8. Uygur Kağanlığı: 745-1368
9. Karahanlı Devleti: 840-1212
10. Gazne Devleti: 962-1183
11. Büyük Selçuklu Devleti: 1040-1157
12. Harezmşahlar Devleti: 1097-1231
13. Altın Ordu Devleti: 1236-1502
14. Timur İmparatorluğu: 1368-1501
15. Babür İmparatorluğu: 1526-1858
16. Osmanlı İmparatorluğu: 1299-1922

 

Forsdaki 16 yıldızın manası ve hangi devletleri temsil ettiğine dair elimizde somut bir bilgi, belge ya da vesika bulunmamaktadır. Kim hangi motivasyonla bulmuştur, belli değildir.

Peki tarihte kurduğumuz devletler bu 16 devlet ile mi sınırlı? Hayır. Türkler sadece 16 devlet kurmadı. Kurduğumuz devletlerin sayısı daha fazla.

En basitinden, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni devletten mi saymıyor bu iddiaya sahip olanlar? Yukarıda mezkur 16 devlete ilaveten Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC‘yi de eklerseniz eder size 18.

Kaldı ki, zamanında KKTC’ye 16 devlet arasında yer açmak adına Batı Hun Devletini listeden çıkarmak da tasarlanmış.

Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan nicedir peki? Türk devleti değil mi bunlar? 18+5=23.

Tarihte bazı devletlerimiz 2’ye ya da daha fazla parçaya ayrılarak farklı devletler oluşturulmuştur. Örneğin, Büyük Hun İmparatorluğu 2’ye ayrılıp Batı ve Doğu Hun Devletleri kurulmuştur. Batı Hun Devleti listede var ama Doğu Hun Devleti yok 16 Türk devleti listesinde. Bir diğer örnek de Göktürk Devletinin 2’ye bölünerek Batı ve Doğu Göktürk Devletlerinin kurulmasıdır. Bölünmelerden sonra oluşan devletler, neden 16’ye ilave sayılmıyor?

Tamam hadi, bölünmeyle oluşan devletleri eklemeyelim listeye. Anadolu Beyliklerini de yok sayalım. Mevcut özerk Türk Cumhuriyetlerini göz ardı edelim.

Ama yine de tarihte Türkiye Cumhuriyeti, KKTC ve bölünmeyle oluşan devletler dışında kurulan birçok Türk devleti bu listede yok.

Listeye girmeyi başaramayan bazı örnekler şu şekilde sıralanabilir: Sakalar, Asya Avar Devleti, Karluk Devleti, Kansu Uygur Krallığı, Peçenek Hanlığı, Tolunoğulları, Memlük Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Kırım Hanlığı, Kırım Halk Cumhuriyeti, Kazan Hanlığı, Safevi Devleti, Bakü Hanlığı, Çağatay Hanlığı, Batı Trakya Türk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Kıbrıs Federe Türk Devleti, Hatay Cumhuriyeti.

İrili ufaklı devlet oluşumlarını da eklerseniz bu listedeki Türk devleti sayısı 50’ye yaklaşır.

Türklerin kurduğu devlet sayısını 16 ile sınırlı tutanları anlamak mümkün değil. Devlet mi seçiyorlar, kurulanları devlet olarak mı görüyorlar, başka gayeleri mi var yoksa gerçekleri mi umursamıyorlar anlaması güç.

Tespit için bir kıstas kullanılmış mıdır diye sorgulayacak olursak; sahip olunan topraklar ya da hükmedilen halk üzerinden de gitsek, bu liste yine de 16 devlet ile kısıtlanamayacak ölçüde geniş.

Türkçülüğün önde gelen isimlerinden Nihal Atsız, 1969 yılında Ötüken dergisinde yayımlanan “16 Devlet Masalı ve Uydurma Bayraklar” adlı makalesinde bu durumu “16 Türk devleti efsanesi” olarak nitelemiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“16 Türk devleti efsanesini, sayın Tekin Erer’in Ocak 1969’da kendi sütununda yazdığı “Türklüğün 16 Avizesi” başlıklı makaleden öğrendim. Bu makalede sayılan 16 devlet arasında Samanlılar gibi Türk olmayan devlet bulunduğu gibi Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Mısır Kölemenleri gibi büyük ve muhteşem Türk devletlerinden bahsedilmeyişi, hele cihan tarihinin en büyük imparatorluğu olan Çengiz devletinin anılmayışı konuyu daha başlangıçta sakat hale getirmektedir. Bundan başka 16 devlet telâkkisi bizim millî ülkümüze, büyüklük düşüncemize, süreklilik vetîremize aynı zamanda tarihî gerçeklere de şiddetle aykırı düşmektedir. 16 büyük devlet… Tabii, Karamanoğulları ve daha küçükleri gibi ötekilerini de sayınca bu rakkam kabaracak, en aşağı 50 devlet olacaktır.”

Murat Belge de Radikal Gazetesinde yayınlanan “Gelelim 16 Türk devletine” başlıklı ve 26 Kasım 2005 tarihli yazısında yazısında Prof. Dr. Coşkun Üçok’un “16 Türk devletinin efsane olduğu”na yönelik tespitlerini şu şekilde aktarmıştı:

“Coşkun Üçok bu ’16 devlet’in hiçbir temeli olmadığını söylüyor. Şöyle bir alıntı vereyim: “Cumhurbaşkanlığı forsunun üst sol köşesinde bulunan güneşi çevreleyen 16 yıldızı her kimse, birisi a priori olarak bu yıldızların 16 Türk devletini simgelediğini kabul etmiş ve sonra da tutmuş her yıldıza bir devleti münasip görmüş. Ancak Türk tarihi hakkında, herhalde yeterli bilgisi olmadığı için, küçükleri bırakıp büyük bütün Türk devletlerini saysa bile 16 sayısını çok aşacağı için hiçbir ölçüte uymayarak keyfi bir biçimde 16 devletin adını sıralamıştır. Bunların içinde Türk oldukları kuşkulu olanlar bulunduğu gibi, devlet kurucularının Türk olmadıkları kesin olanlar da vardır. Buna karşılık kurucusu da, halkı da öz be öz Türk olanlar bu 16 içinde yer almamışlardır. İşin daha hoş yanı bu devletler içinden birini çıkarıp yerine başkası da konulabilmiştir. 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulunca, bu küçük devlete 16’lar içinde yer verilebilmesi için o zamana kadar kitaplarda, broşürlerde, posterlerde yer alan Panu’nun kurmuş olduğu Batı Hun İmparatorluğu (48-216) listeden çıkarılmış ki, 16 sayısı bozulmasın.”

Efsaneyi icat etmiş kişiye Coşkun Üçok ‘her kimse’ ve ‘birisi’nden daha fazla yaklaşamıyor. 12 Eylül Vaka-i Hayriye’sinin ışığı altında yaşadığımız 80’lerde, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü 1984-85 ders yılı açılış töreninde bu 16 devleti tanıtan bir kitapçık dağıtmış. Bu bilim kurumunun sunduğu bu faydalı eserde, Üçok’un anlattığına göre, Attila’nın Hunları İ.S. değil de İ.Ö. 5. yüzyılın Türk devleti olarak tanıtılınca, ortaya 1000 yıllık bir fark çıkmış. Uygurların ‘matbaa tekniği’ni ‘keşfettikleri’ de söylenmiş. Karahanlılar devletinde halk tamamen Türk ve kısmen İranlıdır denmiş. Bu da ancak Türklere özgü bir marifet olsa gerek. Ayrıca, Altınordu devleti içinde yer alan bir Cuci ulusu varmış.”

Tüm bunları aktardıktan sonra gelelim hangi köşe yazarlarının Türklerin kurduğu devlet sayısını 16 ile sınırlamakla hataya düştüklerini aktarmaya:

Bekir Hazar, Takvim Gazetesinde 10 Mart 2017 günü yayınlanan “16’nın sırrı” başlıklı yazısında

"Biz Türkler gururluyduk... Tarihte 16 DEVLET kurmuş şanlı bir Millettik."

...

"16 Devlet kuran Türkler olarak o 7 yıllık kısacık dönemde tam 16 HÜKÜMET kurmayı başardık."

...

"16 Devlet kuran Türkleri dışarıdan yönetmeye kalkanların en büyük kozunu elinden alacaktır.
Ne dersiniz? Yedi yılda 16 Hükümet mi?.. 16 Devlet mi?"

Rahmi Turan‘ın Sözcü Gazetesinde yayınlanan 18 Ocak 2015 tarihli “Tarihte ders almıyorlar!” başlıklı yazısından:

"Açıklamaya göre bunlar tarihteki 16 büyük Türk Devleti'ni temsil ediyorlardı.
16 devleti kurmuş ve batırmışız!
Evet, kurmak başarı ama… Ya batırmak?!
Türkiye Cumhuriyeti 17'nci büyük Türk Devleti."

...

"Dünya tarihinde bir rekordur. 16 devlet kurmayı başarmışız."

Rahmi Turan, tarihten çok ders almış belli ki, kurduğumuz devlet sayısını 16 ile sınırlayıp başkalarının tarih bilgisine dil uzatıyor.

Ergün Diler’in Takvim Gazetesinde 21 Mayıs 2016 günü yayınlanan “Yeni-Eski Savaşı” başlıklı yazısından:

"16 DEVLET KURAN TÜRKLER'i en iyi yabancılar bilir...."

Sedat Ergin‘in Hürriyet Gazetesinde 22 Ağustos 1999 günü yayınlanan “Ölülerimize sahip çıkacaksak” başlıklı yazısından:

"Ulus olarak en çok övündüğümüz hasletlerimizden biri, insanlık tarihi boyunca 16 devlet kurmuş olmaktır. Büyük çilelerden geçerek kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz 16. devletimiz 21. yüzyıla adım atmamıza dört ay gibi kısa bir süre kalmışken, kendi varoluş süresinin en büyük felaketini yaşıyor. Bu felaket, aynı zamanda 16. Türk devletine musallat olmuş virüsleri iyice teşhir etmesi bakımından aslında hayırlı bir başlangıcın nüvesini de içinde taşıyor."Ulus olarak en çok övündüğümüz hasletlerimizden biri, insanlık tarihi boyunca 16 devlet kurmuş olmaktır. Büyük çilelerden geçerek kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz 16. devletimiz 21. yüzyıla adım atmamıza dört ay gibi kısa bir süre kalmışken, kendi varoluş süresinin en büyük felaketini yaşıyor. Bu felaket, aynı zamanda 16. Türk devletine musallat olmuş virüsleri iyice teşhir etmesi bakımından aslında hayırlı bir başlangıcın nüvesini de içinde taşıyor."

Mustafa Balbay‘ın Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan “16 Türk devleti” başlıklı 15 Ocak 2015 tarihli yazısından:

"Tarihte kurduğunuz 16 devlet varsa, onların hiçbiri bugün yaşamıyorsa, bunun Türkçesi şudur: Demek ki, 16 devlet batırdınız!"

Bekir Ağırdır‘ın T24’te 29 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan “Herkesin tarihi kendine göre” başlıklı yazısından:

"Orta Asya’dan Göktürklerden başlayıp bugüne gelen, 16 devlet kuran ama 15 devlet batırmayan (onları dış mihraklar ve dış dinamikler sona erdirdi çünkü) zaferler ve kahramanlıklar tarihi."

Fadime Özkan‘ın Star Gazetesinde yayınlanan 16 Eylül 2013 tarihli “Muhsin Kızılkaya: Türkçe edebiyat bayrağını Kürt yazarlar yükseltti” başlıklı yazısından:

" Devlet kurmak bir işe yaramaz çünkü. Türkler 16 devlet kurmuş 15’ini yıkmış. Bu sürede onları var kılan şey Türkçe olmuş."

Kafalar bir hayli karışmış. 15 devlet yıkıldı, toplam 16 devlet kuruldu demiş. Forstaki 16 devlet yıkılmıştı hani. 17. bizdik?

Hasan Pulur’un Milliyet Gazetesinde 1 Şubat 2015 günü yayınlanan “Olaylar ve insanlar” başlıklı yazısından:

"Hele Çankaya Köşkü’nün sökülen forsu yok mu? Tarihteki 16 Türk devletini temsil ediyordu. Yani 16 devlet kurmuş, batırmışız. Ortadaki şekil de 17. Türk devletini belirtiyordu. Bakalım 17. devletin hali ne olacak, göreceğiz."

Harun Halil’in Millet Gazetesinde 17 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Devlet ve Ülke arasındaki fark” başlıklı yazısından:

"Örneğin Türkler tarihte 16 devlet kuran millet olarak diğer milletlere nazaran devlet tecrübesine sahip bir millettir."

M. Necati Özfatura‘nın Türkiye Gazetesinde 4 Mart 2003 günü yayınlanan “Tezkere ile ilgili durum muhakemesi” başlıklı yazısından:

"Türkler, 16 devlet kurmuş, onurlu şerefli bir millettir. ABD işgaline hayır diyen milletvekilleri en hayırlı hizmeti yapmışlardır."

Deniz Kavukçuoğlu‘nun Cumhuriyet Gazetesinde 4 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “‘Özgürlükçü Türkiye’ ya da Bir Yandaş Yazar Denemesi” başlıklı yazısından:

"Ne var ki Türkiye’nin, dünyanın 17. büyük ekonomisi olmasını içine sindiremeyen, hele 2023 yılında ilk 10’a girmesinden büyük korku duyan Batı, Türkiye’deki işbirlikçileriyle el ele tarihte 16 devlet kurmuş ecdadımızın şanlı mirası üzerine bina ettiğimiz Türkiye’nin uluslararası alanda binbir türlü çabayla kazandığı saygınlığı yıpratmak için elinden geleni ardına koymuyor."

Ragıp Zarakolu’nun Evrensel’de 11 Eylül 2012 tarihinde yayınlanan “44 gazeteci mahkeme önünde” başlıklı yazısından:

"Yüzyıllardır 16 devlet kurmuş olmak, Avrupa Birliği’ne Almanya’dan sonra ikinci en güçlü devlet olarak girmek, Ortadoğu coğrafyasında ‘Yeni Osmanlıcı’ bir hegemonya kurmak iddiasındaki tüm Türk siyasetçileri bu manzaradan utansın."

Bayram Coşkun’un Yeni Mesaj’da 21 Ocak 2015 günü yayınlanan “16 Türk devleti çöktü sıra 17’nci de mi?” başlıklı yazısından:

"Tarihte kurulmuş 16 Türk devleti son günlerde çok moda, özellikle de bu devletlerin askerleri."

...

""Türkiye bölünmez, Türkiye'yi bölemezler" diyenlere en güzel örnek tarihteki 16 Türk devleti değil mi? Doğrudur bu millet 16 devlet kurmuştur ama bu devletler ne yazık ki yaşatılamamıştır. Zaten devlet sayısının bu kadar çok olması da durumu tek başına ortaya koyuyor."

...

"Asıl hastalıklı zihniyet yıkılan 16 devlet örneği ortada iken 17. devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'ni yok edecek adımları görmeyenler değil mi?"

Bülent Erandaç’ın, Takvim Gazetesi’nde 4 Haziran 2016 günü yayınlanan “Kirli Kardeşlik” başlıklı yazısından:

"Türkler tarihte 16 Devlet kurdu. Bunların hiçbiri dıştan yıkılmadı. Hep içeriden yıkıldı."

16 devlet kurulması hususuna yukarıda değinmiştik.

Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan 16 yıldızı simgeleyen 16 Türk devletinin yıkılma sebeplerine bakıldığında Bülent Erandaç’ın iddia ettiği gibi bu devletlerin tamamının iç sebeplerden yıkıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Hiçbirinin dışardan yıkılmadığı iddiası da saçmadır. En basit ve son örneği Osmanlı Devleti. Somut bir başka örnek olarak ise Gazne Devleti’nin Büyük Selçuklu Devleti’ne yenilmesinin ardından Gurluların giderek güçlenen etkisinin devleti zayıflatması ve Gurlular tarafından son hükümdarının esir alınması ile birlikte tarihe karışması sunulabilir.

Necati Özfatura, Lozan Antlaşmasını ABD’nin Onayı ve 1993-2003 Arası Faiz Ödemelerine Dair Hata Yapmış

M. Necati Özfatura, Türkiye Gazetesinde 3 Mart 2017 tarihinde “Huzursuzluk duyanlar?” başlığıyla yayınlanan yazısında hem ödenen faiz tutarında hem de ABD’nin Lozan Antlaşmasını onaylamadığı efsanesi hakkında yanlışlar yapmış:

"Türkiye’nin gelişmesinden huzursuz olanları sıralarsak; 1993-2003 arasında 2 trilyon 300 milyar TL faiz alan "Faiz lobisi", "Boğaziçi dükalığı"nın baronları, Sevr ile Ermenilere bazı iller verilmediği için Lozan’ı tasdik etmeyen ABD, onlarca camiyi süresiz kapatan İslam düşmanı Almanya, Fransa ve diğerleri, Akdeniz’e inmek isteyen Rusya ve bunların Haçlı ordusu rolünde olan başta FETÖ, PKK, PYD, YPG, DEAŞ, DHKP-C ve Hıristiyan Batı potasında erimiş devşirme yerli ve millî olmayan sözde aydınlar."

Daha önce, “ABD’nin Lozan Antlaşması’nı İmzalamaması ve Köşe Yazarları” başlıklı ihtisapta aktarmıştık. ABD, bir tarafı olmadığı, isminin bile geçmediği Lozan Antlaşması’nın görüşüldüğü konferansa gözlemci statüsünde katılım sağlamıştır. Anlaşmanın ele alındığı konferans sonunda Lozan Anlaşmasına imza koymamıştır. Çünkü, anlaşmanın getireceği kapsamı belirsiz yükümlülüklerin altına girmek istememiştir. Gözlemci statüsünde katılım sağladığı konferans sonucunda çıkan anlaşmayı onaylamak ya da imzalamakla mükellef değildir ülkeler. Lozan Antlaşmasının taraflarınca imzalanmasından sonra ABD’nin onaylamadığı iddia edilen antlaşma, genel kanının aksine Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu hükmündeki Lozan Antlaşması değildir, ABD ve Türkiye arasındaki Ticaret ve Dostluk Antlaşması’dır. Ki, bu antlaşma metni üzerinden tekrar müzakere edilen yeni bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması daha sonra kabul edilmiştir. Lozan Antlaşması’nın ABD tarafından onaylanmadığı iddiasını bir yana bırakırsak, Ermenilere toprak verilmediği için onaylanmadığı iddiası da Necati Özfatura’nın hayalgücünün eseri olarak ön plana çıkmaktadır.

Diğer hatayı dile getirecek olursak; Necati Özfatura 2003-2013 yılları arasında faiz lobisine ödendiği iddia edilen 2 trilyon 300 milyar TL tutarı da  yanlış aktarmış. 2,3 trilyon TL’nin büyüklüğü Necati Özfatura’ya biraz muallak gelmiş galiba. 1994-2013 yılları arasında konsolide bütçeden iç ve dış faiz ödemesi olarak toplam 198 milyar TL ödemesi yapılmıştır. 2,3 trilyon TL ile 200 milyar TL arasında büyük fark var.

Yıl Konsolida Bütçe Faiz Gideri (milyon TL)
1994 298,00
1995 576,00
1996 1.497,00
1997 2.278,00
1998 6.177,00
1999 10.721,00
2000 20.440,00
2001 41.062,00
2002 56.488,00
2003 58.609,00
Toplam 198.146,00

 

M. Necati Özfatura CHP’nin Toplam İktidar Süresini 67’ye Çıkarmış

Türkiye Gazetesinde internet yazarlığına tenzil-i rütbe edilen M. Necati Özfatura,  26 Ocak 2017 günü yayınlanan “ABD’de önemli değişiklikler olur mu?” başlıklı yazısında CHP’nin 1923-1990 yılları arasında iktidarda olduğunu iddia etmiş:

"ABD’de vesayet rejimi vardır. Servet sahibi “mutlu azınlık” tıpkı 1923-1990 CHP iktidarı gibi iktidar dahil ülkenin hâkimidir. Trump’un halkın millî iradesini hâkim kılması zordur."

1990’a kadar CHP’yi iktidarda tutması bir hayli ilginç Özfatura’nın, çünkü 1980-1992 yılları arasındaki 12 yıl boyunca CHP yasaklıydı ve çok partili sistemde CHP’nin muhalefette olduğu kaydadeğer süre var..

CHP’nin faaliyette olmadığı bu süre dışında, 1923-1946 yılları arasında CHP’nin iktidarda olduğunu göz önünde bulundurup çok partili sistem içerisindeki CHP hükümetlerine odaklanacak olursak da CHP’nin toplam 3573 gün yani yaklaşık 10 yıl iktidarda olduğunu görüyoruz.

TBMM Resmi Sitesi’ndeki veriler üzerinden aktaralım CHP’nin iktidarda yer aldığı süreleri:

  • 15. Hükümet – Recep Peker Hükümeti (7 Ağustos 1946 – 10 Eylül 1947) 07.08.1946 10.09.1947 399 gün
  • 16. Hükümet – 1. Hasan Saka Hükümeti (10 Eylül 1947 – 10 Haziran 1948) 10.09.1947 10.06.1948 274 gün
  • 17. Hükümet – 2. Hasan Saka Hükümeti (10 Haziran 1948 – 16 Ocak 1949) 10.06.1948 16.01.1949 220 gün
  • 18. Hükümet – Şemsettin Günaltay Hükümeti (16 Ocak 1949 – 22 Mayıs 1950) 16.01.1949 22.05.1950 491 gün
  • 26. Hükümet – 8. İnönü Hükümeti (20 Kasım 1961 – 25 Haziran 1962) 20.11.1961 25.06.1962 217 gün
  • 27. Hükümet – 9. İnönü Hükümeti (25 Haziran 1962 – 25 Aralık 1963) 25.06.1962 25.12.1963 548 gün
  • 28. Hükümet – 10. İnönü Hükümeti (25 Aralık 1963 – 20 Şubat 1965) 25.12.1963 20.02.1965 423 gün
  • 37. Hükümet – 1. Ecevit, CHP-MSP Hükümeti (26 Ocak 1974 – 17 Kasım 1974) 26.01.1974 17.11.1974 295 gün
  • 40. Hükümet – 2. Ecevit Hükümeti (21 Haziran 1977 – 21 Temmuz 1977) 21.06.1977 21.07.1977 30 gün
  • 42. Hükümet – 3. Ecevit Hükümeti (5 Ocak 1978 – 12 Kasım 1979) 05.01.1978 12.11.1979 676 gün

Türkiye Türklere Bırakılmayacak Kadar Değerlidir Sözünün Sahibi ve Köşe Yazarları

“Türkiye Türklere Bırakılmayacak Kadar Önemlidir/Değerlidir”…

Oldukça rahatsız edici ve özellikle son dönemde memleketin başına gelenlerden sonra daha da anlam kazanan bir vecize…

Bu söz karşısında irkilen nice vatandaş, bu sözün Türk vatanı üzerinde emelleri bulunan küresel güçlerin temsilcileri ya da bu küresel güç odaklarının Türkiye’deki ağızları tarafından dile getirildiğini düşünmekte ve iddia etmekte.

Diğer birçok vecizede olduğu gibi ilk söyleyen kişinin kim olduğu konusunda köşe yazarlarının ve halkın kafası karışık ve doğrular yine saptırılmış vaziyette.

 Bu sözün müellifi hakkında teoriler 4 kişi ve 1 kavrama odaklanmakta:

  1. Madeline Albright
  2. William Ewart Gladstone
  3. Mehmet Ali Birand
  4. Cüneyt Ülsever
  5. Dış güçler

Üzülerek belirtmek gerekir ki bu sözün sahibi bu 4 kişi de değil. Anonim hale gelmiş vaziyette.

Sebepleri ile sıralayalım:

İnternet kaynakları tarandığında sözün sahibine ilişkin en yaygın iddianın, okları Mehmet Ali Birand’a çevirdiğini görüyoruz. Mehmet Ali Birand’ın Posta Gazetesi’nin 13 Ocak 2000 tarihinde yayınlanan bir köşe yazısında, Viyana’da katıldığı bir konferanstan gözlemlerini aktarırken bu sözü paylaştığı iddia edilmekte. Ancak, her ne kadar Posta gazetesinin çevrimiçi arşivi olmadığı için ilgili yazıyı inceleme fırsatımız olmasa da, bu yazıya ilişkin herhangi bir somut kanıtın olmaması, atıf yapılan metnin sadece birkaç kişi tarafından dile getiriliyor olması ve birazdan aktarılacağı üzere Cüneyt Ülsever’in konuya ilişkin açıklaması nedeniyle Mehmet Ali Birand’ın bu sözün ilk sahibi olamayacağını değerlendiriyoruz.

Yenişafak Gazetesi’nden Hasan Öztürk’ün 15 Mayıs 2016 tarihli “‘Türkiye sadece Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir’” başlıklı yazısında bu iddia şu şekilde aktarılmış:

"Mehmet Ali Birand 13 Ocak 2000 tarihinde Posta gazetesinde bir yazı kaleme almıştı. Yazısında Viyana'da katıldığı Türkiye konulu uluslararası bir konferanstan söz etmişti. Ve şunları söylemişti: “Türkiye'siz Balkanlar rahat nefes alamaz. Ankara ile belirli bir uzlaşıya varmadan, Irak-İran-Suriye üçgeninde barış kurulamaz. Ege ve Akdeniz, Türkiye'nin net katkısı sağlanmadan sükûnete kavuşamaz. İşte bunlardan dolayı da, bize her kafamıza eseni artık yaptırmayacaklar. Avrupa Birliği, Uluslararası Para Fonu kuralları ortaya koyacak. Bizler de bu kurallar çerçevesinde oynayacağız. Bir konuşmacının dediği gibi, 'Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli ve değerli bir ülke' durumuna girdi.”"

Bu iddiayı OdaTV de ortaya atanlardan olmuştu:

"((„Türkiye, yönetimi Türklere bırakılamayacak kadar değerli bir ülkedir“)) diye seneler öncesi dahiyane(!) bir tespitte bulunan M. Ali Birand`ın, bölücülüğe ve işbirlikçilere hizmet ettiği ve açıkça vatana ihanet ettiği, 23.06.2011 tarihli, ODATV`de yayınlanan yazısında da tüm çıplaklığı ile görülüyor!.."

Bu sözün sahibinin ABD Dışişleri eski Sekreteri Madeline Albright olduğu iddiası, Bayan Albright’ın profili nedeniyle ilgi çeken iddialardan. Ancak, yine şehir efsanelerinde genel olarak gözlemlendiği üzere bu hususu teyit edecek herhangi bir haber ya da belge bulunmamaktadır.

Vahdet Gazetesi’nden Seyfi Şahin, 14 Ağustos 2016 tarihli “Alparslan Türkeş ve Fethullah Gülen” başlıklı yazısında sözü çarpıtarak Bakan Albright’a atfetme hatasına düşmüş:

"ABD eski Dışişleri Bakanı Albrigth dedi ki; “Türkiye, Türklere verilemeyecek kadar büyük bir ülkedir.”"

Seyfi Şahin aynı iddiaya Ortadoğu Gazetesi’nde 2 Kasım 2010 tarihinde yayınlanan “Kürt Kardeşlerimize” başlıklı yazısında da yer vermiş:

"ABD eski dış işleri bakanı ALBRİGHT öyle diyor "Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar büyük bir ülkedir." O halde bizi bölüp parçalamak istiyor. Onlar için Müslüman kanı dökülmüş o kadar önemli değil… Onlar sömürmeye devam ediyorlar."

Yine Seyfi Şahin’in Ortadoğu Gazetesi’nde yayınlanan “Albright ne dedi” başlıklı 26 Ekim 2010 tarihli yazısından:

"Madeleine Albright, 1937 yılında Çekoslovakya'nın başkenti Prag'da doğmuş bir Yahudi politikacıdır. İkinci dünya savaşından sonra diplomat olan babası ile beraber Amerika'ya göçmüştür. ABD'nin BM temsilciliğini yapmış ve Başkan Bill Clinton zamanında da dışişleri bakanı olmuş birisidir. Şimdi birçok ABD üniversitesinde ders vermektedir. Bazı düşünce kuruluşlarının yöneticisidir. Dünya Yahudi lobisinin ileri gelenlerindendir. Dünyada Yahudi çıkarlarını koruyan önemli merkezlere öncülük eder. Dünya siyasetini iyi bilen çok ferasetli bir kadındır. Türkler hakkında çok olumsuz sözleri vardır. Mesela "Türkiye, Türklere verilemeyecek kadar büyük bir ülkedir" sözü ona aittir."

Aynı şekilde, bu söz İngiltere eski Başbakanı William Ewart Gladstone’a atfedilmiş vaziyette. İnternet kaynaklarında bu atfı yapan tek kişinin Türkiye Gazetesi yazarı Necati Özfatura olduğunu görüyoruz. Necati Bey’in tek başına bayraktarlığını yaptığı bu iddia da mesnetsizliği ve desteksizliği nedeniyle zayıf görünüyor.

Necati Özfatura’nın Türkiye Gazetesi’nde 2 Nisan 2015 tarihinde yayınlanan “Çanakkale Zaferinin Detayları” başlıklı yazısından:

"O günlerde The Times gazetesi "Hazırlanın, 1453'ün intikamını almaya gidiyoruz" şeklinde manşet atmıştır. Hatta o dönemin İngiltere başbakanı (Yahudi asıllı) Goldstone "Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir" demiştir."

Gelelim en kuvvetli iddiaya. Daha doğrusu işin aslına.

Cüneyt Ülsever, kendisine yöneltilen iddialar karşısında daha fazla dayanamayarak, Hürriyet Gazetesi’nde 20 Mart 2002 tarihinde yayınlanan “Türkiye’de ne sağ var, ne de sol” başlıklı köşesinde “Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” sözünü Batı dünyasının ülkemize yönelik bakış açısını aktarmak için kullandığını söylemiştir.

AÇIKLAMA: En son taşeronluğunu yüklendiği görev sinekten yağ çıkararak vatan hainlerini tespit etmek olan tetikçi, benim bir TV programında sarf ettiğim, ‘‘Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir’’ sözümü cımbızla bütününden ayıklamış ve beni de vatan hainleri safhına katmış. Onun bu tavrı eşyanın tabiatına uygun olduğu için önemli değil. Ancak, yanından kovulana kadar Apo'nun peşinde giden, şimdi de Müslüman kasabı Miloseviç ile karşılıklı hayranlık mektupları değiş tokuş eden bu yeni milliyetçinin peşine ülkücü arkadaşlar düşünce bu açıklama gerekli hale geldi.

Bütünü içinde o cümle Batı'nın bize bakış açısını anlatan bir konuşmanın sadece bir parçasıdır. Cümle onların ağzını yansıtmaktadır.

Konuşmanın bütününü görmek isteyenler Habertürk'ten kaset kayıtlarını (Avrupa Kulübü Programı-12.03.2002) isteyebilirler.

İlgililere duyurulur!

Yani Cüneyt Ülsever, sözü yansıtıldığı şekilde kötü maksatlı kullanmadığını, bilakis Batının bakış açısını tanımlamak için kullandığını 2002 yılında belirterek (ayağı sağlam basmayan) diğer iddiaların hepsini boşa çıkarmaktadır.

Bu açıklamaya rağmen Salih Tuna, Yenişafak Gazetesi’nde 16 Mart 2013 tarihinde yayınlanan “Ben böyle ‘nafile’ köşe yazarı görmedim” başlıklı yazısında bu sözü Hürriyet Gazetesi yazarı M. Yakup Yılmaz’a atfetmiş:

"Yok, hükümet "derleştirisi" ihtiyacınızı karşılıyorsa Cüneyt Ülsever"in yanında M. Yakup Yılmaz"ın lafı mı olur. Coştu mu, "Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir" derdi. (Galiba şimdilerde bir gazetede "ulusalcılık" falan yapıyor, Allah selamet versin.)"

Bir de, bu sözü başkasına atfetmeden kendininmiş gibi (utanmadan) kullananlar var.

(Mehmet Ali Birand’ı, Cüneyt Ülsever’i ve Madeline Albright’ı bu sözü söylediği iddiasıyla linç etme girişiminde bulunanlara adres göstermek gibi olmasın ama) Ergün Diler bu kişilerden biri.

Takvim Gazetesi’nden 18 Aralık 2013 tarihli “Kumpas” başlıklı yazısından gelsin:

""Türkiye kendi haline bırakılmayacak kadar önemli ve değerli bir ülkedir" diye çok yazdım! "Türkiye Türkler'indir" dense de ne yazık ki hiç olmamıştı! Ne kadar gözyaşı ve kan akıtsak da ülke sadece kağıt üzerinde bizimdi! Bunu bilmedik!.."

Dünyanın Güneşe Daha Yakın Olması Durumu ve M. Necati Özfatura

“Dünya, Güneş’e 1 santim/metre/kilometre bile daha yakın olsa sıcaktan kavrulur, 1 santim/metre/kilometre uzak olsa soğuktan donardı” miti, kamuoyunda oldukça yaygın.

M. Necati Özfatura, Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan 27 Kasım 2011 tarihli “Dünya ile ilgili bilgiler” başlıklı ve  13 Ağustos 2009 tarihli “Ay ve Güneş” başlıklı yazılarında  verdiği astronomik bilgilerle bazı hikmetlerin altını çizmeye çalışırken bu hataya düşmüş:

"Varsayalım Dünya Güneş'e yüzde 5 yakın olsaydı, yaşanamayacak kadar sıcak olurdu. Şayet yüzde 1 uzak olsaydı, Dünya buzullarla kaplı olurdu."

Yaygın kanının aksine, Dünya ile Güneş arasındaki mesafe sabit değildir. Dünya, Güneş etrafındaki yörüngesi boyunca Güneş’e milyonlarca kilometre yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Bu durum da, iddia edildiği gibi bir donma ya da kavrulma ile sonuçlanmamaktadır.

Eliptik yörüngesi nedeniyle yıl içinde Dünya Güneş’e birkaç milyon kilometre yakınlaşır ve tekrar uzaklaşır. Her yıl kış mevsiminin başlangıcında Güneş’e uzaklığımız 147.500.000 kilometre iken, yaz başlarken 152.500.000 kilometredir. Aradaki fark 5 milyon kilometredir.

dunya gunese daha yakin olsaydi miti

Evrimagaci.com‘da yayınlanan konuyla ilgili kapsamlı bir derleme şu şekildedir:

Yaygın kanının aksine, Dünya ile Güneş arasındaki mesafe sabit değildir. Bırakın 1 metre yakınlaşmayı, eliptik yörüngesi nedeniyle yıl içinde Dünya Güneş’e birkaç milyon kilometre yakınlaşır ve tekrar uzaklaşır. Her yıl kış mevsiminin başlangıcında Güneş’e uzaklığımız 147.500.000 kilometre iken, yaz başlarken 152.500.000 kilometredir. Aradaki fark 5 milyon kilometredir. Bu uzaklık iddia edilen 1 metrelik değişimin tam 5.000.000.000 (5 milyar) katıdır!

Dahası, Dünya'nın yörüngesi Güneş etrafında kusursuz bir elips de değildir. Dünya, eliptik olarak çizilen yörüngesi üzerinde bir o tarafa, bir bu tarafa durmaksızın yalpalar. Bu yalpalama hareketi, buradaki yazımızda sunduğumuz hareketli görsellerde net olarak gösterilmektedir. Birkaç metreyi bulabilen bu yalpalama, kısa süreli yakınlaşma ve uzaklaşmaların da herhangi bir etkisi olmadığını doğrulamaktadır.

Bu miti birçok diğer mitten ayıran özellik, aslında kısmen "deneysel" olarak iddianın saçmalığını ispatlayabiliyor olmamızdır. Mart 2011'de meydana gelen 9.0 büyüklüğündeki deprem öylesine güçlüydü ki Dünya'nın dönüş hızını arttırarak günleri 1.8 mikrosaniye kısaltmakla kalmadı, gezegenimizin kendi etrafında dönerken eksen eğikliği nedeniyle yalpalama miktarına tam 17 santimetre ekleme yaptı! Bu da, Dünya'nın Güneş etrafındaki hareketi sırasında kendi etrafındaki her bir dönüşünde Güneş'e fazladan 8.5 santimetre yaklaşıp, fazladan 8.5 santimetre uzaklaşması demektir. Hepimiz halen burada olduğumuza göre, iddia uydurmadır. Bu kadar basit. Üstelik bu, ilk defa da olmuyor. 2004'te Hint Okyanusu ve Sumatra bölgesinde meydana gelen 9.1 büyüklüğündeki deprem gibi diğer birçok deprem Dünya'nın yalpalamasına değişen miktarlarda eklemeler yapar (örneğin bu sözünü ettiğimiz son deprem 9 santimetre kadar ekleme yapmıştır).
Mitin, yukarıda verilen bilgiler ışığında güncellenerek yayılan halinde, Dünya'nın genel yörüngesindeki değişimlerin söz konusu yıkıcı etkilere sahip olacağı iddia edilmektedir. Yani Dünya Güneş'e 5 milyon kilometre yaklaşıp uzaklaşabilir. Ancak 5 milyon kilometre değil de, 5.000.001 kilometre yaklaşacak olsa yanacağı, benzer şekilde 1 kilometre fazladan uzaklaşacak olsa donacağı iddia edilmektedir. Bu da tamamen hatalıdır. Her yıldızın kütlesine ve parlaklığına göre değişen, suyun yüzeyde sıvı halde kalmasının mümkün olduğu bir “yaşam kuşağı” bulunur. Buna Goldilocks Bölgeleri adı verilir. 

Güneş’in yaşam kuşağı, ortalama tahminlere göre, kendisine yaklaşık olarak 108 milyon kilometre (0.725 Astronomik Birim, AB) uzaktaki bir yörüngeden başlayıp 448 milyon kilometreden (3 AB'den) biraz daha uzak bir yörüngeye kadar devam eder. Garanti olması adına, en güncel verilerle 2013 yılında yapılan çok daha tutucu tahminler, dış aralığı 250 milyon kilometre (1.67 AB) kadar uzağa çekmektedir. Kabaca 140 milyon kilometre genişliğe sahip bu yörünge aralığında, Dünya gibi uygun fiziksel ve kimyasal yapıya sahip gezegenler üzerinde yaşam için gerekli şartlar sağlanabilir. 

Dünya’yı alıp Güneş’den şu anda olduğuna kıyasla 20 milyon kilometre uzaklaştırsanız bile donmayız. Tabii ki bunun nasıl yapıldığı önemlidir. Bir anda Dünya'yı yerinden 20 milyon kilometre oynatacak olursanız, büyük ihtimalle canlılığın çoğunun (ama tümünün değil!) soyu tükececektir, evet. Fakat arda kalanlar, bu ani değişime bile evrim sayesinde adapte olup hayatta kalabilirler ve canlı çeşitliliğini yeniden inşa edebilirler, bu ihtimal vardır. Ancak eğer ki Dünya'nın yavaş yavaş 20 milyon kilometre uzaklaşmasından söz ediyorsak (örneğin yılda 1 metre ilerlerse), yaşam bu kademeli değişime yine evrim sayesinde kolaylıkla uyum sağlayacak; türlerin bir kısmı elense de çoğu evrimleşerek varlıklarını sürdürecektir (farklı türler de oluşsa). Bu mesafede ortalama sıcaklık daha az olacaktır, mevsimler farklılaşacaktır ama her şey donup veya yanıp da yok olmayacaktır. Bu tür kaotik değişimler (hatta kimi zaman daha ani ve fena olanları) evrim tarihinde sıklıkla yaşanmıştır ve canlılık bunların üstesinden gelebilmiştir. Dünya'nın yörüngesi üzerinde bol miktarda hata payı vardır ve bu aralıktaki değişimler, Dünya üzerindeki hayatı ya da ekosistemi ciddi anlamda etkilemeyecektir. Etkilese bile, bu değişimler canlılık tarafından adaptasyon yoluyla evrimleşerek tolere edilebilecek düzeyde olacaktır. Beloit Koleji astronomu ve Cornell Üniversitesi mezunu Prof. Dr. Britt Scharringhausen bunu şöyle izah ediyor:

"Dünya'mızın yörüngesindeki büyük bir değişim iklimlerimizi etkileyecektir ve birçok türün soyunu tüketecektir. Ancak Dünya üzerindeki yaşamı tamamiyle yok etmek için Dünya'nın yörüngesinin yüz binlerce kilometre değişmesi gerekir. Hatta bu bile yeterli olmayabilir!"